Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

Mars'a Seyahat

Sevgili Mekâncılar,

Mars’a yerleşecek kolonicilerin akıbeti hakkında ilginç bir teori ABD'den

geldi. ABD'li akademisyenler, burada yaşayacak kişilerin evrim geçireceğini

iddia etti. 

 

Mars’ta koloni kurmak için kolları sıvayan Amerikan Havacılık ve Uzay

Dairesi'nin (NASA), bu plan çerçevesinde çözmesi gereken ilk sorun Mars’ın

insanoğlunun hayatına elverişsiz yapısı.

*** 

Ancak bu sorun ortadan kaldırılıp Mars’ta ilk insan kolonisi kurulduğunda

buraya gidecek insanları ilginç bir süreç bekliyor olacak.

***

Zira bir iddiaya göre Mars'a koloni kuracak astronotlar evrim geçirecek.

Bu iddianın sahibi ABD'deki Rice Üniversitesi'nde evrim üzerine araştırmalar

yapan Dr. Soloman'a göre, burada yaşayacak olan kolonicilerin ten renkleri

koyulaşacak, yer çekiminin gezegenimize olan farkından dolayı burada

yaşayan kişilerin kemikleri kalınlaşacak.

***

Ay'a ise ilk defa Yuri Gagarin ayak basmış ve garip bir kazada katledilmişti!

 

yuri gagarin ölümü ile ilgili görsel sonucu

 

Evrim devam ediyor.

Bilimsel düşünce rehberimiz, akıl ve hikmet de yol göstericimiz olsun.

Dilerim öyle olur…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 18 Ekim 2017 

Okumaya devam et
  1348 Hits
  0 yorum
Etiketler:
1348 Hits
0 yorum

MARS'A YOLCULUK

Uzun senelerdir tartışılan bir konuda nihayet bilim adamları anlaştılar. Mars gezegeni gece gökyüzünde olan en parlak objelerden biridir, onu çıplak gözle kolaylıkla parlak kırmızı bir yıldız olarak görebiliriz.

mars ile ilgili görsel sonucu

***

Her iki yılda bir, Mars ve Dünya en yakın noktalarına ulaşırlar, buna “karşı konum” deniyor. Bu olduğunda Mars, Dünya’ya 55.000.000 km kadar yakın olabiliyor. her iki yılda, uzay ajansları Kızıl gezegene uzay aracı yollamak için bu yörüngesel yerleşimin avantajını kullanıyorlar. Zaten uzun senelerdir süren hayatın atom-altı bir kuyruk yıldızla bir kaynaklandı, Hublle teleskopuyla en son yapılan gözlemlere göre üzerinde su olduğu da gözlemlenince, artık bu işi yapmak eminim ki çok kolaylaştı…

***

Peki, Mars’a gitmek  ne kadar sürüyor?Dünya’dan Mars’a olan toplam yolculuğun zamanı, fırlatmanın hızına, Dünya ve Mars’ın hizalanışına ve uzay aracının hedefine ulaşması için gereken yolcuğun zamanına dayanarak, 150-300 gün arasında değişiyor. Aslına bakarsanız, ne kadar yakıt yakmaya istekli olmanız zamanı etkileyen birinci faktör. Daha fazla yakıt, size daha kısa yolculuk zamanı olarak geri deniyor elbet; ama bu da maliyetin artması anlamına geliyor.

Mars’a gitmenin tarihi

Dünya’dan Mars’a olan seyahati tamamlamayı başaran ilk mekik NASA’nın Mariner 4’üydü. Mekik, 28 Kasım 1964 tarihinde fırlatılmıştı ve Mars’a 14 Haziran 1965 tarihinde başarılı bir şekilde, 21 fotoğraf çekerek ulaşmıştı. Mariner 4’ün toplam uçuş zamanı 228 gündü.

***

Mars’a olan bir sonraki başarılı görev Mariner 6’nındı;  25 Şubat 1969’da fırlatılan mekik, gezegene 1969’un 31 Haziran’ında ulaştı. Uçuş zamanı yalnızca 156 gün sürdü. Bu yolculuğu, Mariner 7’de başarılı bir şekilde bitirmiş ve bunun için sadece 131 güne ihtiyaç duymuştu. Mars etrafında ilk kez başarılı bir yörünge dönüşüne giden Mariner 9, 1971’in 30 Mayıs’ında fırlatılmış ve 13 Kasım 1971 tarihinde 167 günlük bir sürecin sonunda yörüngeye varmıştı. Mars keşifleri için zaman modeli, 50 yıla varan süredir sabit halde duruyor: yaklaşık 150-300 gün.

Daha fazla örnek vermek gerekirse:

  • Viking 1 (1976) => 335 gün
  • Viking 2 (1976) => 360 gün
  • Mars Reconnaissance Orbiter (2006) => 210 gün
  • Phoenix Lander (2008)=> 295 gün
  • Curiosity Lander (2012)=> 253 gün

Neden bu kadar uzun sürüyor?

Mars’ın yalnızca 55 milyon km uzakta olduğu gerçeğini dikkate alırsak ve mekiğin saatte 20.000 km hızınınım doruğunda yolculuk aldığını düşünürsek, mekiğin seyahati 115 günde tamamlamasını bekliyor olabilirsiniz; fakat daha uzun sürüyor. Bunun  asıl sebebi, hem Dünya’nın hem de Mars’ın, Güneş etrafında yörüngede dönüyor olmaları. Mars’a direk nişan alıp roketlerinizi öylece ateşe verip gidemiyorsunuz; çünkü öyle yaptığınız takdirde oraya vardığınız zaman, Mars çoktan hareket etmiş olur. Bunun yerine Dünya’dan fırlatılacak olan uzay mekiğinin, tam da Mars’ın olacağı noktaya hedef alınması gerekiyor. Bu da, seyahati bizim gibi faniler için artık imkânsız kılıyor

***

Diğer bir sınırlama ise yakıt. Eğer sınırsız miktarda bir yakıt olsaydı, uzay mekiğinizi direk olarak Mars’a nişan alır, roketlerinizi yolculuğun yarısına kadar ateşlerdiniz, sonra da dönüp  yolculuğun diğer yarısında hızı keserek ilerlerdiniz. Böylece yolculuğun zamanını sabit olandan, bir oran azaltabilirdiniz ama bunun için ihtiyaç duyulan yakıt, bilinen imkânların dışında.

Mars’a en düşük miktarda yakıtla nasıl gidilir?

Mühendislerin öncelikli endişesi, bir uzay aracını Mars’a en düşük yakıt kullanımıyla nasıl götürebilecekleridir. Robotlar uzayın saldırgan ortamını pek umursadıklarından dolayı roket fırlatışının maliyetini düşürebildiğiniz kadar düşürmek gayet mantıklı bir hâl alıyor.

***

NASA mühendisleri, bir uzay mekiğini Dünya’dan Mars’a en az miktarda yakıtla yollamayı olası kılmak için Hohmann Transfer Yörüngesi (ya da Minimum Enerji Transfer Yörüngesi) denilen yolculuk tekniğini kullanıyorlar. Teknik ilk olarak, 1925’te bu manevranın ilk açıklamasını yayınlayan Walter Hohmann tarafından ileri sürüldü.

Roketinizi direk Mars’a hedef almak yerine uzay mekiğinizin yörüngesini arttırıyorsunuz, böylece Güneş etrafında Dünya’dan daha büyük bir yörüngeyi izliyor. Sonuç olarak bu yörünge, Mars’ın yörüngesiyle kesişiyor, üstelik tam da Mars’ın orada olduğu an.

Eğer fırlatmayı en az yakıtla yapmayı istiyorsanız, uzun yolu seçip yörüngeyi artırmanız ve Mars’a olan yolculuk süresini yükseltmeniz gerekiyor.

Mars’a olan yolculuk zamanını düşürmek için diğer fikirler

Bir uzay mekiğinin Mars’a ulaşması için 250 gün beklerken biraz sabra ihtiyaç duysak da, eğer insanları yolluyorsak, tamamen farklı bir itiş gücü metoduna ihtiyaç duyabiliriz. Neden mi? Uzay saldırgan bir ortam ve gezegenler arasındaki uzayda bulanan radyasyon,  astronotlara uzun dönemde ciddi sağlık riskine yol açıyor.

Arka plandaki kozmik ışınlar, kansere sebebiyet veren bir radyasyon barajı görevini de üstleniyor; ama daha büyük bir risk var, o da korunmasız astronotları birkaç saatte öldürebilen, güçlü güneş fırtınaları!

Eğer yolculuk zamanını düşürebilirseniz, astronotların radyasyona maruz kaldıkları zamanı düşürürsünüz ve buna ek olarak dönüş yolculuğu için gerekli kaynakları azaltmış olursunuz.

***

Nükler yakıtla gitmek

Fikirlerden biri olan nükleer rokette, işlenmiş sıvıyı (hidrojen gibi), bir nükleer reaktörün içinde yoğun sıcaklıklarda ısıtabiliriz ve sonra onu roketin ağzından dışarıya yüksek hızlarda boşaltarak bir itiş gücü oluşturulabiliriz. Kimyasal reaktörlerden daha yoğun enerjiye sahip olan nükleer reaktörler ile daha az yakıt ile daha hızlı itiş elde edilebileceğinden; nükleer bir roketin yolculuk zamanını 7 aya kadar düşürülebileceği öne sürülüyor.

Manyetikle gitmek

Bir diğer öne sürülen teknolojinin adı Değişken Özel İtki Magnetoplasma Roketi (VASIMR). Elektromanyetik motordan oluşan sistem, radyo dalgalarını kullanarak püskürtücüyü iyonize ediyor ve ısıtıyor. Bu plazma adı verilen, iyonize olmuş bir gaz oluşturuyor; bu da daha sonra uzay mekiğinin arkasından dışarıya bırakılırken manyetik etki yaratarak, yüksek hızda itici kuvvet oluşturuyor. Eski astronot Franklin Chang-Diaz, bu teknolojinin gelişmesi için öncü oluyor ve bir prototipinin Uluslararası Uzay İstasyonu’nda Dünya üzerindeki seviyesini koruması için kurulması beklentiler arasında. Mars’a olan bir görevde, bir VASIMR roketinin seyahat zamanını 5 ayın altına düşürebileceğine inanılıyor.

Anti maddeyle gidelim

Muhtemelen, en alışılmadık önerilerden biride, bir anti-madde roketi kullanmak olsa gerek. Parçacık hızlandırıcılarda yaratılacak bir anti-madde makul olasılıkla kullanabileceğiniz en yoğun enerji. Atomun maddesi atomun anti-maddesiyle buluşunca, bunlar saf enerjiye dönüşüyorlar ve Albert Einstein’ın ünlü E=mc2 denkleminde varsaydığı gibi sadece 10 miligramlık anti-madde, insan taşıyan mekiği sadece 45 günde Mars’a ulaştırabilir. Ama mümkün olsa bile çok az miktarda anti-madde üretmek  için bile 250 milyon Dolar’a ihtiyacımız var.

Mars’a yapılacak gelecek yolculuklar

Mars’a gidiş yolunun süresini kısaltmak için inanılmaz teknolojiler teklif edilse de, mühendisler denenmiş ve doğru bildikleri minimum enerji transfer yörüngesi metodunu kimyasal roketleriyle kullanmaya devam edecekler. NASA’nın, 2013’te başlatacağı, MAVEN görevi de bu tekniği kullanacak; buna ek olarak ESA’nın Dış Mars (ExoMars) görevleri de aynı tekniği izleyecek. Diğer tekniklerin yaygınlaşması ve Mars’a olan yolculuğun yarı yarıya azalması için önümüzde daha onlarca yılın olduğu gözüküyor. Ama kim bilir belki de düşük maliyetli yeni bir teknoloji geliştirilir ve o kadar beklememiz gerekmez.

Diyelim ki ben ve ailem gitmeye karar verdik.

Bu durumda bir çeşit tersine evrim yaşanmak zorunda kalacak.

Önce sonra virüsler, sonra, arkhea denen en küçük canlı birimleri, sonra en küçük bitkiler, akabinde de diğer şeylerin taşınması gerekecek.

ABD Uzay ve Havacılık Dairesi'nin (NASA), uzay aracı Spirit’in 2007'de çektiği fotoğraflarda Mars'ta daha önce hayat olduğuna dair izler bulunduğu ileri sürüldü. Fotoğraflarda görülen bazı yapıları aslında mikro canlıların oluşturduğu ve bu izlerin mikrobik düzeyde hayat olduğunu gösterdiği düşünülüyor.

 ***

Nature Communication isimli bilimsel dergide çıkan bir makaleye göre; uzay aracının 2007’de Gusev krateri yakınlarında fotoğrafladığı toprak, taş ve tozdan oluşan regolit tabakası ve kayalıklı yüzeylerde büyük ihtimalle biyo-izler olduğu kaydediliyor.

Regolitin ve kayalık yüzeylerin opalin silikadan meydana geldiği belirtiliyor. Uzmanlar bu kayaların arasında tıpkı Dünya'daki gibi, tek hücreli canlıların oluşturduğu stromatolit isimli yapıların bulunabileceği ihtimali üzerinde çalışıyor.

***

Sadece Batı Avustralya’daki Köpekbalığı Körfezi ve Şili’deki El Tatio gayzerinde bulunan stromatolitler Dünya’da en eski hayat şekli olarak kabul ediliyor.

Demek ki yeniden canlılık öncesi olan stromatolitler oluşturulacak,

İnce bir atmosferi olan Mars gerek Ay’daki gibi meteor kraterlerini, gerekse Dünya’daki gibi volkan, vadi, çöl ve kutup bölgelerini içeren çehresiyle bir dünya benzeri gezegendir. Ayrıca dönme periyodu ve mevsim dönemleri Dünya’nınkine çok benzer. 2 adet uydusu bulunmaktadır.

Mars’taki Olimpos Dağı adı verilen dağ Güneş Sistemi’nde bilinen en yüksek dağ ve Marineris Vadisi adı verilen kanyon en büyük kanyondur.

Ayrıca Haziran 2008’de Nature dergisinde yayımlanan üç makalede açıklandığı gibi, Mars’ın kuzey yarımküresinde 10.600 km. uzunluğunda ve 8.500 km. genişliğindeki dev bir meteor kraterinin varlığı gösterilmiştir.

Mars Haberleri

Anlaşılan bu seyahat o kadar sürecek ki, belki de dünyadaki hayatın çoğu çoktan ortadan kalkmış olacak ve gelecekteki muhtemelen kocaman kafalı, telepatiyle anlaşan, uçarak haberleşen ve tamamen ruhani şekilde iletişim kuran bilim adamları buraya bir yerlerden (en yakını Dünyamız), çevresindeki uydulardan veya diğer uzay cisimlerinden Oksijen taşıyacaklar.

***

Peki, daha Ay’da bile kolonileşmeyi başaramamış olan insanoğlu bunu nasıl yapacak?

Önce çok dayanıklı astronotlar bulunacak, orada güvenilir barınaklar inşa edilecek ve burada ne kadar malzeme varsa, hepsini oraya taşıyacaklar.

Sonra güvenilir yerleşim bölgeleri inşa edecekler ve adeta tersine çevrilmiş bir film gibi her şeye tekrar başlanacak.

***

Sonra da önce kanallara su pompalanacak, göktaşları berhava edilecek ve Mars’ın Güneş’ten ortalama uzaklığı yaklaşık 230.000.000 Km. (1,5 AU), yörünge süresi ise 687 Dünya günü olduğuna göre, yeni takvimler de icat edilmek zorunda kalınacak..

Mars günü Dünya gününden biraz daha uzun olup, tam olarak 24 saat, 39 dakika ve 35,244 saniye olduğuna göre, önce en elitler, sonra daha orta sınıf, sonuçta da işçiler oraya taşınacak ve aynen Dünyamızda olduğu gibi Oksijen ve Nitrojen’den oluşan bir atmosfer oluşturulacak.

***

Peki, öyle herkes gidebilecek mi?

Hiç sanmam…

Önce torpilli elitler, sonra orta sınıftan gönüllüler, en sonunda da ırgatlar gidecek ki, orada barınaklar inşa etsinler, her şeyi yoluna koysunlar ve bizler de rahatça uzanıp keyfimize bakalım.

Peki, bu insanoğluna ne kazandıracak?

***

3.5 milyar sonra olacak olan bizim evrenimiz için “Kıyamet Kopmasından” kurtulunca ve aynen burada da her şeye yeniden başlanacak.

İşte ben şimdi nasıl üzülmem…

Bizim neslimizin buna vakti de parası da yetmez.

Gene de bir şansımızı deneyeceğiz ama korkarım pek şansımız yok.

İdare gene demokratik mi olacak?

Hiç sanmam çünkü ancak otoriter bir idare ile yönetilirse orada yaşanabilir.

Peki, burada yaşayacak olanların dini olacak mı, orada da aynı şeyler cereyan edecek mi? Bunu ancak çok uzun bir süre sonra görebileceğiz.

Gönlüm istiyor ki, ilk gidenler arasında Türkler de olsun.

Hep bilimle ve sevgiyle, en önemlisi dayanışmayla kalalım.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 28 Kasım 2016 Pazartesi

Okumaya devam et
  2544 Hits
  0 yorum
Etiketler:
2544 Hits
0 yorum

MARS’TAKİ SU

Mars’ta su var mı yok mu diye senelerce, belki de çok eski medeniyetlerce tartışıldı. Tabii ki var ve H20 nerede mevcutsa, orada da hayat var demektir. İyi de, bu suyun katı, sıvı, buz veya sıkışmış özellikte mi, yoksa çok aşırı derecede zehirli olduğu anlaşıldı mı? Net değil şimdilik…

***

Diyelim ki bu su tam da dünyadaki gibi; içindeki Karbon ve Silisyum oranı aynıydı ve aynen –iddia edildiğine göre- orada da evrim Karbon Monoksid veya sülfir oksid gibi havada üreyemeyen bir ortamda (niş: niche) ilkel bakterilerce veya Archea denen ve bütün gök taşlarında bulunan, hiç eskimeyecek olan Panspermi kuramına göre, sürekli olarak kuyruklu yıldızların arkasındaki kuyruktan dünyamıza ve bütün kâinata yayılan organik moleküllerce başarıldı…

***

Mavi ve kırmızı algler de gelişmişti. 75 milyon sene önce Mars’ta da bir Kızıl Okyanus vardı ve düşen bir dev gök taşı sebebiyle müthiş miktarda Azot gazı patlamış, büyük depremlere yol açmış ve hayatın %99’u orada da ortadan kalkmıştı.  

***

Farz edelim ki Uzaylılar tarafından taşınılan ve özellikle Güneş’e olan açısı ve dönüş sür'ati benzer taşıdığı için, özellikle burası seçildi ve Hem Mars’a, hem de dünyaya hitap eden Uzay istasyonları kuruldu. Bu uzaylılar da nedense genellikle ABD veya İzmir tarafında görülür. Hâlbuki çoğu ya silindir, ya tabak ya da puro şeklindedir ve hep de onların bizden daha ileri seviyede olduğu düşünülür.

***

Diyelim ki Galaksimizin tam ortasındaki kocaman Karadeliğin içinden geçip, öbür taraftan canlı çıkmak mümkün hâle getirildi…

Diyelim ki bir solucan deliğinden geçildi ve öbür tarafta Küçük Yeşil Adamlar çıktılar ortaya ve Teksas’taki bir Kanun Koruyucusunun (ranger) evinin önüne park ettiler.

***

Diyelim ki bunlar Nükleer Savaşın ve kanserin, AIDS’in, sarkomun ve her türlü hastalığın (Psikiyatrik Bozukluklar dâhil) çaresini biliyorlardı ama konuştukları lisan bir tuhaftı!

Diyelim ki bu garip koca kafalı ve göreceli olarak vücutları ufalmış, telepatiyle anlaşan ve üremek için tamamen sanal cinsel ilişki kullanan, maddeyi ve mânâyı aşmış ama ağzını açıp konuşamayan varlıklar hiç üreme ihtiyacı da duymuyorlar ve televizyon, radyo veya facebook gibi mecralara sahip değildiler.

***

Diyelim ki bunlar ölümsüzdü ve Tanrı diye bir şeyin varlığı yahut yokluğu konusunda hâlâ kafaları karışıktı ve “acaba her şeyi izah edecek tek bir güç var mı” diye şaşkındılar.

Diyelim ki bunların artık felsefeye (hikmet aşkına) de ihtiyaçları kalmamıştı ve bir Panecea (deva-i kül: her şeye iyi gelen ilaç) da icat etmişleri. Belki de hepsi imana gelecekti veya Andromeda’da Kilise kuracaklardı.  

***

Ama gelin görün ki, ne de olsa Pax Americana (şimdi her yeri bombalatan barışçıl güç) oraya da ulaşmıştı. Şimdilik kendi hâline bırakmışlardı ama Uzay Gemileri de her yere mevzilenmişti.

***

Ayrıca, hep step dansı yaparak ve gaz çıkararak anlaşıyor, hiç kelâm kullanmıyorlardı.

***

Diyelim ki bunlardan biri Teksas’taki bir çiftliğe indi ve kendi lisanıyla (step dansı yaparak ve gaz çıkararak) bunları anlatmaya çalıştı fakat çiftliğinde içtiği viskiden şuuru bulanmış bir Amerikalı da “bu deli mi” diye bağırarak, mavzerini kaptığı gibi, zavallıyı alnından vurdu! Önceden de aralarında şöyle bir sohbet geçmişti: “Dost musunuz”? “Yes man (evet adamım); öyle sayılırız”. “Peki, ben bunu nereden anlayacağım, İngilizce biliyor musunuz”?

***

Şimdi düşünelim, acaba Gamov’un 1978’de iddia ettiği gibi, bunlar vardı ama öyle zırt pırt gidip gelmeleri pek güçtü.

Ben şimdi soruyorum; bu kadar iyi bilinen bir tarihsel süreç ve hakkındaki kuramlar oldukça iki bilinirken, neden bütün dünyanın gündeminde Mars’taki su var?

***

Burada her gün şehitler verilirken ve analar ağlarken, bu mu kaldı üzerinde tartışılacak konu?

Hâlâ iktidar kurulamamış, o buna, bu şuna kafa tutmakta. Üstelik Digiturk de Katar Şeyhine satılmışken! Acaba Arabistan mı hücum edecek yoksa merhametten içimize taş düşen mülteciler mi burayı istila edecek?

Çok baskı var üzerimizde ailecek, D Smart’a geçin filan diyorlar. En kötü ihtimalle, bahçedeki uydu antenlerinin örtülerini çıkarırız ama bu “aptal kutusu” olmadan da yaşamayız.

***

Bu arada, Kürt kökenli olup da, tam keşişlere veya filozoflara (hikmet arayan kişilere) yakışan bir Türk ilk defa, hem de evrim kuramını da, tıbbı da, her şeyi de alt üst edecek bir kişi ilk defa Nobel aldı. Eğer ABD’ye bir gidebilirsem bu yakınlarda, kendisine dostlukla elimi uzatacağım; “helâl olsun Aziz Bey, sizi en derin kardeşlik ve sevgi duygularımla kucaklıyorum” diyeceğim. Beyin göçünde, hele bu devirde, asimile olmaksızın, tamamen kendi gayretiyle bugünlere geldiği için de alnından öpeceğim.

ed]

Tam bir dâhi ve ve sanırım feylesof; üstelik Meslekdaş...

***

Mardin doğumluymuş, hasar görmüş DNA üzerinde çalışıyormuş ve ekibi de 2 (iki) kişiymiş. Yaşayan hücrelerin onarımı konusunda çalışmış. Bakalım 2.8 Milyon TL’lik ödülü ne yapacak?  

***

Ne zaman, hangi hükumet krize girse ve ortalıkta iç savaş benzeri bir tablo patlasa, böyle şeyler gündeme gelir.

Uyanık ve dikkatli olalım, tıpkı eski günleri yaşıyoruz.

Ben bütün bu senaryoyu burada yazdım ve elimden gelen her yerde anlattım.

Bir Tweet de benden Efendim.

ed]

Oralarda da her türlü Psikiyatrik Bozukluk mevcutsa, ne yaparız yahu?

***

Bu arada, bir gök cismi veya serseri şekilde dolaşan bir uydu da her an tepemize çıkacak ve deprem de ha oldu, ha olacak!

Ha, sanırım orada Şizofreni hastaları var ama ithal etmiş olabiliriz, bilmem ne dersiniz?

Tedbir aldınız mı?

Sevgim ve saygımla…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 11 Ekim 2015 Pazar

Okumaya devam et
  2760 Hits
  0 yorum
2760 Hits
0 yorum

KİŞİSEL GELİŞİM KİTAPLARI ve YOGA KURSLARI

Uzun süredir pek çok hastamın kişisel gelişimle ilgili kitaplar, broşürler veya benzeri dokümanlar okuduğunu farkındayım.

İnternette incelediğimde, bu işin resmî eğitiminin verildiği bir merci bulamadım ama maşallah, piyasada bunlardan geçilmemekte.

***

Ben de, bu Salı sabahı, bunlardan birkaç tanesinin özetlerini sizlerle paylaşayım ki, çok iyi gelişin, olgunlaşın; hattâ İnsanı Kâmil olun.

Bu sayede de kişiliğiniz çok gelişsin ve pirüpak bir hâl alıp, çok fevkalbeşer birer insan şeklinde istikbale emin adımlarla yürüyün…

***

NİL GÜN Hanımın yazdığı Mutluluk Kitabı’ndan Özet

Eğer hafızam beni yanıltmıyorsa Mesut Yar’la bir canlı TV yayınında muhabbet etmiştik bu hanımla; ama bilmem kaç sene önce ve bende kaydı da mevcut değil.

ed]

 Severim Nil Gün Hanımı

Mutsuzluğunuz kadere, şanssızlığa ve talihsizliğe inandığınız ölçüdedir. Dünyada çok az sayıda mutlu insan var. Burada “siz” yerine “sen” demeyi seçtim. Beni okuyan ya da dinleyen şu anda sadece sensin. Çoğul konuşmak ya da mesafe koymak niye? İşte sen ve ben baş başayız.

Ben, belki de doğam icabı mutsuz insan olamadım. Zaman zaman mutsuzluklar yaşadım tabii herkes gibi. Yaşamın zorlu anlarında bile mutlu olmak zor zanaattır. Ama bunu bile başaran az sayıda insanla tanışmak mutluluğunu yandım. Onlardan çok öğrendim.

Yaşamımın büyük bölümünü “mutsuz değilim” kategorisinde geçirdim. Çoğu insan için bu, mutluluk sanılır. Ama mutsuz olmamakla mutlu olmak arasında dağlar kadar fark olduğunu sezgisel olarak kavramıştım genç yaşımda.

Dışarıdan bakıldığında çoğu insan insanın gıptayla bakacağı bir yaşama sahiptim. Rüyalar ülkesi Amerika’da yaşıyordum. İki güzel çocuğum, Cadillac Arabam, kürklerim, mücevherlerim, sağlığım vardı. Ama tüm bunlara rağmen sadece mutsuz değildim.

Kendimi bildim bileli okumaya meraklıyımdır. Beni kitap dolu bir odaya kapa, dünyanın en mutlu insanı olurum…

Eser böyle sürüyor… 28. BASKI, Kuraldışı Yayıncılık. 2002 İstanbul.

Yani belli bu hanımefendi pek zengin!

***

Sezer Zeren’in kitabından:

YAŞAMA SANATI

Kendine Gel!!

Hayat Kendine gelmen, BEKLEMEZ

İçindekilere bir bakalım:

Önsöz

Bilme ve Öğrenme

Sevgi

Aşk

Sahiplenmek Adına

Hoşgörü

Aydınlanma ve Uyanış

Tekâmül ve Manevi Hayat

İnanmak

Beyin Dalgaları

Frekans ve Rezonans Alanı

Ego (nefis)

Farkındalık Nedir?

Dünya Üzerinde Cennetimizi inşaa etmek

Ruh-Zihin-Beden (Sağlık)

Şuur

Zihin Bilinç Bilinçaltı İnanmak Kader

Bilinçaltı Programları (Kayıtları) ve Bilinç Türleri

Çocuk Eğitiminde Bilinçaltı

Düşünce Enerjisi

Hakikat

Dindarlık ve Allah

Namaz ve Dua

Zikir

Nefes

Beslenme

Kundalini

Seçilmiş Beyin Frekansları Sonuçları

Onur Kitap, 2014, İstanbul. Yasemin Polat – Nefes Eğitmeni ve Yaşam Koçu

Merak ettim bu Kundalini neymiş diye:

http://www.elmaelma.com/sems-uzuneser/gizemli-kundalini-enerjisi/1072/yazi adresinde şunlar var:

Kundalini, hakkında çok konuşulan ama az bilinen bir fenomendir. Özellikle new age akımları yayıldıkça kundaliniye olan merak da artıyor ama bu gizemli enerji hakkında gerçek...

Parmak

Kundalini, hakkında çok konuşulan ama az bilinen bir fenomendir. Özellikle new age akımları yayıldıkça kundaliniye olan merak da artıyor ama bu gizemli enerji hakkında gerçekleri bilen kişi sayısı pek azdır. Öyle olmasaydı her kafadan başka bir ses çıkmazdı.

***

Kundalini nedir, ne işe yarar, herkeste var mı, dedikleri kadar önemli mi? Bu ve benzer soruların cevabını bu konuda gerçek bir uzman olan Büyük Üstad Akif Manaf’ınYoga: Kundalini- Gizemli Evrim Enerjisi” isimli kitabında bulabilirsiniz. Biz de bu kitap ışığında bu gizemli enerjiyi inceleyeceğiz.

"}[/embed]

"}[/embed]

"}[/embed]

Bu Üstat Nişantaşı'na Üst Komşumuzdu. Şimdi Serbest!

Nöropsikiyatr ve Seksolog Meslekdaşım Dr. Haydar Dümen Yoga ve Aküpunktür hakkında yeterince bilgili değil.

Kendisinin tedavi yöntemlerinden biri şöyle: Vajinismusta (Penis Girmesi Fobisi) kadınlara sakinleştirici ilaçlar veriyor ve kaynar su buharının üzerinde bir süre oturtuyor. Birtakım ağrı kesiciler de verince, içeri penis rahatça giriyor.

***

Kundalini öncelikli olarak herkeste var olan potansiyel bir enerjidir. Varoluşta her şey ikilik prensibine dayanır. Her şey statik ve dinamik unsurlar üzerine kurulmuştur. Yani daima hareket eden bir enerji ve onu destekleyen statik bir temel vardır.

İnsan vücudunda da hareket halinde olan dinamik enerjiler vardır. Bu dinamik enerjiler sayesinde insan bedeni aktif halde kalabilir, yaşam devam eder. Zihin ve duygular da bu dinamik enerjiler sayesinde sürekli hareket eden dalgalar şeklindedir. İnsan yapısında bu hareket halindeki dinamik enerjilerin statik bir de temeli olmalıdır.

Bu statik temel bedende pasif halde duran kundalini enerjisidir. Bu statik temel olmasaydı dinamik enerjilerde olmazdı. Çünkü dinamik ve statik varoluştaki enerjilerin iki yönüdür ve daima birbirini destekler. Kundalini enerjisi kök çakrada statik halde bulunur. Her insan bu potansiyel enerji ile doğar.

Normal şartlarda kundalini daima pasiftir, uykudadır. Kundalini her insanda aynı miktardadır, insandan insana özellikleri değişmez. Yani insan bilinci hangi düzeyde olursa olsun kundalini herkeste eşittir. Peki, kundalini neden bu kadar önemlidir?

Spiritüel tekâmül yolunda olan insanlar için kundalini önemlidir. Yoksa tekâmülle ilgilenmeyen insanlar kundaliniyi bilmez bile, zaten bilmeleri de gerekmiyor. Kundalini insan potansiyellerinin zirveye çıkmasını sağlayan ince bir enerji türüdür. Ancak bu potansiyelleri kullanmak isteyen insanlar kundalini ile ilgilenir.

Kundaliniyi yükseltmek ne demektir? İnsan omurgasında kuyruk sokumundan başlayıp omurganın içinden geçerek kafanın tepesine kadar yükselen boru şeklinde enerjisel bir kanal vardır. Bu kanala suşumna kanalı denir. Omurganın alt ucundan kafanın tepesine kadar bedende dümdüz boş bir tüp olduğunu düşünebilirsiniz.

Kundalini bu kanalın alt ucunda yer alan kök çakrada bulunur. Kundalini yükseldiği zaman işte bu kanaldan yukarı doğru hareket eder ve başın tepesinden dışarı çıkıp en üst çakra olan tepe çakraya kadar yükselir ve oradan da dışarı çıkar. Kundalinin yükseltilmesi spiritüel tekâmül için neden önemlidir?

Bedendeki tüm çakra merkezleri bedenin içinden geçen o dümdüz suşumna kanalı içinde yer alır. Kundalini yükselirken bütün o çakra merkezlerinden geçer ve çakralarda kalmış tüm blokaj tortularını temizler ve çakraların faaliyetlerini en üst düzeye çıkarır.

Böylece çakralarda kalmış en son tıkanmaları da kundalini enerjisi giderir ve insanın en üst bilinç düzeyine çıkmasını sağlar. Kundalini nasıl yükseltilir? İşte zaten bu konu en çok karmaşa yaşanan konudur. Kundalini enerjisi öyle durup dururken yükselmez. Ya da birden bire yükselmez.

Kundaliniyi yükseltmek için kişinin çok çalışması gerekir. Dediğimiz gibi, kundalini suşumna kanalının en alt ucunda yer alan kök çakrada bulunur ve bu kanaldan yukarı doğru yükselir. Kundalinin bu kanaldan yükselebilmesi için bu kanalın açık olması gerekir.

Yani önce çakra merkezleri temizlenmeli. Çakraların kökleri bu kanal içinde yer alıyor ve çakralar genelde tıkalıdır. Kişi öyle etkili teknikler uygulamalı ki önce çakralardaki bu tıkanmalar giderilsin ve kanal açılsın. Yoksa kundalini uyansa bile eğer yükseleceği yol tıkalı ise yükselemez.

Kundalini her çakra merkezinden geçerek yükselir, bu yüzden kökten tepeye kadar kişinin çakraları açık olmalıdır. Kundalini çok ince düzeyde kalmış blokajları giderir. Daha kaba düzeydeki blokajların önceden arındırılmış ve kundalinin yolunun açılmış olması gerekir.

Bunun için de etkili teknikler uygulanmalıdır. Orijinal Yoga Sistemi’nde kundalinin yükseltilmesi için birçok teknik verilmiştir. Spiritüel tekâmülde kundaliniyi uyandırmak, yükseltmek bir amaç değildir, bir araçtır. Kişinin en üstün potansiyellerini harekete geçirmek ve üstün bilinçlilik düzeyine varmak için bir araç.

Kundalini uyandığı ve yükseldiği zaman bedenin faaliyetleri durur. Çünkü statik haldeki kundalini yükselirken dinamik hale geçer, bu durumda bedendeki dinamik enerjilerinde statik hale geçmesi gerekir. Bu yüzden kundalini yükseldiğinde beden, zihin, duyular tamamen hareketsizdir. Kişi donmuş gibidir. Hareket yoktur.

Kişinin tekrar hareket edebilmesi için yükselmiş kundalinin tekrar kök çakraya inmesi ve statik hale gelmesi gerekiyor ki, böylece bedeni hareket ettiren enerjiler statik halden tekrar dinamik hale geçsinler ve hareket başlasın. O yüzden kundalini bir kere yükseltilince sonra tekrar yaşamın devam etmesi için indirilir. Yani öyle kundalini sürekli yükselmiş olarak insan yaşamını sürdüremez.

Anlaşılacağı gibi kundalinin yükselmesi öyle birkaç ayda ya da birkaç yılda pek olası değildir. Çünkü kundalinin yükseltilebilmesi için insanın önce çakralarındaki blokajları temizlemesi gerekiyor. Yaşamlar boyu biriken karmalar sonucunda tıkanan çakraların arındırılması da öyle kolay bir şey değil, kişinin bu konuda doğru tekniklerle ve gerçek bir Üstadla çalışması çok önemlidir.

Kundalini yükseldiği çakranın potansiyellerini en üst düzeye çıkarır. Kişi hasbelkader kundaliniyi yükseltmiş olsa bile eğer çakra sistemi buna hazır değilse çakralar yüklenen çok miktardaki enerji yüzünden aşırı aktif hale gelecektir. Bu da tüm çakra sisteminin dengesini bozacaktır. Bu durum kişiye geri dönüşü olmayan zararlar verebilir.

Kundalini gerçek bir Üstattan öğrenilmesi gereken ve kişiyi spiritüel tekâmülün zirvesine çıkarabilecek çok önemli bir enerjidir. Maalesef günümüzde birçok kişi kundaliniyi çok kısa sürede uyandırabileceğini iddia ediyor. Eğer gerçekleri size öğreten bir Üstadınız varsa bu iddiaların ne kadar komik olduğunu anlamanız için büyük bir dahi olmanıza gerek yok.

Şems Uzuneser- Yoga Academy Eğitmeni

Uzatmayayım, kitabı isteyen alıp okur ama ucu Taoist Sekse kadar uzanan bir akımmış bu.

Neden hem bilinç, hem de şuur denmiş belli değil. Daha önemlisi, Nil Gün Hanımın Kaliforniya Hipnoterapi Enstitüsü’nden, NLP ve Kinesiyolojiden eğiti olduğu yazılı. Bu sonuncusu da Çin Tıbbından alına bir teknikmiş er Kristal Çiçekle tedavi yapılırmış.

***

KENDİN OLMAK

İpler Kimin Elinde

Wayne W. Dyer yazmış. Kuraldışı Yayınları, İstanbul 2013

Artık koyun olman asla gerekmez. Asla! Diye başlıyor.

Çok daha bilimsel lâflar var ama sonunda bunun da Kaynakça yok!

***

Eğer ben böyle bir kitap yazarsam -ki yapacağım, bilimsel kaynaklardan istifade ederek ama olanca sade ve anlaşılır bir lisanla kaleme alacağım.

Yazacağım kitapta tamamen bilimsel referansla ve etkililiği, geçerliliği ispatlanmış yöntemler yer alacak. Hipnoz, meditasyon, akupressür, düzenli beslenme ve spor gibi… Şakralar (Çakralar) ve benzeri öğretilere de kısaca yer vereceğim çünkü bunlar kesinlikle varlığı ispatlanabilmiş olguar değil…Her biri için de uzman görüşüne müracaat edip, açık ve net olarak yazacağım.

Namaz, dua, zikir gibi uygulamaları dozunda ve bir din âlimine danışarak koyacağım. Yazacağım her şeyin de hesabını verecek bir KAYNAKÇA ekleyeceğim.

***

Ortada kaos var, iç harbe gidiliyor ve İncirlik’te uçaklar bir yerleri vuruyor.

Şehitler artıyor, Çin’den kaynaklanıp her yere yayılan büyük bir iktisadî kriz söz konusu.

Bunlara da zaman zaman değineceğim.

Benim tek sütünüm burası, herhangi bir gazetede veya dergide yazmıyorum ki şimdilik!

***

Hâlâ anlayamadığım bir şey de, Ay isimli uydumuzda neden bir yerleşke dahi inşa edememişken, bu çılgın Amerikalılar Mars’a girmek istiyor?

Hattâ, Ay’da gerçekten yüründü mü yoksa bir Hollywood efsanesi midir?

ht":"300"}[/embed]

Bir Dayatılmış Delilik mi?

Siz hiç Kundalini veya Şuşumna gördünüz mü?

Herkese Saygım ve Sevgimle…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 22 Eylül 2015 Salı

Okumaya devam et
  2923 Hits
  1 yorum
2923 Hits
1 yorum

GUY de MAUPASSANT SENDROMU

5 Ağustos 1850 yılında, Fransa’da, Guy de Maupassant isminde bir bebek doğar ve çok ama çok ağlar. Aslan Burcu'ndan olan bu adamla aramızda çok fazla ortak şey var nedense.

Vallahi de billahi de yükselenini, Horoz ve Su veya Akrep mi olduğunu ve kalkarkenki ağırlığının kaç gram çektiğini bilmiyorum!

Ne söylesem yalan çünkü ne APGAR'ına bakılmış, ne de ebesi, pipisini ellemiş.…

Okumaya devam et
  3823 Hits
  0 yorum
3823 Hits
0 yorum