Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

MÜNİR NURETTİN SELÇUK

MÜNİR NURETTİN SELÇUK

Sevgili mekâncılar

1900 senesinde Osmanlı İmparatorluğu döneminde doğup, 1981’de vefat eden bir büyük üstadı, büyük bir musikişinası paylaşmak istedim sizinle.

Hepimizin gönül bahçesinde yer tutan tam bir Türk Milliyetçisi ve yorumcusunu sizlerle paylaşmak isterim. Aslında aynı eseri eski asistanlarımızdan Psikiyatr Dr. Doğan Çoban da çok güzel icra eder.

ed]

Psikiyatr Dr. Adnan Çoban

ed]

Merhumdan

Hayatı

İstanbul’un Sarıyer semtinde1900’de İstanbul’un Sarıyer semtinde doğar. Doğum yılı farklı kaynaklarda 1899, 1901 veya 1902 olarak da gösterilmiştir.

Mülgâ Dâire-î Sâadet Âmiri, Dîvan-ı Hümayun muavini ve  Darülfünun ilâhiyat şubesi muallimlerinden Mehmed Nuri Bey ile Fatma Hanife Hanım’ın oğludur.

Anne tarafından Germiyanlıoğlu Beyliğini kuran aileye mensuptur. Münir Nurettin Selçuk, 1928 senesinde Enise Selçuk ile evlenmiş ve eşinin vefatına kadar (1966) evli kalmıştır.

Bu evliliğinden kızı Meral Selçuk, Şehime Erton’la olan izdivacından Timur Selçuk ve Timur Selçuk ve Selim Selçuk dünyaya gelmiştir.

Roksan Selçuk, Mercan Selçuk ve Hazal Selçuk’un dedesidir.

Sanat eğitimi

Aşiyan Mezarlığındaki mezarı

On beş yaşında Dâr-ül Feyz-î Musikî Cemiyeti’ne öğrenci olarak girdi. 1907'de Soğukçeşme Askerî Rüşdiyesi’ni bitirip Kadıköy Sultanîsine yazıldı.

Aynı sene Darülhedan’a da girdi da girdi, Zekaizade Ahmed Efendi’den dört sene ders aldı.

Ailesinin ısrarı ile ziraat öğrenimi için gittiği Macaristan’dan 1917 senesinde yılında geri döndü.

Dâr-ül Feyz-î Mûsikî Cemiyeti’ne devam etti. Ahmet Irsoy ve Bestenigâr Ziya Bey’den müzik dersleri aldı.

Üstat Münir Nurettin, bestekârlığa 1920 yılında Tevfik Fikret’in “Bu bir terânedir” şiirine yaptığı bir besteyle başladı.

İkinci olarak “Sensiz ey şûh gözlerim avâre kalbim ağlıyor” güfteli şarkısını besteledi ve bu iki eserden sonra yirmi yıl süreyle beste yapmadı.

1923 yılında askerliği sırasında Mızıkâ-i Hümayun’da, sonradan da  Riyaset-i Cumhur Musiki Heyeti’nde çalışan Münir Nurettin Bey, eski okuyuşla yeni üslûbu birleştirerek alışılagelenden çok farklı bir tarzla, 1928’de Sahibinin Sesi firmasında ilk plaklarını yaparak dikkatleri üzerine çekti.

Aynı yıl Paris’e giderek ses tekniği konusunda öğrenim gördü.

Aynı zamanda özgün bir ses tekniği eğitimi görmüş ilk Türk müziği ses sanatçısı olan Münir Nurettin, 19’uncu Yüzyıl İtalyan opera şarkıcılığının izlerini taşıyan icra üslûbunu Bel Canto’dan feyiz aldı.

Klasik Türk Musikisi tarihinde ilk kez solist olarak konser veren Münir Nurettin Bey, ilk solo konserini 1930 senesinde yılında, şimdiki Haldun Dormen’in tiyatrosunda vererek büyük ilgi topladı ve hayranlık uyandırdı.

Konserlerde frak giyen ve ayakta şarkı söyleyen, aynı zamanda koro eşliğinde solo okuma geleneğini de ilk kez uygulayan sanatçı oldu. Batıdan gelen opera, tango gibi etkileri, kendi Türk müziği okuyuş üslûbuna dâhil etti.

Beste çalışmalarına asıl 1940-1941 yıllarından sonra başlayan Münir Nurettin, İstanbul’a döndükten sonra otuz yılı aşkın bir süreyle İstanbul Belediye Konservatuarı icra heyetinde görev yaptı.

Birçok genç nesil sanatçısının yetişmesine katkıda bulunan Minür Nurettin Selçuk’un özel olarak ders verdiği kişiler arasında Türk müziği ses sanatçısı olan Dr. Alâeddin Yavaşça da vardır. Yeşilçam’a da giren Selçuk, Muhsin Ertuğrul’un ilk müzikal film denemesi olan “Allah'ın Cenneti” filminde rol aldı.

Vefatı

Münir Nurettin Selçuk, 27 Nisan 1981'de evinde vefat etti. İstanbul Âşiyan Mezarlığı’na defnedildi.

Bazı Eserleri arasında şunlar sayılabilir

Beni Kör Kuyularda Merdivensiz Bıraktın

Kalamış

Aziz İstanbul (Güfte: Yahya Kemal Beyatlı)

Söyle Sevgili

Gül Yüzünde Göreli Zülf-i Semen-say Gönül

Safa-yı Metle Parıldasın Camımız

Hülyama Doğan Son Güneşim

Son Hevesimde

Varalım Kuy-ı Dilaraya Gönül Hu Diyerek

Bir Söz Dedi Canan ki Keramet Var İçinde

Rindlerin Akşamı (Dönülmez Akşamın Ufkundayız) (Güfte:Yahya Kemal Beyatlı)

Ne Doğan Güne Hükmüm Geçer Ne Halden Anlayan Bulunur

Endülüs’te Raks

Sessiz Gemi

Rindlerin Ölümü

Şarkı Söylediğin Zaman

Dumanlı Başları Göklere Ermiş

Yedi Renk Üstüne Hareli Dağlar

Kendisine Ulu Yaradan’dan rahmet diliyor, oğlu Timur Selçuk’u da tanımak için ilk fırsatta Beykent Üniversitesindeki dersimden çıkınca oturup biraz sohbet etmek, çay kahve içmek istiyorum.

Sevgiyle, bilimle, dayanışma ve evrimle kalın.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 28 Ocak 2018

Okumaya devam et
  1671 Hits
  0 yorum
1671 Hits
0 yorum

MİNÜR NURETTİN SELÇUK ve BEKİR SIDKI SEZGİN

Öncelikle, makalenin başlığındaki hatamı fark ettim ama nedense değiştirmedim; belki gayrı şuûrî olarak ona Minör gamı atfetmişimdir.

1900’de İstanbul’un Sarıyer semtinde Münir Nurettin Selçuk ismi verilen bir bebek dünyâya gelir. Doğum tarihi için çeşitli kaynaklarda 1899, 1900, 1902 gösterilmiştir. Divân-ı Hümâyun muâvini ve Dârülfünun İlâhiyat Şûbesi muallimlerinden Mehmed Nuri Bey ile Fatma Hanife Hanım’ın oğludur. On beş yaşında Dâr-ül Feyzi Musikî Cemiyeti’ne talebe olarak girer; üç yıl sonra da, hânendelerinden biri olduğu bu topluluğun konserlerine çıkar. 1907’de Soğukçeşme Askerî Rüşdiyesi’ni bitirip Kadıköy Sultanîsi’ne yazılır. Aynı yıl Dârülelhan’a da girer, Zekâizâde Ahmed Efendi’den dört yıl ders alır.

Âilesinin ısrarı ile tahsil için gittiği Macaristan’dan 1917 yılında geri döner. Dâr'ül Feyz'i Mûsikî Cemiyeti'ne devam eder ve Zekaizâde Ahmet Irsoy’dan ve Bestenigâr Ziya Bey’den mûsikî dersleri alır. Bestekârlığa 1920 yılında Tevfik Fikret’in “Bu Bir Terânedir” şiirine yaptığı bir besteyle başlar. İkinci olarak “Sensiz Ey Şûh Gözlerim Avâre Kâlbim Ağlıyor” güfteli şarkısını besteler ve bu iki eserden sonra yirmi yıl süreyle hiç beste yapmaz. Hârikulâde bir tenor sese sâhiptir.

1923 yılında askerliği sırasında Mızıka-ı Hümâyûn’da sonradan da Riyâset-i Cumhur Musikî Hey’eti’nde çalışan Münir Nurettin, eski okuyuşla yeni anlayışı birleştirerek alışılagelenden çok farklı bir üslûpla, 1928’de Sâhibinin Sesi firmasında ilk plâklarını yaparak dikkatleri üzerine çeker ve aynı yıl Paris’e giderek ses tekniği konusunda öğrenim görür. Aynı zamanda orijinal bir ses tekniği eğitimi görmüş ilk Türk müziği ses san’atçısı olup, 19. Asır İtalyan opera şarkıcılığının izlerini taşıyan icrâ üslûbu “Bel Canto’dan” etkilenir ve Batı Müziği tonlarını ve renlerini bizimkiyle izdivaç ettirir.

Türk Müziği tarihinde tek başına konser verme geleneğini getiren san’atçı, ilk solo konserini Paris dönüşü, 1930 yılında, şimdiki Dormen Tiyatrosu’nda vererek büyük ilgi toplar ve hayranlık uyandırır. Konserlerinde frak giyen ve ayakta şarkı söyleyen, aynı zamanda koro eşliğinde solo okuma geleneğini de ilk kez uygulayan san’atçı o olur. Batı’dan gelen opera, tango gibi etkileri, kendi Türk müziği okuyuş üslûbuna dâhil eder. Sinemaya da çıkar (http://www.sinemalar.com/film/7447/Kahveci-Guzeli/):

KAHVECİ GÜZELİ (1941)

Yönetmen: Muhsin Ertuğrul, Senaryo: M. İhsan (Nâzım Hikmet'in bir hikâyesinden), Görüntü Yönetmeni: Cezmi Ar, Müzik: Sadettin Kaynak, Oyuncular: Münir Nureddin Selçuk, Nevin Seval, Talat Artemel, Nezihe Becerikli, Hazım Körmükçü, Behzat Butak, Cahit Irgat, Avni Dilligil, Hadi Hün, Yaşar Nezihi, Avni Dilligil, Muazzez Arçay, Mümtaz Ener, Yapımevi (şirket): İpek Film (İpekçi Kardeşler), Konu: İyi çalışmayan bir kahveye çırak olarak kapılanan Tekin ile Keloğlan adlı iki kardeşin öyküsü. Oyunculuğunun hiç de yetenek dolu olmadığını maâlesef söylemek zorundayım

Okumaya devam et
  6129 Hits
  0 yorum
6129 Hits
0 yorum