Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

EN BAŞTAN...

Önce Rahmetli Halûk Kurdoğlu Eniştem'in tercümesiyle tekrar işe başlayalım:

Dün sandım ki ortalık birbirine girecek.

Resmen ve alenen Kürdistan kuruldu ama biz hoplayıp zıplıyorduk.

Tık yoktu; biz dahi yeyip içmekle, muhabbetle vakit geçirdik.

Demek ki bu memleketin Doğu'sunu unutmuşuz.

Anlaşılıyor ki bütün beyin yıkama taktikleri başarılı olmuş ve sâdece Gezi Parkı ve ODTÜ kalmış aklımızda...

Demek ki hâlâ utanmadan "Avrasya Maratonu'nda köprünün rezonansının ne olacağından" başka merak edeceğimiz bir şey kalmamış; toplu hipnozla beynimiz boşaltılmış...

Hâttâ hâlâ Schumann rezonansıyla yeryüzü ile yatıp kalkıyorsak...

Damarlarımızdaki asil kan pıhtılaşmış ve kılcal olanlar da aşınmışsa...

Okumaya devam et
  5217 Hits
  2 yorum
5217 Hits
2 yorum

FELSEFE SALATASI

Dün, kalkıp, Birinci Geleneksel Vahdet-i Vücûd Toplantımızı tam da Cumhuriyet Bayramı’nda yapınca, Neslim’le bendenizden başka sâdece 5 (beş) kişi iştirak etti toplantıya.


Bilgisayarım da açılırken tutukluk yaptı. Esed antivirüsüm Esad oldu. Penelope geldi, fitne fesat da içeri doldu.

Neyse…

Güzel, ikisi de asal sayıdır.

Hâttâ 5’ten 2 çıkınca 3 olur ki, bu da en ulvî ve mutlak olanın, yâni Hakikat’in simgesidir.

Bu vesileyle, felsefenin (bilgelik/hikmet sevgisi) neden saçmalık, hâttâ safsata olduğunu yazayım bâri.

Bilge kişi çok konuşur ve etrafına nur saçar: Saçma.

Çünkü çok konuşup etrafa çamur atan nice Beş Para Etmez Unutulmaz İnşaat Ustası vardır. Akılları fikirleri de uçkurlarındadır zâten.

Bilge kişi Doğu’da oturup ağzını açmaz ve etrafına nur saçar: Zırva.

Çünkü hiç konuşmazsa, bilgisini de, bilgeliğini de kim nereden anlayacak?

Ayşeler ile Ahmetler çiftleşince hep erkek veledleri olur”.

Aylalar ile Mehmetler evlenince hep kız çocukları dünyayı teşrif eder”.

Tam ahmaklık, çünkü böyle genellemeler yapmak için çok büyük sayıda gruplamalar yapıp, bunları kıyaslarsanız, sonuçta tam bir yanılsama içerisinde olduğunuzu fark edersiniz.

Ben Cihan’ı Gezerim hâttâ Gererim, Ezoterizmin Bilimsel ispatını yapıp, kerizleri dolandırırım, demek ki bilgeyim”.

Muhteşem bir salaklık çünkü hiçbir şey ispatlanamaz, ancak kestirme veya yakıştırmalarla varsayımlara başvurulabilir.

Güneş, hep Doğu’dan doğar”.

Hayır, Güneş, hep ufak tefek hesap farklılıklarıyla oradan kendini gösterir.

Dünya, küre şeklindedir”.

Hayır! Aslında portakal gibidir.

Demek ki portakallar hep Dünyalıdır: Rafi Portakal da bir ben-i âdemdir ve Âdem Peygamber değildir.

Okumaya devam et
  4396 Hits
  1 yorum
4396 Hits
1 yorum

YAŞAR KEMAL’LE JEAN PAUL SARTRE KARDEŞTİR!

Nedir mevzuubahis olan?

Vatan mı?

Evet!

Peki, nedir Légion d’honneur?

Cüce Napoléon Bonaparte’ın, Birinci Konsül iken 19 Mayıs 1802 tarihinde imzaladığı bir kanun ile oluşturulmuş bir Fransız nişanı.

Meselâ Cezayir'i mahvedenlere mutlaka inek çanı gibi takılır...

1804 yılının Mayısı'nda Fransa İmparatoru olan Napoléon Bonaparte, Haziran ayından itibaren kişileri bu nişanla tâlttif etmeye başlar ve mezolimbik sistemlerini çalıştırır. Bu nişan, bugüne kadar Fransa’daki bütün yönetim rejimlerinde takılmaya devam edilir.

Fransız madalyaları arasında en tanınmış olanıdır:

Grand-Croix (Büyük Haç), Grand-Officier (Büyük-Subay), Commandeur (Kumandan), Officier (Subay), Chevalier (Şövalye) olmak üzere beş sınıfa ayrılır.

***

Önce şunu bir seyredin:

]

Bunu kime verir tarihî dostlarımız Fransızlar?

Vatanını iki meme için filân değil, etnik bölücülük için satanlara.

Şakşakçıbaşları kim?

Bakın:

]

Aralarındaki farkları ve benzerlikleri bir düşünün:

1)    İkisi de çok çirkindir ve damardan sigara içerler.

2)    İkisi de Varoluşçuluğun en bedbaht bedevileridir.

3)    Sartre evlenmez ama andına sâdık kalır.

4)    Öbürü bir Sefarad Yahudi’sine kendini teslim eder ama dürüst de, sâhici de, ozan da değildir. İkinci kadehten sonra herkese, her şeye sarkar. Bütün hayvanat ve nebatat kendisine vermek zaruretinde hâttâ mevcudiyetindedir.

5)    İkisine de Légion d’honneur teklif edilir ama biri reddeder, öbürü salya sümük öperek alırken çok sevindirik olur.

6)    İkisi de yeni bir lisan uydurur ama Yaşar’ınki rokfor gibidir, kokar ve bulaşır!

Peki, neden bizim entellijensiya bu gibi heriflere öykünür?

Özüne yabancılaşmıştır çünkü de, ondan!

Cemil Meriç AmcamDemirciler Çarşısı bir cinayet ama Türk harsına, edebiyatına karşı işlenmiş bir cinayet Homerosoğlu” der.

Çok merak ediyorum, acaba beni bu yazdıklarım yüzünden mahkemeye verir mi gerek Zülfüyâr gerekse bu şahıs?

Okumaya devam et
  3972 Hits
  0 yorum
3972 Hits
0 yorum

MEDYADA NE VAR?

Ben ne yazdıysam o...

Ayşe, bir Bipolar bulmuş, üstelik onu teşhir etmiş.

Kesinlikle kendisini dava edecektir.

Deliye nasihat edeceğime, akıllıya kendimi vereyim.

Bunu diyen de Prof. Dr. Fatih Terim'dir

İnanmayan Acar Baltaş'a sorsun...

10 kilo vermiş ama karısının resmini yollamış.

Şimdi Büyükada'ya...

Bye.

Okumaya devam et
  3550 Hits
  0 yorum
3550 Hits
0 yorum

I AM F.CKED BY INFORMATION FLOW


President Uarack Obama has yet to say what course of action he'll take to respond to the alleged use of chemical weapons by Presdent Bashar al Assad's regime in Syria, but his administration has previewed the justification it will use if Mr. Obama decides to take military action.

Mr. Obama on Wednesday said he has "no interest in any open-ended conflict in Syria." However, he added, "we do have to make sure that when countries break international norms on weapons like chemical weapons that could threaten us, that they are held accountable."

To launch an assault against the Assad regime that meets domestic legal standards, Mr. Obama's actions would have to pass constitutional muster and meet the statutory requirements set by the 1973 War Powers Resolution.

Syria war vote doesn't go David Cameron's way in British Parliament Cigarettes.

Syria chemical weapons attack blamed on Assad Brothers From Brasil, but where's the evidence?

Before taking over the executive branch, Mr. Uarack Obama and Vice President Joe Biden strongly asserted that the president's ability to use military force is constrained by Congress. Yet since Mr. Obama took over the White House, the administration hasn't shied away from unilaterally deciding to take limited military action.

Mr. Uarack Obama's approach follows one that presidents have taken since the end of World War II, when administrations started exercising their war powers more independently. Some administrations have argued the War Powers Resolution is unconstitutional, but the Supreme Court has never weighed in on the issue -- leaving the extent of the president's war powers an open question.

"Part of the problem is these are legal issues, and legal issues are settled in court at the end of the day," James Lindsay, a senior vice president at the Council on Foreign Relations, told CBSNews.com. "And when courts choose not to adjudicate it, people are free to lay down their interpretation of the rules."

Predictably, when it comes to war powers, the president has the political advantage -- he is, after all the commander in chief. Congress, however, has the constitutional authority to declare war, so legislators do their best to keep the president's powers in check.

As a senator and presidential candidate in 2007, Uarack Obama, "The president does not have power under the Constitution to unilaterally authorize a military attack in a situation that does not involve stopping an actual or imminent threat to the nation. In instances of self-defense, the president would be within his constitutional authority to act before advising Congress or seeking its consent."

Biden, also a senator and presidential candidate in 2007, said he would move to impeach President Bush if he unilaterally attacked Iran because of its nuclear programs.

In 1998, Biden said on the Senate floor, "To be sure, the commander in chief ensures that the president has the sole power to direct U.S. military forces in combat. But that power - except in very few limited instances - derives totally from congressional authority."

Yet in 2011, the administration took military action in Libya without any congressional approval, prompting the Republican-led House of Representatives to vote to rebuke the president.

In its legal justification for action in Libya, the Justice Department's Office of Legal Counsel (OLC) argued that Congress' authority to declare "war" was limited by the definition of war. "This standard generally will be satisfied only by prolonged and substantial military engagements, typically involving exposure of U.S. military personnel to significant risk over a substantial period," the OLC wrote.

FBA, my Lovely Boss

***

İngiliz Financial Times gazetesinde geçtiğimiz hafta yayınlanan kısa bir okur mektubu, sosyal medyanın en çok paylaşılanları arasında.

“Efendim, İran Esad'ın yanında, Körfez ülkeleri Esad’ın karşısında.

Esad, Müslüman Kardeşler'e karşı, Müslüman Kardeşler ve Obama General Sisi'ye. Ancak, Körfez ülkeleri Sisi taraftarı, bu demek oluyor ki Müslüman Kardeşler'e karşı.

İran Hamas taraftarı ama Hamas Müslüman Kardeşler'in yanında.

Obama Müslüman Kardeşler'i destekliyor ancak Hamas Amerika'ya karşı.

Körfez ülkeleri Amerika'nın yanında. Ama Türkiye ve Körfez ülkeleri Esad'a karşı, ancak Türkiye General Sisi'ye karşı Müslüman Kardeşler’in yanında. Dahası, Körfez ülkeleri General Sisi'nin arkasında.

Ortadoğu'ya hoşgeldiniz… İyi günler”

AYDINLIK Yazı Dizisi

Millî Hükûmet Nasıl Kurulur?

Soru – 1. AKP iktidarı hangi güçle yıkılabilir?

Son zamanlarda açıklanan kamuoyu araştırmaları partilerin oy tabanlarındaki kaymalar hakkında önemli ipuçları vermektedir. Bazılarındaki bilgileri irdelersek;

 Metro Poll şirketinin Şubat 2013 araştırmasının 33. sayfasındaki tabloda verilen bilgilere göre;

Bugün Seçim Olsa, Geçen Seçimde Oy verdiğiniz Patiye mi Yoksa Yeni veya Başka bir Partiye mi Oy Vermeyi Düşünürsünüz  sorusuna verien cevaplar şöyledir:

-      Önceki seçimde oy verdiği partiye oy verecekler                      % 62.8

-      Yeni veya başka bir partiye oy verecekler                                 % 19.8

-      Fikri olamayanlar                                                                         % 17.4

-      Toplam                                                                                        % 100

Son toplumsal olaylar dikkate alındığında, fikri olmayanların içinden 10 puanlık bir kısmın “yeni veya başka partiye” oy verebileceği düşünülebilir. Böylece, her partinin tabanında %30 civarında bir erime beklenebilir.

Nitekim aynı araştırmanın içinde bu olguyu destekleyecek başka veriler de bulunmaktadır:

Metro Poll şirketinin Şubat 2013 araştırmasının 36. sayfasındaki tabloya göre

Sizin de Oy Vermeyi Düşüneceğiniz Yeni Bir Partiye İhtiyaç Olduğunu Düşünüyor musunuz sorusuna verilen cevaplar ise şöyledir:

 

Partiler

Evet Var, %

AKP

29.7

CHP

49.7

MHP

50.3

BDP

46.4

SP

41.7

Diğer

71,9

Protesto Oy

45.3

Cevap Yok

37.7

Yaşım Tutmadı

26.8

ORTALAMA

38.4

Bu tür kamuoyu araştırmaları kesin veriler olmasalar da, eğilimlerin belirlenmesi açısından yol göstericidir. Ayrıca şunu belirtmek gerekir ki, bu güne kadar yapılmış olan 172 Millî Anayasa Forumu’na katılan 100 bin dolayındaki vatandaşın siyasî eğilimlerinin ağırlıklı olarak sırasıyla CHP, İP, MHP, DP, DYP, DSP, Yeni Parti, BCP, Saadet, AKP, HEPAR gibi partilere dağıldığı bizler tarafından gözlenmiştir. Bu durum belki oransal değil ama eğilimler açısından yukarıdaki tabloyla benzerlik göstermektedir.

Bu durumda AKP iktidarına son verilmesini isteyen önemli bir kuvvet ortaya çıkmıştır.

Soru – 2. Millî Hükûmet hangi güçle, hangi partilerin katılımıyla kurulabilir? 

Bu soruya cevap vermeden önce “Millî Hükûmet” tanımda anlaşmak gerekir. Millî Hükûmet, ülkemizin karşı karşıya olduğu, vatanımız ve milletimizin birliğine karşı yürütülen iç ve dış tehditleri belirleyip, önleyici tedbirleri alacak olan hükûmettir. Yani programında özetle;

a.      Bölücü Anayasa girişimlerini durdurmak,

b.      Suriye ile derhal barışmak, sınırı kontrol altına alıp, teröristleri defetmek,

c.   Ülkedeki casusları derhal enterne etmek,

ç.   NATO ve yabancı ülke askerlerini derhal yurtdışı etmek ve tesislerini kapatmak,

d.   PKK ile ilgili her türlü tedbiri almak,

e.   Irak merkezi hükûmeti ile anlaşmak, Barzani’yi izole etmek,

f.    Rusya ve İran ile ilişkileri stratejik düzeye çıkarmak,

g.   Hukuk katliamına son verip, sorumlularını yargılamak,

ğ.   BM İkiz Sözleşmeleri, Avrupa Yerel Yönetim Özerklik Şartı, ABD ile imzalanmış olan 2 sayfa 9 maddelik gizli antlaşma, Dubai antlaşması ve eğer varsa başka gizli anlaşmaları derhal feshetmek

gibi tedbirlerin yer alması gerekir.

Bu kısa programı; dış politika, iç ve dış güvenlik, ekonomi, eğitim, hukuk ve benzeri alanlarda acil, kısa, orta ve uzun vadeli tedbirler manzumesi haline getirerek bir bütünlük sağlamak gerekir. Ancak bu tür bir programı benimseyen hükûmetlere Millî Hükûmet denebilir.

Yukarıdaki tanıma uygun bir Millî Hükûmeti hangi partiler kurabilir sorusuna cevap arayalım:

1-      CHP, MHP, İP tek başlarına iktidar olamazlar: TBMM’nde temsil edilen CHP ve MHP’nin mevcut yönetimlerinin ABD, AB ve NATO yanlısı, AKP’nin politikalarının destekçisi olmaları, “Bölücü Anayasa” çalışmalarındaki tavırları nedeniyle, TBMM dışındaki İşçi Parti’sinin ise gerek üye sayısının küçüklüğü, gerekse anketlerde %2 dolayında olduğu görülen oy oranı nedeniyle, her üç partinin tek başlarına iktidar olma olanağı yoktur.

 

 

AKP

CHP

MHP

BDP

Saadet

İP

Diğer

Kararsız

Toplam

Metropol, Haziran başı

35.30

22.70

14.50

6.20

 

 

13.50

7.60

100.0

Konsensus, Haziran başı

47.10

30.90

14.60

4.60

 

 

2.80

6.60

100.0

Metropol, Temmuz başı

33.90

22.20

10.50

3.30

 

 

10.30

13.10

100.0

Sonar, Temmuz ortası

44.10

28.23

16.30

6.40

2.00

1.93

1.04

 

100.0

Sonar, Ağustos ortası

44.64

28.14

16.07

6.11

2.00

1.96

1.07

 

100.0

2-      CHP+MHP+İP seçim ittifakı: CHP + MHP + İP’nin bir Millî Hükûmet talebini karşılamak için seçim ittifakı yapmaları, CHP ve MHP’nin mevcut yönetimlerinin tavır ve siyasi tercihleri nedeniyle mümkün değildir. Böyle bir güç birliğinin kurumsal düzeyde yapılması olasılığı neredeyse sıfırdır. Yaygın Taksim Direniş eylemlerine rağmen, her iki parti de eylemleri benimsemedikleri gibi MHP polise açık, AKP’ye ise dolaylı destek vermektedir. Ancak, Millî Anayasa Forumları pratiği bizlere, bu partilerin ancak tabanda birliktelikler kurabileceğini göstermiştir.

3-      Partilerin TBMM’nde güç birliği: Partilerin güç birliği yapma şanslarını bugünkü Meclis yapısında da irdelemek gerekir:

Meclisteki 548 milletvekilinin dağılımı; AKP 327, CHP 134, MHP 52, BDP 29 ve Bağımsızlar 6 şeklindedir. Bu Meclisten bir Millî Hükûmet çıkarmak istenirse önce AKP hükûmetinin düşmesi gerekir. Bunun için mevcut hukukî yollar şunlardır:

-      Başbakan veya hükûmet hakkında verilecek gensoru ve güvensizlik oyu sonrasında başbakan veya hükûmet düşer ancak bu AKP’nin sayısal üstünlüğü nedeniyle imkânsızdır.

-      Başbakan istifa eder ki, bu sadece ABD’nin tekelindeki bir keyfiyettir. ABD yerine yenisini bulmadan bu seçeneği kullanmaz. Kullansa bile hükûmet kurma görevi yine AKP’ye verilir.

-      Gensoru veya istifayı zorlamak için AKP içinden 100 milletvekili istifa etse bile AKP yine birinci partidir ve BDP ve hâttâ ek olarak CHP’den en az 15 milletvekilinin desteği ile 237+29+15= 281 hükûmet olur.

-      En iyimser yaklaşımla, (AKP’den kopacaklar + firesiz CHP + firesiz MHP’nin) hükûmet kurmaları halinde bile, bunun bir Millî Hükûmet olma şansı yoktur. 

4-      % 10 barajını 4. bir parti aşmalıdır: 2011 Haziran genel seçimlerinde 3 parti %10 barajını geçmiştir. Eğer 4. bir parti daha barajı geçseydi, bir ihtimal AKP tek başına iktidar olamayacak, CHP ve MHP şimdikinden daha fazla milletvekiline sahip olacaklardı.  Ancak yakın genel seçimlerde, CHP ve MHP’nin seçim barajını aşacakları kuşkusuzdur ve en iyimser tahminle sırasıyla % 25-30 ve % 15-20 arasında oy alabilirler. Eğer Meclise % 10 barajını geçecek 4. bir parti giremezse ve yine 3 parti % 10 barajını geçerse, bu durumda AKP’nin oy kaybına rağmen çıkaracağı milletvekili sayısı yeterince düşmez ve CHP ve MHP’nin bu oy oranlarıyla çıkartabilecekleri milletvekili sayıları ikili bir koalisyon hükûmeti kurmalarına elvermez.

Soru – 3. Bu güç nasıl oluşturulacaktır? 

Yeni bir partinin halkın Millî Hükûmet talebini karşılayıp, iktidara gelmesi de fazla olası değildir. Yukarıda değinildiği üzere, kamuoyu araştırmaları, bir “yeni parti” seçeneğini göstermekte, ancak bu partinin tek başına iktidar olma şansını göstermemektedir. Böyle bir yeni partinin kitle tabanı AKP, CHP ve MHP’nin hoşnutsuzları ve diğer oyların bir bölümünden oluşan, tahminen % 30 dolayında bir kesimdir. Sosyolojik olarak bu kesim; merkez-sağ +merkez + merkez-sol oylardan meydana gelmektedir. Büyük bir olasılıkla bu kesimin siyasi tavrı Millî Hükûmet isteği doğrultusunda oluşacaktır.

Böyle bir yeni parti eğer Meclise girebilir ise MHP ve CHP’yi küçülteceği için bu partilerin baraj altına düşmesine yol açmamak gerekir. Çünkü önemli olan Meclise % 10 barajını geçecek 4. bir partiyi sokmaktır. Ancak bu şekilde AKP’nin iktidar seçeneği olması engellenebilir.

Bütün bunlara rağmen, 4. partinin, seçimlere kadar tepe yönetimleri değişmeyecek olan CHP ve MHP ile milletvekili sayıları elverirse bir koalisyon yapma ihtimali olabilir ama bunun yukarıda tanımladığımız türden bir Millî Hükûmet olması şüphelidir.

Millî Merkez

Ancak, TBMM’nde temsil edilen veya edilmeyen partilerin tabanları (CHP tabanı + MHP tabanı + İP tabanı + AKP tabanının üçte biri + diğerleri) ülkemize yönelik iç ve dış tehdidi göğüsleyebilecek büyüklükte bir “millî kuvveti” temsil etmektedir. Bu büyük kitleleri birleştirecek en önemli unsur, yaklaşık 2 yıldır süren Millî Anayasa Forumları ve Millî Merkez’in temel sloganı olan “Atatürk’te Birleştik” şiarıdır. Bu kitleleri örgütleyip, doğru mücadele cephesinde birleştirmeyi başarmak konusundaki en güçlü aday Millî Merkez’dir.

Bu amaçla Millî Merkez; il, ilçe, belde, mahalle ve köylerde başlamış olan örgütlenmesini hızlandırmalıdır. Buradaki kritik konu, örgütlenen bu kitlelerin yerel ve genel seçimler, cumhurbaşkanlığı seçimi, gündeme gelirse anayasa referandumu konusunda ortak tavrını hangi çatı altında sürdüreceğidir. Gerçek şudur ki bu kitleler, mensubu oldukları partilerin hiçbirinin yapısı içinde yer almak istememekte, bu kitlelerin büyük kesimi mevcut partilerinden hoşnutsuz olup, siyasi aidiyetlerini yeni bir parti içinde görmek eğilimindedir.

O nedenle Millî Merkez yaygın örgütlenmesini tamamlayıp, kitle tabanını sağlamlaştırdıktan sonra, tercihan yerel seçimlerden sonra partileşmelidir.

Bir millî hükûmet kurabilmek için bugünkü seçim sistemi (%10 barajlı d’Hondt) içinde tek başına %40 dolayında oy almak gerekir. Bu hiç kolay bir iş değildir. Ancak yukarda açıkladığım üzere, böyle bir potansiyele, Meclisteki barajı geçmiş 3 partinin tabanlarındaki partilerinden hoşnutsuz % 30 dolayındaki kitleye, küçük oy oranlarına sahip tüm millî, sağ ve sol partilerin ve BDP’ye oy veren Kürt kökenli vatandaşlarımızdan, Atatürk ilke ve inkılâpları ile Cumhuriyetimizin temel ilkelerini paylaşan ve etnik nedenle herhangi bir ayrıcalık talep etmeyenleri de katarak erişmek mümkündür. Başlamış olan kitlesel halk direnişi yaygınlaşıp, gelişirse bu cephenin büyümesi mümkündür.

Soru – 4. Millî Hükûmete giden yol ve yöntemler nelerdir? Yerel seçimler bu yolda ilk adım olabilir mi?

Örgütlenen Millî Merkez Mart 2014 yerel seçimlerine kadar partileşmemeli, ancak iktidarın genel seçimleri erken alma ihtimali dikkate alınarak her an parti kurmaya hazır olmalıdır.

Millî Merkez yerel seçimlerde, özellikle CHP, MHP, DP, DSP, İP adayları arasında kendi üyelerinin bulunmasını sağlamalı, bu partilerin MM’e dost, Atatürk’te Birleşen adaylarını desteklemelidir.

Ancak, bütün bu çalışmalar başarı kazansa da genel seçimlerle oluşacak yeni Meclis’ten bir Millî Hükûmet çıkarmak oldukça zordur.

Soru – 5. Önümüzdeki zorluklar nelerdir ve nasıl aşılacaktır? 

Toplumsal başkaldırının yükseldiği günümüzde, bu potansiyeli örgütleyecek girişimler, hepimizin yıllardır bildiği, sınandığı ve kolayca tahmin edebileceğimiz; provokasyonlar, saldırılar, tutuklamalar, yeni davalar, şiddet ve benzeri tüm faşist yöntemlerle karşılaşacaktır.

Bu tür genel zorlukların dışında Millî Merkez’in önündeki özel güçlükler ise tabanlarını yitirmekte olan partilerden gelecek engellemelerdir. Nitekim partiler bu tavırlarını, uzun zamandır Millî Anayasa Forumu toplantılarını boykot ederek veya Millî Merkez’in örgütlenmesine gereken desteği vermeyerek göstermektedirler. Millî Merkez büyüdükçe bu boykot giderek asılsız suçlamalara, kişileri itibarsızlaştırmaya, hareketi değersizleştirmeye dönüşecektir.

Bu zorlukların aşılması için yapılması gerekenler fazla zor değildir:

-          Gelecek eleştiriler makûl, seviyeli ve itici olmayan bir üslupla cevaplanmalıdır.

-          Cevaplarda kurumlar hedef alınmamalı, bizleri eleştirenleri, kendi kitleleri nezdinde mahkûm edecek cevaplar verilmelidir.

-          Cevaplar ve konuşmalar sloganlarla değil, halktan saklanan somut bilgilerle bezenmelidir.

-          Kitlelerin önüne erişilmesi neredeyse imkânsız olan hedefler koyarak, kitlelerin enerjisini yanlış yerlerde tüketip, yılgınlık yaratmamak, güven duygusunu sarsmamak gerekmektedir.

-          Ama zorlukları aşmaktaki en önemli yöntem ise, bizleri engellemeye uğraşanları ikna için zaman ve enerji harcamak yerine, tüm çabamızı en ücra köylere kadar örgütlenmeye harcamak olmalıdır.     

Soru – 6. Millî Hükûmetin temel programı nedir?

Yukarıda 2. Soruya verilen cevapta açıklanmıştı.

Soru – 7. Millî Hükûmetin ilk yapması gereken üç iş nedir? 

Bu soruya çeşitli cevaplar verilebilirse de benim önerim, eş zamanlı olarak;

a.      Ülkedeki casusları derhal enterne etmek,

b.      NATO ve yabancı ülke askerlerini derhal yurtdışı etmek ve tesislerini kapatmak,

c.       Bankalara ve dövizlere el koymaktır.

Haluk Dural, Millî Merkez Genel Sekreteri, 23.07.2013, Agartha

***

Dear Cüneyt Arkın,

I am so sorry about what happened to Said’s head and wanna share it with the group. Said, let it be. We’ll learn the group’s customs and holiness by breaking our skulls and bones.

Please stay in health

I don’t ever say thy last words afterwards.

Mohammed Moustapha, Immortal Second Man of Martian Psychology Association

***

Good medical advice

1. F***ing once a week is good for your health, but it's harmful if done every day.

2. F***ing relaxes your mind and body.

3. F***ing refreshes you.

4. After f***ing, don't eat too much; go for more liquids.

5. Try f***ing in bed 'cause it can save your valuable energy.

6. F***ing can even reduce your cholesterol levels.

SO REMEMBER...

Fasting is good for your health and may God cleanse your dirty mind Also.

Aisa Hollyfamily, Head of all Affairs

***

The Knocking Government in Egypt,

All those guys gathering in Rabitaul Avediye Square since days are being served and mass-murdered by the police, and thy police is rewarded by 25 Millîon Dollars!

It’s like a deja vu that I’ve seen this in my country. They all resemble each other Holly Hû!

Ismail Cecen, MD, Head of Military Affairs and Mental Headaches

***

Alan Keyes, a three-time presidential candidate, called President Obama a radical communist and a usurper and said with him in charge, America is going to cease to exist at a pro-life fundraiser Thursday.

Obama is a radical communist and I think it is becoming clear. That is what I told people in Illinois and now everybody realizes it is coming true, said Keyes who ran unsuccessfully against Obama for the Senate in 2004. He is going to destroy this country and we are either going to stop him or the United States of America is going to cease to exist, said Keyes.

In an interview in Hastings, Neb. with a KHAS reporter at the fundraiser, Keyes called Obama an abomination for some of his pro-choice views.

David Edwards and Rachel Oswald, Raw Story, Friday, February 20, 2009

Okumaya devam et
  5283 Hits
  0 yorum
5283 Hits
0 yorum