Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

PATOLOJİK KUMAR, KUMAR BAĞIMLILIĞI

Kişisel, ailevi ve iş hayatında sebep olduğu bütün kayıplara rağmen

kumar oynama dürtüsüne engel olamama şeklinde tanımlanabilir.

Genel nüfusta %3 oranında görülür ve her gelir grubunda görülebilir.

40-50 yaş arasında erkeklerde daha sıktır. Gençler arasında giderek

yaygınlaşmaktadır.

***

 

Patolojik kumarbazlarda alkol ve madde bağımlılığı sıktır.

Hastaların ailelerinde de alkol ve madde bağımlılığı fazladır. %25’inde

ebeveynlerden birisi patolojik kumarbazdır.

 

Patolojik Kumar Teşhis Kriterleri Nelerdir?

 

Kumar oynama üzerine aşırı kafa yorma (mesela geçmişteki kumar

oynama yaşantılarını yeniden yaşamak, bir sonraki oyunu engellemek

yahut tasarlamak veya kumar oynamak üzere para sağlamanın yollarını

düşünmek).

 

***

İstediği heyecanı duymak için giderek artan miktarlarda para oynama

ihtiyacı duyar.

 

Birçok kere başarısızlıkla sonuçlanan, kumar oynamayı kontrol altına

alma, azaltma veya bırakma gayreti olmuştur.

 

Kumar oynamayı azaltma yahut bırakma girişimlerinde bulunurken

huzursuz veya öfkelidir..

 

***

 

Sorunlarından kaçmak için veya disforik bir duygudurumdan  (mesela

çaresizlik, suçluluk, anksiyete, depresyon duyguları) kurtulmak için

kumar oynar.

 

Parayla kumar oynayıp kaybetmesinin ardından bir başka gün

kaybettiklerini yerine koymak için çoğu kez geri gelir (kişinin

kaybettiklerini kovalaması).

 

Ne kadar kumar oynadığını saklamak için aile üyelerine, terapistine

veya başkalarına yalan söyler.

 

Kumar oynamak için gereken parayı sağlamak üzere sahtekârlık,

dolandırıcılık, hırsızlık, zimmetine para geçirme gibi yasa dışı eylemlerde

bulunur.

***

 

Kumar oynama yüzünden önemli bir ilişkisini işini veya eğitimi ile yahut

mesleğinde başarı kazanması ile ilgili bir fırsatı tehlikeye atar yahut

kaybeder.

 

Kumar oynama sebebiyle içine düştüğü korkunç maddi durumdan

kurtulmak için para sağlamak üzere başkalarına güvenir.

 

Kumarbazlar kaybettiklerini bir seferde geri almayı umarlar. Bu

gerçekleşmeyince davranışlarını ve kayıplarını yalanlarla örtmeye

çalışırlar. Kumarbaz sinirli ve sır saklar hâle gelince ilişkileri bozulur.

 

Yasa dışı yollara başvururlar, sahte çekler yazarlar, tasarruflarını

tüketirler ve borçlanırlar. Sonuçta depresyon, intihar düşünceleri ve

girişimleri olur. Böyle durumlarda antidepresanlar (serotonin geri-alın

engelleyicileri (klorimipramin -Anafranil, Setralin-Lustal) gibi ilaçlar

verilmelidir. 

 

Hasta kayıplarını telafi edemeyeceğini fark eder. Ancak

heyecan ve uyarılma için kumarı sürdürür.

 

Hastalar genelde son aşamada ilişki problemleri veya yasal sorunlar

sebebiyle tedavi arayışına girerler.

 

Pek çok kişi küçük meblağlar karşılığında pişti, King, tavla, poker, okey

vs. oynar. Bunlar keyif için ve öylesine yapılır. Gerçek bağımlılar ise

bundan asla vazgeçemezler.

 

Kişisel, ailevi ve iş hayatında sebep olduğu bütün kayıplara rağmen

kumar oynama dürtüsüne engel olamamaktır.

 

%3 oranında ve her gelir grubunda görülebilir. 40-50 yaş arasında

erkeklerde daha sıktır. Gençler arasında giderek yaygınlaşmaktadır.

 

Etkisi Nedir?

 

Heyecan için oynanan kumar etraftaki her şeyi unutturur.

Kişi istediği heyecanı duymak için giderek artan miktarlarda para

oynama ihtiyacı duyar.

 

***

 

Sorunlarından kaçmak veya istenmeyen bir duygudurumdan (mesela

çaresizlik, suçluluk, sıkıntı hissi, depresyon duyguları) kurtulmak için

kumar oynar.

 

Riskleri Nelerdir?

 

Kumarbazlar kaybettiklerini bir seferde geri almayı umarlar. Bu

gerçekleşmeyince davranışlarını ve kayıplarını yalanlarla örtmeye

çalışırlar. Kumar oynamak için gereken parayı sağlamak üzere,

sahtekârlık, dolandırıcılık, hırsızlık, zimmetine para geçirme gibi yasa

dışı eylemlerde bulunurlar.

 

Kumar oynama yüzünden önemli bir ilişkisini işini veya eğitimi ile yahut

mesleğinde başarı kazanması ile ilgili bir fırsatı tehlikeye atar veya

kaybeder.

 

Kumarbaz sinirli ve sır saklar hâle gelince ilişkileri bozulur. Kayıplarını

telafi edemeyeceğini fark ederler.

 

Sonuçta depresyon, intihar düşünceleri ve girişimleri olur. Bu aşamada

ilişki problemleri veya alkol ve madde bağımlılığı sık ortaya çıkar.

 

Tedavi

 

Tedavide bireysel ve grup psikoterapileri kullanılır. Aynı alkol ve madde

kullanım bozukluğu tedavisindeki gibi yoksunluk belirtileri çıkabileceği

akılda tutulmalı gerekirse buna yönelik tedavi de planlanmalıdır.

 

Bipolaritenin eşlik ettiği durumlarda karbamazepin (Tegretol),

okskarbazepin, valproat (Depakin), lityum (Lithuril) gibi ilaçlar

verilebilir.

 

Hipnoterapi fazla işe yaramaz çünkü ağır bağımlıların bir kısmı adeta bir

 

şans ilâhına taparlar güçlü kişilikleri vardır ama tek konudaki zaafları

 

bazen onları iflasa kadar sürükleyebilir!

 

Kumara hiç düşkün olmadığım için pek meraklı değilim ama

 

Türkiye'deki bütün özel kulüplerin arka odalarında poker başta olmak

 

üzere pek çok oyun oynanmaktayken, özellikle büyük otellerde bu iş

 

çok yaygındır.

 

Seneler önce beş tane tatil köyü olan çok zengin 60 yaşında bir

 

beyefendi gelmişti. Rakibinin beden dilini okuyarak ve burnundaki

 

titreşimleri gözlemleyerek ve sadece bu işle (poker) hayatını

 

kazandığını söylemişti. 10 seansta yarı yarıya düzeldi sonra azalmış olsa

da oynamaya devam etti.

 

ABD'de King City'de, KKTC'deki (Dome, Rocks) Çek Cumhuriyeti gibi

otellerde küçük meblağlar yatırarak oynadım ama hiç kazanamadım.

 

Çünkü bütün kumar makineleri oynayanın kaybetmesi için

ayarlanmıştır.

 

Las Vegas'a henüz gitmedim ama niyetimiz var; orada kumarın her

 

türlüsünün yasal yolla oynandığını biliyorum.

 

Evrimsel açıdan hayat bir kumardır zaten. Aklıma Dustin Hofman'ın

 

baş rolü oynadığı ünlü filim geldi.

 

Psikiyatrik açıdan Otistik bir adamı oynuyordu.

 

Unutulmaz sahnelerinden biri ağabeyinin kız arkadaşını öperken "ıslaktı - it was wet" demesi.

 

]

 

Kumarbazlar bir nevi şans ilahına tapınırlar ve çoğu zaman

kaybederler.

 

***

 

Eş dost arasında pişti oynamak dahi, işlevselliği bozuyor ve kişinin

toplumdaki itibarını zedeleyecek hâle geliyorsa, artık terk edilmelidir.

 

Zaten pek çok yerde kara para aklamak ve bunları PKK ve benzeri yasa

dışı örgütlere para pompalamak için kullanıyorlar.

 

Bence azı yarar, ortası karar, fazlası zarar çünkü (genellikle)

kaybetmeye mahkûmsunuz. Kumarın oynandığı pek çok yerde bu işin

arkasında mafya vardır.

 

Kumarsız veya abartıp da borç batağına düşmeden oynamanız

temennisiyle sevgim ve saygılarımı sunuyorum.

 

Aksi taktirde Avustralya yerlilerinin ünlü silahı bumerang gibi döner, vurur sizi...

 

 

Sağlık, esenlik ve barış dileklerimle...

 

Mehmet Kerem Doksat  - Tarabya - 08.02.2017 

Okumaya devam et
  2253 Hits
  0 yorum
2253 Hits
0 yorum

DEMİREL de GİTTİ!

Sevgili Mekâncılar,

Karmaşık duygular içerisindeyim.

Çoban Sülü lâkaplı bir büyük devlet adamı daha ebediyete intikal etti.

Kendisiyle çok küçükken, bir Karadeniz gezisinde ailece tanışmıştık ve yolunu kesmiştik ama ne koruma bir şey demişti, ne de polisleri.

Hepimizin ismini sormuştu.

Ezbere de bilmişti.


Mütevazı adamdı ve sınıf atlamanın da simgesiydi. Aslında çok da iyi rakı içermiş meğer...

Sadettin Bilgiç vasıtasıyla Merhum Pederim "Kürt Meselesinden" bahsettiğinde, "yollar yürümekle aşınmaz" demişti ve sıkı da bir kazık yemişti!

1. MC Hükumeti döneminde de, Alparslan Türkeş'le ortaktı, tanımıştım onları...

SÜLEYMAN DEMİREL MASON MUYDU?

O da kendisine Anıt Mezar Yapılmasını vasiyet etmiş...

***

Bugün karmakarışık duygular içerisindeyim. Hem İzmir’de güzel bir düğüne katıldık, Hanzade Tanyalçın damadın ayağına bastı (Görkem Gökşin)…

***

Hem de TED Ankara Koleji Balosunda çok eğlendik.

Çok elit ve şık insanlardan müteşekkil bir câmiadır.

İkisini de facebook’a yükledik.

Fatih Pestilci, Nigar, Murat,... hepsi balodaydı, bol bol dans ettik. Ziya ve Çağla yoktular. Sadi gene gülmekten kırdı geçirdi Neslim'le beni.

Bir arkadaşımız (Memo Diriker) vefat etmiş ona üzüldük.

Benim de bu koalisyon işine kafam takıldı…

***

Baykal’ın kaseti ne olacak?

Devletlû hâlâ işin başında ve Sözcü’ye göre dört sene sonra gidecek de, imam nikâhı ve dünya kadar yasak geldikten sonra bu tahribata kim engel olacak.

ed]

Mitingden...

ed]

ed]

Altın kaplı helâ polemiği, bize ne?

***

Biz buralarda rahatız, yeyip içiyoruz ama memlekette asayiş hâlâ yerinde olacak mı?

Düşünün, “atı alan Üsküdar’ı geçti” atasözümüzü…

***

AB’den dışlandık, KKTC’de çok sevimsiz gelişmeler var.

Halkın ciddi bir kısmı kendisini muhalif olan bir lider var karşımızda.

***

Demirel de gitti ve masonluğu artık tartışılmayacak.

Kısa bir süre önceki fotoğrafı

demirel mason ile ilgili görsel sonucu

1965'teki kırılmanın mimarıydı

Türkiye şapkasız kaldı

Şapkasıyla, işretteki yeteneğiyle ve babacanlığıyla simge olmuştu

ed]

Gül mü yoksa Kılıçdaroğlu mu belli değil.

ed]

Bütün bunlar hiç de iç açısı değil ve HDP mi işin içinde olacak?

MHP ne yapacak?

Vatan Partisi barajı dahi aşamadı!

Mursi de Saddam'la aynı akıbete uğradı...

ed]

***

Diyelim ki “Sayın Apo” serbest bırakıldı ve Nobel de verildi.

Mursi’ye olanı gördük!

ABD, kendi liderlerini yaratıp, kendi ayarladığı adamlara infaz ettirir.

ed]

ed]

***

Tarih tekerrürden ibarettir ama eğer ondan ders alınırsa ancak.

Korkarım bu işin sonunda memlekette taş üstünde taş kalmayacak

Saray da tarihe karışacak, kim bilir ama bir gerçek var ki, ne Gezi Ruhu kaldı, ne de eski mücadeleci insanlar.

TED’li arkadaşlara soruyorum, istemiyorlar.

Şoförlere soruyorum, muhalifler.

Sokaktaki adamın ekserisi istemiyor?

Nasıl oluyor da bu parti hâlâ muktedir?

Pastadan pay alanlar kim?

Yandaşlar nasıl olup da bu kadar AVM yapabildi?

Her şeyin bir sonu vardır ve herkes de bir gün gelir ölür.

Yetmedi mi artık, artık görelim ne olacağını ama bu memlekette Atatürk’ü unutturacak babayiğit hâlâ anasının karnından doğmadı.

***

Dilerim bu Ramazan pek az kanlı, az kurbanlı ve nispeten daha fazla canlı, usulüne uygun geçer.

***

Geçenlerde Babalar Günü vardı, bir tek şoförüm aradı.

Bir çeşit eksiklik kapladı içimi…

***

Beykent’te iki adaya daha “Klinik Psikolog” unvanı verdik ama inanın ki çok iyi değiller.

Akademik dünyada saygı, sevgi yetmez.

Kılık kıyafet gibi teamüller de vardır ve en son katıldığımız jürideki delikanlıya da bunu anlattık.

Kılık kıyafet mühimdir.

Kefenin de astarı yoktur.

Devletlû da bir gün gider, hepimiz öyle değil miyiz?

Mersin’de ne olmakta?

Bugünlerde at izi it izine karıştı, dikkatli olun.

Metroda veya takside her şey gelebilir başınıza!

Hayırlı bir Çarşamba diliyorum.

Bu arada, tedbil-i mekânda ferahlık vardık diyoruz ve Ağustos sonunda, 25 senelik POLİMED’i Fulya’daki yere nakledeceğiz.

Altında Dönerci var, karşısında da oto yıkama bölgesi.

İsteyen ter, içer, arzu eden orada oturur ayran içer.

Arzu eden de alttaki bardan demlenir.

Hayırlısı, şimdi çalışma zamanı ama sevgiyi ve saygıyı unutmayalım!

Mutlu ve umutlu bir Çarşamba diliyorum.

Muazzez İlmiye Çığ daha neler anlatıyor, onu da paylaşırım.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 17 Haziran 2015 Çarşamba

Okumaya devam et
  3068 Hits
  0 yorum
Etiketler:
3068 Hits
0 yorum

İÇ SAVAŞ

Sevgili Mekâncılar,

İç Savaş!

Dünkü Sözcü Gazetesinde Celâl Şengör’le yapılan röportajın aslını astarını araştırabilmek için hem kendisini (Oya’yı), hem de Sayın Uğur Dündar’ı aradım ama maalesef telefonlarını açmadılar.


 ***

Görünen o ki, Türkiye’yi çok yönlü bir iç savaş beklemekte.

]

AKP hâlâ Hükumetin başında ve başardıkları şeyleri bir sayayım:

Pornografiyi yasakladılar, Celâl’in ve Billur’un kulakları çınlasın.

Bunu da Aziz Dostum Hilmi Or ve arkadaşı Can Bayram çiftinden öğrendik.

Yargıyı ele geçirdiler.

Apo’yu serbest bırakacak güçler serbest kaldılar ve CHP ile MHP arasındaki bir koalisyondan bahsedilmekte.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun telefonu da açılmadı sanırım çok koşturmakta ama yeterince tedbir alabildiler mi bilemiyordum.

Selahattin Demirtaş açıkça “ülkede iç savaş çıkarılmak isteniyor” diye ilan etti. Telefonunu elde edemedim.

Peki, yeni hükumetin kurulması ne kadar sürer?

En az altı ay, belki de daha fazla.

Peki, malî kriz azaldı mı?

Yo, arttı.

Diyorlar ki döviz daha da fırlayacak…

Peki, bunları kim tutacak?

***

Ahmet Hakan’ı ve Nagehan Alçı’ya henüz telefon etmedim ama elimdeki liste epey kabarık:

Hıncay Uluç, Ertuğrul Özkök, hattâ Devletlû bile var.

Cem Özer de meşgul sanırım.

Taha Akyol’unki yok ama olsun.

Ünal Ersözlü’ye sorarım.

***

Bulamazsam Güler’i ararım ve basındaki dayanışmadan istifade ederek bana bu işin sırrını çözecek yeni telefonları verir.

***

Erol Simavi’yi çok eskiden beri bilirim ve hakkındaki şeyleri yazamamam ama gazetedeki ilandan da görülmüştür, Masondu bir zamanlar. Monaco’da yapayalnız vefat etmiş. Allah rahmet eylesin.

Bu memlekette birileri bir şeyleri kaşıyor.

Bunlar hoş işler değil ve iyiye gitmiyor işler.

Derler ki, her millet müstahak olduğu idareye kavuşurmuş.

Dün Sevgili Dostum Berti Erbeş’in davetlisiydik, nostaljik şarkılar söyledi bir zenci.

Orada beraber Doçent olduğumuz Prof. Dr. Yasef Özsarfati’ye rastladım, onun da telefonunu aldım.

İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal ve Baro Başkanı Metin Feyzioğlu’nunkiler de mevcut.

Atâ, Ayşe, Mine Sakmar ve ailesininkiler var…

En kötü ihtimalle kızımınki en azından hiç değişmiyor.

Selçuk Erez Hoca Eylül’e kadar meşgulmüş.

İlber Ortaylı da sanırım hastaneye yatacakmış, Neslim’e öyle demiş ve memleketin haline o da üzülüyormuş.

***

Ali Rıza Saysen de İzmir’de, Çınar’ı bire daha asla aramam.

Aksel, Zeynep ve elimdeki listeden Uğur Parmaksız ve binlercesi mevcut.

Yetmedi mi, Okan Bayülgen ve ekibinin var ve aradığımda çok zarif şekilde açtı.

Keza telefon rehberi mi yok?

Mustafa Morgil’e de sorarım.

Diyelim ki olmadı, Cem Korduğlu’yu veya Sabri Kurtoğlu’nu ararım.

Neslihan hep açar zaten.

Mansur tam dosttur, sektirmez.

***

Reha Muhtar’ınkini ve Gani Müjde’ninkileri henüz ele geçiremedim ama bir şeyler yolunda değil ve kaçınılmaz mı, olmazsa daha mı iyi olur bilemem, sanırım büyük bir kapışma olacak.

Nasıl olsa bir kapı buluruz.

Bu arada, Sultan Tarlacı ve Şaşzadeler orada.

Ömür'ler hep bizimle.

***

Bakalım el mi yaman, Gül mü yaman ama bu işin sonu pek yaman.

Yaman Örs ve Cengiz Güleç zaten tanıştır, ikincisi hocam.

Engin Eker, Engin İçelli ve güzel eşi orada.

***

Zeki Erçil ve diğerleri bizi bekliyor.

Oğuz Polat hep dost zaten…

***

Merak ediyorum bu kurtulmuş yeri nasıl bulacağım bu sefer?

Whats up listemde Çukurova Tıp Fakültesi ve Sezgi Dostları, Leyla Çağatay ve ekibi var.

Hem de İzmir’de Hanzade Tanyalçın’ın düğününe davetliyiz, akabinde de TED balosu var Ankara’da.

Bu arada, muayenehane adresinde bir değişiklik olacak.

Ne de olsa tebdili mekânda ferahlık var derler, göreceğiz.

Dilerim kan gövdeyi götürmek de, rahat bir Ramazan geçiririz.

Elmalılı Hamdi Yazır’ın meâlinde de maymuna çevirme yer alıyor. Sonra yazarım.

Herkese iyi bir Perşembe diliyorum.

Sınav ve bir süre için istirahat.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 11.06.2015

Okumaya devam et
  2945 Hits
  0 yorum
Etiketler:
2945 Hits
0 yorum

GİTARLARIMDAN BİRİSİNİN RE TELİ KOPTU

Sevgili Mekâncılar,

Bu sabah hüzünlüyüm çünkü o kadar çok kişi küsmeye ve memleketi terk etmeye niyetli ki…

Bütün medyada hep kötü ve üzücü olaylar yer almakta.


Çanakkale ve ANZAKLAR mevzuu gereken ilgiyi de, değerlendirmeyi de göremedi.


Bu memlekette hâlâ İngiliz Muinleri Cemiyet Üyeleri vardır. İsim vererek kimselerin şimşeklerini çekmek istemiyorum üzerime. Ama bunların kendi milletlerine yabancılaşmış gaflet ehli olduğunu rahatlıkla yazabilirim!

Kimse onları ifşa etmedi. Devletin yapığı törenin nevi sahsına münhasır yönleri zaten bir o kadar hayret verici ve âdeta hipnotik telkinlerle doluydu gene…

Ben ise bunlardan daha çok bir şeye canım sıkkın olarak uyandım: Hastalarımdan, çevremden ve tanıdıklarımdan pek çok kişi memleketi terk etmeye hazırlanıyor.

Bunların ekserisi orta üst Burjuvadan ve Beyaz Türk statüsünden sayılabilecek kişiler.

Hayıflanmaktayım çünkü o giderse, bu tek ederse, ülkede kaç kişi kalacak?

Kimi “burada artık yaşanmaz” diye ric'at etmeyi düşünmekte, kimi de “bu ülkeye bir çocuk daha yapılmaz” diye kafaya takmış.

Her tarafımız muhasara altında ve bölünme sürecinin içerisinde yaşamaktayız.

Resmen olmasa da, fiilen sınırlarımız tarumar edilmiş hâlde.

Kur’ân kursları ve irtica açısından büyük risk altındayız ama herkes kendi derdine düşmüş vaziyette.

Dualarla ve ayinlerle savuşturuldu ve gene bir şov yaşandı.

Memleketin paramparça olmasının adı “süreç” ve buna taraf olan herkes bir şekilde bi’ât etmekte.

Düşünüyorum da, törendeki propaganda simülasyonu ne işe yaradı ve büyük gazetelerde bu çok önemli ve anlamlı olaya kaç sayfa ayrıldı?

Bâzı gazeteler sürmanşetten verirken, bir kısmı çıplak veya erotik kadın resimleriyle dolu hafta sonu eklerinde veya iç sayfalarda yer ayırdılar.

Peki, ey anlayacak herkes…

Dostlar, arkadaşlar, kardeşlerim ve bu niyeti taşıyan her kimler varsa, sözüm size.

Sen gidersen, o koparsa, filanca kendisini depresyon ve küskünlük dalgasına kaptırıp da kendinizi salıverirseniz, toplumunuza olan yabancılaşmanız artmaya ve devlete olan güveniniz erimeye devam ederse, sırf bıkkınlık yahut bezginlik sebebiyle küserseniz, bu memlekete kim sahip çıkacak?

Çıkmayan candan ümit kesilmez” diye bir atasözümüz vardır.

Bu memleket çok badireler atlatmıştır ve daha da atlatacaktır.

***

Bakın, artık çok yaşlanmış olan (90 sene, neredeyse bir asır demektir bu) Charles Aznavour bile kısmen yumuşamış ve “ben Türk’üm” diye lâf atanlara “o Ankara ile aramızda” deyip geçiştirmiş –ki, kendisi senelerdir Ermeni diasporasının adamlarından birisidir!

 

Dünyaca meşhur Fransız Ermeni Şansölye, besteci, yazar, şair ve oyuncu Charles Aznavour, Rus ORT 1 TV kanalının yayınladığı “Pozner” programında Vladimir Pozner’in konuğu olmuş. 24 Nisan’da Ermeni Soykırımı’nın masum kurbanlarının anısına yapılacak anma törenlerine katılmak için Yerevan’da bulunacağını açıklayan şansölye, “yaşananlar göz ardı edilemez. Türkiye’ye, artık gerçekleri dile getirme zamanın geldiğini demeliyiz” diye konuşmuş.

d]

Aznavour, Türkiye’nin inkârcı politikasının iki nedeni olduğunu öne sürmüş. “Onlar bu gerçeği kabul edemezler, çünkü onlar için en önemli kelime, onurdur. Ve bu konuda onları anlamak mümkündür. Ama başka bir husus da vardır. Ermenilere ait mülkiyet sayesinde bâzıları çok zenginleşti, sonradan da iktidara geldiler. Bugün bu insanlar artık hayatta değil, fakat o zaman iktidardaydı. Bunu kabul etmek zor bir iştir. Ben onların düşüncelerini anlıyorum, fakat kabul edemem” diye de buyurmuş.

Vatikan’da Ermeni Soykırımı’nın 100. Yıl dönümü vesilesiyle yapılan âyin sırasında “20. Asrın ilk soykırımının Ermenilere yapıldığını” söyleyen Franciscus Papa’ya destek veren Aznavour, “Papa, her şeye rağmen, hiçbir şeyden korkmadan, suçlamadan gerçekleri söyleyen, gerçeklere destek veren nadir insanlardan biridir” ifadelerini kullanmış.

Aynı zamanda Türklere karşı kin ve nefret hissetmediğini de belirtmiş. Soykırım sırasında tüm ailesini kaybettiğine rağmen Türkler’den nefret etmeyen annesi, ona nefret etmemeyi, insanlar hakkında kötü konuşmamayı, Türkler arasında iyi insanların da olduğunu öğretmişmiş.

***

Ah keşke sizinle konuşabilseydim Bay Charles, sorardım:

Senelerce sizin müziğini dinleyen ve seven, geldiğinizde bağrına basan bu aziz millete hiç mi borcunuz yok?

Hâlâ CD’leriniz, eskicilerde plaklarınız sayılır ve sevilirsiniz…

DVD’leriniz bulunur sağda solda, ben de de mevcut.

Bu insanlar sizin ceddinizi kesmediler. Sizin soyunuzdan gelenler ayrımcı Kürtlerle birlik olup bizimkileri arkadan vurdular.

ASALA kepazeliğindekileri hatırlar mısınız?

1970’li ve 1980’li yıllarda, genelde Türk hedeflere karşı saldıran ASALA, aynı zamanda değişik bahanelerle Madrid’de Trans Wold Airlines ve Los Angeles’ta Air Canada ofislerini de bombalamıştı. ABD ve Kanada ve hedeflerine karşı bu türlü saldırılar örgütün Ermeni milliyetçiliği ile birlikte, PKK gibi, Marksist-Leninist ideolojisi vardı. Ermeni teröründe, Türkiye’deki iç huzursuzluğun zirveye çıktığı 1979 yılından itibaren büyük bir artış gözlenmeye başlanmıştı. Ermeni teröristler, 21 ülkenin 38 kentinde, 39’u silahlı, 70’i bombalı, biri de işgal şeklinde olmak üzere toplam 110 terör olayı gerçekleştirmişlerdi. Bu saldırılarda Türkiye’nin 42 diplomatı ile 4 yabancı uyruklu kişi hayatını kaybederken, 15 Türk ve 66 yabancı uyruklu kişi de yaralanmıştı.

ASALA’nın Türkiye içinde ilk terör eylemi 1982’nin 7 Ağustos tarihinde Ankara Esenboğa Havalimanı’nda gerçekleştirdiği bomba saldırısı olmuştu. Saldırı sonucunda 9 kişi hayatını kaybetmiş, 72 kişi yaralanmıştı.

ASALA’ya mâl edilen saldırılar farklı kaynaklarda değişiklikler arz etmekte. Amerikan Hükumet kaynaklarına göre 1968’den itibaren ASALA, 84 olayda 299 kişiyi yaralamış 46 kişiyi öldürmüştü. Paris’te Türk Havayolları’nı bombalayan örgüt üyelerine bombalayan örgüt üyelerine 30 ay ceza verilmişti. 1983 Temmuz’unda gerçekleşen Orly Havaalanı Katliamında 8 kişi ölüp 52 kişi yaralanmıştı.

ASALA, kendi milliyetçi hedeflerinin yanı sıra, Leninizm’i de desteklemiş, benzer eğilimleri olan İrlanda Cumhuriyet Ordusu IRA, PKK/Kongra-Gel/KADEK (IRA) ve Kızıl İtalyan Tugayları (Italian Red Brigades) gibi diğer uluslararası silahlı örgütler ile işbirliği yapmıştı.

bed]

1985 yılından sonra ASALA tarafından kayda değer bir terör eylemi gerçekleştirilmemişti.

***

Acaba bilişsel yetileriniz mi zayıfladı da, o günler hakkındaki hatırladıklarınız sadece söylediklerinizden mi ibaret?

Ermeni kökenli bir ailenin oğlu olarak 22 Mayıs 1924’te Paris`te dünyaya gelmiştiniz. Fransa’ya Gürcistan’dan göç eden babanız Michael Aznavourian şarkıcı, Adapazarı’ndan göç eden anneniz Knar Baghdasarian ise oyuncuydu. “Caucase” isminde de bir lokantaları da vardı.

Sanatçı bir aileden geldiğinizden dolayı, küçük yaşta tiyatroyla tanışmıştınız ve henüz dokuz yaşındayken oyunlarda rol alıp şarkı söylemeye başlamıştınız. Küçük kumpanyalarda başlayan kariyerinizin dönüm noktası ünlü Fransız Şarkıcı Edith Piaf’la tanışmanız olmuştu. Onunla birlikte Amerika’ya ve Avrupa’nın çeşitli kentlerine düzenlenen turneler sonucu dünyaca ünlü bir şarkıcı haline gelmiştiniz.

Altı lisanda (Fransızca, İngilizce, İtalyanca, İspanyolca, Almanca ve Rusça) dilde şarkı söyleyebilen çok yönlü bir sanatçısınız, dünyanın dört bir yanında pek çok hayranınız var. Ana diliniz olan Fransızca dışında, İngilizce ve Almanca da konuşursunuz ama Ermenice bilmemektesiniz.

Tıpkı Apo’nun Ermeni kökenli olup da Kürtçe bilmemesi gibi!


Bugüne dek, altmışa yakın filmde rol aldınız, yüzlerce beste yaptınız ve şarkı sözleri yazdınız. Fransa’nın Frank Sinatra’sı olarak da lanse edildiniz ve hemen hemen bütün parçalarınız da aşkla ilgili.

1970’lerde “Dance in the Old Fashioned Way” ve “She” parçalarıyla İngiltere’de büyük başarı elde ettiniz.

1988’de yaşadığı depremle ağır yaralar alan Ermenistan’a “Ermenistan için Aznavour” adlı bir vakıf kurarak maddî manevî yardımlarda bulunuyorsunuz. Bu çabalarınız sebebiyle Ermenistan Hükumeti 2004 yılında ülkenin en yüksek mertebesi olan “Ermenistan Ulusal Kahramanı” ödülüne layık gördü sizi.

2008 yılında da Serj Sarkisyan’ın imzaladığı kararname ile Ermenistan vatandaşlığın da verildi, ayrıca 2009 yılında Ermenistan’ın İsviçre Büyükelçisi olarak atandın. Ayrıca 2009 yılından itibaren Birleşmiş Milletler’de Ermenistan'ın daimî delegesi oldunuz.

Yetmez mi bu kadar kin Şansölye?

"}[/embed]

***

http://www.turizmhaberleri.com/koseyazisi.asp?ID=1687 adresindeki yazıyı naklediyorum (Asil S. Tunçer yazmış, tanımam ama aklı selîme uygun, müsaadeleriyle):

Son yıllarda verilen şehit sayısı tavan yapıyor. 33 erimizi şehit verdiğimiz 1993’ten 2011’e kaç yıl oldu? PKK can almaya devam ediyor. Türkiye bir kez daha irkiliyor. Bu sefer 24 şehit.

1993’te 33 şehit vermiştik Bingöl’de. Tamamen tedbirsizlik ve ihmal sonucu kaybettiğimiz 33 terhis olmuş askerimiz. Şehit mi verdik desek yoksa TSK göz göre göre 33 askerimizi ateşe attı mı desek… Hiçbir önlem alınmadan sevkiyat halindeki askerlerimizi, yol kesen PKK’nın hepsini araçlardan indirip kurşuna dizmesi… Hala bu olayı ve ihmalin nedeni, faillerini konuşurken şehit vermeye devam ediyoruz.

Son 3 yılda verilen şehit sayısı tavan yapıyor. 2011 oldu. PKK can almaya devam ediyor. Türkiye bir kez daha irkiliyor. Bu sefer 24 şehit. Bugüne kadar 150’i aşkın şehit verdik. Bu rakamlara sivil kayıplarımız dâhil değil. AKP iktidarının “demokratik açılım” adını verdiği başka deyişle “Kürt açılımı” daha doğrusu bölücü terör örgütü PKK’ya Batı’nın baktığı cepheden bakma ve gördüğü açıyla görme politikası bugüne kadar hiç olmadığı ölçüde terörist gruba büyük cesaret verdi. Öldürülen terörist sayısı da hemen hemen aynı sayıda… Böyle giderse terör örgütünün tüm militanlarını yok etmek için yaklaşık tahmini terörist sayısı olan 3.000 şehit vermemiz gerekiyor. Potansiyel terörist olmaya hazır beyni yıkanmış diğer hainlerle beraber belki bu sayı 5.000.

Verilen şehit sayısı ve şehirlere göre dağılımı şöyle: TSK, emniyet mensubu ve korucu olmak üzere 298 evladını şehit veren Şırnak’ı, 281 şehitle İstanbul, 261 şehitle Hakkâri, 259 şehitle Ankara ve 232 şehitle Diyarbakır izliyor. Şehit asker sayısında 204 şehidiyle Ankara ilk sırada bulunurken, terör nedeniyle en çok şehit polis veren il İstanbul, en çok köy korucusu şehit veren il ise toplam şehit sayısında olduğu gibi yine Şırnak.

Burada olayların en çok cereyan ettiği iller olması açısından Hakkâri ve Şırnak’ın başı çekmesi doğal gibi görünüyor. Yalnız burada farklı bir saptama yapmamız gerekiyor. Bu da şuan gerek hükümet ve gerekse muhalefetin gözünden kaçırdığı bir hususta gizli. Daha doğrusu hem meclise gönderdiğimiz milletvekillerinin çoğunluğunun hem de bürokratlarının işbaşında olanlarının bu bilgiden mahrum olmaları veya olayları değerlendirme yetilerinden uzak olmalarından kaynaklanıyor.

Tün Doğu ve Güneydoğu’yu (Hakkâri ve Şırnak hariç) neredeyse karış karış gezmiş biri olarak şunu söyleyebilirim. Hem de çok açık ve net. “PKK terörünü” “Kürt Sorunu” yapanlar bu memlekete hem çok yabancılar hem de Batı’nın ağzıyla konuşuyorlar. Onlar ülkeyi Batı’nın gözüyle bakan sözde entel ama bana göre zır cahil danteller. Bu insanlar maalesef bugün işbaşında ve bu meseleyi çözmek için her gün ayrı nutuklar çekiyorlar, beyanatlar veriyorlar. Bu mantık ve yaklaşımla bu meseleyi çözemezsiniz.

Türkiye’nin bugün bana göre en büyük meselesi olan güvenlik meselesini, veya başka bir deyişle ve daha kestirmeden bir ifadeyle, terör meselesini eğer geniş bir çerçeve içinde ve bir bütün olarak ele almasanız yâni Ermeni Meselesi, Doğu Meselesi (Avrupa’nın adlandırmasıyla), Kıbrıs Sorunu ve diğer tüm TC’yi tehdit eden tüm unsurları bir arada değerlendirmezseniz karşınıza çıkmaz sokak gibi, çözümsüz ve aynı zamanda meseleyi başka zeminlere kaydırmaya müsait ve hata yapmaya açık başka meseleler çıkar.

Bu yüzden PKK’yı ASALA, (sözde) Kürt Meselesi’ni de Ermeni Meselesi ile birlikte ele almanız gerekir. Mesele sırf bununla da sınırlı değildir ama biz en azından yazımızın günceye odaklandığı kısmıyla bu şekilde değerlendirerek çok farklı bir bakış sunmak istiyoruz. Hatırlarsak terör örgütü, 2002 yılında kendisini feshetme kararı almıştı. Bunda terörist elebaşının yakalanıp 1999’da İmralı’ya hapsedilmesinde etkisi var mıydı? Bilindiği üzere Apo, ABD tarafından Türkiye’ye, Ortadoğu Bölgesi’ndeki yeni planları için teslim edilmiş ama idam edilmemesi garanti edilerek bu sağlanmıştı.

Bu teslim edilişi yahut alınışı, o dönemin Cumhurbaşkanı olan Süleyman Demirel daha sonraları “Öcalan’ı bize Amerikalılar teslim etti” diyerek, Başbakan Bülent Ecevit de “Öcalan'ı bize niçin teslim ettiler, hâlâ anlamış değilim” demişti.

Yıllardır verdiğim tüm “Ermeni Sorunu” konferanslarında aynı şeyi tekrarlıyorum: ASALA’nın yerini PKK almıştır. Amaç aynıdır. Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu’sunda bir Batı endeksli uydu bir devlet yaratmak ve bölgedeki tüm (etnik –Batı’nın ağzıyla) kalıntılarla bir (sözde) devlet kurmak veya en azından federatif yapılaşma oluşturmak; ileride bunu devletleştirmek. Kısacası Türkiye’yi parçalamak! AB’ye alınmama nedenlerimizden biri de bu. Bu halimizle girmemiz imkânsız çünkü adamların kafalarında Sevr var, Lozan yok. Ajandalarında bizim kültürel zenginliğimiz ve hep bir milletiz diye tekrarladığımız şeyin onların lügatinde etnisite ve bunlara yapılacak açılım; anadilde eğitim vs. gibi masumane görünümlü isteklerinin yerine getirilmesi önceliği var. Sonra da federatif yapılanma ile başlayacak bölünmeye adım adam yaklaşma ve yavaş yavaş yedirme politikası devreye girecek.


ASALA

 

Şimdi bunu daha iyi anlamak için yaklaşık 90-100 yıl öncesine dönelim. 1918’de Bogos Nubar Paşa, Fransa’ya Osmanlı Devleti’nde 650.000 Ermeni’nin yaşadığını bildiriyor ve yardım istiyor. Bugün ise Türklerin 1,5 Milyon Ermeni’yi soykırıma uğrattığı iddia ediliyor. Bu insanlar bir günde nasıl yaklaşık 2,5’a katlandı? Ülkede kalanlar ve tehcirden geri dönenler nerde? Biliyoruz ki birçok Ermeni dönüşte herhangi bir intikam kurşununa kurban gitmemek için Kürt kimliğine sığındı ve kayıtlara öyle geçti.

Bugün dağa çıkanları Kürt değil Kürt kılıklı Ermeni veya daha doğrusu bir zamanların Zeytun’da ayaklanıp çoğunluğu Kürt kökenli vatandaşlarımızı katleden ve Sasun’da, Musa Dağı’nda ayaklanan o zamanki Ermeni teröristlerinin bugünkü torunları olduklarını artık anlayalım. Yoksa gerçek bir Kürt vatandaşımızın vatana ihanet edeceği, PKK olup dağa çıkacağını (istisnalar hariç) akla getirmekten çok, bir zamanlar bu memlekete kan kusturmuş gerek Rum, gerek Ermeni çetelerinin torunlarının veya uzaktan yakından o kanı taşıyan torunları, uzantıları olduğunu fark edelim. PKK içinde neden Suriyeliler var? Tehcir hangi bölgeye yapılmıştı? Bunlara anlatmaktan dilimde tüy bitti. Saddam’ın politikaları şuan Batı’nın bölgedeki izlediği politikalardan çok daha bizim için iyiydi. O zamanın siyasileri ABD’nin diplomasiyle hareket etti ve Güneydoğu’sunu tehlikeye attı. Kocaeli’de deprem konutları yaptıran bir komşunu arkadan vurmak, Kıbrıs çıkartmasında sana benzin veren adama Batı’nın sopasıyla vurmak neyine? Bu ne gaflettir?

Konumuza dönelim. Ermeni meselesini bilmezsek, PKK belasıyla (sözde) Kürt meselesini birbirine karıştırırsak telafisi mümkün olmayan hatalar yaparız. Tarihimizi bilmez, bilhassa son yüzyıldır cereyan eden olayları anlamaz ve idrak edemezsek yanlışlara sebebiyet veririz. Saçma sapan politikalarla ülkeyi bölünmeye doğru iteriz. O yıllarda devlete, millete kurşun sıkanlar gemilerle Fransa, İngiltere ve ABD’ye kaçtılar. Marsilya, Liverpool ve Fresno ve N.Y. bu Türk düşmanı Ermeni teröristlerinin ilk ayak bastığı limanlardı. Avrupa ve Amerika’da yaşayan onca Ermeni nereden geldi ve bugünkü diaspora dolayısıyla lobileri oluşturdular. Lakin hepsi mi? Hayır Suriye’de kalanlar ve dönüp kendilerini Kürt diye lanse edenler veya bir şekilde Türk kimliği içinde gizlenenler oldu. İşte bugün biz yaklaşık kimi tarihçiye göre 75.000 kimine göreyse 90.000 civarında potansiyel sorunlu bir nüfusla beraberiz. Bu insanların hepsi şudur, suçludur da diyemeyiz. Sayılar konunun anlaşılması için birer nitel değerlendirmedir sadece.

Yaşadığımız PKK terörü ve meclisteki siyasî uzantısı BDP’yi ve diğer silahlı veya siyasî yapılanmaların Türkiye’ye yarattığı baş belası sorunu bu şekilde mercek altına alıp değerlendirmezseniz şayet toplam nüfusun en fazla %1’lik dilimini ilgilendiren Batı destekli bir sorunu kolluk ve politik güçle çözüm getirmeye çalışacağınız durumdan çıkarır, PKK’dan bir sun'î Kürt Meselesi yaratır ve bu sefer hadiseyi yanlışlıkla nüfusun yaklaşık %10’una yayarsınız.

Tehcir’in 100 yıl dönümü 2015. bu tarih çok dönem bizim için. Ermeniler ve destekçileri Tehcir’in miladında Türkiye’ye büyük bir gol atmaya hazırlanıyorlar ve bunun için harıl harıl hazırlanıyorlar. Batı, başından beri Misak-ı Millî’ye ve sonrasında Lozan’a yâni TC’ye topyekûn savaş açtı. Bunu anlamak için süper zekâ olmak gerekmiyor. Son 50-60 yıldır yaşadıklarımız ve geldiğimiz noktaya bakmak yeterli. Tabii, görmek lâzım bir de.

Soykırım dünya literatürüne 1944’te girdi ama kanun geçmiş olaylara dönük işletilerek Türkiye’ye dayatma yapılıyor. Onca dünya parlamentosu yargısız infaz yaparak ülkemizi ve insanımızı (sözde) soykırımcı ilan etti. Bunlara karşı bir yaptırımımız oldu mu? 40’a yakın diplomatımızı veya görevlimizi katleden ASALA militanları FKÖ’ünün kamplarında bile eğitildi. Lübnan’da dahi soykırım anıtları dikildi.

Bu meseleyi çözmek için geç kalındı ama hâlâ yapacak bir şeyler var: Önce işe Apo’yu ve diğer içeride beslediğiniz teröristleri asmakla başlayın. Bir ülkenin en önemli birincil sorunu güvenliktir çünkü. Ayrıca bu sayede şehitlerimizin kanı yerde kalmaz, şehit analarının gözyaşı diner. Zira bir zaman gelecek bu ülkede askere gidecek genç kalmayacak bunu bilesiniz, nereye kadar. İkincisi AB’ye girmek sevdasından vazgeçin. Parça parça AB’nin onursuz bir kuyruk ülkesi olmaktansa kendi bölgesinde lider, tam bağımsız, onurlu bir devlet olursunuz.

Ermenilerin Sevr’de bizden istediği vilayetti, sitti, toplam 250.000 Km2’dir. Bugün istenen toplam alan ise yaklaşık 300.000 Km2’dir. ABD’deki Ermeni diasporası çok güçlü, hafife almayın. Orada bizim zayıf lobimizi dengeleyen Musevi lobisi var. İsrail’le eften püften bozuşmak Türkiye’yi uzun vadeli ilişkilerde zora sokar. Giderler Kıbrıs Rum kesimi gibi ihtilaf halinde olduğunuz insanlarla işbirliği yapar, “düşmanımın düşmanı dostumdur” politikası gereği, sizin başınızı ağrıtırlar.

Sözü uzatmadan tek kelimeyle ülke olarak çok kritik yıllardayız. Atacağımız her adım önemli. İzlenecek yanlış politikalar ülkeyi gelecekte çok zor sürece sokabilir. Atatürk’ün çizdiği yoldan ayrılmayalım ve akıllı olalım.

***

Dün gitarlarımdan birisinin Re teli koptu, yeni set aldık ama içim burkuldu be!

Hayattaki en iyi dostumu artık pek çalamıyorum. Mümaresem azaldı, yeterince çalışamıyorum ve bakımlarını da ihmal etmekteyim dostlarımın…

Gitar, dişidir dostlar.

Tam tepesinde başı vardır, akordu oradan yapılır. Diri memeleri ve tam ortasında vajinal deliği vardır. İyi ses çıkması için çok iyi imâl edilmiş olmalıdır.

Kalçası da geniştir ve klasik gitar dik durur, Flamenko gitar ise düşer.

Telleri iyi okşarsanız, gitar da zevk alır ve aldırır, canlıdır çünkü.

Gitarın ataları arasında tambur vardır, hâttâ bu isimli bir teknik de kullanılır.

Gitarım Türkiye gibi, boynu bükük, hüzünlü ve mahcup.

Atasına karşı hüzün dolu…

Dilerim bu berbat günler geçer ve Şansölye gibiler de akıllarını başlarına alırlar!

Dilerim geçer bu günler ve aydınlıklar da bizim olur.

Ne diyeyim, Pazar sabahı içimde hüzün, gözlerimde birkaç damla gözyaşı, yâni lagrima var.

ght":"300"}[/embed]

Sevgiler sana Alper Kaya Kardeşim…

Mehmet Kerem Doksat – Trabya – 26.04.2015

Okumaya devam et
  2832 Hits
  0 yorum
Etiketler:
terör pkk Charles Aznavour çanakkale ASALA anzak
2832 Hits
0 yorum

İZMİR’E GİDİŞ GENE...

Biraz kaçalım diyoruz İzmir'e. 

Orası çok sıcak ve dost dolu…

Buralar gibi değil!


Kadim Yunan Medeniyetinin merkezi.

Orada kimseler sizi yargılamaz, işret ve muhabbet çok ganidir.

Ucuzdur fiyatlar, rakı, şarap ve börülce.

Çok insan orada...

Meze bol, hâtıra çok.

Belki Kordon'da takılırız, Kıl lâkaplı Birisi de orada (dünya şekeridir)...

Birgül Anne şükürler olsun hayatta. Tıpkı Asım Dayım gibi...

Efes'e ve Bodrum'a, Siyavuş Ağabeyime de yakın...

Şanlı Ailesi ve Şaşzadeler de muhkemdir.

Zeyno, diğer sofistike mekânlar...

Belki sahilde, Kordon'da tur atarız. Hâttâ Türkiye Psikiyatri Derneği Merkez Komitesi de baskına uğrayabilir ve Can'la, Şeref'le, Ataman ve ve Erdal Hoca ile de, TED'li Sevgili Berna Uluğ'la karşılaşırız belki..

Belki birkaç dem de alırız hep beraber...

Zeki ve Nezafet, hâttâ Sultan Tarlacı da orada...

Ali Saffet Gönül de muhtemelen... 

Tahir ve Figen de Çeşme'deler sanırım...

Ahmet Çelikkol ve Cengiz Güleç, Mansur, Baybars filân buluşabiliriz de...

]

Gene çok yazık edilen bir Demokrasi Havarisinin ismine kurulmuş olan hava alanına ineriz: Adnan Menderes...

Ben pek bebektim onun zamanında ve hep Küçük bir ABD olmamızı arzu etmişti.

Bu arada belli şeyleri çok net öğrendim:

1. Yergide nekes ol.

2. Övgüde zengin ol.

3. Sövgüde sus.

4. Methiyede ölçüyü kolla.

5. Kimseleri başkasına satma!

6. Kanaatkâr ol...

7. Yükseldikçe tevazun artsın, kibri terk et.

8. Kindar olmamaya gayret et.

9. Elbet öleceksin, barış en çok kişiyle..

Ergun da orada, Sevgili Efsun'la ama ta Karşıyaka'dalar...

Eğer gene Yunan tayyarelerinn tâcizi olmaz da, birkaç da UFO görürsek, hak vereceğim Ne İdüğü Bilinmez Cisimcilere.

Lesbos, Girit hâttâ diğer adalar birkaç kulaçlık mesafede...

Nasıl da kaptırmışız Rum'a...

Doksato yakın sayılır.

Ne hüzün verici ki KKTC de tehdit altında ve Pan-İslamizm başladı...

Fransa'nın göbeğinde Kaleşnikof ne arar?

Nasıl sokarlar Champs-Ellyse'ye!

Aklıma Thales ve Aneksimandros'un muhabbeti ve bir zamanlar Selanik'e (Selaniko oldu ya) gidişim geldi...

Oradaki "Gardaş" diyen şen şakrak Rum hâlâ yaşıyor mudur? Karısı hemşireydi, Bol şarap ve muhabbet vardı. WYETH firmasının sponsorluğunda avdet etmişti ve Aksel de aynı oteldeydi. Depresyon anlatmıştım; hâlâ çok farklı bir şey de yok.

Acaba gündeme IŞİD nasıl düştü? Nereden çıktılar birkaç senede...

Batı, ektiğini mi biçmekte?

Dahası, Bölücübaşı serbest bırakılırsa, bu memlekette acaba ne patlar?

Bir Solcu derginin sloganıyla (F....r isimli bir e-grubundan bu sebeple ayrılmıştım) "en iyi Kürt Ölü Kürt'tür" diyenlerle, diğer gruplar kapışırsa, acep sonu nereye varır? 

&n

bed]

İç Savaş!

Kim kazanır? Bilemem ama gerek bir darbe olsun, gerekse olmasın, en az bir 50 sene daha geriye gideriz... Ali Rıza Saysen ve diğer ahbaplar orada mı?

Bu arada, Güler ve Cem devre uyum sağladı; başka çareleri mi vardı (Cem'in, Sayın Cumhurbaşkanımız, Devletlû RTE'nin, Paralel Yapı (Fethullah Gülen) ile mücadelesi mevzulu dev prodüksiyonu yakında bütün sinemalarda seyredilebilecek).

mbed]

Biz hâlâ Atatürk'ün takipçisiyiz oysa; aslında, çok âşikâr bir şekilde, AKP de öyle değil mi? Merhum ne yaptıysa, ayna imajı şeklinde onlar da fiiliyata dökmekte. Eminim ki Sevgili Kuzenim Cem Kurdoğlu da, Eski Ülkücü Güler Kömürcü de öyledir.

Çınar küstü ama biliyorum ki orada. Belki Reyhan'da, belki başka bir mekânda karşılaşırız nasıl olsa.

mbed]

Bu âyinlere seyirci olarak Merhum İhsan ve Melahat Koloğlu, Pederim ve Ümid Hamım da iştirak etmiştik. Eskiden Ateistken, Din Psikolojisi mevzuundaki jargonla, bir "konversiyon" ile Halveti-Cerrahî olan Cemil Meriç Amcamın kızı da bu dergâha intisap etmişti...

Merhum Eniştem ve Nezahat Halam orada yatıyor.

Çocukluğumun bir kısmı Karşıyaka'da geçmişti...

Sahilde balık avlardım ve pek şendim.

Şimdilerde endişeliyim! Deniyor ki en az 5-6 milyon kişi mevta olur; daha fazlası da gazi... Ya bir de Marmara Depremi eklenirse -ki olacak elbet...

Dün bir baktım İlber Hoca canlı yayında, Murak Bardakçı aradı ve hemen açtı telefonunu...

Bu sol derginin Yayın Yönetmenlerinden biri de Prof. Dr. Üşümezoğlu'dur. Acaba hayatta mı ki? Daha genç ve sanırım Moda'da oturur. Vücut geliştirme ve sağlıklı beden sporunda (fitness) çok yetkindir.

 

Soldan veya sağdan ama ya bu kaçınılmazsa!

Baybars ve cici karısı bizleri ağırladılar.

Azıcık mahcup olmadık desek, pek doğru olmaz.

Az içip yedik, mübalağaya kaçamadık.

Ali Saffet'le de konuştuk ama görüşemedik. 

Telefonda konuşabildik ancak. Oğlu pek tatlıdır ve babasına azıcık âşıktır.

Ha, Kur'ân Arapça'sını bu yaştan sonra çözmem pek müşkül ama diğer meallere de göz atacağım...

/embed]

Bilmediğim için anlamıyorum.

Diğer mealleri de tekrar okumaktayım.

Bâzı meraklılar için, Sayın Cem Özer'in programlarından biri (Narsissizm yaptım)...

/embed]

Evrenin yaşında biraz hatam var (meraklı öğrencilerim söyler belki), isim de Stanley Cobb olacaktı.

/embed]

Gani Bey ile mutlaka tanışmak istiyorum

Ali Saffet de böyle büyük hoca olmuş durumda...

/embed]

Ben daha Kayseri'de, izini şimdilerde maalesef kaybettiğim Çok Değerli Hocam, Yorgunluk Sendromu sebebiyle bîtap düşen Prof. Dr. Seher Sofuoğlu'nun asistanıyken bile âdeta "Doğuştan Doçent" idi Ali Saffet...

Yakında Rektör de olabilir ama şimdilerde, hele şu son çalkantılı zamanlarda, "yukarısı" çok ama çok karışık!

Neyse, Sevgili Yüncü Ailesiyle de beraberdik.... 

En son yatarken Sevgili Erol Göka'yı gördüm TV'de...

/embed]

Belli ki her şey çok iyi ve âlâ. 

Sevgili Erol çok sevdiğim bir sosyo-politik ve toplumsal yorumcudur ve çok başarılı olarak da Âkil Adam hâlinde bizlerin ne kadar parlak günlere gittiğini müjdeliyor ve herşeyin yolunda olduğunu müjdelemekte.

Bu da pek güzel bir haber tabii ki...

Şimdi vaşit geç, Neslim de uyumakta ama ya bunca karmaşa ne?

Ya bir de Nobel'i verirlerse bir gün!

/embed]

Ben bu adamı bize paketlerlerken SHOW TV'de, Reha Muhtar'ın misafirdim seneler önce ve ""Yeni bir Yâser Arafat yaratılıyor" demiştim de...

Merhuma da sanırım şöyle yapılmış:

/embed]

Bizim câmiada birtakım infialler doğmuştu!

Kaygılıyım, endişeliyiz ve merakla beklemekteyiz.

Hani Nobel bu, Batı Kulübü verir mi verir de...

Mehmet Kerem Doksat - Tarabya - 12. 01.2015

Okumaya devam et
  3250 Hits
  0 yorum
Etiketler:
pkk apo açılım abd
3250 Hits
0 yorum
    Geri