Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

GÜLLÜK GÜLİSTANLIK TÜRKİYEM

Devletlû demin Partisi'nin Kadın Kolları'nda bir konuşma yapıyordu Gâziantep'te. "Ayrımcılık yapanlara kanmayın, bunlar kendi fildişi kulelerinde oturup ahkâm kesen zavallılar" filân diyor; sonra da soruyor: "Var mı ayrımcılık"! Güruh "yoook" diyor ama cılız, Devletlû öfkelenerek iki kere daha soruyor ve şûlebaşlı, türbanlı, haremlik selâmlık düzeniyle oturtulmuş güruh bağıra bağıra "yoook" diye haykırıyor.

Ne yapsınlar, öyle bir öfkeli ki, Allah bilir inip hepsini döver! Bu arada öfkesinin çok güzel bir şey olduğunu ve millî gelirin nasıl arttığını anlatıyor. Memleketin nasıl satıldığından dem vurmuyor ama soruyor "millî gelirimiz ne kadar çok arttı, diiil miiii". Güruh artık otomatik viteste ve "eveeeet" diye çılgıncasına bağırıyor. İyi de, onlara sâdece sadaka kömür ve öbür dünyâda saadet vaat ediliyor. "Memlekette huzur yok diyeni vurun" diyecek de, diyemiyor âdeta. "Sayın Baykal" diye başladığı her cümle "sen niyet okuyuculuğu yaptın" filân diye devam edip hakaretamiz hâl alıyor. Peki, bu arada memlekette neler oluyor?

***

DTP'liAhmet Türk ile diğer vekiller, Diyarbakır'daki Nevruz kutlaması törenine tek tip kıyafetle katılıyorlar. Kutlamalar ayrılıkçıların provokasyonuyla geçiyor. Meydanlarda Apo posterleri açılıyor, halk önderi diye takdim ediliyor. Nevruz ilk defa Bağlar Semti'nde özel olarak hazırlanan 70 bin metrekarelik alanda kutlanıyor. DTP'li yöneticiler şalvar, gömlek ve yelekten oluşan yöresel kıyafetle geldikleri miting alanında üzerinde Kürtçe, Öcalan lehine sloganlar atıyorlar. Mitinge DTP'denAhmet Türk, Aysel Tuğluk, Akın Birdal, Gülten Kışanak, Selahattin Demirtaş ile Leyla Zana, Selim Sadak ve Osman Baydemir katılıyor. Baydemir "hükûmetin paketinden kabak çıktı. Isıtın, pişirin kabağı ama artık yenilmiyor" diyor ve Ahmet Türk de "biz burada yumurta tokuşturmuyor gelecek inşa ediyoruz buyuruyorlar. Leyla Zana ise "Kürtler'in demokratik özerklik talebi var. Kürtler bugün bunu istiyor. Yarın bu elbise bana küçük geliyor derse o zaman başım gözüm üstüne" diyor ve PKK elebaşı Öcalan'ın 2010'da aralarında olacağını iddia müjdeliyor. Mitingin büyük bölümü Öcalan'lı şova ayrılıyor; mesajının okunmasından sonra "Kürt halk önderi Sayın Öcalan'a yönelik tecrit politikasına karşı 5 dakikalık oturma eylemi yapalım" anonsu duyuluyor ve sesi dinletiliyor.

Okumaya devam et
  3545 Hits
  0 yorum
3545 Hits
0 yorum

Bir Cümlede 4 Hata: Nobelli Yazarımız!

Adana Seyhan'da düzenlenen bir konferansta konuşma yapan Prof. Dr. İlber Ortaylı, NOBEL ödüllü Orhan Pamuk için ilginç bir tesbitte bulundu. Ortaylı, bir dinleyicinin Pamuk'la ilgili sorusu üzerine şunları söyledi.

Kaleme aldığı bir eserde şöyle bir ifâde geçiyor: "İmam ikindi namazı saatinde caminin balkonuna çıkarak ikindi ezanını okudu." Bu toplumun gerçeklerini, inançlarını bilen her insan bilir ki, bir kere namazın saati olmaz, vakti olur. Saat ayrı, vakit ayrı bir kavramdır. Câmilerde balkon yoktur, minârenin şerefesi vardır. Ezanı da imam okumaz, müezzin okur, o da şerefeye çıkmaz, içeriden okur. Bu örnekle de sâbittir ki kişiler kendi içinden çıktıkları toplumu bilmeden bir şeyler yapmaya çalıştıklarında doğru şeyler yapmazlar, yapamazlar."

İlber Ortaylı'nın söyledikleri sâdece bir cümle için! Bir de bu hayırlı vatan evlâdı numûnesinin "Türkler bir milyon Ermeni'yi, otuz bin Kürt'ü öldürmüşlerdir" vecizesini ağzını burnunu yamultarak söyleyişini hatırlayın...

ed]

Helâl olsun benim Pamukçuğuma, yakışır ona her güzellik. Yakında Eskimolar'ın buzdolaplarını nasıl kullandıklarından bahseden yeni bir romanı da çıkıyormuş. Bu sefer de, Con Ahmet'in devr-i dâim makinesini "Erke Dönengeç" diye yeniden icat eden mütekâit paşalarımızla beraber OSCAR vereceklermiş.

Okumaya devam et
  4044 Hits
  1 yorum
4044 Hits
1 yorum

ŞUNDAN BUNDAN…

 

Önce şu görüntüleri bir seyredin:

ve

Yetenek Sizsiniz Türkiye (bu ismi tek olarak söyleyince şöyle oluyor: Yeteneksizsiniz Türkiye) adlı yarışma programında Hülya Avşar, 4 yaşındaki baterist Baha Bayırlı’nın onun poposunu öptü!

Hülya Avşar: Seni yüzükoyun yatırmak lâzım. Pantolonu çıkartmak lazım, sonra o popoyu… Öpeceksin öpeceksin…

Baha Bayırlı jüri üyeleri Acun Ilıcalı, Hülya Avşar ve Sergen Yalçın’a “acıkmışsınızdır alın” diyerek birer mandalina verdi. İnanılmaz bir sevimlilik…

Hülya Avşar dayanamadı ve Baha Bayırlı’nın poposunu ısırdı. Allah’tan Baha Bayırlı pantolonunun çıkartılmasına izin vermedi.

Hülya Avşar: Hani poponu ısıracaktım.

Baha Bayırlı: Yine mi?

Hülya Avşar: Geleyim mi?

Baha Bayırlı: Gel.

Hülya Avşar: Ne yapacam biliyor musun?

Baha Bayırlı: Popomu ısıracaksın.

Hülya Avşar: Bu sefer pantolonunu indirip ısıracam.

Baha Bayırlı: Öyle mi?

Hülya Avşar: Korkmuyor musun?

Baha Bayırlı: Korkuyorum.

Hülya Avşar: Hadi başla şimdi ısırırcam acır.

Baha Bayırlı: Başlıyorum.

Ben bir psikiyatrım ve milyonların önünde, bu yaştaki bir çocuğa, böylesine alenî pedofilik espriler yapılmasının son derecede hatalı olduğunu duyurmak istiyorum.

Nerede RTÜK?

Devletlû’nun emriyle “the greatest love maker”’ın (Kanunî için Birinci Başhanımefendi Semra Özal’ın kırdığı pottur: “low” diye okunması icap eden kelimeyi “lav” diye telâffuz edince, Lady Diana gülmekten perişan olmuştu) hayatının anlatılışının değiştirildiği bu günlerde, bu alenen yanlış işe neden bir şey denmez?

]

***

Şimdi de son günlerin polemiğine gelelim.

Devletlû şöyle demişti:

]

Irkçılık şeytandan mıdır bilmem ama kelimeyi kullanışı doğrudur.

Okumaya devam et
  4535 Hits
  2 yorum
4535 Hits
2 yorum

MİLLET OLMAK NE DEMEKTİR?

Hâlen Kütahya Yoncalı’daki Ulusal Tıp Günleri-3 toplantısındayım. Bu, kendini Türk hisseden her hekimin tamamen kendi cebinden ödeyerek başarıyla yürüttüğü üçüncü buluşmamız. Yoksa bütün boyalı basında duyurulurdu zâten…

Dün şifâhen yaptığım konuşmayı yazılı hâliyle klavyeye alıyorum. Bunu yazarken hiçbir kaynağa da bakmıyorum; bugüne kadarki birikimime dayanarak bilgisayarımın önüne oturdum.

Millet ve ulus kelimelerini tamamen aynı anlamda kullanacağım; bu konudaki bâzı tarafgirliklere saygım var ama bu ayrım aslında bizi bölmek için uydurulmuş yapay bir “ötekileştirmedir” düşüncesindeyim.

İlk Honimoidler (insanımsı insanımsılar) ve Hominidler (insanımsılar) Doğu Afrika Kıt’asında evrimleşti. Homo Neanderthalenis, Homo Erectus ve cro-Magnon adamları da birbirlerine yakın zamanlarda dünyâda yerlerini aldılar.

Homo Sapiens yaklaşık 200.000-250.000 sene önce aynı bölgede evrimleşti ve son 100.000 sende de beyni şimdiki hâlini aldı, Homo sapiens sapiens oldu. Bunun anlamı “farkında olduğunun farkında olan adam” demektir.

Bu insanlar kabaca 40 ilâ 60 bin sene önce Afrika’dan çıkıp bütün dünyâya yayıldılar. Hint’e, Çin’e, Kuzey Avrupa’ya, Anadolu’ya doğru yürüdüler ve bu arada mozaik adaptasyonlarla cilt renkleri, boyları, kemik yapıları değişime uğrasa da, bütün insan türü tek bir ırktır. Meselâ çok yakın akraba olan atla eşek çiftleştiğinde ortaya güçlü ama kısır bir hayvan olan katır çıkar; yâni üremesi mümkün değildir. Hâlbuki Afrika’daki Buşmanlar’la kutuplardaki Eskimolar aynı şeyi yaparlarsa dahi, nur topu gibi çocukları olur.

Yâni, hepimiz kardeşiz!

Irkçılık ve etnik bölücülük, bizatihi en büyük insanlık düşmanlığıdır.

Son büyük Buz Çağı’nda Amerika’ya, akabinde Avustralya’ya kadar yayıldı insanoğlu…

Önceleri avcı-toplayıcıydık ve sürekli olarak yer değiştiriyorduk. Son derecede sosyal bir hayvan olduğumuz için, atalarımız hemen âileler kurup bir arada yaşamaya başladılar. Zamanla bunlar çok genişledi, büyük (250-300) kişilik gruplar hâline geldi. Bu kadar büyük grubu alfa-dominant erkekler denetleyemeyince, ortaya bir grup bölücü çıktı; bir miktar kavga gürültüyle de olsa, ayrılıp kendi yerleşkelerini kurdular; tıpkı arılsarın oğul vermesi gibi. Bu sâyede de genetik kirlenmenin önüne geçildi, memetik (kültürel) alışveriş de ufaktan ufaktan başladı…

Okumaya devam et
  13481 Hits
  7 yorum
13481 Hits
7 yorum

TÜRKİYE’YE NE OLACAĞIYLA İLGİLİ KANAATLERİM-1

Değerli Mekâncılar,


Ouroboros

En kısa ve özet olarak tahminlerimi yazacağım:

-Türkiye’de büyüsel düşünce gâyet bilinçli olarak yerleştirilerek, akılcılık öldürülmektedir.

-Gelişim nörobiyolojisine ve psikolojisine tamamen ters düşecek bir şekilde, 5 yaşındaki çocuklar ilkokula başlatılmakta ve beyinleri “din” adına hurafelerle yıkanmaktadır. Hâlbuki Hollanda’da dahi bu başarılamadığı için vaz geçilmiş olup, en erken 6 yaşta (o da anaokulu eğitimi iyi verilmiş olması şartıyla) ilkokul başlanır; bir çocuğun akılcı düşünceye kavuşması en erken 7, sosyal empati kurabilmesi ise 9 yaşta mümkündür.

-Tamamen aynı mekanizmayla insanları peşinden sürükleyen dogmatik vasıflı Komünizm, Ateizm, Diyalektik Materyalizm gibi ideolojik dinlerle, bilim-dışı bir safsata olan Psikanalizle de genç psikiyartların, psikologların, psikolojik danışmanların, tıb talebelerinin, hâtta hemşirelerin beyinleri yıkanmaktadır. Gelecek nesillere sağlık hizmetini verecek olan kadrolar bunlar olacaktır.

-Bunlara muhalefet etmenize veya eleştirmenize de asla müsaade edilmemekte, eleştirel bir konferans vermeniz dahi engellenmektedir.

Okumaya devam et
  4656 Hits
  1 yorum
4656 Hits
1 yorum