Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

NECİP FÂZIL DA REENKARNASYONA İNANIYOR MUYDU?

Bir gün Atatürk dirilecektir!!!

Evet lâf ve hayâl, yâhut fikir ve remz âleminde değil, doğrudan doğruya madde ve hakikât dünyÂsında Atatürk hayata dönecektir... Bir gün onu, kâfuriden yontulmuş asil ve parmaklarıyla kılıcın kabzasıbı kavramış zarif ve ince edâsıyla bir masaya eğilmiş ve gök gözleriyle dünyâ haritasını süzmeye başlamış olarak olarak göreceğiz" (Necip Fâzıl, Büyük Doğu sayı 10).

Sevgili Dostlar,

Bu reenkarnasyon mes'elesi üzerinde ta on altı on yedi yaşlarından beri tefekkür eder, araştırır, okur ve düşünürüm. Rahmetli babam Prof. Dr. Recep Doksat da Prof. Dr. Ian Stevenson'la beraber bir araştırma plânlamıştı. Ben de Prof. Stevenson'a saatlerce sohbet etmiştim. Pek çok Sünnî âlimi konuyu metempsychosis (tenâsüh) ile karıştırıp baştan reddediyor. Alevîler ve bir kısım Şiâ inanıyor. Prof. Yaşar Nuri Öztürk ve onun hocası, ilham kaynaklarından Prof. Süleyman Ateş, belli âyet ve hadislere atfen, Kur'ân ve İslâm'a göre reenkarnasyonun herkes için olmasa da bâzı kişiler için işleyen bir mekanizma olduğunu, bunun haşir inancına ters düşmeyeceğini yazıyorlar, söylüyorlar. Mes'eleyi psikiyatrik açıdan tartıştığım bir makalemde (Türkiye Günlüğü'nde neşredilmişti) "şu din âlimleri kendi aralarında bir anlaşsalar da, biz sıradan Müslümanlar da neye inanacağımızı bir bilebilsek" diye yazmıştım.

Okumaya devam et
  5435 Hits
  0 yorum
5435 Hits
0 yorum

NÂZIM HİKMET'İN ŞEB-İ ARÛZU

Nâzım Hikmet, 20 Kasım 1901'de Selânik'te doğdu (âile çevresinde 40 gün için bir yaş büyük görünmesin diye bu tarih 15 Ocak 1902 olarak anılmış, kendisi de bunu benimsemiş), 3 Haziran 1963'te Moskova'da vefat etti, 45 sene önce bugün.

30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan yöresinde, Belh şehrinde doğup, hayatını "hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Hz. Mevlânâ'nın vefatı da 17 Aralık 1273'tür.

Mevlânâ için ölüm "vuslat, kavuşma ve düğündür", Allah'a dönüştür ve bu sebeple de anma törenlerinde Şeb-i Arûz denir. "Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız! Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir" der yüce gönül adamı. Ölüme de inanmaz zâten!

Nâzım'ın ise hayatı hep mücadeleyle, kavgayla geçmiştir. Sıkı Türkçü'dür, hep de öyle kalacaktır.

Güzel San'atlar Birliği Genel Sekreteri olan Peyami Sefâ Bey (Safâ), Alay Köşkü'nde düzenlenen toplantılarda, şiir okuması için onu izleyicilerin önüne çıkarırken "büyük şâir" diye tanıtmıştır. Aralarındaki dostluk Cumhuriyet gazetesindeki bir olay vesilesiyle başlar.

Nâzım, Ankara'da tutukluyken, gazetenin edebiyat sayfasını yöneten Peyami Sefâ Bey, onun Yanardağ adlı şiirini üç sütun olarak çerçeve içinde neşreder, ertesi gün ise gazetenin birinci sayfasında bir özür dileme yazısı yer alır! Mahkûm bir adamın kaleminden çıkmış olan bu manzûmenin, yazı işleri müdürüne gösterilmeden neşredildiği belirtilir, "mesleği mesleğimize kat'iyen uymayan bir muharrire âit" diye nitelenen şiirin gazetede neşredilmiş olmasından dolayı okurlardan özür dilenir.

Okumaya devam et
  5764 Hits
  2 yorum
5764 Hits
2 yorum