Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

İNSANOĞLU ÖZ’ÜNE DÖNÜYOR…

Burada kim bilir kaç kere yazdım.

 

İşte, bu güzel insanlar bana kitabım için gönüllü poz verdi.

Bâzen Manik oldular, bâzen Depresif, bâzen de Disforik.

Beş kuruş almadılar, tek amaçları karşılıksız diğerkâmlıktı.

***

Homo Sapiens sapiens 100.000 sene önce Afrika’da tekâmül etti ama henüz tekemmül edemedi.

Sonra kendi türdeşleri ona çok eziyet etti: Horladı, aşağıladı, zehirledi, katletti

Ama Öz’e, kendine dönmek mukadderdi çünkü her şey aslına rücu eder.

Bu mütevâzı blog şöyle doğdu: Epey sene önce www.turk.net “kendi bloğunu kendin yarat” deyince, ben de oturup oraya din, evrim, ahlâk gibi konularda yazdım.

Bir baktım ki epey popüler olmuşum, yorumlar ve katkılar yağmaya başlamış.

Haydi, burayı kurduk.

Bilmem kaç kere göçtü, şimdi olsa içeri gireceğim garanti olan pek çok şey de tebahhur etti kendiliğinden

Meselâ bir Demokrat Mersinli vardı, sürekli olarak söverdi ve kendi gölgesini döverdi. Yapma, sarı kart filân derken küstü gitti.

Şişli Terakki Mektebi'nden bir öğretmen hanım vardı, benim için tercüme yaptı ama Sevgili YY gene önce davranmıştı.

Minnacık evler diyârından bir Mustafa Bey vardı, Marx’la Allah arasında ambivalandı, alkole sığınıp yazardı. Sonra kalkıp ABG’de yaşayan bir Türk Psikiyatrı ile Türkiye’nin mes’elelerini tartışacağı bir Internet mekânı kurdu; ne kadar akıl sağlığı bozuk adamı oraya kodular yâhut koydular bilemem ama ben hemen ayrıldım.

Zâten duygudurumum olay oynar, hüznü daha fazla severim.

Neslim tam bir fenomen; kara kış ve kar fırtınası çıktı mı tay gibi olur, tutamazsın.

Sürekli feromon tazelemek lâzım, belli mi olur?

Onun için bu konuya odaklandık, çünkü herkes kendini yazar veya anlatır.

Eskiden günde 50-100 kadar mesaj geldiği oluyordu ve bu da fakıyrı çok yoruyordu.

Şimdiki gibi klerikal faşizm olmadığı için, herkes kolayca yazıp uçuyordu stratosfere.

Bakın, fırtınalar ve âfetler ABG’yi mahvetmekte

Japonlar, Olimpiyatları alan yetkili ve etkili kişilere sövüyor: “Ne ettiniz de zâten küçücük yere, iki kere de atom yutturduktan sonra, şimdi de Beyaz Adam’a yağcılık etmek için beni evimden bağrımdan ediyorsun” diye ağlıyor sarı adam.

Hâlbuki onlar da Çinlileri perişan etmişlerdi.

Meksika’da da aynı şeyler var; kimse başa çıkamıyor, yardım dahi zor ulaşıyor. Tekila kesmiyor onları. Zâten kaktüsleri kese kese bu enfes millî içkinin de köküne kibrit suyu ekmişlerdi! Şimdi hepsi hibrit ama gelini dövmeyen dizini ovar bu saatte.

İngiltere’den ne kadar farklı renkte adam varsa onunla yayın yapan BBC WORLD hâlâ en güvenilir haber kaynağı çünkü yalanın yatsıya kadar gitmeyeceğini bilecek kadar büyük millettir İngiliz erkekleri ve Yunan asıllı Kraliçeleri. Abdullah Gül Kardeşimiz de onunla vals yaparken gazoz içmemişti.

Sevgili Güler, Abdullah Gül masondur ve HKMBL tarafından da tanınan bir obediyansın âzâsıdır. 1. Ergenekon iddianâmesindeki sualinin cevabını ben sana gönül rahatlığıyla verebilirim artık.

Televizyonda “masonluk millîdir” dedim; beni atmak için çok uğraşanlar şimdi “Türk Riti’ni dışarıya ihraç ediyorlar”!

Aynen öyle demişti Bilgili ve Çok İlgili bir Kocaman Üstâdı Âzam.

Ego Hizmetinde Teleolojik Regresyon diye bir kavram vardır.

Şizofrenojenik Anne diye de…

Çifte açmaz da.

Ambivalans zâten hayatın temeli.

İnsanoğlu küresel ve küreyel olarak aslına dönüyor.

Bütün dünyâyı biz döllemişiz, ispatlandı.

Ay + Ova olmuş Iowa.

Adamlar gök diyor, tengri diyor.

Şimdi hepsi Uranyum işinde ve intihar edip duruyorlar çünkü depresyon ve alkolizm %100 oranında.

Ama Büyük Britanya’da da 4 kişiden biri girişimci.

İtalya’daki elinden âdet kanı damlayan pezevenk hâlâ ikbâl peşinde; yedirmezler sana Breivikoğlu!

İran’ın başında Oğuz Türk’ü var.

Kısa bir aradan sonra ismini asla değiştirtemediğim Türkiye Psikiyatri Derneği İzmir’de kongre yapacak.

Hiç de kötü sayılamayacak bir klinisyen ve psikofarmakolog, hem de nöro-sinir-bilimci ve evrimci olmama rağmen, repetition competition ve repetition combat ile hâlâ bana Oedipusçuluk yaptırıyorlar.

Belki istifa ederim.

Nasıl olsa artık çakma olmayan psikoloji hocasıyım, Neslim de yardımcı doçent olacak.

Az kaldı.

Allah Ertan Tezcan Kardeşime tezcanlılık etmemeyi nasip etsin.

Ayrıca…

Çok merak ediyorum falancalar câmiâsı hangi bahâne veya gerekçeyle elimizde rakı veya bira, her neyse, sâhilde demlenirken mâni olacak?

Balalaykamı hâlâ saklıyorum.

Kıyıda Duran ve İçen Adam olurum.

Eh, hadi bizi tartaklayın, dövün veya içeri atın.

Yapamazsınız!

Herkes ânında sizi “sevgi çemberine” alıp körfeze atar.

Sonra da etrafınızda “kardeşlik halkası” kurarlar; ağlar yahut üzülür gibi yaparlar.

Yalandır ama iyidir.

Timsahlar dahi ağlar, bilirsiniz…

***

Ritüeller, âyinler âidiyet ve mensubiyeti pekiştirir.

Sevgili Tunç,

Su katılmamış bir İzmirlisin; “geliyom” dersin, iyi de içersin, güzel mi güzel tütersin.

Zâten bin parçaya bölünmüş câmiamızın entropiye yenik düşüp iyice darmadağın olması için mi aldınız bu kararı?

Bak, Ayşe Arman’la yaptığımız bilmem kaçıncı röportajda “şizofreni alâmeti var” dediğim için beni dava eden davacılar Yargıtay’da da kaybetmişler.

Küçücük kızı “gözlerini kapatınca kromotazi yapıyor (renkli görüyor)” diye teşhir eden ebeveyni.

Gelin de gözlem altına alın bizi.

Karşıyaka’nın Beş Parmak Dağları’nı rûhunuzda duyumsarsınız.

Bu arada, Esad Esed da Allah’ına kadar Türk’tür.

O kaş göz, efendilik ve Alevîlik başka neyle izah edilir?

Bu arada, bizim Tekir  fotokopisi oğluyla süt içmeye geldi.

Neredeyse içeri girecek, az kaldı.

Kanını içeceğim ikisinin de,

Mevsim iyice bir dönsün de!

***

Avşar Kızı âdâbı muâşeret dersi verecekmiş.

Gidip öğrenmek lâzım.

Yârın öbür gün,

Sorarlar adama: Sertifikan yok mu?

Hasta gelmez bir daha!

***

Hürriyet’e yanına geliyorum

Bekleyin beni.

Helâl etmem verdiğim emekleri.

Bir ufak rakı olurken de yanınızdaydım.

Üzmeyin beni!

Zaman tam öğlendir yâhut öğledir, öyledir de…

Ya veya ya da yâhut her neyse…

Gölgeler kaybolmuştur.

Tam çalışma vaktidir.

    Yarın sabah Cimbom Rotary var.

       Gece de Hz. Süleyman’ınMozart Muhabbeti”.

          Anlar mı deseniz?

      Okumayı yeni öğreniyor,

  Tıpkı çok komik Şişman Adam gibi,

     Dinleyerek öğrenmeye çalışıyor da…

  Olmaz ki, o kadar votkaya can dayanmaz ki.

Siz acaba İzmirlileştiremediklerimizden misiniz?

0"}[/embed]

Mehmet Kerem Doksat – Şimdiki Zamanlar – Tarabya 19 Eylül 2013 Perşembe

Okumaya devam et
  4470 Hits
  0 yorum
4470 Hits
0 yorum

MEDYA ŞEYSİ

Bugün sâdece yorumlar ve alıntılarla geçiştireceğim çünkü işim çok...

Reha Muhtar sonunda keşfetti ki Fatih'le mukadderatları aynı, iyi oldu.

Yakında Hindistan'a yolcular!

Gazetecilik de, teknik adamlık da battı!'

İzmirli kabadayı torununa yazdırıp 20 TL'ye sattırdığı kitabının avantasını toplayıp tatile gitti,

Dinlenecekmiş.

Zavallı, hakkıdır

Korteks depo kalçadan İM yaptıracak!

Hürriyet'te iken benden bol iktibas yapan Buhran Bey,

Artık Gözcü'de Alzheimer olmaya karar verdi.

Ne yapsın, ekmek parası...

Bir de iyimeyillerime yanıt cevabı verse!

Bütün sabah programlarının pro-kreatif sunucuları yer değiştirdi,

Âlâ oldu, bize motivasyon geldi.

Hangisi nereye gitmiş ayol diye avanak olduk!

Tam bir psikoşok hani...

Bataklığı kurutacaklarına sineği düşürdüler.

İtibârımız Altınkapı kebapçısı gibi arttı.

Üç köfteye bir maç gâri.

Fiyatlar da arttı!

Âkillerin alayı Türkiye'ye gitti.

Daha ilk günde çuvalladılar.

Ankara çarpacak onları!

Ne kötü oynanan bir karttı!

Aziz Dostum Huysuz Virjin, Mrs. Mehmet Barlas'la Mr. Barlas'ın programına bağlandı.

Hep beraber göz devirip gerdan salladılar.

Kalemleri kırdılar!

Sonra eve kaçtılar, medyadan!

Hülya'yı Kalkındırma Dönüşümcüsü Tanju Çolak başkalarına takıldı,

İçime ferahlatıcı zemzem suyu saçıldı.

Yâ Rabbim bizi onlarsız bırakma!

Ne yaparız bilmem ki... 

Okumaya devam et
  3922 Hits
  0 yorum
3922 Hits
0 yorum

KARMA, KADER ve KEDER HAKKINDA…

Bizim tercihlerimiz, emel ve amellerimizin dışındaki yaşantılar veya olup bitenleri kabaca KARMA olarak isimlendirebiliriz.


Bunu ben çizdim: GÜM!

Anamızı, bacımız, kavmimizi, âidiyetimizi, mensubiyetimizi, kimliğimizi, yönelimimizi

Biz seçmedik.

Bütün bunlar ta Büyük Patlama’dan önce, Planck Zamanında, Levh-i Mahfûz’da yazılı idi zâten.

Uyuşturucu, uyarıcı veya başka bir madde kullanmak kaderdir ama gene de mukadderat (pre-destination) müsaade etmedikçe ölemezsiniz, öldüremezsiniz.

Emekli bir öğretmen oğlunu vurup intihar ettiyse bu tamamen irade dışıdır çünkü cinnet söz konusudur, buna içine giren Thanatos cini yol açmıştır.

Kürtçüler her yerde ayaklanıyorsa, mütecâviz ve mütecessis ama kifâyetsiz muhterisler her makamı işgâl etmiş ve önünüzü tıkıyorlarsa, bilin ki bu kendi eserinizdir.

Bodrum’daki kadın şekerden daha tatlı, baldan daha şifâlı kanişle denize girince para cezası kesen yetkililerin kafasına ne düşmüş olabileceğini de bilemem ama o kadıncağızın kendi tasarrufudur.

Gece kulüplerinde garsonluk yaparken kızlarını satmaya kalkan kadın öyle yapmağa mahkûmdu, kızları da kendisini bıçaklamaya.

Doktorum programında canlı yayında ölmekte olan yaşlı bir kadını teşhir ediyorlarsa, bunun sorumlusu RTÜK’tür.

Bir Doktor Amca (Prof. Dr. Oktay Ergene) ona yardım ederken naş olacak, ablak ablak bakmaktayım! Saçını okşayarak “neyiniz var” diyor Yıldız Teyze’ye!

"Çüş" diyemedim çünkü teyze beni yemiş...

1 TL’ye kahve makinesi almak için birbirini ezen halkın bu davranış patolojisinin mimarı da bu memleketi yönetemeyenler değildir öyle icap etmiş, öyle olmuştur.

Kaderinizi kendiniz yazmışsınızdır.

Geçen gün ağır bir otistik vak’ayı mûsikî mırıldanarak ve monoton bir sesle konuşarak hipnotize edip sâkinleştirdiğimi American Journal of Hypnosis veya Filânca Journal of Psychonalaysis’e yollasam, inanmayacakları için neşretmezler.

Daha önce kaç kere dünyaya gelip gittiğimi ben bilemem, bu mümkün veya muhtemel midir derseniz cevabım ancak sükût etmek olabilir.

İkrardan mı?

Yoo, sâdece bilemediğim için.

Bunu bana kim öğretti?

Eski Komünist, Cin gibi bir Yahudi: Sir Karl Popper.

]

Hava pırı pırıl, bütün bağlantılar tam ama bizim Digitürk belli kanalları göstermiyor!

Kanal D’ye ve STAR TV’ye mahkûm oluyorum.

Çıkıp Beşir Bey’i mi döveyim?

Deli misiniz, kafanızı soğuk duşa mı soktunuz!

Mukadder olduğu için öyledir.

Yeni Blendax alırsam saçlarım pırıl pırıl olacakmış, almam işte!

Finish Quantum Jel de elinize, gözünüze, dizinize dursun.

Ben sizden bir tek şey istiyorum: Para.

Banka hesabım mı?

Neslim henüz uykuda, sülâlemden pek az kişi kaldı…

  Belki ben de tekrar yatarım.

Bir daha da uyanamam.

        Boyut değiştirmek için her sebebe de, illete de sâhibim.

                Ama biliyorum ki gene bir şey olmayacak bana.

          Misyonum sona ermedi çünkü.

                                    Dandini dandini dastana…

                Danalar girmiş bostana.

     Öpüyorum…

           Yetmezse,

    Devamı arkadan gelir.

Bilirim ben…

   Anjina pektorisin sırf burun kaşınmasıyla seyredebileceğini de.

                  Değil mi Bingürcüğüm?

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – Şimdiki Zamanlar 16 Eylül 2013 Pazartesi


Not: Hürriyet'ten Nil Karaibrahimgil bu makaleden aynen plajiarizm yapmıştır. Lûtfen kendisini This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. adresinden protesto edelim :D.

Okumaya devam et
  4669 Hits
  2 yorum
4669 Hits
2 yorum

ELLİ ALTI SENEDE NELER GÖRDÜM 1


İnsanoğlu doğarken ağlar, sebebi zâhiren nefes almak içindir ama işin sırrı Öz’den (Essence) ayrılmak ve Madde hâline geçmektir (Substance). Erenler buna “ete kemiğe bürünmek” derler…

Yâni işin kökündeki en temel sıkıntı Ayrılmaktır: Separasyon Anksiyetesi; rahmi özleyecektir ve sık sık ağlayacaktır.

Bunu gördüm.

O özledikleri arasında bütün Kâinatların bilgisi vardır ama artık onları unutmuştur, hatırlamak için debelenip duracaktır: Anamnesis (setredilmiş: üstü kapatılmış) Hakikati, tekrar tekrar keşfetmek için mağaranın kapısına bak da bak

Avanak avanak!

***

Elimde hediye olarak gelen birkaç şişe rakıyı poşette taşıyordum, psikiyatri asistanıydım. Mehmet isminde bir Diş Hekimi beni Eyüp’te bir toplantıya götürdü. Millî Görüş’le orada tanıştım.

Beyaz çoraplı, kahverengi ayakkabılı, kravatlı ama siyah renkte takım elbiseli kişi şöyle diyordu: “Artık, birtakım unvanlara kavuşmak, terfi etmek için bâzı derneklere üye olmak gerekmeyecek, üzerinde çalışıyoruz”.

Aynen öyle oldu!

***

O dönemlerde, doçentken, tek evlâdında Down Sendromu (Trizomi 21) olan Prof. Mim Kemâl Öke, TGRT’de, canlı yayında yeşil cüppeli, sarıklı bir adama yağlı ballı davrandığı için isyan ettim, “hocalıksa hocalık, en iyisini ben bilirim ve yaparım” diyor.

Vallahi doğru çünkü hâlâ öyle.

Ama sonra bana babasıyla annesini gönderdi, akabinde nedense sırra kadem bastılar.

Çırpınarak!

***

Aynı TV, aynı merkez binâsı ama bir gariplik var çünkü emekli bir öğretmen olan Patron’un, Gülben Ergen’le zinâ ettiği dedikodusu dönüyor.

İşi örtbas etmeye gayret ettikçe batağa dalıyor, Kara Delik sanki.

Haykırarak!

***

Gene TGRT’de şimdilerde çoktan rahmete kavuşmuş bir İlâhiyat Profesörü ile canlı yayında tartışıyorduk (böbrek yetmezliği sebebiyle Hindistan’da organ nakli yaptırmıştı ve bundan hicap ediyor, çılgınca harsa hizmet için çabalıyordu). Benimle ilgilendikleri için Yeşilköy’de yemeğe çağırmışlardı ve mükemmel bir sofraya oturduk. Tam muhabbete başlıyorduk ki, Ayhan Songar Hoca masayı teşrif etti, sahneyi benden çaldı, vuslat başka bir bahara kaldı.

Onlar da ben de kararlıydık, idarî binâda buluştuk, ortam sterildi.

Tamam, devam” diye anlaşıyoruz.

Para pul yok!

Babamın sâyesinde doçent ve profesör olan Yaşar Nuri Öztürk’ü dâvet ettim televizyona çıkması için.

Yanımda büyük duayen ve efendilik timsali Prof. Dr. Özcan Köknel var; YNÖ daha ilk on dakikada kavgaya başlıyor. Özcan Hocasiz hâddinizi çok aşıyor ve küstahlık ediyorsunuz” diye ayar çekiyor.

Ben de “sizi ben dâvet ettirdim, unuttunuz mu” diyorum.

YNÖ iyice öykeleniyor, saatlerce süren TV yayınında rating rekoru kırılıyor ve telefonu “küt” diye kapatıyor.

Üçüncü rauntta “knock out” yâni.

Akabinde babam dünyâya küsüp akciğer kanserinden elimde boyut değiştiriyor.

Ya şimdi?

YNÖ, Edep Ayarı Bozuk Kadın’la TV’lerde kendini teşhir ediyor.

Çırpınarak!

***

Gene duayen bir Ruh Hastalıkları Uzmanı, övüne övüne numaradan hastaymış gibi yapan bir herifi nasıl elektroşok yapa yapa adam ettiğini anlatıyor.

Okumaya devam et
  4993 Hits
  0 yorum
4993 Hits
0 yorum

PRO-FEMİNİST PROTESTO or NEW TESTAMENT!

Bu yazı görüntüsüz, fotosuz, karikatürsüz ve görgüsüzdür!

Aslında bu makalemin (makalenin mi) ismi Anti-Feminist Protesto da olabilirdi ama gözüm yemedi.

Neden mi?

Çünkü aradım, taradım ve bir baktım ki bugün herhangi bir şeyin Dünya Filânca Bir Şeyler Günü olmadığını tespit ettim.

Bu saptama beni öylesine mesut ettik ki, klavyeye oturdum hemencecik.

Ama bakın neler oldu:

***

Öyle bir rûya gösterdi ki bana EUM, hayat boyu sürecek, ömrümü dolduracak ama dişimin kavuğuna da, kovuğuna sığmayacak (sığacak mı) dersler verdi.

12 Eylül Dünya Darbeleri Kutlama ve Yerme Günü’nde Cesi’nin programına çıkacağım ya, ne desem, ne söylesem diye kafa yorarken Doğru Yola kavuştum ve kuş gibi uçtum.

Efendim, bu hayatta görmediğim bir malikânede ikamet ediyordum (ikâmet mi desem) ve leb-i derya idi.

Hem yüzüyor hem de uçuyordum (hani hem balık hem de kuştum).

Ne de hoş ve boştum.

Bütün doğal (tabiî mi desem) ve mânevi (ezoterik yahut içrek mi desem) ihtiyaçlarımı hem giderdim hem de doyumsuz kaldım (tatminsiz mi desem).

Kendimi Mevlâ’ya (Tengri’ye mi desem) saldım ve hayretle, hasretle, heyecanla ve helecanla donakaldım; çünkü bu evrimsel kodlar benim davranış portföyümde (para çantamda mı desem) zâten mevcuttu (vardı mı desem).

Sosyal Psikolog Fatih’lerin “kaybetmekten korkmuyoruz çünkü zaten kaybedecek bir şeyimiz yok Allah’ın izniyle; sabrım taşıyor, vicdansızca söylenenleri ne ben, ne…. hak etmiyor” (ediyor mu dese) beyanı da beni ilgilendirmiyor da, aklıma üzerinden Voz Vos geçince “ne horozdu yaw” diyen tavuk geliyor (hiç çıkmıyor mu desem).

Okumaya devam et
  5613 Hits
  1 yorum
5613 Hits
1 yorum