Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

DEMİREL de GİTTİ!

Sevgili Mekâncılar,

Karmaşık duygular içerisindeyim.

Çoban Sülü lâkaplı bir büyük devlet adamı daha ebediyete intikal etti.

Kendisiyle çok küçükken, bir Karadeniz gezisinde ailece tanışmıştık ve yolunu kesmiştik ama ne koruma bir şey demişti, ne de polisleri.

Hepimizin ismini sormuştu.

Ezbere de bilmişti.


Mütevazı adamdı ve sınıf atlamanın da simgesiydi. Aslında çok da iyi rakı içermiş meğer...

Sadettin Bilgiç vasıtasıyla Merhum Pederim "Kürt Meselesinden" bahsettiğinde, "yollar yürümekle aşınmaz" demişti ve sıkı da bir kazık yemişti!

1. MC Hükumeti döneminde de, Alparslan Türkeş'le ortaktı, tanımıştım onları...

SÜLEYMAN DEMİREL MASON MUYDU?

O da kendisine Anıt Mezar Yapılmasını vasiyet etmiş...

***

Bugün karmakarışık duygular içerisindeyim. Hem İzmir’de güzel bir düğüne katıldık, Hanzade Tanyalçın damadın ayağına bastı (Görkem Gökşin)…

***

Hem de TED Ankara Koleji Balosunda çok eğlendik.

Çok elit ve şık insanlardan müteşekkil bir câmiadır.

İkisini de facebook’a yükledik.

Fatih Pestilci, Nigar, Murat,... hepsi balodaydı, bol bol dans ettik. Ziya ve Çağla yoktular. Sadi gene gülmekten kırdı geçirdi Neslim'le beni.

Bir arkadaşımız (Memo Diriker) vefat etmiş ona üzüldük.

Benim de bu koalisyon işine kafam takıldı…

***

Baykal’ın kaseti ne olacak?

Devletlû hâlâ işin başında ve Sözcü’ye göre dört sene sonra gidecek de, imam nikâhı ve dünya kadar yasak geldikten sonra bu tahribata kim engel olacak.

ed]

Mitingden...

ed]

ed]

Altın kaplı helâ polemiği, bize ne?

***

Biz buralarda rahatız, yeyip içiyoruz ama memlekette asayiş hâlâ yerinde olacak mı?

Düşünün, “atı alan Üsküdar’ı geçti” atasözümüzü…

***

AB’den dışlandık, KKTC’de çok sevimsiz gelişmeler var.

Halkın ciddi bir kısmı kendisini muhalif olan bir lider var karşımızda.

***

Demirel de gitti ve masonluğu artık tartışılmayacak.

Kısa bir süre önceki fotoğrafı

demirel mason ile ilgili görsel sonucu

1965'teki kırılmanın mimarıydı

Türkiye şapkasız kaldı

Şapkasıyla, işretteki yeteneğiyle ve babacanlığıyla simge olmuştu

ed]

Gül mü yoksa Kılıçdaroğlu mu belli değil.

ed]

Bütün bunlar hiç de iç açısı değil ve HDP mi işin içinde olacak?

MHP ne yapacak?

Vatan Partisi barajı dahi aşamadı!

Mursi de Saddam'la aynı akıbete uğradı...

ed]

***

Diyelim ki “Sayın Apo” serbest bırakıldı ve Nobel de verildi.

Mursi’ye olanı gördük!

ABD, kendi liderlerini yaratıp, kendi ayarladığı adamlara infaz ettirir.

ed]

ed]

***

Tarih tekerrürden ibarettir ama eğer ondan ders alınırsa ancak.

Korkarım bu işin sonunda memlekette taş üstünde taş kalmayacak

Saray da tarihe karışacak, kim bilir ama bir gerçek var ki, ne Gezi Ruhu kaldı, ne de eski mücadeleci insanlar.

TED’li arkadaşlara soruyorum, istemiyorlar.

Şoförlere soruyorum, muhalifler.

Sokaktaki adamın ekserisi istemiyor?

Nasıl oluyor da bu parti hâlâ muktedir?

Pastadan pay alanlar kim?

Yandaşlar nasıl olup da bu kadar AVM yapabildi?

Her şeyin bir sonu vardır ve herkes de bir gün gelir ölür.

Yetmedi mi artık, artık görelim ne olacağını ama bu memlekette Atatürk’ü unutturacak babayiğit hâlâ anasının karnından doğmadı.

***

Dilerim bu Ramazan pek az kanlı, az kurbanlı ve nispeten daha fazla canlı, usulüne uygun geçer.

***

Geçenlerde Babalar Günü vardı, bir tek şoförüm aradı.

Bir çeşit eksiklik kapladı içimi…

***

Beykent’te iki adaya daha “Klinik Psikolog” unvanı verdik ama inanın ki çok iyi değiller.

Akademik dünyada saygı, sevgi yetmez.

Kılık kıyafet gibi teamüller de vardır ve en son katıldığımız jürideki delikanlıya da bunu anlattık.

Kılık kıyafet mühimdir.

Kefenin de astarı yoktur.

Devletlû da bir gün gider, hepimiz öyle değil miyiz?

Mersin’de ne olmakta?

Bugünlerde at izi it izine karıştı, dikkatli olun.

Metroda veya takside her şey gelebilir başınıza!

Hayırlı bir Çarşamba diliyorum.

Bu arada, tedbil-i mekânda ferahlık vardık diyoruz ve Ağustos sonunda, 25 senelik POLİMED’i Fulya’daki yere nakledeceğiz.

Altında Dönerci var, karşısında da oto yıkama bölgesi.

İsteyen ter, içer, arzu eden orada oturur ayran içer.

Arzu eden de alttaki bardan demlenir.

Hayırlısı, şimdi çalışma zamanı ama sevgiyi ve saygıyı unutmayalım!

Mutlu ve umutlu bir Çarşamba diliyorum.

Muazzez İlmiye Çığ daha neler anlatıyor, onu da paylaşırım.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 17 Haziran 2015 Çarşamba

Okumaya devam et
  3338 Hits
  0 yorum
Etiketler:
3338 Hits
0 yorum

ORTADOĞU’DA NELER OLUYOR?

Eskatoloji (Yunanca έσχατος yâni “son” kelimesinden gelir) teolojinin (ilâhiyat) ve felsefenin bir bölümüdür. İnsanlığın nihâî kaderi veya dünyâ tarihinin sonuçlandıran olaylar, kısacası dünyanın sonu ile ilgilenir.

Birçok din, sekt veya kültte dünyânın sonu gelecekte olacak bir olay olarak kutsal metin, mit veya folklorda belirtilir. Daha geniş bir açıdan, eskatoloji Mesih, Mesih Çağı, âhiret ve rûh gibi konuları da kapsayabilir. Farklı inanışların eskatolojik inançları ve düşünceleri farklı olsa da belli benzerlikler var olabilir.

Yâni, Uzakdoğu mistisizmleri hâriç, dünyâdaki en yaygın üç İbrahimî dinde de “kendilerinden olanlarla ötekilerin büyük bir hârble hesaplaşıp, Cennet’ten nasiplenecekleri" vaâdi verilir…

Ufak(!) bir sürpriz ise aşağıda; kısa bir aradan sonra…

***

Daha önce de bahsettiğim bir şeyi, Armagedon Hârbi’ni bir hatırlayalım (çoğu Vikipedi’den, doğru ve güvenilir bilgilerdir, araştırdım):

Armageddon (Arapça أرمجدون, Lâtince: Armagedōn, Eski Yunanca: Ἁρμαγεδών Harmagedōn, İbranice: הר מגידו‎ har məgiddô) Musevîlik dininde Dünyâ’nın sonu geldiğinde yapılacağı kehânet edilen büyük savaşın yapılacağı yerdir.

Armegedon Dağı

Melhame-i Kübra, kelime mânâsı olarak “çok büyük ve kanlı hârb” demektir.

İbranîce’de har-megido: Megido Dağı’dır. Burası, Yahudi'lerin ve Evanjelik'lerin kıyâmet savaşının kopacağına inandıkları yerdir. Akdeniz’den 15 mil içeride, Tel Aviv’den 55 mil kuzeydedir.

Kitabı Mukaddes’te (16/16): “ve o, onları hep birlikte İbranice’de Armagedon denilen bir yerde topladı” denilmektedir Revelation’da. Bu hârbi nükleer savaş şeklinde yorumlayanlar vardır, Ezekiel 38 ve 39. bölümleri temel alarak “çok şiddetli yağmurlar ve dolu, yangınlar ve kükürdün kaynaması, dağların düşmesi ve yüksek kayaların çöktüğü depremler”…

İslâm eskatolojisinde ise âhir zamanda gerçekleşeceğine inanılan Al Deccal ile İsa arasındaki savaşa verilen isimdir. Hristiyan inanışında bu savaşa Armagedon adı verilmektedir (Christ ile Anti-Christ mücadelesi).

İslâm’da Al Deccâl denilen büyük fitneden bahsedilirken, Muhammed’den önceki bütün peygamberlerin ümmetlerine bundan bahsettiğini bildirmiştir. Al Deccâl dünyâya şerri hâkim kılmak için savaşacak ve “Rablık” iddiasında bulunacaktır. İslâm kaynakları 70.000 Yahudi’nin Al Deccâl’a tâbi olacağını yazar. İsa ikinci defâ avdet edecek ve Al Deccal’le savaşarak onu yenecektir. Bu savaşın gerçekleşeceği yer ise atların diz kapaklarına kadar kana gömüleceği haber verilen Amik Ovası’dır. Amik Ovası Toroslar’ın eteklerinde yer almaktadır.

ABD Başkanı Ronald Reagan, 1980 ve 1983′deki konuşmalarında Armagedon’u telâffuz etmiş, “Armagedon’u yaşayacak nesil biz olabiliriz” demiştir.

İşin çok mânidar tarafı, İsrail ve ABG tarafından korunup kollanan ve 4. İbrahimî din olarak kabûl edilen Bahaîliğin de konuyla ilgilenmesidir

Bizzat Bahaullah yorum yapmış, hadi bu şaşırtıcı değil de…

En ilginç olanı 1. Dünya Hârbi’nin sonlarına doğru, General Allenby’nin Megiddo Hârbi’nde (1918) Dünyâ Güçleri’nin dünyânın pek çok tarafından Megiddo’ya asker sevk ederek, Türk’lerin, Bahaî’lerin o zamanki rûhânî liderini oduna bağlayıp (crucifixion: zamanla bu çarmıha germeye doğru gelişmiştir; merak edenler http://en.wikipedia.org/wiki/Crucify ve http://en.wikipedia.org/wiki/Battle_of_Megiddo_(1918) adreslerini okuyabilir) öldürmelerine mâni oldukları şeklindeki beyandır (bkz. Maude (1997) The Servant, the General, and Armageddon. George Ronald. ISBN 0853984247)!

Hâlbuki Türklük tarihinde hiçbir zaman böyle bir cezaî müeyyide tatbik edilmemiştir ama Bahaîler buna inanıyorlar!

Megiddo Muharebesi, Britanya İmparatorluğu’nun Osmanlı Devleti ile yaptığı I. Dünya Hârbi muharebeler dizisinin en can alıcı ve sonuç vericisi olarak tarihteki yerini almıştır. Britanya İmparatorluğu’nun kesin zaferi ile sonuçlanan muharebe sonucunda, Osmanlı Devleti bütün Ürdün’ü ve Suriye’yi kaybetmiştir. Muharebenin bu şekilde sonuçlanması, Mondros Ateşkes Anlaşması’nın önünü açmış ve Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Hârbi’nden çekilmesini hızlandırmıştır. Bu mağlûbiyet, bir yandan dolaylı olarak Musul ve Kerkük’ün kaybına sebep olmuş, öte yandan da Mustafa Kemâl Paşa’nın İskenderun ve Antakya üzerindeki ısrarlı tutumunun kaynağı olarak daha sonra bu bölgelerin Hatay olarak anavatana kavuşmasını sağlamıştır.

Fethullah Gülen’in Bahaî olduğuna dâir makalemi lûtfen hatırlayınız.

Kendinizi bir bulmacanın parçalarını yerine koyarmış gibi hissedebiliyor musunuz?

Biraz daha açalım…

***

Önce bir Yahudi Takvimi veya Musevî Takvimi diye yazın, meselâ teferruatlı bilgiye cemaâtin web mekânından ulaşabilirsiniz: http://www.musevicemaati.com/index.php?contentId=98&mid=47: Yahudi Takvimi (İbranî Takvim) esas itibâriyle Ay yörüngesine göre düzenlenmiş bir takvim olup önceleri 12 ay ve 353-355 gün  sürekli olarak birimlendirilen bu takvim daha sonraları bu birimlendirmenin gerek dinsel, gerek tarımsal gerekse astrolojik dönemlerin her yıl aynı mevsime getirilmesi amacıyla Güneş yörüngesine göre düzenlenen Gregoryen takvimiyle uzlaştırılarak oluşturulan ve 19 yıllık İbranî Takvimi döneminde 7 kez 13 ay ve 383-385 günlük yıllarla birimlendirilen bileşimsel (Compositif) bir takvimdir. Buna göre Tişri ayının ilk günü başlayan İbranî Takvim yılı, Elul ayının 29. günü son bulur. Musevîlik’te Bayram ve Mâtem günlerinin tarihleri Musevî Takvimi’ne göre hesaplandığından, bayramlar hep aynı tarihe gelmezler ama her zaman aynı mevsime denk düşerler.

Okumaya devam et
  6465 Hits
  1 yorum
6465 Hits
1 yorum