Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

BİR MİLLÎ MUTABAKAT DÖNEMİ ŞART

Çok sıkıntılı günler ve her kafadan bir ses çıkmakta. Ülkücüler bir tarafta, solcular ve etnik karmaşa öbür tarafta. Etnik bölücülük ve Alperen Ocakları da faal; silah ve mühimmat biriktirdikleri söyleniyor. Bunlar, zamanında İdil Bilet’in konserini basıp sonra özür dileyen aşırı Türkçü bir grup. Çaktırmadan silahlandıklarını istihbar ettim. Aynı şey fanatik Ülkücü Cenah için de geçerli!

]

Ülkücüler

***

Sahada her türlü casusluk ve tezgâh dönmekte ve bunlarda hiş kuşkum yok ki MOSSAD, CIA, MIT, Pentagon arasında yoğun bir haberleşme ağı mevcut. ABD istemeden, bu ülkede taş bile oynamaz!

***

Dinlenmeyen, kendisini emniyette hisseden hemen hiç kimse kalmadı!

Tam bir kâbus ve âdeta Sosyal Şizofrenik çözülme içerisindeyiz!

Liderler hâlâ anlaşamadılar! Zemzem suyuyla mezar yıkayan da, Ankara’da namaza duran da, Pensylvania’dan seslenen de Müslüman.

Bakalım hayatına birisinin: Muhammed Fethullah Gülen (d. 27 Nisan) eski imam,vaiz,şair ve yazar. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfının kurucuları arasındadır ve vakfın şeref başkanıdır. 1999 senesi Mart ayında 28 Şubat sürecindeki Türkiye'nin içinde bulunduğu siyasi atmosfer sebebiyle ABD’ye giden Gülen, o tarihten bu yana ABD’nin Pensilvanya Eyaletindeki Saylorsburg kasabasında ikamet etmekte.

***

50’yi aşkın kitabı, çeşitli dergilerde makaleleri ve birçok vaazı yayımlanmış. Arapça, Farsça ve Osmanlı Türkçesi bilmekte…

Fethullah Gülen, İslam’ın Sünni-Hanefi görüşlerini Said-i Nursi’nin görüşleri ve kitapları Risale-i Nur ışığında günümüze göre tekrar yorumlayan bir İslam mütefekkiri ve bu yorum ekseninde oluşan Gülen Hareketi’nin fikrî önderi.

***

Eğitim ve dinler arası diyalog konusundaki uygulama ve fikirleri nedeniyle aralarında filozof ve sosyal bilimcilerin de bulunduğu kişiler tarafından çağdaş İslam düşüncesine yön veren bir düşünür olarak kabul edilmektedir.

***

Erzurum’un Pasinler ilçesi Korucuk Köyünde 27 Nisan 1941'de doğan Gülen’in babası Ramiz Bey cami imamı, annesi Refia Hanım ev hanımıdır. Gülen, altısı erkek, ikisi kız, sekiz kardeşin ikincisidir.

1945’de Kur’ân öğrenmeye başlayan ve kısa zamanda hatmeden Gülen, 1946 yılında ilkokula başlamış. Babasının 1949 yılında Alva Köyü’ne imam olması ve ailesinin oraya taşınması nedeniyle ilkokulu bırakmak zorunda kalmış, sonradan Erzurum’da dışarıdan girdiği imtihan ile ilkokul diplomasını almış. Babası Ramiz Efendi’den Arapça dersler, Hasankale’de bulunan Hacı Sıtkı Efendi'den tecvid ve Kur’ân dersleri alan Gülen, 1951'de hafızlığını tamamlamış.

1954’te Erzurum’daki Kurşunlu Camii medresesinde Alvar İmamı Muhammed Lütfi'nin torunu Sâdi Efendi’den medrese dersi almış. İki buçuk ay içinde Emsile, Bina ve Merah’ı metin ezberleyerek okuyan ve İzhar'ı bitiren Gülen’in Kâfiye okumasına lüzum görmeyen Sâdi Efendi onu Molla Cami’ye başlatmıştır.

***

1955’den 1959’da Edirne’ye gidinceye kadar Osman Bektaş’tan fıkıh ve din eğitimi almıştır.

Gençlik dönemi

Askerlik öncesi ve sonrasında Edirne Üç Şerefeli toplam dört yıl süre ile imamlık yapmış. Askerlik acemi eğitim dönemini Ankara Mamak ve usta erlik dönemini İskenderun’da tamamlamış.

Askerlik sonrasında, 1963 yılında, Erzurum’a giderek bir yıla yakın ailesinin yanında kalmış. Bu sırada Komünizmle Mücadele Derneği’nin 2. şubesinin Erzurum’daki kuruluşunda yer almış ve  Halkevlerinin  Erzurum şubesi yönetimine girmiştir. Edirne'deki görevi sırasında Dar’ul-Hadis Camii’nin imam odasında özel sohbetler başlatmış. 1965’te Kırklareli’ne tayin olup burada bir yıl vaizlik yapmış.

***

1966’da İzmir’e merkez vaizliğine tayin edilmiş, 1971 yılına kadar buradaki görevine devam etmiş. Bu yıllarda Kestanepazarı Derneği Kur’an Kursunda yöneticilik ve gönüllü öğreticilik yapmış, 1968 yılında resmî görevlendirme ile ilk kez Hacca gitmiş ve gezici bölge vaizi olarak da Ege Bölgesinin çeşitli il ve ilçelerinde vaaz ve sohbetlerde bulunmuş.

1971-1980 5 Mayıs 1971 tarihinde, 12 Mart döneminde askerî cuntanın isteğiyle TCK’nın 163. maddesinden tutuklanmış ve 7 ay tutuklu kaldıktan sonra, 5 Kasım 1971 tarihinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmış ve 1974 yılında beraat emiş.

***

23 Şubat 1972 tarihinde Edremit vaizliğine atanmış aynı zamanda Manisa ilinde de vaizlik görevlerine devam etmiş.

Gülen, daha sonra İzmir’in Bornova ilçesi vaizliği görevine atanmış. 1975 ve 1976 yıllarında Anadolu’nun bazı şehirlerinde Kur’ân ve İlimDarwinizm, Altın Nesil, İçtimaî Adalet ve Nübüvvet isimli konferansları vermiş.

İlk sayısı Şubat 1979'da çıkan Sızıntı dergisinde önce başyazıları, daha sonra orta sayfa yazılarını da yazmaya başlamış…

***

1981-1990

1980'de 12 Eylül Darbesinden sonra askerî cuntanın İzmir ve Ege Ordu Sıkıyönetim Komutanlıkları tarafından yakalanma emri yayınlanmış. Aynı tarihte İzmir’i terk etmiş. Anadolu’da çeşitli illerde dolaşmış, dost ve akrabalarında kalmış. 20 Mart 1981 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığındaki vaizlik görevinden istifa etmiş.

1986’da Hacca gitmiş. İlk sayısı 1 Temmuz 1988'de çıkan ve üç aylık dönemlerde yayın hayatına devam eden Yeni Ümit dergisinde başyazılar yazmaya başlamış.

***

1989’da İstanbul ve İzmir’de Diyanet İşleri bünyesinden bağımsız, gönüllü olarak vaazlarına yeniden başlamış. Üsküdar'da Yeni Valide Külliyesi’nde 13 Ocak 1989 tarihinden 16 Mart 1990 tarihine kadar (62 hafta) verdiği vaazlar, daha sonra Sonsuz Nur adıyla üç cilt hâlinde kitaplaştırılmış. 1992 yılına kadar gönüllü olarak vaazlarını sürdürmüş.

***

1991-2000

1990’lı yıllarda Turgut Özal, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit, Abraham Foxman, Morton Abramowitz, Papa II. John Paul gibi tanınmış din ve devlet adamları ile görüşmeler yapmış, Amerika’da hayatını kaybeden Cumhuriyet Halk Partisi eski genel sekreterlerinden Kasım Gülek’in cenaze namazını vasiyeti üzerine kıldırmış ve çeşitli gazetelerde röportajları yayınlanmış.

kasım gülek ve eşi ile ilgili görsel sonucu

***

Kasım Gülek’le ömrünün son demlerinde tanışmıştım Adana’da. CHP’ye Amerikanvari bir üslup kazandırmaya çalışan ilginç br adamdı. Altıcı lisan olarak Rusça öğrenmek istediğini söylemişti. Karısı da gözlerinden rahatsızdı ve kendisini parapsikolojik konulara adamıştı. Hâlâ Baraj Yolu’na giden köprü onun adıyla anılır. Tabii o zaman Fethullah Gülen’le ilişkisini bilmiyorduk. Laik, aydın ve çok okuyan bir zattı.

***

Kasım Gülek (d. 1905, Adana, Osmanlı Devleti - ö. 19 Ocak 1996, Washington, D.C., ABD), Türk siyasetçi, Cumhuriyet Halk Partisi(CHP) Genel Sekreteri (1950-59).

Küçük yaştan itibaren memleket meselelerinin tartışıldığı ortamda büyüdü. İlkokulu Adana Turan Mektebinde başladı, daha sonra gittiği Galatasaray Lisesi’nden (o zaman ki adıyla Mektebi Sultani), Robert Kolej’e geçti ve buradan mezun oldu. 

1928’de Paris’teki Ecole des Sciences Politiques’i bitirdikten sonra Columbia Üniversitesi’nde iktisat dalında doktorasını tamamladı. Rockefeller Vakfı kursiyeri olarak daha sonra Londra Üniversitesi’nde ve Keynes’in (liberalizmin kurucusu) öğrencisi olduğu Cambridge Üniversitesi’nde İktisat ve Maliye bölümlerinde öğrenim gördü. Daha sonra Almanya’da Berlin ve Hamburg Üniversitelerinde doktora sonrası çalışmalar yaparak hukuk eğitimini tamamladı.

***

Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla siyasete giren Kasım Gülek, Bilecik’ten milletvekili seçilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi, iki dönem Bilecik Milletvekilliğinden sonra 1946 yılında Adana’dan Milletvekili seçildi.

TBMM Ticaret Komisyonu Başkanlığı yapan Gülek, 1947’de Hasan Saka Kabinesi’nin en genç bakanı olarak Bayındırlık Bakanlığı'na,1948’de de Ulaştırma Bakanlığı'na getirildi. 1949 yılında Kore’ye giderek orada yeni göreve başlamış olan Birleşmiş Milletler Kore Komisyonu’nun Başkanlığına seçildi. 1950 seçimlerinde büyük mağlubiyete uğrayan CHP’nin Genel Sekreteri seçme yetkisinin Parti Meclisi’nden alınarak delegelere verildiği ilk kurultay olan VIII. Kurultay’ında Genel Sekreter seçildi. Bundan sonra XV’inci Kurultay’a kadar yapılan bütün Kurultay’larda da Genel Sekreter seçilen Gülek, 1950 ile 1959 yılları arası aralıksız olarak CHP Genel Sekreterliği görevini sürdürdü.

Gülek, yoğun memleket gezileri sayesinde siyaseti halkla iç içe yapan ve “çarıklı politikacı” lakabı ile anılan siyasetçi olarak tanındı. 1959 yılında görevinden istifa etti. 1961 yılında Adana İli temsilcisi olarak Temsilciler Meclisine seçildi. 1961 ve 1965 yıllarında Adana’dan Milletvekili seçilen Gülek, 1968 yılında Kuzey Atlantik Asamblesi Başkanlığına seçildi.

1969 yılından 1973’e kadar Cumhuriyet Senatosu üyeliği yaptı.

Uluslararası kariyerinde ise, Birleşmiş Milletler Kore Komisyonu Başkanlığı, Kuzey Atlantik Asamblesi Başkanlığı, Avrupa Konseyi Kurucu Üyeliği, Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi Başkan Yardımcılığı, NATO Parlamenterler Konferansı Başkan Yardımcılığı, Atlantik Enstitüsü Başkanlığı, Doğu Akdeniz Kalkınma Enstitüsü İkinci Başkanı görevlerinde bulundu.

***

Kasım Gülek, 19 Ocak 1996'da nefes darlığı tedavisi gördüğü Washington, D.C.'deki Walter Reed Askerî Hastanesi'nde 91 yaşında vefat etti.

Cenazesi Türkiye'ye getirilen Gülek, Ankara’da Kocatepe Camii’nde kılınan cenaze namazından sonra Adana'da defnedildi.

İki çocuk babası olan Gülek, V. Ecevit Hükümeti’nde Devlet Bakanı olan Tayyibe Gülek’in babasıdır.

Kasım Gülek, Fethullah Gülen’in üzerine bina edilen Amerikan çıkarlarına uygun İslam projesinin kavşağındaki en kritik isim. Yeni Şafak’ın ulaştığı raporlar, Atatürk’ün zehirlendiğini gizleyenlerden biri olan Gülek ile Gülen’in 1960’lardan itibaren tanıştıklarını söylüyor.

***

Türkiye’de tek parti rejiminin baskısından bunalan Anadolu halkının uyandığı 1940’lı yılların sonu, Amerika’nın da yükselen yeni güç olarak İslam dünyasıyla irtibata geçmeye başladığı dönem olarak kabul ediliyor. Ezanın Arapça okunmaya başladığı, İmam Hatip okullarının temellerinin atıldığı Demokrat Partili yıllarda bu uyanış yerini başkaldırıya bıraktı. 27 Mayıs 1960 darbesini fiili olarak destekleyen ABD, Adnan Menderes’in iktidarında yaşanan “Türkiye’yi gerçek bağımsızlığına kavuşturma” girişimlerinin farkında olarak yeni bir politika geliştirdi.

***

Adına Komünizmle Mücadele denilen, ancak 1940'lardaki komünist hareketlere karşı geliştirilen tepkiden farklı bir kavrama sahip bu yeni sürecin tek amacı vardı: ABD’nin izin verdiği kadar Müslümanlık.

***

İKİ İSİM ÖZEL SEÇİLDİ

İstiklal Savaşı’ndan kahramanca çıkmış, babalarının yazdığı şanlı destanı -tek parti dönemindeki baskıya rağmen- imanla dolu göğüslerinde yaşatmayı başaran bir milleti manevi esaret altına alabilmenin ise tek yolu vardı: İçeriden kuşatmak. Bugün baktığımızda 1960’lı yıllarda bu amaçla seçilen isimlerin tesadüf olmadığını, bu kişilerin aile yapıları ile toplumun tüm kesimini kontrol altına alma potansiyeli taşıdıklarını görebiliyoruz. İşte bu kavşakta karşımıza iki kilit isim çıkıyor: Kasım Gülek ve Fethullah Gülen.

BİR TAŞLA İKİ KUŞ

Kasım Gülek’in hem kendisi ve yakınlarının anlattığı hem de istihbarat raporlarına giren hayat hikâyesinde çok önemli iki nokta var: Birincisi aile geçmişi. Babası Adana'dan İstanbul'a üniversite okumak için gelen ilk kişi. Millî Mücadele’nin önemli isimlerinden.

Çanakkale Savaşı’nda cepheye pansuman için bedelsiz pamuk ve sargı bezi gönderen bir eczacı.

İttihat ve Terakki'nin Çukurova Sorumlusu...

İkinci bilgi ise Gülek’in siyaset sahnesine bizzat Kemal Atatürk tarafından sokulmuş ve kontenjandan Bilecik milletvekili seçilmiş olması. Bu iki vasıf, Gülek’in toplum nezdinde muteberliğini, ulusalcı zihinlerde “bizden biri” olarak algılanmasını yani Amerika’nın menfaatlerine uygun İslami düzenin Kemalizm ayağını olgunlaştırdı.

GÜLEK GEÇMİŞİN ADAMIYDI GÜLEN BUGÜNE HAZIRLANDI

Gülek, yeni dönemin geçmişle bağlantısını kurarken Gülen'e ise farklı bir vazife yüklendi. Fethullah Gülen, Erzurum gibi İslami hassasiyetleri son derece yüksek bir Doğu Anadolu şehrinde doğmuş, gelecekte Türkiye'de söz sahibi olacak köylü siyasetçilerle iyi ilişkiler kurabilme potansiyeline sahip ve en önemlisi bir köy imamının kendini kanıtlamak isteyen hırslı oğlu olarak projenin bugüne uzanan köprüsü oldu.

Bu iki ismin siyaset tarzı itibariyle yollarının kesiştiği bu kritik kavşakta önemli nokta ise 1963 yılında bir anda Türkiye'nin dört bir yanına yayılan Komünizmle Mücadele Dernekleri. CIA destekli bir kontrgerilla faaliyeti olduğu herkesçe bilinen bu dernekler, Fethullah Gülen’in siyaset sahnesinde göründüğü ilk kurum oldu.

***

Komünizmle Mücadele Derneği ile başlayan ve İzmir’de devam eden ABD-Gülek-Gülen ilişkilerine dair tespitler yer alıyor. Söz konusu istihbarat raporu, Kore-Amerika-Türkiye üçgenindeki bu üç sacayağının bağlantılarını tek tek açıklıyor. İşte o rapordan detaylar: “Fethullah Gülen’in Kasım Gülek ile ilişkileri 1960 yılına dayanmaktadır. Fethullah Gülen'in CIA, MOSSAD, Moon tarikatı bağlantılarını bilakis Kasım Gülek sağlamış ve birlikte birçok projeye imza atmışlardır. Erzurum ve İzmir’de Komünizmle Mücadele Dernekleri kurulmuş, Fethullah Gülen bu derneğin kurulmasında ve yönetiminde yer almıştır. Fethullah Gülen Komünizmle Mücadele Derneğini Erzurum'da açarken bu dernekle Milliyetçi mukaddesatçı yapılanmayı örgütledi”.

***

BABASI İTTİHAT VE TERAKKİ'NİN ÇUKUROVA SORUMLUSUYDU

Altın Şehir Adana isimli Kent Kültürü Dergisi'nin Kasım Gülek'in kızı Tayyibe Gülek ile yaptığı röportajda Gülek ailesiyle ilginç detaylar var. Bu röportajdan Kasım Gülek'in babası Mustafa Rıfat Bey'in Adan a’dan İstanbul'a üniversite okumaya giden ilk kişi olduğunu öğreniyoruz. Döndükten sonra Adana'da 1902'de bir Türk'e ait ilk eczaneyi açan Mustafa Rıfat'ın (1947'de öldü) torunu ve Türkiye'nin ilk kadın bakanlarından Tayyibe Gülek'in anlattıkları bir hayli ilginç.

Mesela Çanakkale Savaşı'nda Adana'da üretilen pamuğun hidrofilize edilerek pansumanda kullanılabilir hâle getirilmesini sağlamış. Bu bilgilerden sonra aynı röportajda Gülek'in söz konusu hizmet için bizzat Talat Paşa tarafından davet edildiği aktarılıyor.

SIRLARI İFŞA ETMEYECEĞİM

Yeni Şafak'ın yayınladığı 25 Mart 1975 tarihli belgede Fethullah Gülen'in Mason Locası'ndan ayrılan isimlerin kurduğu Türkiye Büyük Mason Mahfili'ndeki 'Tekris Yemini' var. Masonluk literatüründe “Tekris” hem örgüte giriş sırasında hem de derece yükseldiğinde yapılan yemine deniliyor.

Türkiye Büyük Mason Mahfili antetli “Tekris Yemini'nde” Gülen’in verdiği sözler büyük bir sadakat vurgusu içeriyor. Kamuoyunun takdirine sunulan Masonluk belgelerine ilişkin bir Mason örgütünce yapılan “Fethullah Gülen üyemiz değildir” açıklaması, tarih boyunca tüm faaliyetlerini gizli olarak yürüten, kendilerinin izni olmadan hiçbir üyesinin bilgisini kamuoyu ile paylaşmayan bir örgütün kendi kendini yalanlaması olarak tarihe geçti.

***

1995’te Sabah'tan Nuriye Akman ve Hürriyet’ten Ertuğrul Özkök’e Türkiye’nin içinde bulunduğu durum hakkında, Başbakan Tansu Çiller ile görüşmüş, İslamiyet, siyaset, kadın ve eğitim konularında röportajlar vermiş.

Bu yıllarda ayrıca Cumhuriyet Gazetesi ve Hikmet Çetinkaya’dan dava yoluyla almaya hak kazandığı 150 milyonluk tazminatları Türk Polis Teşkilatını Güçlendirme Vakfı’na bağışlamış.

1999 yılı Mart ayında sağlık sorunları nedeni ile Amerika Birleşik Devletleri’ne giden Gülen, o tarihten bu yana, ABD’nin Pensilvanya eyaletindeki bir kasabada yaşamakta. Şeker Hastası ve bir ayağı çukurda; kendisini ABD’ye gitmesi için teşvik edenler arasında benim de yakinen tanıdığım İzmirli bir aile var. Bu aile de ilginç; hem dindardırlar, hem de muhtelif sosyal kulüplerde faal olarak yer alırlar. Bir kısmı rakısını da, viskisini de içer.

İsteyen beni arasın, kendisiyle tanışmak isteyenlere gerekli bilgiyi verebilirim.

***

2000 sonrası

Bu dönemde Reuters haber ajansı, New York Times gazetesi, Le Mondegazetesi, Time dergisi, The Economist dergisi, Foreign Policy dergisi gibi yayın organlarında Gülen ve Hareketi hakkında inceleme yazıları ve röportajlar yayınlanmıştır.

Haziran 2008’de ABD’den Foreign Policy ve Birleşik Krallık’tan Prospect dergilerinin internet üzerinden okuyucu anketleri ile oluşturduğu Dünya’nın ilk 100 entellektüeli listesinde yer almıştır. Ayrıca 2013 yılında Time dergisi tarafından dünyanın en etkili 100 kişisinden biri olarak gösterilmiştir.

Bu kadar az tahsilli bir insan nasıl bu kadar tanınabilir?

Tabii ki propaganda ile.

Ne demişti Goebbels?

Hakikat tekrar edilen şeydir!

***

Hakkında açılan davalar: 28 Şubat süreci devam ederken 1999 yılı Haziran ayında ulusal televizyon kanallarında yayınlanan bazı video görüntüleri Türkiye'deki, laik düzen yerine şeriata dayalı bir İslam devleti kurmak için taraftarlarını teşvik ettiği suçlamalarına neden oldu. Bunun üzerine, 22 Ağustos 2000 tarihinde aleyhinde dava  açılmış, bu dava 2000 yılı Aralık ayında çıkan af ile askıya alınmıştır. 2006 yılında Terörle Mücadele Kanununda (TMK) yapılan değişiklik sonrasında Gülen’in avukatlarının başvurusu nedeniyle yeniden görülmüş, 2008 yılında cürüm ve şiddete başvurarak teşekkül oluşturduğuna dair delil olmadığından beraat etmiş ve karar Yargıtay Ceza Genel Kurulunca da oy birliği ile onanmıştır.

Ocak 2008’de devlet kadrolarına sızdıkları yolundaki iddialara değinen Gülen, bir insanın kendi millet fertlerini yine kendi memleketindeki bazı müesseselere girmesi için teşvik etmesine sızma denemeyeceğini söyledi:

Teşvik edilen insanlar da o müesseseler de bu ülkeye ait. Kastedilen mânâdaki sızmayı belli bir dönemde Türk Milletinden olmayanlar yaptılar hatta belli yere kadar geldiler. Belki endişelerinin altında o sızıntıların fark edilmiş olabileceği endişesi var. Bir milletin ferdi, kendi milleti için var olan müesseselere sızmaz; hakkıdır girer oraya; mülkiyeye de girer adliyeye de, istihbarata da girer hariciyeye de.

30 Ekim 2014 yılında gerçekleştirilen ve yaklaşık 10 saat süren MGK sonucunda Fethullah Gülen’e bağlı kurumlar ifade edilerek legal görünüm altında illegal faaliyet yürüten paralel yapılanmalar olarak kaydedilmiştir.

***

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan alınacak bu karar için öncesinde “onlarla ilgili çok daha farklı bir adımı atacağız. Çünkü bu operasyon öyle mevzi değildir. Geneldir ve bunun adımını atacağız. Bu ay yapacağımız Millî Güvenlik Kurulu toplantısında benim de önemli bir gündemim olacak, o da bunların yanında ülkemizi tehdit eden hangi unsurlar varsa, bunlara yönelik Millî Güvenlik Belgesi'nin gözden geçirilmesidir” demiştir.

***

Bu karar sonrasında MGK Genel Sekreteri Seyfullah Hacımüftüoğlu tarafından Kırmızı Kitap veya Millî Güvenlik Siyaset Belgesi(MGSB) olarak adlandırılan resmi kitaba Fethullah Gülen ile bağlantılı kurumlar PDY/PÖ (Paralel Devlet Yapılanması/Pensilvanya Örgütü) adı altında eklenmiş ve Fethullah Gülen devlet düşmanı olarak kabul edilmiştir. MGK'da alınan bu kararlar 24 Kasım 2014 yılında gerçekleştirilen Bakanlar Kurulunda onaylanmış ve böylece resmiyet kazanarak MGK Genel Sekreterliği'ne gönderilmiştir.

İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının talebini şu gerekçe ile uygun görüp, Fethullah Gülen hakkında yakalama kararı çıkardı.

İstanbul merkezli paralel yapı soruşturması kapsamında Fethullah Gülen hakkında verdiği kararda, “Şüphelinin soruşturma kapsamında, örgüt kurarak yönettiği yönünde kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu, 10 yılı aşkın süredir yurt dışında olduğu ve dönmediği, şüpheliye ulaşılamaması ve savunmasının tespitinin mümkün olmaması nedeniyle terör örgütü kurma ve yönetme suçundan hakkında yakalama kararı çıkarılması şeklinde hüküm kurulmuştur” ifadeleri yer aldı.

***

Gülen Hareketi

Gülen hareketi, Risale-i Nur’larda Said Nursi tarafından sıkça kullanılan ve kendisinin ana hareket ekseni olarak tarif edilen “hizmet-i imaniye ve Kur’âniye” deyiminin zaman içerisinde kısaltılması ile oluşan bir terimdir. Cemaatin kendisini bir sivil toplum hareketi olarak konumlandırması ile cemaatin her türden kurumsal faaliyetlerini de içine alan bir kapsam genişliğine ulaşmıştır.

***

Gülen Hareketi, Türkiye başta olmak üzere çeşitli ülkelerde eğitim ve sosyal amaçlı faaliyetler gösteren bir organizasyondur. Eğitimde Gülen tarafından “altın nesil” olarak ifade edilen bir insan modelini yetiştirme amaçlı ev, okul, dershane, kültür merkezleri, üniversite gibi kurumlar oluşturulmuştur. Ayrıca cemaatin bu faaliyetlerini finanse etmek için kullandığı, yardım organizasyonlarını gerçekleştirdiği çeşitli vakıf ve dernekleri ile ticarî faaliyet gösteren basın yayın kuruluşları, hastaneleri ve finans kurumları mevcuttur.

Hareket, çeşitli toplum kesimlerince Türkiye içi ve dışında, eğitime, Türk kültürünü tanıtmaya, dinler arası diyaloğa ve fakirlikle mücadeleye yaptığı katkılardan dolayı desteklenirken, başka kesimlerince de laiklik için bir tehlike olarak görülmesinin yanı sıra siyasî ve ekonomik bir güç hâline gelmesi nedeniyle de eleştirilmektedir.

***

Gülen’in çeşitli konuları ele alan çok sayıda kitap, makale, kaset, görüntülü video ve şiirleri mevcuttur. Eserleri başta İngilizce, Arapça, Almanca, İspanyolca ve Rusça olmak üzere değişik dillere çevrilmiştir.

Gülen hakkında birçok biyografi ve inceleme kitapları yayınlanmış ve yurt dışındaki çeşitli kurum ve üniversitelerde hakkında akademik konferanslar yapılmış ve bu konferanslarda 200’den fazla tebliğ sunulmuştur. Fethullah Gülen’e ait olan Kırık Mızrap adlı şiir kitabından alınan 11 şiir; 2005 yılında Ahmet Özhan tarafından Hüzünlü Gurbet albümünde yorumlanmıştır. 

***

2013 yılında ise aralarında Natacha Atlas, Bahroma, Ely Bruna gibi ünlü sanatçıların bulunduğu 12 sanatçı Gülen’e ait 12 şiiri İngilizce olarak Rise Up - Colours of Peace adlı albümde yorumlamıştır.

***

Bu memleketi kuranlar misakı millî (ulusal ant) anlayışıyla kurdular.

Misak-ı Millî veya Millî Misak ile Millî Yemin (yani Ulusal Ant), Türk İstiklal Harbi’nin siyasî manifestosu olan siyasî manifestosu olan altı maddelik bildirinin adıdır.

İstanbul’da toplanan son Osmanlı Mebusan Meclisi  tarafından 28 Şubat 1920’de oybirliği ile kabul edilmiş ve 17 Şubat’ta kamuoyuna açıklanmıştır.

Bildiri, I. Dünya Harbi’ni sona erdirecek olan barış antlaşmasında Türkiye'nin kabul ettiği asgari barış şartlarını içerir.

Toplantıdan çıkan kararlar arasında, özellikle Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti üyesi milletvekillerinin yoğun çabasıyla gizli bir oturumda daha önce Mustafa Kemal Atatürk tarafından hazırlanan Misak-ı millinin (Milli Ant) kabul edilmesi vardır (28 Ocak 1920).

***

Bildiri mecliste Ahd-ı Millî Beyannamesi adıyla kabul edilmiş, ancak daha sonra “Misak-ı Millî” olarak anılmıştır. Her iki deyim Ulusal Yemin anlamına da gelir. Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları, büyük ölçüde, Misak-ı Millî ilkeleri doğrultusunda oluşmuştur.

***

Genelgeler İçin Yapılan Görüşmeler

Misak-ı Millî’nin ana hatları Erzurum Kongresi (22 Temmuz - 7 Ağustos 1919) ve Sivas Kongresi’nde (4-11 Eylül 1919) biçimlendi.

Sivas Kongresi’nin talepleri doğrultusunda Osmanlı Hükumeti 11 Eylül’de genel seçim kararı aldı. Kasım ayında yapılan seçimlerde, Anadolu’nun her ilinde Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin gösterdiği adayla kazandı. Seçilen adaylar Aralık ayı ve 1920 Ocak ayının ilk günleri boyunca ikişer üçer kişilik gruplar hâlinde Ankara'ya gelerek Mustafa Kemal Paşa ve Heyet-i Temsiliye (Temsil Heyeti) üyeleriyle görüştüler. Bildiri metni bu görüşmelerde son hâlini aldı.

***

Heyet-i Temsiliye üyelerince imzalanan metin, Trabzon mebusu Hüsrev Sami Bey (Gerede) aracılığıyla İstanbul'a gönderildi.

12 Ocak 1920’de İstanbul’da çalışmalarına başlayan Meclis, yönetim organlarını seçtikten hemen sonra bildiri konusunu ele aldı. 28 Ocak’ta yapılan bir kapalı oturumda “Ahd-ı Millî Beyannamesi” kabul edildi. 12 Şubat’ta Edirne mebusu Şeref Bey’in teklifi üzerine, beyannamenin bütün dünya parlamentolarına ve basına açıklanmasını kararlaştırıldı.Beyannamenin kabulü ve yayımlanma biçimiyle ilgili henüz açıklığa kavuşturulmamış bazı noktalar mevcuttur. Her şeyden önce beyannameye ilişkin görüşmeler ve özgün metin Meclis-i Mebusan zabıtlarında yoktur. Bu durumda beyannamenin resmi bir oturumda değil, (Meclis üyelerinin tümüne yakınını kapsayan) Felah-ı Vatan grubunda kabul edilmiş olduğu ihtimali dile getirilmiştir.

***

Birleşik Krallık Büyükelçisi Sir Horace Rumbold, “yayınlanmış hiçbir imza listesi yoktur” diyerek, izlenen prosedürün “misakın geçerliliğini kuşkulu kıldığını” iddia eder.Bunun yanı sıra, Ankara’da hazırlanan 8 maddelik metinle İstanbul’da kabul edilen 6 maddelik metin arasında da farklar vardır. Ankara metninde bulunan, savaş suçlularının cezalandırılmasına ilişkin madde son metinden çıkarılmıştır. Ankara metninde iki ayrı maddede yazılan “mütareke sınırı” ve “Müslüman halkın bölünmezliği” konuları İstanbul’da birleştirilmiştir. Son maddede Milletler Cemiyeti’ni savunan bir ibare İstanbul’da ilan edilen metinden çıkarılmıştır.

***

En önemli belirsizlik birinci maddededir. Ankara’da düzenlenen metinde, Mondros Mütarekesi ile belirlenen sınırların “içinde” yaşayan Osmanlı İslam çoğunluğunun “bölünmez bir bütün” olduğu vurgulanırken, İstanbul’da bu ifade —bazı kaynaklara göre- “mütareke çizgisinin içinde ve dışında” yaşayan Osmanlı İslam çoğunluğu olarak değiştirilmiştir. Yayımlanmış olan Misak-ı Millî metinlerinin bir bölümünde “ve dışında” deyimi vardır, bir kısmında ise yoktur. Misak-ı Millî’nin can damarını oluşturan sınırlar meselesindeki bu belirsizlik dikkat çekicidir.

***

Ben, Nur Risalelerinin bir kısmını lügat yardımıyla okudum ve diğer bütün kutsal kitaplardakinden fazla farklı bir özellik de bulmadım.

Bunlar da büyüsel düşünceyle yazılmış şeyler. Nass ve bilimsellikten uzak…

Bu makalede derlediğim şeylerin hepsini İnternetten derledim.

Doğrulukları çok şüphe götürür!

Fethullah Gülen’in Mason olmadığı kesin. Kasım Gülek ise girmiş olabilir; bilemem ama oturuyor sanki.

***

Belki de Ütopik ama hiç yeni olmayan bir dileğim var: Bir Millî Mutabakat Hükumeti kurulması ve teknokratlardan, bilim adamlarından ve tertemiz isimli kişilerden oluşması

Yoksa Ankara civarında hapsolmuş küçük bir Türkistan olarak kalırız. Ege dâhil, her yer gider. Sevres’i ararız!

Dün Hürriyet Gazetesine yapılanlar, adeta bir virüs gibi her tarafa bulaşıp, yayılabilir! 

Bu arada, Atatürk'ü kimse zehirlememişti. Sıtma olduğu için Kinin verilmişti. Bugün de kullanılıyor bu ilaç!

Kasım Gülek Mason muydu? Bu konuda sanırım HKMBL bir açıklama yapar, eğer uygun görülürse…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 10 Eylül 2015 Perşembe

Okumaya devam et
  2509 Hits
  0 yorum
2509 Hits
0 yorum

ILLUMINATI NEYMİŞ?

Sevgili Mekâncılar,

Gecenin bir vakti aklıma takıldı, meşhur bir örgüt var, her taşın altından onun çıktığı, üyelerinin hemen her şeyden sorumlu olduğu, dünyayı, hattâ kâinatı bunların idare ettikleri söylenir.

Ben de oturdum İnternetin başına ve başladım araştırmaya…


İlluminati çoğul bir kelime olup tekili (Latince: illuminatus, Türkçe: aydınlanmışlar) demekmiş.

Yâni “etrafa nur (ışık) saçan” insanlarmış bunlar…

Tarihteki adıyla “Bavyeralı Illuminati”, bâtıl inanca, peşin hükme, dinin toplumsal hayat üzerindeki etkisine, iktidarın kötüye kullanımına karşı, Aydınlanma Çağı döneminde 1 Mayıs 1776’da kurulmuş bir topluluk olup, Modern Illuminati zihin kontrolü uygulayarak, hükumetleri ve kuruluşları ele geçirerek Yeni Dünya Düzeni’ni sağlamak amacıyla hareket ettiği iddia edilen, monarşileri yıkmayı, dinî inançları yok etmeyi, millî devletleri ve vatanseverliği sonlandırarak sosyal düzeni alt üst etmeyi planladığı öne sürülen, ancak, faaliyeti ve varlığı, mevcudiyeti günümüze kadar ispat edilememiş bir yapılanmaymış.

Bâzı komplo teorisyenleri,

Illuminati üyelerini “ışığın insanları” veya “aydınlanmışlar” olarak addetmekteymiş.

***

Hareket, 1 Mayıs 1776 yılında Ingolstad’ta (Yukarı Bavyera),

Ingolstadt Üniversitesi Kilise Hukuku Profesörlerinden biri olan Filozof Adam Weishaupt tarafından beş kişiyle kurulmuş.

Aydınlanma Çağı’nın bir kolu olarak hür düşünceyi temel edinmiş üyelerden oluşan topluluğun Masonluğu model aldığı ve üyelerinin (müntesiplerin) gizli bir yemin ederek ve üstlerine itaat edeceklerine dair ant içtikleri söyleniyormuş.

Zamanla, örgüt her biri farklı derecelere sâhip olmak üzere üç ana sınıfa ayrılmış ve pek çok Illuminati grubu, mevcut olan Masonik loca üyeliklerini iptal etmişler.

***

Weishaupt, başlangıçta topluluğun isminin “Perfectibilists (Mükemmelleştiriciler)” olmasını planlamış.

Grup, ayrıca, “Baveryan İlluminati” diye de adlandırılmış ve ideolojisine “İlluminizm” denmiş.

Brunswick Dükü Ferdinand ve Diplomat Franz Xaver von Zwack gibi pek çok önemli isim, entellektüel ve politikacı kendilerini grup üyesi saymış.

Topluluğun pek çok Avrupa ülkesinde şubesi açılmış ve on yıl içerisinde iki bine yakın üyesi olmuş.

Edebiyat dünyasından da Johann Wolfgang von Goethe, Johann Gottfried Herder ve Gotha ile Weimar Düklerinin de ilgisini çekmiş.

Goethe

1777 yılında, Karl Theodor, Bavyera’nın yöneticisi olmuş.

Bu zat aydınlanmacı mutlakıyet taraftarıymış ve döneminde Illuminati dâhil bütün gizli toplulukları yasaklamış.

Baveryan Hükûmeti tarafından 1785'te yayınlanan bildiri grubun dağılmasına sebep olunca olmuş ve Weishaupt da kaçmış.

Topluluğun yazışmaları, doküman ve mektupları toplatılıp daha sonra hükumet tarafından yayınlanmış.

***

Komplo Teorileri

Baveryan İlluminatiMark Dice, David Icke, Texe Marrs, Ryan Burke, Jüri Lina ve Morgan Gricar gibi yazarların da belirttiğine göre, hâlen faal olan bir örgütmüş.

Pek çok teori dünyadaki birçok siyasî, askerî ve ekonomik olayın sorumlusunu gizli bir örgüt olan Illuminati olarak gösterirmiş.

Komplo teorisyenlerine göre, birçok ABD Başkanı, bu örgüte doğrudan veya dolaylı olarak hizmet etmekteymiş.

Ayrıca birçok tanınmış çocuk çizgi filmlerinde şuuraltı mesajlarıyla beyin yıkama gerçekleştirildiği iddia edilmekteymiş.

Myron Fagan’a göre Waterloo Savaşı, Fransız İhtilâli, John F. Kennedy suikastı bu örgütün işiymiş.

embed]

1797 ile 1798 yılları arasında yayınlanan Augustin Barruel’in Memoirs Illustrating the History of Jacobinism ve John Robison’un Proofs of a Conspiracy (Bir Komplonun İspatları) kitaplarında, Illuminati’nin ayakta kaldığı ve Fransız İhtilâli’nin mimarı olduğu gibi beynelmilel komplo teorileri ortaya atılmış.

***

Benim bulabildiklerim bunlar.

Demek ki çok güçlü adamlarmış ve dünyayı yöneten bir teşkilatmış.

Her şeyin altında bunlar yatıyormuş.

John F. Kennedy’nin çok çapkın bir adam olduğu (Marilyn Monroe da sevgilileri arasındaydı) ve İsrail’le inatlaştığı, Amerikan Dolarını Federal Bank Reserve yâni sözüm ona Amerikan Millî Bankası yöneticilerinin itirazlarına rağmen kendi hükumetinin basması için ısrar ettiği herkesin bildiği bir şey.

}[/embed]

Buna karşılık, hem Katolik’ti, hem de abartılı bir Amerikan Milliyetçisi (daha doğrusu patriot: vatansever)…

Bir Başkan, hele ABD’de, kalkıp da çapkınlık eder, İsrail’le zıtlaşır ve Yahudilere posta koyarsa ne olur?

Özel görevli beş keskin nişancı gelir ve karısının yanında onu infaz ederler; o da yetmez, bütün aile lânetlenir ve herkesin kötü bir şeyler gelir.

Sonra da Oswald isminde bir genci –ki bence hipnotik beyin yıkama altındaydı, suçlu ilân ederler; akabinde de zaten kanserden ölmeye mahkûm olan bir Yahudi, tam da mahkemeye çıkacakken, silahını çeker ve onun da işini bitirir!

"}[/embed]

"}[/embed]

"}[/embed]

Vaka da çözülmemiş olarak kalır…

"}[/embed]

***

Diyelim ki böyle bir örgüt hâlâ işbaşında ve üye aşmaya da açık…

Birileri size bir müracaat formu getirip de “bize katılır mısınız” dese, ne yapardınız?

Ben olsam kabul etmezdim çünkü anladığım kadarıyla, bu adamlar ne MİT, ne MOSSAD, ne de başka bir örgüte benziyorlar.

Nerede toplandıkları, Bilderberg Örgütü ile ilişkileri karanlık.

Maazallah böyle bir topluluğa üye olursanız, sizin de en ufak bir fırsatta cesedinizi bir yerlerden toplar ve akabinde de sülalenizi lânetlerler.

İflah olmazsınız ve çoluğunuz, çocuğunuzun da başına ne geleceğini kimse bilemez.

Rothschild Hanedanı ve Siyonistlerle ilişkileri de karanlık, öyle gözüküyor.

00"}[/embed]

***

Ben bu insanları hiç görmedim ve tanımadım ama bir vakıa (olgu): Bu dünyayı birileri fena hâlde yönetiyor, kararlar alıyor ve bir ne olup bittiğini bilemiyoruz!

***

Demem o ki, öyle her teklife kanmayın ve uzatılan belgeyi hemen imzalamayın.

Aksi takdirde sizi de harcarlar.

Google-Earth üzerinde Rothschild Hanedanı bölgesinde görüntü puslanıyor, deneyin, göreceksiniz.

Sabaha yeni muayenehanemizde hizmet vermeye devam edeceğiz Neslim’le ve ekibimizle.

Herkese hayırlı bir hafta diliyorum.

Her türlü yasal örgüte girin ama karanlık güçlerden uzak durun.

Neme lâzım?

Harcanırsınız.

Hayırlı bir hafta diliyorum.

Kürt, Türk, Zaza, Arap… hiçbir ayrım yapmadan çalışıyoruz.

00"}[/embed]

Bu arada, sanırım koalisyon yapılacak, işler sürüncemede kalacak ve Doğu bizden iyice koparıldıktan sonra da, çok önceden çizilmiş BAP, GOP ve diğer projeler bitirilmiş olacak.

Elçiye zeval olmaz derler, benden iletmesi (Youtube'dan iktibas ettiğim görüntülerdeki yorumlar, bunları koyanları bağlar. Benim pek çok Yahudi dostum ve kardeşim var, onları tenzih ederim)

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 29.06.2015

Okumaya devam et
  4626 Hits
  0 yorum
4626 Hits
0 yorum

ÖNÜMÜZDEKİ BEŞ SENENİN PAPATYA FALI


Sağdaki kadın o...

Dün Beyaz Saray’ın bahçesindeki 34 yaşındaki Miriam Carey’in Doğum Sonrası Depresyonu’na ve kendisine gösterilen tepki bir Milât'tır.

Cinnet geçirdiği (cinlerin hışmına uğradığı) zannedilen bu kadıncağız aslında yeni olimpiyat ateşini yakmıştır.

Bir hatırlayalım: Afrikalı Amerikan İngilizcesi (İngilizce: African American Vernacular English, AAVE) ABG’de Afrikalı-Amerikalı toplumun büyük kısmının konuştuğu lisanın adıdır. Kısaca AAVE olarak adlandırılan konuşma tarzına Siyah İngilizce, Siyah Ağzı, Siyah İngilizce Ağzı vs. isimler de verilmektedir. Amerikan İngilizcesinin Afro-Amerikan versiyonu denilebilir. Bâzı Beyaz Amerikalıların da konuşmayı tercih ettiği, belli kuralları olan bir formdur. Bu diyalekti beyaz ABG’liler de iyi konuşabilmektedir.

mbed]

AAVE ilk olarak 16. ve 17. Asır’da ortaya çıkmıştır. Afrika’dan Amerika’ya getirilen siyah renkli köleler ile iletişim kurulması gerektiğinde İngilizce öğrenmeleri sağlanmış, ancak, düzenli bir öğretim sistemi olmamasından dolayı, Britanya İngilizcesinden uzaklaşılmıştır. Sonraki asırlarda ortaya çıkan Amerikan İngilizcesinden de ayrılan AAVE kendine has bir yer edinmiştir.

Afrikalı Amerikalı İngilizcesi, 1996 yılında tekrar popüler olmuş, Oakland, Kaliforniya’daki bâzı eğitimciler siyahî çocuklara AAVE konuşmayı öğretmek ve eğitimi AAVE ile vermek istemişlerdir. Bu eğitimciler kendilerini Ebonics olarak adlandırmıştır. Ebonik terimi ilk kez 1973 yılında siyah psikolog Robert Williams tarafından ortaya atılmış ve 1975 yılında fikirlerini kitaplaştırmıştır. Ebonikler, AAVE’nin standart İngilizceden bağımsızlaşmasının kabul edilmesini, gramer ve tüm kurallarının okullarda ders olarak okutulmasını, derslerin AAVE olarak verilmesini istiyorlardı.

"}[/embed]

Afro-Amerikan İngilizcesinin konuşma tarzı ve vurgulamaları standart İngilizceden çok farklıdır. Gramer kuralları ve kelime dizilimi farklılıklar göstermektedir. 1980'li yıllarda Hip hop müzik AAVE ile yapılmaya başlanmıştır ve bâzı ABG’liler AAVE konuşmayı öğrenmeye çalışsalar da, birçoğu tam mânâsıyla konuşamamaktadır. Ancak kulak alışkanlığına sâhip, kuralları ve vurgulamaları öğrenebilenler iyi konuşabilmektedir.

AAVE’ye verilen bâzı isimler şunlardır: African American Vernacular English (AAVE), African American English, Black English, Black Vernacular, Black English Vernacular (BEV), Black Vernacular English (BVE).

Amerika Başkanı Obama bir zencidir. Mutlaka onun da bir anasının dili vardır. O “yok” dese de mutlaka vardır. Yoksa anasından doğar doğmaz İngilizce ile ağlamadı. Ama maâlesef bugün Amerika’da yaşayan milyonlarca zencinin anadili yoktur. Obama’nın da yoktur. Ne konuşabilirler ne de yazabilirler. Zenciler anadillerini Amerika’da yaşarken akıllarına bile getiremezler… Çünkü şu anda ihtiyaçları yoktur. İngilizce ülke genelinde konuşulup anlaşılabilen üniter yapının temel direği olan tek dildir. Aynen Türkiye’de konuştuğumuz, anlaştığımız ve yazdığımız Türkçe gibi.

Günümüzde hakaret kabul edilerek kullanılmayan “negro” kelimesi Lâtince “niger” (siyah) kelimesinden İspanyolcaya ve Portekizceye geçmiştir. Türkçeye zaman zaman “zenci” olarak tercüme edilse de, Arapça kökenli zenci kelimesi ile negro arasında anlam benzerliği hâricinde bir dilbilimsel ilişki yoktur ve zenci kelimesi hakaret anlamı taşımaz. Bununla birlikte geçmişte siyahî insanları aşağılamak için kullanılmasından dolayı kullanımından kaçınılır.

Amerika’da esâretin lâğvına en son rızâ gösteren eyâletlerden Alabama’nın Montgomery kentinde zencilerin otobüste yerlerini beyazlara vermesi yasalarda yer alıyordu. 1955’te mağaza satıcılığı yapan Rosa Park yoğun bir çalışma günü sonunda evine gideceği otobüsün önünde yer bulmuştu. Sonraki durakta başına bir beyaz adam dikildiğinde şoför “yerini ver” diye Rosa’yı sert bir şekilde ikaz etti. Yorgun zenci kadın “kalkmıyorum, istersen tevkif ettir beni” diye mukabele etti. Şoförün çağırdığı polis beyaza yerini vermeyen siyahî kadını tutukladı. Önce eyâlette sonra ülke basınında protesto gösterileri başladı.

Zencilerin giderek vatandaşlık haklarına sâhip olmasında Rosa Park olayı önemli rol oynadı.

ABG’de sözüm ona özgürlük, serbestînin dik âlâsı vardır. Yahudilere nisbet edercesine Deniz Binbaşısı George Lincoln Rockwell’in 1960'da başkentte Kongre binasına taş atımı mesafede kurduğu Amerikan Nazi Partisi sembolik sayıda üyesine rağmen faâliyettedir. Beyaz ırkın üstünlüğünü savunan, zenci düşmanı Ku Klux Klan cemiyetleri de kırsal kesimde varlığını sürdürür.

Ama yakın geçmişe kadar eskinin zenci köleleri otobüslerde ön koltuklara rahatça oturmaya hâlâ cesaret edemezler. Pazar yerlerinde müzâyede ile köle satın alanlar arasında cumhurbaşkanları da vardır. Amerika'nın Üçüncü Başkanı Thomas Jefferson kölelerinden Sally Hemings ile yatarak altı çocuk sâhibi olmuştur; hayatı boyunca evlerinde, çiftliğinde hep köle kullanmıştır.

Okumaya devam et
  4007 Hits
  0 yorum
Etiketler:
4007 Hits
0 yorum

MEDYADA NE VAR?

Ben ne yazdıysam o...

Ayşe, bir Bipolar bulmuş, üstelik onu teşhir etmiş.

Kesinlikle kendisini dava edecektir.

Deliye nasihat edeceğime, akıllıya kendimi vereyim.

Bunu diyen de Prof. Dr. Fatih Terim'dir

İnanmayan Acar Baltaş'a sorsun...

10 kilo vermiş ama karısının resmini yollamış.

Şimdi Büyükada'ya...

Bye.

Okumaya devam et
  3427 Hits
  0 yorum
3427 Hits
0 yorum

ŞEYH EDEBÂLÎ'NİN İKAZLARI, TEKRAR...

Aslen Karamanlı olduğu rivâyet edilir. İlk tahsilini memleketinde yapar, gerisini Şam'da tamamlar. Tefsir, hadis ve özellikle İslâm hukukunda ihtisas yapar. Mevlânâ gibi, zamanının büyüklerinin sohbetinde bulunur. Tasavvuf yoluna girdiği, Baba İlyas halifelerinin ileri gelenlerinden olduğu belirtilir.

Âlim, faâl, zengin, çevresi için örnek teşkil eden ve çok sevilen bir kişi olan Şeyh Edebâlî, Eskişehir yakınlarında İtburnu denilen köyde yaşar, yaptırmış olduğu zâviyede talebe yetiştirir ve halkı aydınlatır. Bilecik'te bir dergâh yaptırır, Osman Gâzi'nin babası Ertuğrul Gâzi iyi dostudur; onu ve üç oğlunu, yâni Osman Gâzi'yi de birçok defa burada misafir eder.

O zamanlar 700 çadırlık bir komündür Ertuğrul Gâzi'nin halkı. Hepsi bu!

Osman Gâzi, dergâhta bulunduğu bir gece, rûyasında onun göğsünden bir ayın çıkıp kendi göğsüne girdiğini ve göğsünden bir büyük ağaç bitip dallarının âlemi kapladığını, altından birçok nehirlerin çıkıp insanların bu sulardan geçtiklerini görür. Osman Gâzi, hani o meydanlara sığmayan yiğit, Şeyh Edebâlî Hazretleri'nin yanında önce sesini çıkaramaz. Bırakın konuşmayı, nefes almaktan çekinir. Ama bu kez derdini söylese gerektir. Mahcup mahcup rûyasını anlatır.

http://www.youtube.com/watch?v=fDdtTdd8rt4&sns=em

Şeyh Edebâlî kısa bir tefekkürün ardından "ey oğul. Sana müjdeler olsun" der, "göğsümden çıkan nûr kızımdır (Bâlâ [Malhun] Hâtun). Seni kuşatması evleneceğinize işârettir. Ağaca gelince: Sen büyük bir devlet kuracaksın. Sizin soyunuzdan nice pâdişahlar gelecek ve nice devletleri bir çatı altında toplayacaklar, evlâtların adâletle hükmedecekler. Allah-ü Teâlâ seni ve neslini insanların İslâm'la şereflenmesine vesile edecek.

Okumaya devam et
  3966 Hits
  0 yorum
3966 Hits
0 yorum
    Geri