Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

KİŞİLİK BOZUKLUKLUKLARI

Sevgili Mekâncılar,

Uzun süre mevcudiyetini kabul etmekte direndiğim bir Psikiyatrik Bozukluk Grubundan bahsetmek istiyorum: Kişilik Bozuklukları.

Pratik amaçlarla bu tip durumları üç kümeye ayırıyoruz

Kişilik bozukluklarının çoğunda nedensel etkenler hakkında net bilgi mevcut değildir. Bu bozuklukların derinlemesine incelemeye açık olmaması ve birden fazla eş zamanlı kişilik bozukluğu görülme oranının yüksekliği bunda en büyük etkendir.

***

Psikiyatri hastalarının hemen hemen yarısında en az bir kişilik bozukluğu bulunmakta, bunların da yarısından fazlasında birden fazla kişilik bozukluğu görülmektedir. Bundan dolayı da kişilik bozukluklarının nedenlerinin tespit edilmesi iyice güçleşmektedir.

A Kümesi

-Paranoid Kişilik Bozukluğu:

A kümesi kişilik bozuklukları içinde ele alınan paranoid kişilik bozukluğuna sahip olan kişiler başkalarına karşı yaygın bir şüphecilik ve güvensizlik sergilerler. Bu da doğal olarak kişiler arası ilişkileri bozar.Bu kişiler başkalarının kötü emeller taşıdıklarına inandıklarından, sürekli gerginlik ve savunma durumundadırlar. Kendileri üzerinde oyunlar oynandığını düşünen paranoid kişilik bozukluğu olan kişiler, bu beklentilerini doğrulayacak deliller ararken, aksi yöndeki gerçekçi bütün delilleri göz ardı ederler.Kendi hatalarının, başarısızlıklarının ve yanlış giden her şeyin sorumlusu başkalarıdır. Bu bakış açısıyla hep başkalarını suçlarlar (yansıtma). İyi niyetli söz ve davranışlarda kötü niyet veya tehditkâr anlamlar ararlar.

Arkadaşlarının, eşlerinin veya cinsel eşlerinin sadakati konusunda kuşkucu ve endişelidirler. İnsanlara güvenmediklerinden, başkalarına kolay kolay açılamaz, yakınlık kuramazlar.

Kuşku ve güvensizlik pençesindeki paranoid kişilik bozukluğuna sahip olan bireyler, bunun gerginliğiyle öfkeli tepkilere, hatta şiddet içerikli davranışlar sergilemeye açıktırlar.

Çoğu kez kinci olan bu kişiler, ufak kusurları bile kolay kolay bağışlayamazlar. En ufak bir eleştiri, kişiliğine veya saygınlığına yönelik bir saldırıdır.

Paranoid kişilik bozukluğu olan kişiler, paranoid şizofreni hastalarından ayrılmalıdır. Bu kişiler ağır stres altında psikotik belirtiler sergileseler de çoğu zaman gerçeklikle bağlarını kaybetmezler.

Nedensel olarak bu bireylerde zayıf bir genetik aktarımın rolünün olduğu kanaati vardır. Yüksek düzeyde antagonizma (düşük geçinilebilirlik) ve nörotisizmin ( öfke-düşmanlık) genetik aktarımı söz konusu olabilmektedir.

Ebeveyn ihmali veya aile içi şiddete maruz kalma gibi psikososyal etkenler de paranoid kişilik bozukluğu sebepleri arasında gösterilmektedir.

Şizoid Kişilik Bozukluğu:

Duygularını ifade edemeyen, sosyal ilişkiler kuramayan, aynı zamanda buna ihtiyaç da duymayan, soğuk ve mesafeli kişilerdir. Yakın ve iyi arkadaşları yoktur. Bazen yakın bir akraba tek dost, sırdaş olabilir.Şizoid kişilik bozukluğu olan bireyler cinsellik de dâhil pek çok faaliyetten hoşlanmaz ve uzak dururlar. Bu kişiler nadiren evlenir, evlenseler bile çocuk yapmaktan, hayata kök salmaktan kaçınırlar.Sosyal becerilerinden yoksun, yalnız olmayı seven ve başkaları tarafından içine kapalı olarak tanımlanan bu bireylerin kendine özgü münzevi ilgi alanları ve işleri olur. Nadiren eşya kolleksiyonu, antika eşya toplamak gibi tek başına sürdürülebilen hobilere sıklıkla rastlanır.

Duygusal açıdan çok tepkisel olmayan şizoid kişilik bozukluğu olan kişiler, genellikle kayıtsız bir ruh hâli içinde olup, güçlü negatif veya pozitif duyguları nadiren yaşarlar. Duygusal soğukluk, kopukluk ve tekdüze duygular yaşama hâkimdir.

Bu kişiler başkalarının övgülerine de kayıtsızdırlar. “Dünya yansa umurunda değil” deyişi bu kişileri çok güzel tanımlar.

Beş faktörlü kişilik özellikleri modeline göre “sıcaklık, girginlik ve pozitif duygulardan” oluşan içe dönüklük düzeyleri yüksek, ayrıca deneyime açıklık kriterlerinden olan duygulara açıklık düzeyleri düşüktür.

Yalnız olmayı seven, içe dönük yaşayan herkes şizoid kişilik bozukluğu olarak tanımlanmamalıdır.

Şizoid kişilik bozukluğu nedenleri daha çok bilişsel şemalarla açıklanmıştır. “Aslında yalnızım”, “ilişkiler karmaşık ve nahoş”, “tek başına yetebilirim” gibi uyumsuz şema ve inanışların şizoid kişilik bozukluğuna neden olduğu ileri sürülmektedir.

Şizofreninin öncüsü olduğuna ve genetik bağlara dikkat çeken teoriler günümüzde tercih edilmemektedir.

Şizotipal Kişilik Bozukluğu:

Bu bozukluk şizotipal kişilik bozukluğu olarak da isimlendirilir. Şizoid özelliklerin yanında bilişsel ve idrak bozuklukları, iletişim ve davranışlarda tuhaflıklar, ekzantriklikler (alışılagelmişin dışında, aykırı, ilginç, acayip, farklı davranışlar) bulunur. Göz bebeklerinde sıçrayıcı hareketler (sakkadik göz hareketleri) dikkati çeker.

Gerçeklikten kopma olmasa da sihirli güçleri olduğuna dair inanışlar, büyüsel düşünceler, referans (itisafi) düşünceleri denen başkalarının söylediklerinin veya beden dillerinin özel anlamları veya kişisel önemleri olduğu inancı ve tuhaf konuşmalar birçok hastada görülür.

Birçok psikiyatr tarafından şizofreninin hafif bir biçimi olarak kabul edilen şizotipal kişilik bozukluğunda, düşünme, konuşma ve davranışlardaki tuhaflıklar tipik özelliklerdir.

Şizotipal kişilik bozukluğu sebepleri arasında, genetik bağlantı ve şizofreni ile biyolojik bağlantı olduğu bilimsel olarak ispatlanmıştır.

Uygunsuz veya kısıtlı duygulanım, yakın arkadaş ve sırdaşların olmaması, yakınlaşmayla azalmayan aşırı sosyal kaygı şizotip kişilik bozukluğunun diğer belirtileridir.

İstismara uğrama ve erken dönem travma geçmişi etiyolojik nedenler arasındadır.

Şizotipal kişilik bozukluğu da, şizoid kişilik bozukluğunda olduğu gibi A kümesi kişilik bozuklukları içindedir.

Histriyonik Kişilik Bozukluğu:

B kümesi kişilik bozuklukları içinde yer alan histriyonik kişilik bozukluğu, dikkat çekmeye yönelik aşırı davranışlar ve duygusal tepkilerle karakterizedir.İlgi merkezi olmak bu kişiler için vazgeçilmezdir. Canlı, dramatik ve aşırı dışa dönük tarzlarının sebebi budur. Samimi ilişkiler içinde görülse de kalıcı ve doyurucu ilişkiler kuramaz. Çünkü diğer insanlar bunlara karşı sürekli yüksek düzeyde ilgi göstermek durumunda kalmakta, bir süre sonra da yorularak kendilerini geri çekmektedir. Seksten başka her şeyi seksüalize ederler.Dış görünüş ve davranışlarında abartılı tavırlar sergileyen histriyonikler cinsel açıdan kışkırtıcı ve baştan çıkartıcı olabilirler. Tarzlarıyla insanları manipüle ederek kontrol etmeye çalışan histriyonik kişiler, aynı zamanda çabuk etkilenen, bağımlılık düzeyleri yüksek bireylerdir.Histriyonik kişilik bozukluğu olan kişiler diğer insanlar tarafından bencil, kibirli, içtenliksiz, aşırı tepkisel olarak algılanırlar.Daha çok kadınlarda görülen histriyonik özellikler aslında her iki cinste de görülebilmektedir. 

Aşırı heyecan arayışı ve düşük benlik bilinci olan erkeklerde sıklıkla rastlanabilir.

Histriyonik kişilik bozukluğu nedenleri arasında genetik yatkınlığın rolü büyüktür. Bilişsel olarak, “insanları etkileyip büyülemediğim sürece ben bir hiçim”, “insanları eğlendirip, hoş tutmazsam beni terk ederler” gibi benlik değerini doğrulamaya yönelik uyumsuz şemalar söz konusudur.

Kişilik testlerinde aşırı düzeyde gerginlik, heyecan arama ve olumlu duygular dışa dönüklük puanı olarak yüksek çıkarken, yüksek düzeyde nörotisizm özelliklerinden depresyon ve benlik bilinci ön plandadır.

Dikkati üzerine çekmek için sürekli fiziksel görünüşünü kullanan histriyonik kadınlar, sıklıkla cinsel arayış içindeymiş gibi algılanırlar.

Narsisistik Kişilik Bozukluğu

Muhteşemlik duygusu narisistik hastaların temel özelliğidir. Burada başkalarının yetenek ve başarılarını küçümseme, kendi yetenek ve başarılarına aşırı değer verme söz konusudur. Kişi her türlü aşırı beklentisini hak ettiği inancındadır.

Psikiyatride abartılı benlik önemi duygusu, takdir edilme endişesi ve başkalarının duyguları ile empati kuramama üçlemesi ile tanımlanan narsisizmde, abartılı muhteşemlik duygusunun altında çok kırılgan ve tutarsız bir benlik duygusunun yattığı bilinir.Zihnin sınırsız başarı, güç, deha, güzellik fantezileri ile dolu olmasının, her şeyin en iyisine, en güzeline layık olduğuna dair inancın, özel ve eşsiz olduğu inancının temelinde kırılgan, zayıf benlik değeri duygusunun önemi büyüktür.

Bütün bu muhteşemlik duygularının benlik değerini koruması, diğer kişilik bozukluklarına göre narsisizmi psikiyatrik ve psikolojik olarak daha az rahatsızlık veren bir hastalık durumuna sokmaktadır.

Narsisistik kişiler olan biteni kendi bakış açıları dışında değerlendiremezler. Tek doğru, kendi doğrularıdır.

***

Narsisistik kişilik bozukluğu ölçütleri arasında başkalarını kıskanma veya başkalarının onu kıskandığını düşünme, kendini beğenmişlik, kibirli davranma ve iddialı olma da bulunur. Bazen küfürlü konuşur ve her şeyi denetim almayı severler (acting out).

***

Beş faktörlü kişilik özellikleri modelinde, narsisistik kişilik bozukluğu olan bireyler düşük geçinilebilirlik/yüksek antagonizm (düşük alçak gönüllülük, yüksek kibir, kendini beğenmişlik, üstünlük hissi), düşük diğerkâmlık (kayırılma beklentisi ve başkalarını istismar etme), yüksek düzeyde nörotisizm (öfkeli düşmanlık ve benlik bilinci), yüksek düzeyde fantezi eğilimi (deneyime açıklık) puanlarına sahiptir.

*** 

Kışkırtıcı davranışlar ve teşhirci tavırlar histriyonik ve narsisistik kişilerde ortak gibi görünse de histriyoniklerin amacı dikkat çekmek, narsisisitlerin ise hayranlık uyandırmaktır.

 ***

Narsisistik hastalar psikiyatri ve psikoterapide bizi en fazla zorlayan, tedavide uyumsuzluk yaratan gruptur.

 ***

Erkeklerde daha sık rastlanan narsisistik kişilik bozukluğu, toplumda %1 civarındadır. Narsisistik kişilik bozukluğu sebeplerine psikodinamik modeller daha fazla ağırlık vermektedir.

 ***

Bütün çocuklar bir dönem bütün dünyanın kendilerine bağlı olduğunu düşündükleri ilkel bir muhteşemlik duygusu döneminden geçerler. Sağlıklı bir gelişim için anne babalar çocuğun muhteşemlik davranışlarını yansıtmalıdır. Bu durum çocukların muhteşemlik duygularını törpüleyecek, hayat gerçekliğini görmelerini kolaylaştıracak, normal düzeyde benlik güveni ve benlik değeri geliştirmelerini sağlayacaktır.

 ***

Ebeveynlerin çocuğa empatiden yoksun, ihmalkâr ve aşağılayıcı yaklaşımlarının da narsisistik kişilik bozukluğu eğilimini arttırdığı bilinmektedir.

 ***

Bandura’nın sosyal öğrenme teorisinde narsisistik kişilik bozukluğu nedeni olarak, anne babanın gerçekçi olmayan aşırı değer biçmesinin rolü gösterilmiştir. Çocuğun her isteğinin bir emir olarak kabul edildiği bir aile yapısı narsisistik kişilik bozukluğuna sebep olmaktadır.

bandura sosyal öğrenme kuramı ile ilgili görsel sonucu

 

 ***

Psikodinamik model ve sosyal öğrenme terorisi narsisistik kişilik bozukluğunda birbirine zıt iki görüşü savunurlar. Günümüzde sosyal öğrenme teorisinin geçerli olduğuna inanılmaktadır.

 ***

Antisosyal Kişilik Bozukluğu:

 ***

Bu kişiler itkisel, asabi ve saldırgan olma eğilimi gösterip, vicdan azabı veya birisine bir minnet duymadan, başkalarının haklarını ihlâl veya göz ardı ederler. Yasaların suç, dinlerin günah, genel ahlâkın ayıp olarak gördükleri şeyleri tekrar tekrar yaparlar. Sorumsuzca davranırlar. İnsan ve hayvanlara saldırganlık, mülkiyete zarar verme, aldatma, hırsızlık, kuralları ihlâl ile giden ağır bir kişilik bozukluğudur.

 ***

Sınırda (Borderline) Kişilik Bozukluğu:

Bu kişiler ilişkilerinde, benlik/kendilik imgesinde ve duygu durumlarında tepkisel ve dengesiz davranışlar sergilerler. Çevresel tetikleyicilere olağandışı yoğunlukta duygusal tepkiler veren sınırda kişilik bozukluğu olan bireyler, bir duygudan diğerine şiddetli ve hızlı geçiş gösterirler. Bipolar Bozukluk’la sıklıkla iç içe girerler.

 ***

Kişiler arası ilişkilerde yüksek düzeyde tutarsızlık gösteren borderline hastalar, yoğun ve fırtınalı ilişkiler yaşar, arkadaş veya sevgililerini yüceleştirip, idealleştirirken, daha sonra derin hayal kırıklıkları ve öfkeye kapılabilirler (aşırı değer verme, devalüasyon ve splitting: ayırma).

 ****

Yoğun bir terk edilme duygusu içinde olan borderline hastalar, gerçek veya hayali terk edilmeyi önlemek için aşırı çaba gösterirler.

Aşırı duygulanımsal dengesizlik ile birleşen yüksek tepkisellik sebebiyle sınırda kişilik bozukluğu olan kişilerde cinselliğe düşkünlük, kumar, madde bağımlılığı, kuralsız ve dikkatsiz araba kullanma, kendini yaralama davranışları ve tekrarlayan intihar girişimleri sıktır. İntihar girişimlerinin %8-10’u ölümle sonuçlanır.

Bitip tükenmeyen boşluk duyguları ve yoğun öfke de sınırda kişilik bozukluğu ölçütlerindendir.

 ***

Borderline hastaların geriye dönük incelemelerinde duygusal, fiziksel ve cinsel tacize uğrama oranları çok yüksektir. Bazıları terapistlerinin ikaz etmesine rağmen bunu uluorta itiraf ederler.

 ***

Aile içi geçimsizlik ve şiddet de sınır kişilik bozukluğu nedenleri arasında gösterilir.

 ***

Kaçıngan Kişilik Bozukluğu:

 ***

Sosyal ket vurulma, yetersizlik duyguları ve olumsuz benlik imajı nedeniyle içe dönüklük ve hayat boyu sınırlı sosyal ilişki, sosyal etkileşime girme isteksizliği söz konusudur.

 ***

Eleştiriye ve reddedilmeye aşırı duyarlı olduklarından, kendisinden hoşlanılacağından emin olmadığı sürece insanlarla ilişkiye girmek istemezler. Utanma veya alaya alınma korkuları büyüktür. Kendilerini sosyal açıdan beceriksiz ve başkalarından aşağı görürler.

 ***

Bütün bunlardan dolayı kişisel riskler almaktan veya yeni faaliyetlerde bulunmaktan kaçınırlar.

 ***

Böyle bireyler şizoid kişiliklerin aksine yalnızlıktan zevk almaz, bundan dolayı kaygıya kapılırlar. Bu sebeple kolaylıkla depresyona girerler.

 ***

Psikiyatride C kümesi kişilik bozuklukları içinde yer alan Kaçıngan Kişilik Bozukluğu, bazı psikiyatrlar tarafından, sadece Genelleştirilmiş Sosyal Fobi’nin şiddetli bir görünümü olarak kabul edilirler.

 ***

Kaçıngan Kişilik Bozukluğu sebepleri arasında ilk sırayı doğuştan gelen engellenmiş bir mizaç yapısı almaktadır. Taciz ve reddedilmelerin de kaygılı ve korkulu bağlanma örüntüleri yaratarak etiyolojide yer alması mümkündür.

 ***

Bağımlı Kişilik Bozukluğu:

 ***

Psikiyatride C kümesi kişilik bozuklukları içinde yer alan bağımlı kişilik bozukluğu aşırı ilgilenme ihtiyacı ile seyreder. Hayatlarını başkalarına göre ayarlayan bu bireyler kendi ihtiyaç ve görüşlerinden feragat ederler. Başkalarının tavsiye ve güvenceleri olmadan gündelik karar vermede zorlanırlar, sorumluluğu başkalarının alması ihtiyacı duyarlar. Destek ve onaylanmayı kaybetme korkusuyla uyuşmazlıkları dile getirmekte güçlük çekerler, kolay kolay hayır diyemezler.

 ***

Kendi başının çaresine bakamayacakları endişesi sebebiyle bir yakın ilişki bittiğinde ilgi ve destek için acilen yeni bir ilişki arayışına girerler. Bağımlı Kişilik Bozukluğu nedenleri arasında, psikiyatri ve psikoloji dünyasında genetik temelli olarak bağımlı ve kaygılı olma eğilimindeki kişilerin, özerklik ve bireyleşmeyi desteklemeyen otoriter ve aşırı korumacı anne baba yaklaşımıyla patolojik boyut aldığına inanılmaktadır. Bunlara tavuk anneler de denir.

 ***

“Tamamen çaresizim”, “yanımda yeterli biri olmadıkça elimden bir şey gelmez” gibi bilişsel temel uyumsuz şemalarda etiyolojide yer alır.

 ***

Obsesif-Kompulsif Kişilik Bozukluğu (Anankastik Kişilik Bozukluğu):

 ***

Psikiyatrik ve psikolojik yönden tipik özellik mükemmeliyetçilik, düzeni ve denetimi sağlama konusunda aşırı endişelenmektir.

Ayrıntılara, kurallara, düzene takılarak faaliyetin önemli noktasını, ana temasını gözden kaçırırlar. Ahlaki, etik ve sosyal değerler konusunda aşırı katıdırlar. Kendilerine ve başkalarına karşı cömert olamaz, pintilik gösterirler.

 ***

Başkalarına tam olarak yapacaklarına dair güven duymadıklarından görev paylaşımına gidemez, her işi kendileri tamamlamak isterler. İşe kendilerini fazlaca adamaları sebebiyle eğlence, dinlenme ve arkadaşlıkları dışlayabilirler. İşleri delege edemezler.

 ***

Eskimiş veya değersiz nesneleri kolay kolay atamazlar, bir süre sonra ev ve iş yerleri lüzumsuz eşya ile dolabilir: Taraklar, tuzluklar, eski eşyalar gibi…

 ***

Obsesif-kompülsif kişilik bozukluğu, psikiyatri uygulamalarında narsisistik, antisosyal ve şizoid kişilik bozuklukları ile bazı noktalarda örtüşür.

 ***

Pasif Agresif Kişilik Bozukluğu

 ***

Her anlamda “vermeyen” tiplerdir. Kadınlarda daha çok görülür. Çok sık bedenselliştirme yaparlar ve oraları buraları ağrır. Arada bunu unutunca eşleri hemen fırsatı değerlendir.

 ***

Sadomazokistik Kişilik Bozukluğu

 ***

Sıfırcı hocalar, öğrencilerine sınavlarda eziyet çektiren tipler bu gruptan çıkar ve kolay kolay iflah olmazlar. Bazılarında cinsellik de tabloya eklenebilir.

 ***

Bilimle, sanatla ve sevgiyle kalın..

 ***

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 11 Mayıs 2017 Perşembe

Okumaya devam et
  2153 Hits
  0 yorum
2153 Hits
0 yorum

DAVRANIM BOZUKLUĞU

Sevgili Mekâncılar

Pek de sevimli olmayan bir psikiyatrik sorundan söz etmek istiyorum.

Davranım Bozukluğu

Davranım bozukluğunda temel özellikler, başkalarının temel haklarına saldırı, toplumsal değerlere ve kurallara uymamamdır. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocukların yaklaşık %20-30’unda Davranım Bozukluğu belirtileri görülür.

Şunlar varsa kuşkulanmak gerekir:

En azından bir teşhis ölçütünün son 6 aydır bulunması şartıyla aşağıdaki teşhis ölçütlerinden üçünün ( veya daha fazlasının) son 12 aydır bulunuyor olması ile kendini gösteren, başkalarının temel haklarına saldırıldığı yahut yaşa uygun başlıca toplumsal değerlerin, kuralların hiçe sayıldığı, tekrarlayıcı bir biçimde veya sürekli olarak görülen bir davranış örüntüsü:

İnsanlara ve hayvanlara karşı gösterilen saldırganlık

(1) Çoğu zaman başkalarına kabadayılık eder, gözdağı verir veya onların gözünü korkutur.

(2) Çoğu zaman kavga-dövüş başlatır.

(3) Başkalarının ciddi bir biçimde fiziksel olarak yaralanmasına neden olacak bir silah kullanmıştır (mesela bir değnek, taş, kırık şişe, bıçak, tabanca).

(4) İnsanlara karşı fiziksel olarak acımasız davranmıştır.

(5) Hayvanlara karşı fiziksel olarak acımasız davranmıştır.

(6) Başkasının göz önünde çalmıştır (mesela saldırıp soyma, çanta kapıp kaçma, göz korkutularak alma, silahlı soygun yapma).

davranım bozukluğu ile ilgili görsel sonucu

(7) Birisini veya daha fazla kişiyi cinsel faaliyette bulunması için zorlamıştır.

Eşyalara zarar verme

(8) Ciddi hasar vermek amacıyla isteyerek yangın çıkarmıştır (piromani).

(9) İsteyerek başkalarının malına mülküne zarar vermiştir (yangın çıkarma dışında).

Dolandırıcılık veya hırsızlık

(10) Bir başkasının evine, binasına veya arabasına zorla girmiştir

(11) Bir şey elde etmek, bir çıkar sağlamak veya sorumluluklarından kaçınmak için çoğu zaman yalan söyler (yani başkalarını “atlatır”)

(12) Hiç kimse görmeden değerli şeyler çalmıştır (mesela kırmadan ve içeri girmeden mağazalardan mal çalma, sahtekârlık).

Kuralları ciddi bir biçimde bozma (ihlâl etme)

(13) 13 yaşından önce başlayarak, ailenin yasaklarına karşın çoğu zaman geceyi dışarıda geçirmektir.

(14) Ebeveyninin veya onların yerini tutan kişilerin evinde yaşarken en az iki kez geceleyin evden kaçmıştır (veya uzun bir süre geri dönmemişse bir kez yeterlidir).

(15) 13 yaşından önce başlayarak çoğu zaman okuldan kaçmıştır.

B. Bu davranış bozukluğu toplumsal, okuldaki veya meslekî işlevsellikte klinik açıdan önemli derecede bozulmaya sebep olur.

C. Kişi, 18 yaşında veya daha ileri bir yaşta ise Antisosyal Kişilik Bozukluğunun teşhis ölçütlerini karşılamamaktadır.

Başlama yaşına göre 2 tipi vardır:

1. Çocuklukta Başlayan Tip

2. Ergenlikte Başlayan Tip


Davranım Bozukluğu 5-6 yaşlarında başlayabilir. Daha çok geç çocukluk veya erken ergenlik döneminde başlar.

16 yaşından sonra nadir olarak başladığı görülmüştür. Erkek çocuklarda görülme sıklığı biraz daha fazladır. 18 yaşın altındaki erkeklerde %6-16, kızlarda ise %2-9 arasında değişir.

Erken başlangıç Antisosyal Kişilik Bozukluğu, Duygudurum ve Kaygı bozuklukları riskini artırır. Neredeyse bütün ergenler zaman zaman kurallara uymama, otorite ile çatışma, yalan söyleme gibi davranım sorunları gösterebilirler. Ancak bazı ergenlerde görülen davranım sorunları süreklidir ve günlük hayatını etkileyen, diğer insanlar arasında ‘adının kötüye çıkmasına’ yol açan boyuta ulaşır.

Sinirlilik, gerginliği, korkuyu, şüpheciliği, dürtüselliği arttıran durumlar ve yargılama, gerçeği değerlendirme yetisi, özgüven ve empati becerilerini düşüren hemen her şey, bireyi şiddete yatkın hâle getirir.

Ayrıca ergenin sorun ve çatışma çözme, öfkeyi kontrol etme ve iletişim kurma gibi sosyal becerilerinin yetersiz olması, eğitim hayatının önemsenmemesi, ailede uygunsuz, tutarsız ve sert disiplin yöntemlerinin uygulanması, aile içinde çatışma ve şiddetin yaşanıyor olması, çocuğun fiziksel ve ruhsal sağlığının iyi olmaması, madde kullanımının olması veya depresyon geçirmesi davranım sorunları için önemli risk faktörleridir.

Suç kapsamına giren davranışlarda bulunma riskini arttıran etkenler arasında şunlar sayılabilir:

Toplumsal kuralları benimsememesi

Suç işleyen bir çevrede büyümesi ve bu tür davranışları yadırgamayan hatta onaylayan bir tutumun mevcut olması

Suç kapsamına giren davranışlara dair yanlış inançların olması

İsteklerinin gerçekleşmemesi durumunda tahammül düzeyinin düşük olması (acting out veya acting in) ve kendine zarar verme (otomutilasyon).

Fevri, aklına estiği gibi davranma eğiliminin hâkim olması (birincil süreç düşünce)

Madde kullanımı altında bu tür davranışların daha yapılabilir gözükmesi veya madde temin etmek için suç kapsamına giren davranışlarda bulunması.

Sapkın davranışlarda bulunan gruplarla ve çetelerle takılmak, sarkıntılık yapmak hatta ırza geçmek.

Davranım Bozukluğunda temel özellikler, başkalarının temel haklarına saldırı, toplumsal değerlere ve kurallara uymamaktır.

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocukların yaklaşık %20-30’unda davranım bozukluğu belirtileri görülür.

Davranım bozukluğu teşhis ölçütleri (DSM-IV-TR)

A. En azından bir teşhis ölçütünün son 6 aydır bulunması şartıyla aşağıdaki teşhis ölçütlerinden üçünün ( veya daha fazlasının) son 12 aydır bulunuyor olması ile kendini gösteren, başkalarının temel haklarına saldırıldığı veya yaşa uygun başlıca toplumsal değerlerin yahut kuralların hiçe sayıldığı, tekrarlatıyıcı bir biçimde veya sürekli olarak görülen bir davranış örüntüsü:

İnsanlara ve hayvanlara karşı gösterilen saldırganlık

(1) Çoğu zaman başkalarına kabadayılık eder, gözdağı verir veya gözünü korkutur. 10 yaşında bekâr bir erkek hastam boksör gibi annesini ve babasını dövüyordu; aynı zamanda Duygudurum Disregülasyonu Bozukluğu da vardı. Kan düzeyi azamide (13) tutularak karbamazepin, 5 mg aripiprazol ile düzeldi.

(2) Boğu zaman kavga-dövüş başlatır.

(3) Başkalarının ciddi bir biçimde fiziksel olarak yaralanmasına sebep olacak bir silah kullanmıştır (mesela bir değnek, taş, kırık şişe, bıçak, tabanca)

(4) İnsanlara karşı fiziksel olarak acımasız davranmıştır.

(5) Hayvanlara karşı fiziksel olarak acımasız davranmıştır (çoğunda da çocukken küfretme, sinkaflı konuşma, sineklerin kanatlarını yolma gibi sadistçe davranışlar görülür.

(6) başkasının göz önünde bir şeyler çalmıştır (mesela saldırıp soyma, çanta kapıp kaçma, göz korkutularak alma, silahlı soygun).

(7) Birisini veya daha fazlasını cinsel faaliyette bulunması için zorlamıştır

Eşyalara zarar verme

(8) Ciddi hasar vermek amacıyla isteyerek yangın çıkarmıştır.

(9) İsteyerek başkalarının malına mülküne zarar vermiştir (yangın çıkarma dışında).

Dolandırıcılık veya hırsızlık

(10) Bir başkasının evine, binasına veya arabasına zorla girmiştir

(11) Bir şey elde etmek, bir çıkar sağlamak yahut yükümlülüklerinden kaçınmak için çoğu zaman yalan söyler (yani başkalarını “atlatır”)

(12) Hiç kimse görmeden değerli şeyler çalmıştır (mesela kırmadan ve içeri girmeden mağazalardan mal çalma, sahtekârlık)

Kuralları ciddi bir biçimde bozma (ihlâl etme)

(13) 13 yaşından önce başlayarak, ailenin yasaklarına karşın çoğu zaman geceyi dışarıda geçirmektir.

(14) Ebeveyninin veya onların yerini tutan kişilerin evinde yaşarken en az iki kez geceleyin evden kaçmıştır (veya uzun bir süre geri dönmemişse bir kez)

(15) 13 yaşından önce başlayarak çoğu zaman okuldan kaçmıştır.

B. Bu davranış bozukluğu toplumsal, okuldaki veya meslekî işlevsellikte klinik açıdan önemli derecede bozulmaya neden olur.

C. Kişi, 18 yaşında veya daha ileri bir yaşta ise Antisosyal Kişilik Bozukluğunun teşhis ölçütlerini karşılamamaktadır.

Başlama yaşına göre 2 tipi vardır:

1. Çocuklukta Başlayan Tip

2. Ergenlikte Başlayan Tip


Davranım Bozukluğu 5-6 yaşlarında başlayabilir. Daha çok geç çocukluk veya erken ergenlik döneminde başlar. 16 yaşından sonra nadir olarak başladığı görülmüştür. Erkek çocuklarda görülme sıklığı biraz daha fazladır. 18 yaşın altındaki erkeklerde % 6-16, kızlarda ise % 2-9 arasında değişir. Erken başlangıç antisosyal kişilik bozukluğu, duygudurum ve kaygı bozuklukları riskini artırır.

Neredeyse bütün ergenler zaman zaman kurallara uymama, otorite ile çatışma, yalan söyleme gibi davranım sorunları gösterebilirler. Ancak bazı ergenlerde görülen davranım sorunları süreklidir ve günlük hayatını etkileyen, diğer insanlar arasında ‘adının kötüye çıkmasına’ yol açan boyuta ulaşır.

Sinirlilik, gerginliği, korkuyu, şüpheciliği, dürtüselliği artıran durumlar ve yargılama, gerçeği değerlendirme yetisi, özgüven ve empati becerilerini düşüren hemen her şey, bireyi şiddete yatkın hâle getirir.

Ayrıca ergenin sorun ve çatışma çözme, öfkeyi kontrol etme ve iletişim kurma gibi sosyal becerilerinin yetersiz olması, eğitim hayatının önemsenmemesi, ailede uygunsuz, tutarsız ve sert disiplin yöntemlerinin uygulanması, aile içinde çatışma ve şiddetin yaşanıyor olması, çocuğun fiziksel ve ruhsal sağlığının iyi olmaması, madde kullanımının olması veya depresyon geçirmesi davranım sorunları için önemli risk faktörleridir.

Suç kapsamına giren davranışlarda bulunma riskini arttıran etkenler arasında şunlar sayılabilir:

Toplumsal kuralları benimsememesi,

Suç işleyen bir çevrede büyümesi ve bu tür davranışları yadırgamayan hatta onaylayan bir tutumun var olması.

Suç kapsamına giren davranışlara dair yanlış inançların olması.

İsteklerinin gerçekleşmemesi durumunda tahammül düzeyinin düşük olması.

Fevrice, aklına estiği gibi davranma eğiliminin hâkim olması

Madde kullanımı altında bu tür davranışların daha yapılabilir gözükmesi veya madde temin etmek için suç kapsamına giren davranışlarda bulunması (alkol kullananlarda Selincro Tablet, mikropellet takılarak naltrexon pompası temini) ve düşük doz klozapin (100-300 mg arası) işe yarıyor. Epey hastam şifa buldu. Tabii ki düzenli lökosit sayımı yaparak…

Sapkın davranışlarda bulunan gruplarla ve çetelerle takılmak.

Bu tip hastaların bir kısmı varoşlarda hemşerim gettolarında ikamet edip, eylemlere karışıp kaçıyorlar.

Psikiyatra gelmeyi kabul edenlere mutlaka Karbamazapepin, Lityum veya Depakin gibi duygudurum dengeleyicileri ve düşük doz nöroleptik veriyoruz. Bunların hepsi düzenli laboratuar takibi gerektiren ilaçlardır.

Tedaviye riayeti ve uyumu çok bozuk olanlar firar edebiliyor, olmayanlarda ise hapse düşenler de oluyor.

Ülkemizde her gün şehit haberleri geliyor ve alınan tedbirler de ne kadar işe yarayacak bilmiyorum.

Tek endişem var, geçenlerde televizyonda anlattılar.

İncirlik’te iki adet ABD kontrollü Hidrojen bombası varmış!

“Aman itidalli olun” diyor ve bu kadarda kesiyorum.

 %C4%B0%C5%9Fte+d%C3%BCnyay%C4%B1+aya%C4%9Fa+kald%C4%B1ran+hidrojen+bombas%C4%B1

Kuzey Kore de attı bir tane!

Dünya nereye gidiyor?

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 27 Nisan 2017 Perşembe

Okumaya devam et
  2236 Hits
  0 yorum
2236 Hits
0 yorum

GECE İDRAR KAÇIRMA

Sevgili Mekâncılar,

Nokturnal enürezis (gece altını ıslatma) çocukluk çağının en sık karşılaşılan

sorunlarından biridir. Yunanca “idrar yapmak” (enourein) kelimesinden

gelmektedir. 

***


Enürezis, idrar kontrolünün sağlanması gereken yaştan sonra görülen istemsiz idrar kaçırmadır. Hastayı, ailesini ve çevresini etkileyen önemli bir problemdir. Enürezis çocuğun kendine güvenini azaltır, utanç duymasına ve psikolojik sorunlara neden olabilir. Ayrıca toplumumuzun bu konuda yeterli bilgiye sahip olmayışı konunun istismarına neden olmaktadır. Enürezisin kendisinden çok, ailelerin ve toplumun yanlış tutumları zarar vermektedir. Kullanılan cezalandırma yöntemleri çocuk üzerinde etkisi ömür boyu sürecek izler bırakmaktadır. Bu sebeplerden dolayı, enürezisli çocuğa yaklaşımın temelinde çocuğun benlik duygusu zedelenmeden sorunun atlatılması olmalıdır. 

***

En önemli görev aileye düşse de, mutlaka çok yönlü olarak ele alınıp tedavi edilmelidir.

Tanımlamalar

Beş yaşındaki çocukların %20'si ayda en az bir kez altlarını ıslatır, erkek çocukların %5’i, kız çocukların %1’i her gece idrar kaçırırlar.

Enürezis noktürna 5-6 yaşındaki çocuklarda ayda iki kere veya daha fazla, 6 yaş üzerindeki çocuklarda ise ayda bir kere yahut daha fazla yatağı ıslatma şeklinde tanımlanabilir.

***

Çocuklar ancak beş yaşını dolduruncaya kadar enüretik kabul edilmemelidir.

Nokturnal enürezis, primer ve sekonder olmak üzere iki gruba ayrılır.

Primer enürezis: Mesane kontrolü hiçbir zaman kazanılmamıştır. Vak’aların %80’ini oluşturur. Genelde sadece gece görülür ve çoğunlukla tek başına bulunur. Bu grupta daha çok genetik yatkınlık, biyolojik ve gelişimsel etkenler sorumlu tutulmuştur.

***

Sekonder enürezis: En az 6 ay kuru kaldıktan sonra tekrar idrar kaçırmaya başlanması durumudur. Bütün enürezis vak’alarının %20’sini oluşturur. Daha çok 5-8 yaşlarında görülür. İkincil idrar kaçırma genellikle organik ve psikolojik sebepler sorumludur.

Enürezisle birlikte mesane ile ilişkili semptomların bulunmasına göre tek semptomlu veya çok semptomlu olabilir.

***

Monosemptomatik enürezis noktürnada gece yatağı ıslatma dışında herhangi bir semptom yoktur. Hasta gece gündüz idrar kaçırıyorsa buna enürezis kontinua denir.

***

Polisemptomatik enürezis noktürnalı hastalarda ani sıkışma hissi, acil idrar yapma ihtiyacı ve sık idrara gitme gibi bulgular vardır.

Sıklık

Enürezisin sosyoekonomik düzeyi düşük toplumlarda ve kalabalık ailelerde, sosyal ve psikolojik travma geçiren çocuklarda daha sık görüldüğü bildirilmiştir.

***

Enürezisin sıklığı çocuğun yaşına göre değişiklik göstermektedir. Beş yaşındaki çocukların %15-25’i yatağını ıslatırlar. Altı yaşında %13,7 yaşında, %10, 8 yaşında %7 ve 10 yaşında %5’inde gece yatağı ıslatma görülmektedir.

Görüldüğü gibi gece işemeleri sıklığı yaş arttıkça azalmaktadır.

Gelişen yaş ile birlikte, çocuklar her yıl %15 oranında kendiliğinden kuru kalmaktadır. Tek semptomlu gece işemesi erkek çocuklarında 1.5-2 kat daha fazla görülmektedir. Bu sebeple erkeklerin %8’i, kızların %4’ü enüretik kalırlar.

***

Ancak, ergenlerin %1 ila 3’ü altlarını ıslatmaya devam ederler.

Ortaya Çıkaran Faktörler

Tek belirtili gece işemesinde bir veya birden çok faktör rol oynayabilir. Bu durumda daha çok yönlü sebep düşünülmektedir. Gece işemesinde birçok faktör araştırılmış ve çeşitli teoriler öne sürülmüştür. Genetik faktörler, psikolojik faktörler, uyku bozuklukları, hormonal faktörler, mesane ile ilişkili faktörler enürezise sebep olabilir.

a) Birincil gece işemesi sebepleri

1. Genetik ve ailesel faktörler: Gece işemesinde genetik yatkınlık en sık öne sürülen sebeplerden birisidir. Bu çocukların %65-85’inde pozitif aile hikâyesi bulunur. Anne ve babanın birisinde gece işemesi hikâyesi varsa risk %50, her iki ebeveynde de öykü varsa risk %77 ve ebeveynler enüretik değilse bu risk %15 olarak bildirilmiştir.

***

Babada gece işeme öyküsü varsa, çocuktaki riskin 7,1, annede enürezis hikâyesi alınmışsa riskin 5.2 olduğu bildirilmiştir.

Gece işemesinde genetik geçişin nasıl olduğu tam bilinmemekle birlikte, otozomal dominant kalıtımla olduğu ileri sürülmüştür.

Yapılan bir çalışmada Danimarkalı bir ailede otozomal dominant geçiş gösteren, 13q13-q14.3 kromozom lokalizasyonunda hata bulunmuştur.

Psikolojik faktörler: Başlangıçta gece işemeleri psikolojik bir hastalık olarak düşünülmüştür. Ancak, son zamanlarda psikolojik sorunların sebepten ziyade sonuç olduğu öne sürülmüştür. Gece işemeli çocuklarda duygusal problemlerin görülme sıklığında artış olmadığı bildirilmiştir.

***

Uyku bozuklukları: Tek belirtili (monosemptomatik) hastalarda önemli problemlerden biri uykuda mesane dolgunluğunun hissedilmemesi ve tuvalete gitmek için uyanılamamasıdır. Ne gece aşırı idrara çıkma, ne de mesane kapasitesinde azalma çocukların yatağı ıslatıncaya kadar neden uyanamadıklarını açıklamaktadır. Gece işemesinin uyku bozukluğunun bir sonucu olduğu ile ilgili tartışmalar hâlen sürmektedir.

***

Uyku evreleri ve işemeyi araştıran çalışmalarda enürezisin derin uyku sırasında ortaya çıktığı ileri sürülmüştür. Ancak, son yapılmış araştırmalarda, derin uykunun temel yapısında bir anormallik olmadığı bulunmuştur. Çalışmaların çoğunda yatağını ıslatan çocukların uyku elektroensefalografilerinde (EEG) değişiklik olmadığını göstermiştir.

Enüretik çocukların uykudan uyandırmak için yapılan uyarılara, normal çocuklara göre daha az cevap verdikleri bildirilmiştir. Bu çocukların çoğu kendiliğinden uyanamazlar, ancak yatağı ıslattıktan sonra uyanabilirler. Çoğu çocukta uyanma yeteneği Merkezî Sinir Sistemi olgunlaşmasıyla ile düzelir.

***

Olgunluk gecikmesi: Tek semptomlu gece işemesi vak’alarının hemen tamamının uzun vadeli takipte kendiliğinden düzeldiği bildirilmiştir. Araştırmacılar gece altını ıslatmanın normal gelişimin gecikmesine bağlı olduğunu ileri sürmüşlerdir.

Enürezis noktürnalı çocuklarda motor işlevlerde bozulma konuşma gecikmesi sıklığının da artmış olduğu bildirilmiştir.

***

Mesane ile ilişkili faktörler: Gece altını ıslatan çocuklar ile ıslatmayan çocukların mesane kapasiteleri arasında fark olmadığı, ancak ürodinamik çalışmalarda bu sorunu olan çocuklarda işlevsel mesane kapasitesinin düştüğü bildirilmiştir. İşlevsel mesane kapasitesi, mesanenin boşalma anındaki hacmidir. Enürezisli hastaların büyük çoğunluğunda işlevsel mesane kapasitesinin azaldığı gösterilmiştir. Mesane işlevlerindeki azalma gündüz sık idrara çıkma ve her gece altını ıslatma gibi semptomlara yol açar.

***

Ayrıca, monosemptomatik noktürnal enürezisli hastalarda yapılan ürodinamik çalışmalar %30 oranında mesanede detrüsör adale kasılması düzensizliği olduğunu göstermiştir.

Noktürnal aşırı idrara çıkma: Böyle çocuğun gece yatmadan önce sıvı alması, yemek yemesi, antidiüretik hormonun (ADH) anormal sirkadian ritim göstermesi ve gece katı gıda artığı atılımındaki artış, hastada noktürnal poliüriye neden olabilir. Bu çocuklarda yapılmış olan bazı çalışmalarda gece aşırı altına kaçırma geliştiği gösterilmiştir. Bu çocukların idrar sodyum ve potasyum atılımı artmıştır, ancak bu gözlemin sebebi tam olarak anlaşılamamıştır.

***

Böyle çocuklarda anjiyotensin salgılanmasının normal bir sirkadian ritim gösterdiğini ve renin-angiotensin-aldosteron sisteminin normal olduğunu bildirmişlerdir.

Mesane gerginliği Antidiüretik Hormonun gece salıverilmesini etkileyebilir. Bazı çalışmalarda, bu hormonun salgılanmasının mesane gerginliğine cevap olarak arttığı ve mesanenin boşalmasıyla azaldığı gösterilmiştir.

***

Mesane boşalması ile Antidiüretik Hormon (işemeyi önleyen hormon) salgılanması düşerse, düşük gece ADH seviyesi, gece işemesinin sebebi olmaktan daha çok bir sonucu olduğunu gösterir. Gece idrar hacmini arttıran faktörlerin başında Antidiüretik Hormonun sirkadian ritminin bozulması olabileceği ileri sürülmüştür. Ancak son yapılmış olan çalışmalarda, bu çocuklarla normal çocuklar arasında Anti Diüretik Hormon salıverilmesi açısından herhangi bir fark bulunamamıştır.

İkincil Enürezis Sebepleri

Yatağını ıslatan çocukların %15-25’ini ikincil gece işemesi oluşturur. Bu çocuklarda altta yatan bir organik neden bulunabilir. İkincil gece işemesi sebeplerini şu şekilde sıralayabiliriz:

İdrar kesesinin yetersiz boşalması: Mesanenin tam olarak boşalmaması sık idrar yapmaya yol açabilir. Alt idrar yolu sisteminin tıkanması, nörojenik mesane ve işlevsiz işeme en önemli sebeplerdir. İşlevsiz işeme, idrarın geri kaçmasına ve böbrekte zedelenmeye yol açabilir.


Aşırı idrar kaçırma: Aşırı idrar yapımı sonucu gece idrar yapma ihtiyacı da artar. Şeker hastalığı, diyabetes insipidus, orak hücreli anemi, alkol ve kafein gece alındıklarında ve ruhsal kaynaklı polidipsi (aşırı sıvı alma) poliüriye (sık idrara çıkma) sebep olurlar.


Parazitler: Oksiyüriasis idrar yolunda rahatsızlığa yol açarak enürezise sebep olabilir.

İdrar Yolunun bulaşıcı hastalıkları: Mesane mukozasını irrite ederek sıkışma hissine neden olur. Sekonder enürezisin yaklaşık %30’dan idrar yolu enfeksiyonları sorumludur.

Müzmin böbrek yetmezliği: Solüt idrar kaçırmasına sebep olarak, enürezis oluşturabilir.

Nörolojik bozukluklar: Meningomiyolosel, omurilik tümörleri, epileptik nöbetler, nörojenik mesane enürezise neden olur.

***

Üst hava yolu obstrüksiyonu: Adenoid hipertrofisi uyku apnesi sendromuna sebep olur. Bu da geçici sfinkter tonüsü kaybına yol açabilir.

 Noktürnal Enürezisli Çocuğun Değerlendirilmesi

Bütün enürezisli hastaların %80’ini birincilnokturnal enürezis

oluşturmaktadır. Ancak, hastaların %20’sinde organik bir sebep bulunabilir.

 

Primer enüreziste ise organik bir sebep tespit edilemez. Çoğunda gece idrar kaçırma vardır. Gündüz kaçırma ya yoktur ya da çok nadirdir. Dışkılama bozukluğu eşlik etmez.

***

Hastaların %70'inde aile öyküsü bulunur. Sık işeme olabilir. Laboratuar

tetkikleri ve nörolojik muayene normaldir.  

Komplike enürezis %20 oranında organik bir bozukluğa eşlik eder. İşeme bozukluğu vardır. Enkopresis (dışkı kaçırma) ve kabızlıkla birlikte olabilir. Genellikle geçirilmiş idrar yolu enfeksiyonu hikâyesi mevcuttur. Gece işemesinin değerlendirilmesinde komplike enürezise yol açabilecek sebepler sorgulanarak, ayrıntılı bir fizik muayene alınmalı ve tam bir fizik muayene yapılmalıdır. Spina bifida artık bir sebep olarak kabul edilmemektedir.

Hikâye

Hastanın aile hikâyesi ve kendi özgeçmişi ayrıntılı şekilde sorgulanmalıdır. Enüretik çocuğun öyküsü alınırken aşağıdaki özellikler göz önünde bulundurulmalıdır: Çocuğun ve ebeveynin dikkatlice sorgulanması ile oluşturulacak günlük, enürezisin tipini anlamakta yardımcı olur. Aileler sıklıkla çocuklarının günlük tuvalet alışkanlıklarını bilmedikleri için, bir hafta veya daha fazla süreli bir işeme günlüğü tutulması gereklidir.

Fizik Muayene

Birincil tek semptomlu gece işemeli çocukların genellikle fizik muayenesi normaldir. Genital bölge, mesane, mide bağırsak ve sinir sistemi dikkatlice değerlendirilmelidir. Kan basıncı ölçülmelidir. Büyüme geriliği ve/veya hipertansiyon böbrek hastalığı düşündürür.

***

Çocuğun çamaşırlarında ıslaklık tespit edilebilir. Karın muayenesinde dolu mesane veya fekalom (büyük abdest birikmesine bağlı tümörümsü oluşum) ele gelebilir.

 

***

Enkoprezis (gece kaka kaçırma) veya kabızlığı olan hastalarda rektumdan muayene yapılmalıdır. Bunlarda organik sebep yoksa, ağır ruhsal gerileme (regresyon) olduğu görülür.

Bel bölgesinde spinal disrafizmi düşündürecek kıllanma artışı, renk değişikliği ve sakral gamze tespit edilebilir.

Çocuğun alt ekstremite (bacak) kas tonüsü ve derin tendon reflekslerine bakılmalıdır. Dış genital anormallikler değerlendirilirken vulvovajinit, labial füzyon ve cinsel istismar belirtilerine dikkat edilmelidir.

***

Hikâyede idrar akımının normal olmadığını düşündürecek bulgu varsa hastanın işemesi gözlenmelidir.

Pretibial ödem değerlendirilmelidir. Zorunlu ağız solunumu yapan hastalarda uygulanacak adenoidektomi uyku apnesi sırasında ortaya çıkan yatak ıslatmasını önleyecektir.

Laboratuvar

İdrar analizi tek belirtili noktürnal enürezisli çocukta en önemli tarama testidir. İdrar yolu enfeksiyonu olan hastalarda idrarın mikroskopik incelemesinde lökosit veya bakteri, daldırma çubuğunda nitrit veya lökosit pozitifliği bulunur.

İdrarda şekerin (glükoz) bulunmaması Diyabetes Mellitusu, dansitenin 1015 üzerinde olması Diabetes İnsipitusu ekarte ettirir.

***

Görüntüleme yöntemleri

Ultrasonografi (US): İşlevsel olmayan işeme nörojenik mesane ve idrar yolu tıkanması obstrüksiyonu düşündürür. İdrar yolu enfeksiyonu kuşkusu ve işeme bozukluğu olan hastalar Ultrasonografi ile ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmelidir.

Tek semptomlu noktürnal enüreziste rutin görüntüleme yöntemleri gerekli değildir. Nörojenik mesane veya üriner sistem tıkanması olan hastalarda işeme esnasında sistoüreterografi (VCUG) yapılmalıdır. Ayrıca İdrar Yolu enfeksiyonu hikâyesi olan hastalar VCUG yapılarak değerlendirilmelidir.

***

Tedavi

Tedavinin amacı işemeyi ortadan kaldırmaya yönelik olmalıdır. Çocuğun utanma ve kaygı duygusunu en aza indirmek önemlidir. Gece işemesi olan çocuk problemi ile kendini yalnız hissedebilir. Böyle hikâyesi olan ebeveynler deneyimlerini çocukla paylaşmalı ve iyileşeceği konusunda cesaretlendirmelidir.

Hastaya moral desteği verilmelidir. Böyle bir çocuk ebeveynlerin ancak olumlu tutum ve davranışlarından fayda görür. Tedavide cezanın yeri yoktur. Hekimin çocuğa karşı olumlu tutumu ve güven telkin etmesi, çocuğun uyumunu arttırır.

Gece işemeli çocuğa yaklaşım, nonfarmakolojik ve ilaç tedavisi olarak iki şekilde yapılabilir.

İlaçsız Tedavi

Davranış güdülenmesi: Hastaya karşı pozitif bir tutum ve kuru kalması için güdülenmesi tedavinin önemli bir kısmını oluşturur. Çocuğun kuru kalması özendirilmelidir.

***

Çocuğun günlük işeme örüntüsü dikkatlice değerlendirilir. Yatmadan önce ve yattıktan 1.5-2 saat içinde işemeye teşvik edilmelidir. Sabah evden ayrılmadan, okulda ve eve dönüşte çocuk işemeye özendirilmelidir. Hastanın akşam yemeği ile aşırı su almaması ve akşam yemeğinden sonra sıvı alımı azaltılması tavsiye edilmelidir. Çocuk uyuduktan 1-1.5 saat içinde uyandırılarak tuvalete gitmesi sıvı kısıtlamasının başarısını arttırmaktadır.

Tedavide kayıt tutulması ve ödüllendirme teknikleri hem çocuğun güdülenmesini arttırıcı hem de sorumluluk verici yöntemlerdir.

***

Çocuk ıslak ve kuru geceleri bir takvim üzerine işaretler veya not eder. Bunları kesinlikle çocuğun kendisinin yapması sağlanmalıdır. Kuru gecelerde Güneş, ıslak gecelerde yağmur işareti çizdirilir. Davranış güdülenmesi ile hastaların %70’inde anlamlı düzelme sağlanır. Vak’aların %25’inde tam başarı (14 gün ardışık kuru kalma) olduğu bildirilmiştir. Motivasyon tedavisi 3-6 ay uygulandıktan sonra iyileşme sağlanamıyorsa, diğer tedavi yöntemleri denenebilir.

***

Alarm cihazı: Enüretik çocukta ses çıkaran aletler ilk kez 1938’de kullanılmıştır. İlaç tedavisi ile karşılaştırıldığında %75 oranında başarılı ve nükslerin ise düşük olduğu bildirilmiştir. Alarm tedavisi 15 haftaya kadar kullanılabilir. Ancak çocukların %10 ila 30’u kendiliklerinden bu tedaviden vazgeçerler. Bu uygulama da düzensiz kasılan mesane, karmaşık aile yapısı, ailede aşırı kaygı durumu, ebeveynlerin veya çocuğun yatağı ıslatma ile ilgili bilgi eksikliği başarısızlık nedeni olabilir.

Ayrıca, ailelerin düşük eğitim seviyesi de kötü cevabın bir sebebidir.

Diğer yaklaşımlar: Enüretik çocuklarda eleme diyeti, hipnoz, mesane germe egzersizleri (giderek uzayan sürelerle idrarını tutma), akupunktur gibi değişik nonfarmakolojik tedaviler de başarılı olabilmektedir.

***

Lomber ponksiyonla belkemiğine serum fizyolojik verilmesi yöntemi tarihe karışmıştır.

İlaç tedavisi: Desmopressin (DDAVP) (İmüran damla buruna) ve imipramin (Tofranil 10 ila 75 mg/gece) tedavisinde kullanılan birincil ilaçlardır. Altı yaşından küçük çocuklarda ilaç tedavisi tavsiye edilmez.

***

Dezmopressin (Minirin): Arginin vazopressinin sentetik anologu olan desmopressin, gece idrar miktarını azaltarak etkili olur. İlacın tablet ve nazal sprey formu bulunmaktadır. Tedavide tablet veya sprey formu kullanılabilir. Nazal sprey burun deliğine 10 mikrogram uygulanarak başlanabilir. Alınan cevaba göre doz arttırılır. Vazopressin tablet ise 0,2 mg yatarken alınır ve ihtiyaca göre doz arttırılır.

Desmopressin burunda tahriş, burun kanaması ve baş ağrısına yol açabilir. Bazen de hiponatremi (tuz azalması) gibi ciddi yan etkisi olabilir. Tedaviye cevap alınan hastalarda uygulama 3-6 ay sürdürülmelidir. Desmopressin tedavisi kesildikten hemen sonra %80-100 arasında nüks görülebilir.

Nüks hızını düşürmek için ilaç yavaş yavaş azaltılarak kesilmelidir.

İmipramin (Tofranil): Noradrenalin tedavisindeki etki mekanizması tam olarak anlaşılamamıştır. Bir teoriye göre, antikolinerjik etki ile mesanenin doluşuna ve işlevsel mesane kapasitesinin artışına yol açarak, mesane kasılmalarını engellediği bildirilmiştir. Tofranil bu çocukların %50’sinde fayda sağlar.

Ancak, vak’aların sadece %25’inde düzelme olur. Kendirliğinden düzelme ihtimali olan %15 oranı ile karşılaştırıldığında, imipraminin etkisinin plasebodan biraz daha iyi olduğu görülmektedir. Tofranil kesilince nüks yüksektir. Yüksek dozlarda kalpte zehirli etki oluşturur. İlk tedavi olarak düşünülmemelidir.

***

Tedaviye yatmadan 1 saat önce 10 mg ile başlanır. Hastanın yaşına göre maksimum doz 0.9-1.5 mg/kg’dır.

Tedavi 3-6 ay sürdürüldükten sonra yavaş yavaş azaltılarak kesilmelidir.

Tek semptomlu altını ıslatma ile ilgili bir çalışmada, ebeveynlerin %23-36’sının bu çocuklarında çeşitli ceza yöntemlerini uyguladıkları bildirilmiştir. Bu sebeple, enürezis noktürna tedavisinde aile eğitimi can alıcı kritik noktayı oluşturmaktadır. Ebeveynlerin ve çocuğun, yatak ıslatmanın yaygın ve sık bir problem olduğunu bilmeleri gerekir. Anne ve babaya çocuğun suçlu veya kabahatli olmadığı yönünde eğitim verilmelidir. Çocuğun iyileşeceği konusunda cesaretlendirilmesi ve desteklenmesi önem taşımaktadır.

Örnek vak’a: 18 yaşında habis olmayan beyin tümörü olan, ameliyat edilmiş bekâr bir erkek hastada, antiepileptiklerle (karbamazepin yani Tegretol) beraber Minirin verilince gece işemesi de, epilepsi krizleri, kendine ve etrafına zarar verici davranışları tamamen geçti. Tofranil, epilepsi eşiğinin düşürdüğü için daha kötü yapmıştı ve kesildi.

Sağlık, esenlik ve sevgiyle kalın.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 01 Nisan 2017 Cumartesi

Okumaya devam et
  3814 Hits
  0 yorum
3814 Hits
0 yorum

PROF. DOKTOR Kayıhan ERDOĞMUŞ da EBEDİYETE GÖÇTÜ

Yusuf Kayıhan Aydoğmuş.  Yusuf Kayıhan Aydoğmuş’un Ölüm İlanı, 19 Temmuz 2015 Pazar. Zeynep Aydoğmuş’un eşi, Mediha ve Yasemin’in babaları, Richard Romney’in kayınpederi...

Prof. Dr. YUSUF KAYIHAN AYDOĞMUŞ 18 Temmuz 2015 günü vefat etmiştir. Cenazesi 20 Temmuz 2015 Pazartesi günü Çapa Tıp Fakültesi’nde saat 10.00’da yapılacak tören ardından Şişli Camii’ndeki öğle namazına müteakip Zincirlikuyu Mezarlığına defnedilecektir.

Kayıhan Hoca mütevazı ama çok dakik çalışan, öğretmeyi ve dinlemeyi pekiyi bilen değerli bir bilim adamıydı. Çapa Tıp Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi AD’nın kurucularındandı. İşine çok bağlı ve dürüst bir insandı. Tercüman Gazetesi okur diye bazıları kendisini küçümserdi.

Bir gün bir Çocukluk şizofrenisi vakasını tartışırken “raptusa dikkat” (aniden fırlayıp kendine veya etrafına zarar vermek) diyerek bizi ikaz etmişti.

O zamanlar Sevgili Meslekdaşım Uz. Dr. Meral Berkem (şimdi Profesör tabii ki) üst katta polikliniğe bakardı, biz de “bu Gilles de la Tourette olmasın, Majör Depresyon mu” diye vaka yollardık.

***

Bir gün 9 yaşında bir çocuk getirdiler. Hiç konuşmadığı ama dersleri de çok iyi olduğu için ailesi şaşkındı. Orta sınıftan, orta gelirli, kendi hâllerinde insanlardı. Sevgili Dostum Psikolog Füsun Aygölü’den azıcık da angarya gibi (mesai saati geçmişti) zekâ testi istediğimde, sonuç 160 gelince oradaki herkes şaşırmıştı.

***

 Yakışıklı, büyümüş de küçülmüş edâlı çocuk bana baktı ve “ne konuşayım ki, annem ve babam beni anlamıyorlar ama sizi beğendim” demiş, gülmekten kendimi alıkoyamamıştım. Aileye bir tedavi gerekmediğini, imkânları elverirse bir Yüksek Zekâlılar Okuluna götürmelerini tavsiye etmiştim.

***

Aziz Dostum Uz. Dr. Reha Bayar’la da (o da şimdi profesör) öğlenleri Çapa’nın sosyal tesislerinde yer içer ve sohbet eder, vaka tartışır, dünya gündeminden bahsederdik.

Galiba o da kalbini rektifiye ettirdi bugünlerde.

Sonradan ne olduğunu bilmiyorum ama keyifli günlerdi.

***

Bu arada, öğrendim ki, Merhum Pederimin pek Sevdiği Prof. Dr. Kurban Özuğurlu da Alzheimer Hastası olmuş. O da Çapa’da grup terapileri yapardı ve çok bilge bir adamdı. Solcuydu ama tam bir kuva-yi milliyeciydi.

Kayıhan Hoca’ya Allah’tan rahmet, Kurban Hoca’ya da şifa dileklerimi arz ediyorum.

Gittikçe azalmakta eski nesil, bakalım Türkiye’ye nasıl bir gelecek bırakacağız…

Bu arada, Ramazan geliyor. Lütfen hastalar ilaçlarını bırakmasın ve bilimin rehberliğinden kopmasınlar. Unutmayalım ki hastaya, gebeye ve seferiye oruç farz değildir.

d]

Kaygıyla ve saygıyla!

Prof. Dr. M. Kerem Doksat – Tarabya – 12 Mayıs 2016 Perşembe

Okumaya devam et
  3536 Hits
  1 yorum
3536 Hits
1 yorum

HEM DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU, HEM DE PSİKOZ VARSA…

Bu tam bir meydan okumadır ve sık görülür…

Düşünün ki hem şizofrenisi hem de DEHB sorunu olan bir hastayla karşı karşıya kaldınız.

Ne yapardınız?

***

-Erişkin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu


 

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) çocukluk çağında başlayan, etkisi bütün bir hayata yayılabilen, süreğen bir nöropsikiyatrik bozukluktur. Biyolojik kökenleri üzerine yapılan kalıtım, genetik ve beyin görüntüleme araştırmaları, bu bozukluğu anlayabilmemiz yönünde önemli katkılar sağlamıştır.

İyi tanımlanmış bir psikiyatrik bozukluk olmasına karşın, DEHB teşhisiyle ilgili gerek sosyal-kültürel itirazlar ve gerekse eklenen psikiyatrik eş-teşhisler, onun iyi anlaşılamayan bir bozukluk olarak kalmasına yol açmaktadır.

Ayrıca, rahatsızlığın belirli dönemlerde farklı belirtilerinin ön plana geçişi anne-babaların, eğitmenlerin ve hatta hekimlerin kafasını karıştırabilmektedir

-Yaygınlık

Toplumdaki DEHB yaygınlığı yaklaşık olarak çocuklukta %8, ergenlikte %6 ve erişkinlikte %4 olarak bildirilmektedir. Çocukluk çağında zaten var olan dikkat eksikliği, hiperaktivite ve dürtüsel (fevrice: itkisel) davranışlar ilk olarak okula başlamayla fark edilir bir hâle gelmektedir. Sınıfta oturamayan, oyunlarda arkadaşları ile yoğun sorunlar yaşayan ve okuma faaliyetlerinde gecikebilen çocuklar görece hızlı fark edilip tıbbî yardım almaları için yönlendirilebilmektedir.

]

 

Yani önde gelen belirtiler hiperaktivite olduğunda, dikkatsizlikle ilgili belirtilerin önde olduğu durumlara göre daha erken tedavi başvurusu olmaktadır. Yine de tedavi arayışı ve etkili tedavilere ulaşma sayıları, bozukluğun yaygınlığı değerlendirildiğinde, oldukça düşüktür. Böyle hastalar tedavi edilmezse, pek çoğunda ileride sosyal uyum sorunları ve Antisosyal-Sınırda Kişilik Bozukluğu gelişir.

]

Yaşın ilerlemesiyle birlikte görülme sıklığındaki azalma aslında rahatsızlık belirtilerinde azalma olduğuna işaret eder. Sıklıkla belirtiler tamamen ortadan kalkmamıştır. Dönemin özelliklerin de eklenmesi nedeniyle özellikle ergenlerde bozukluğun varlığı riskli sağlık davranışlarının tavan yapmasına ve ileriye doğru kalıcı zararlara yol açmaktadır. Yine de iyi bilinen aşırı hareketlilik ve sonuçlarını düşünmeden yani dürtüsel davranışlarda bulunmanın zaman içerisinde azalma eğiliminde olduğu söylenebilir.

Ancak, bu azalma eğilimine rağmen erişkin DEHB olan bireylerde bir işe başlayamama, iş yerinde verimsizlik ve kötü zaman yönetimi, çok sayıda işe başlanmasına rağmen birçoğunu bitirememe, bir toplantı boyunca oturamama, stresle baş edememe ve öfke atakları, aklına ilk geleni söyleme eğilimi, kötü şoförlük sorunları ve evlilik ve sorumluluklarının idaresi ile ilgili yoğun sorunlar sıklıkla ortaya çıkar veya sürer gider…

Bu bozukluk yetişkinlerde ele alınırken, çocukluk döneminden farklı olarak, erişkin hayatının karmaşıklığı gözetilmeli ve yaşla birlikte belirtilerdeki değişime önem gösterilmelidir. 

-Kızlar da risk altında!

Çocukluk döneminde çeşitli çalışmalarda erkek: kız oranı 2:1 ilâ 6:1 arasında bildirilirken erişkinlerde eşit (1:1) bulunmuştur.

Yaşla birlikte ortaya çıkan cinsiyet oranlarındaki bu değişimin çeşitli açıklamaları olabilir. Bunlardan biri, erişkin dönemde özellikle dikkat eksikliği semptomlarının soruna yol açması ve kadınlarda dikkat eksikliği belirtilerinin baskın olmasıyla cinsiyet oranının eşitlenmesidir.

Diğer bir ihtimalse, çocukların yakınları tarafından, erişkinlerin ise kendilerinin başvurması ve yakınmalarını dile getirmesidir.

Dikkatsizlik daha çok bireyi, diğer yıkıcı semptomlar ise daha çok çevreyi rahatsız etmekte ve erkek çocuklardan daha çok yakınılmaktadır. Belirtilerini dışa vuran erkeklerin tersine, kız çocuklar genellikle olumsuz geri-bildirimleri içselleştirme, özür dileme, uyum sağlamaya çalışma, suçu üzerine alma ve kavga etmeme eğilimindedirler.

Beklentileri karşılamak için daha çok çalışarak ve yetersizlikleriyle başa çıkarak başarılı öğrenciler olmayı lise dönemine dek sağlayabilirler. Ama bozukluğun daha sessiz seyrediyor olması ve bu sebeple müdahale edilebilir olan bir sorun alanına gereken müdahaleleri yapamama, kadınların hayatına, özellikle akademik gelişimlerine önemli zararlar vermektedir.

-Duruma Eklenen eş-Teşhisler, Eşlik eden diğer Ruhsal
Bozukluklar

Çocuklar ve erişkinlerle yapılmış çalışmaların sıklıkla işaret ettiği psikiyatrik eş-teşhisler şunlardır: Karşıt Olma Karşı Gelme Bozukluğu, Davranım bozukluğu, Anksiyete bozuklukları (Panik Bozukluğu, Obsesif Kompulsif bozukluk), Tik bozukluğu, Duygudurum bozuklukları (Depresyon, Distimi, Bipolar Bozukluk), Öğrenme bozuklukları ve Alkol-Madde Kullanım Bozuklukları olarak adlandırılan ruhsal hastalıklar. 

Başka ruhsal bozuklukların eşlik etmesi bazen DEHB semptomlarının gizlenmesine, örtük kalmasına veya ilaçlarla bir bozukluğu tedavi ederken diğerinde bozulmalar ortaya çıkmasına yol açabilmektedir.

-Tedavi

Erişkin dönemde neredeyse bir kural olan psikiyatrik eş-teşhis ve erişkin hayatın karmaşıklığı, çocuklardan farklı olarak erişkin DEHB tedavisinde daha kapsamlı tedavi yaklaşımlarını gerekli kılmaktadır.

Nörobiyolojik zemini olan DEHB için ilaç tedavileri bütüncül tedavi yaklaşımının temelini oluşturmaktadır. İlaçların erişkinde tıbbî ve ruhsal eş-teşhisleri gözeterek planlanması gereklidir. Bundan sonra sıra sorun odaklı, yapılandırılmış Bilişsel Davranışçı Psikoterapileri tedaviye eklemeye gelmektedir. Psikanalizin yeri yoktur. Hipnoz ise, ancak ilaçla kontrol altına alınan vakalarda, ek olarak kullanılabilir.

***

Erişkin dönemde DEHB kişinin davranışları, duyguları, ilişkilerini ve kendisini nasıl değerlendirdiğini güçlü biçimde etkiler. Erişkin dönemde özsaygı ve utancın birincil belirleyicisi kişinin kendini çocukluk ve ergenlik döneminde nasıl değerlendirdiğidir.

Erişkin DEHB vakaları çocukluk çağından beri başlamış olan ve etkili başa çıkma becerilerini engelleyen temel nöropsikiyatrik bozukluklara sahiptirler. Dikkatin çelinebilirliği, organize olamama, verilen görevleri sürdürme güçlüğü ve dürtüsellik gibi özgül belirtiler DEHB olan bireylerin etkili başa çıkma becerileri geliştirmelerini öğrenme veya kullanmalarını önleyebilir. Etkili başa çıkma becerilerinin yokluğu nedeniyle bu bozukluğa sahip kişilerin çoğu tekrarlayan başarısızlıklar yaşamıştır veya mağlubiyet olarak adlandırabilecekleri deneyimleri olmuştur.

Bu başarısızlık öyküleri kişinin kendi hakkında olumsuz düşünceler geliştirmesine yol açabilir. Bunun yanı sıra, üstlendikleri görevler konusunda da işlevsel olmayan düşünceler geliştirebilirler. Sonuç olarak ortaya çıkan bu olumsuz düşünce ve inançlar da, var olan kaçınma davranışları veya çelinebilirliği arttırabilir. Bu düşünce ve inançların sonucu olarak kişiler görev yahut sorunla karşı karşıya kaldığında dikkatleri daha çok kayabilir ve ilişkili davranışsal belirtiler daha da kötüleşebilir.

Tedavide, bu bozukluğa sahip olanlar sıklıkla bildirdikleri gibi organizasyon ve planlama güçlükleri, dikkat dağınıklığı, kaytarma-kaçınma davranışları, iletişim güçlükleri ve anksiyete-depresyon-öfke belirtilerine odaklı, yapılandırılmış bilişsel davranışçı psikoterapilerden önemli yararlar sağlayabilir. 

Hayat boyu devam eden dikkatsizlik, dürtüsellik veya hiperaktivite yakınmaları olan bütün erişkinlerde DEHB teşhisi akla gelmelidir; rahatlıkla Antisosyal Kişilik Bozukluğu ile karışır. Bunda bahsedilen ilaçlar işe yaramaz ama –hangi yaşta olursa olsun- DEHB’nda faydalı olur.

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu hayata, kişiler-arası ilişkilere, okul ve iş dünyasına yansıyan olumsuz etkileri açısından toplumun ve sağlık hizmetlerinin önemli sorunlarından birisidir.

DEHB ister çocukluk ister erişkinlik döneminde olsun sadece hastaları değil çevrelerini, ailelerini, ebeveynlerini de etkiler. Riskli sağlık davranışları açısından tehdit altında olan ergen ve genç erişkinlerde DEHB mevcudiyetinde sigara ve madde kötüye kullanımı, yasal sorunlar, akran ilişkilerinde bozulma, kendine güven kaybı, okul ve iş başarısında düşüklük ve psikiyatrik eş-teşhisler gözlenir.

Erişkin dönemde neredeyse bir kural olan başka ruhsal bozuklukların eşlik etmesi, diğer bir deyişle psikiyatrik eş-teşhis varlığı ve erişkin hayatının karmaşıklığı, çocuklardan farklı olarak, erişkin DEHB tedavisinde daha kapsamlı tedavi yaklaşımlarının uygulanmasını gerekli kılıyor.

İlaçlarla tedavinin eş-teşhisi gözeterek planlanması ve buna sorun odaklı olarak yapılandırılmış bilişsel davranışçı psikoterapilerin eklenmesi oldukça önemlidir. DEHB ile ilgili güçlükleri çocukluklarından beri yaşayan kişiler; hem erişkinlik döneminde benzer belirtiler sergilerler hem de bazen belirtiler gerilese bile çocukluk döneminde almış oldukları hasarların yansımalarını yaşam boyu taşırlar.

Tedavi edilmediğinde süreklilik gösteren bu rahatsızlığın doğru bir şekilde teşhisinin konup uygun tedavileri alması önemlidir.

Önlenebilir kayıplara engel olabilmek için, rahatsızlık fark edildiğinde bütün tedavi imkânları kullanılarak etkili bir tedavi hızlı ve dikkatli bir biçimde başlatılmalıdır. Bunun sağlanması için DEHB belirtileri olanların öncelikle bir psikiyatri uzmanına başvurması ve DEHB yakınmaları olan bireylerin psikiyatri uzmanına yönlendirilmesi gereklidir.

***

Günümüzde çocuklarda sık görülen psikiyatrik hastalıkların başında, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu geliyor. Her ne kadar psikiyatri alanı dışındaki kişiler tarafından bunun bir hastalık olmadığını fikri kabul ettirilmeye çalışılsa da, bu durum çocuğun ve ailesinin yaşam kalitesini kötü yönde etkileyen, okul başarısını düşüren, yanında başka rahatsızlıklar geliştirebilen bir hastalık.

Öte yandan, bu şikâyetlerle uzmanlara başvuran ve çocuğu teşhis konan pek çok ebeveyn, ilaçlarla ilgili “Yan etkileri nelerdir? Bağımlılık yapabilir mi? Çocuğumun iç organlarına bir zararı olur mu? Ne kadar sürede etkisini gösterecek? İlacı bıraktıktan sonra yine eski durumuna dönerse ne yapacağım” gibi sorularla boğuşuyor. Neurofeedback ve Neurobiofeedback Terapi, Psikoterapi ve Bilgisayar Destekli Kognitif Terapiler ise, “ilaçsız tedavi” arayışına giren aileler için çözüm yolu olabiliyor. Ben hiç denemedim!

ABD’de DEHB teşhisi alan çocuklarda öncelikli tedavi yöntemi olarak kullanılan buna karşılık ülkemizde adı yeni yeni duyulan bu uygulamalarla ilgili olarak ilaçsız tedavi de seçenekleri var.

-Dikkat Eksikliği ve Hipertaktivite Bozukluğu (DEHB) toplumda ne sıklıkta görülüyor? 

DEHB, genelde erkek çocuklarda fazla görülüyor. Görülme sıklığı yüzde 3-4 ama yetişme ortamına göre, kültüre göre, biyolojik farklılıklara göre değişik ülkelerde farklı oranlardan söz edilebilir. 

-Bu farkın ortaya çıkmasında kültürel öğeler mi, genetik miras mı etkili oluyor?

DEHB, genetik bir rahatsızlıktır ve yüzde 80-90 oranında genetik nedenlerle ortaya çıkar. Beynin frontal (ön) loblarındaki ileti ve kanlanma bozuklukları ön planda olmak üzere, diğer beyin bölümleri ile de ilgilidir ve genetiktir. Bir soyda ortaya çıktığı zaman, bir sonraki nesilde çıkma ihtimali oldukça yüksektir. 

-DEHB yeni bir hastalık mı, yoksa eskiden de vardı fakat bilinmiyor muydu?

Her zaman vardı mutlaka ama teşhis kıstasları belirlenip de teşhis koyma aşamasına gelinmesi yaklaşık 15 yıllık bir süreç.

-Bu çocukların aileleri neler yaşıyorlar? 

Genelde ailelerin küçük yaş grubunda yaşadığı en büyük sıkıntı, özellikle yürümeye başladıktan sonra, bir buçuk iki yaştan itibaren çocuğun aşırı hareketliliği. Ama bildiğiniz klasik bir yaramazlık boyutunda değil, hakikaten hiç durmaksızın sürekli hareket halinde olması, hiçbir şeye konsantre olamamasını, daha çok dürtüsellik anlamında çocuğun kendini tutamayıp sürdürdüğü birtakım davranışlardan söz ediyoruz. Bazen çok konuşma olabiliyor. Oyuncaklara, eşyalara zarar verme gibi durumlar olabiliyor. Yaş büyüdükçe hareketliliğin ön planda olduğu veya dikkat eksikliğinin ağır bastığı tipler ayrışmaya başlıyor yavaş yavaş. 

-DEHB Teşhisi Nasıl Konulur?

Teşhis için çocuğun beş buçuk, altı yaşında olması lazım. Bu yaş öncesinde ancak belirtilerden söz edebiliriz. Dünya Psikiyatri Birliği tarafından belirlenen teşhis ölçütlerini karşılaması gerekir. Yaş gruplarına göre mutlaka nöropsikolojik testler yapılmalıdır. Birinci aşamada çocuğun yaş grubuna göre psikomotor gelişimi değerlendirilir. İkinci aşamada “herhangi bir organik bozukluk var mı, beyinde başka bir sıkıntı olabilir mi” gibi şüpheler araştırılır. Üçüncü aşamada dikkat ve konsantrasyonla ilgili uygulamalı testlere geçilir. Bunların sonucunda çocuk rakamsal olarak takvim yaşına göre normalin ne kadar dışında kalıyor, bu tespit edilir. 

Bunlardan sonra cihazla ölçüm yapılır. Cihazla yapılan ölçümü bazal metabolizma gibi düşünün. Herhangi bir anda hiçbir aktivite yapmaksızın, çocuğun dikkat süresi ne kadar, konsantrasyonu ne kadar derinlik içeriyor, bununla ilgili dışarıdan hiçbir yönerge vermeden bazal olarak dikkat ve konsantrasyon ölçülür. 

-Anne babalar, daha çok, çocuk hangi yaşlarda iken başvuruda bulunuyor?

Genelde başvurular, çocuk ilköğretime başladıktan sonra oluyor. Aile o döneme konduramayabiliyor veya anlamamış olabiliyor. Ama okula başlama ile beraber kurallara uymada güçlük, söz almadan konuşma, davranışlarla ilgili bozukluklar ön plana geçince başvurma ihtiyacı doğuyor. Aslında anaokulu ve kreş döneminde de belirtiler anlaşılabilir. Hem ailenin farkındalığının yetmediği, hem koşulların çok elvermediği durumlarda pek çok çocuk, ilkokul 3-4'e kadar akademik uyum anlamında da sosyal uyum anlamında da bir şekilde okulu götürebiliyor. Ama akademik programın ağırlaşması ve kuralların çeşitlenmesi ile beraber 9-10 yaştan sonra tablo daha da şiddetlenmeye başlıyor. 

-Teşhis sonrası izlenecek yol nedir?

Genelde teşhis konulduktan sonra bütün dünyada eğilim, ilaç tedavisinin başlamasıdır. Birçok laboratuvar incelemesi, tıbbi muayene ve tetkiklerden sonra karar aşamasına gelinmelidir ilaç tedavisinde.

Benim görüşüm, öncelikle ailenin uygulanacak psikoterapi seansları, davranışçı terapiler ve ilaçsız uygulanabilecek tedavi yöntemleri hakkında bilgilendirilmesi, daha sonra ilaçsız olabilecek seçeneklerin ön planda tutularak yapılabileceklerin aileye sunulması ve birlikte karar verilmesi gerektiği yönünde.

-DEHB tedavisinde ilaçların ne gibi sakıncaları olabilir? 

İlaçlar, beyni uyarıcı bir mekanizma ile etki gösteriyor. İki grup ilaç var. Bir grup ilaç, özel reçeteye tâbidir. Etki süresi 3 saatten 6 saate kadar değişebilir. Bu süre içerisinde çocuğun dikkatinde artış gözlenir ve hareketlilikte de bir yavaşlama olur. İlacın kandaki düzeyinin azalması ile etki ortadan kaybolur. Bu nedenle ara ara doz takviyeleri yapmak gerekir. İkinci grup ilaç ise özel reçeteye tâbi değildir. Bu ilaçta etki süresi daha uzundur fakat verim daha kısıtlıdır. İlaç tedavilerinde rastlanan bazı yan etkiler olabiliyor. İlaç tedavisi çocuğa uygun mu konusunun çok iyi araştırılması gerekiyor. Mutlaka tam kan sayımı yapılması, karaciğer fonksiyonlarına bakılması, kemik metabolizması, kas yoğunluğu, böbrek fonksiyonları, hormonal testler yapılması gerekiyor. Ayrıca ilacın oluşturabileceği kardiyak problemler için mutlaka kardiyoloji incelemesi gerekiyor. Beynin kanlanması ile ilgili bir süreç oluşturduğu için, beyin incelemesi de yapılmalıdır. Epileptik nöbete de sebep olabilir bu ilaçlar nadiren...

-Bu ilaçları kullanan çocukların, ilerleyen yaşlarda bağımlı olma riski var mı?

İlaç, kullanıldığı sürece olumlu etkileri olan bir tedavi yöntemi… İlacı kestiğiniz anda hastalığın örüntüsü devam ediyor. Yani hastalık düzelmiş olmuyor. Bir süre sonra çocuk veya genç, davranışını kontrol etmekte zorlanıyorsa, davranış bozuklukları nedeni ile eleştiri alıyorsa, akademik başarısı iyi gitmiyorsa ilacın dozunu artırabiliyor veya ilaçsız kalmama ile ilgili isteklerde bulunabiliyor. Sonuçta ilaçlar fizyolojik olarak da sinir uçları ile alakalı bir mekanizma ile çalıştığı için, bir süre sonra vücut onu öğrenmiş ve arzu eder hale geliyor (bu bilgi doğru değil). Ama DEHB olan çocuklarda yapılan araştırmalar şunu da gösteriyor: Tedavi olmayanlarda, ileride bağımlılık yapıcı maddelere ve alkole olan eğilim de artıyor. 

-DEHB ilaçsız nasıl tedavi ediliyor?

İlaçsız uygulanabilen iki tane yöntem var şu anda dünyada: Neurofeedback ve Neurobiofeedback Terapi, ülkemizde çok yaygın olarak kullanılmasa da, ABD’de öncelikle kullanılan yöntemler.

Neurofeedback terapi, beyin dalgalarını istenilen şekilde değiştirmeye yönelik, dijital teknoloji temelli nispeten yeni bir eğitim/mental egzersiz yöntemi olarak tanımlanabilir. Hiçbir yan etkisi olmayan, uygulama yapılan beynin bozuk olan frekanslarını kişiye egzersizler yaptırarak güçlendiren ve bu düzelmeyi kalıcı hale getirmeye çalışan bir yöntem. 

Adeta kasları çalıştırmak gibi, beyni çalıştıran bir sistemden bahsediyoruz yani... 

Evet. Burada amaç, kişinin öğrendiği kontrol mekanizmasını kalıcı hale getirebilmesini sağlamak… Kişinin konsantrasyonunu ve motivasyonunu ayarlayabilmesi, dikkat süresini artırmasını, öğrenme hızını ve hafıza işlevini geliştirebilmesi için beynin eğitilmesi ile ilgili bir yöntem. 

Uygulama nasıl yapılır? 

Öncelikle çocuğa standart bazal bir çekim yapılır ve normalin ne kadar dışında olduğu saptanır. Yapılan incelemelerle kişiye özel bir protokol çıkarılır. Yani öncelikle beynin hangi bölgesi ile çalışılacak, sırası ile hangi bölgeler taranacak, hangi bölgelere tedavi uygulanacak bunun tespiti yapılır. Her bir seansta, giderek zorlaşacak şekilde birtakım aktiviteler yaptırılmaya başlanır. Görsel ve işitsel uyaranlarla çalışılır. Akım vermeksizin, kulaktan ve beynin farklı bölgelerine denk gelecek şekilde elektrotlar kullanılır. Seanslar bir psikolog kontrolündedir ve 30 dakika sürer. Yöntemin kalıcılığı için gün aşırı uygulama önerilir. 

-Seanslar ne gibi aktiviteler içeriyor? 

Küçüklerde keyifli aktiviteler koymak zorundayız, çünkü çok çabuk sıkılıyorlar. Örneğin ekranda bir nesne izliyor ve düşünce gücü ile o nesneyi büyütebildiğini, küçültebildiğini, hareket ettirebildiğini görüyor. Aslında çok keyifli… Genelde ilk tepkileri şöyle oluyor: “Ben bunu nasıl kontrol edebiliyorum”. İsteyenler belgesel izleyebiliyor, müzik dinleyebiliyor... Örneğin müziği tam konsantrasyonla dinleyen bir kişi, son derece kaliteli bir müzik dinlemiş oluyor. Dalga frekansını çok iyi bir ayarda tutmayı öğrenebiliyor çünkü. Ama biraz dikkati dağıldığında müzikteki bozulmaları fark edebiliyor. Bu da kişiye, neyi ne kadar yapabildiğini göstermesi açısından keyifli bir uygulama. 

Kaç seans gerekiyor?

Minimum 30-35 seans. 100’lü seanslara kadar çıkabiliyor. 

-Seanslarda öğrendiği çocuğun hayatına başarı olarak ne zaman yansıyor, bu sürenin sonunda hastalıkla işi tamamen bitiyor mu? 

DEHB teşhisi konmuş ve bu tedaviden yararlanmış bir çocuğun, tekrar ciddi bir sorunu olmuyor ama olumsuz deneyimler, travmalar veya ergenlikle ilgili sıkıntılar olabilir. O zaman ailenin yeniden danışmanlık alması gerekebiliyor. 

-Tedaviye ilacın da eklenmesi gerekiyorsa bu durum ne kadar sürüyor? 

Çok mecbur kalındığında eşlik eden bir ilaç tedavisi uygulandı diyelim. O zaman bu yöntem sonuç vermeye başlayana kadar ilaca devam ediliyor. Daha sonra dozu azaltılarak kesiliyor. İlk 15-20 seans kullanılabilir ama daha sonrasında ilacın da devrede olması, beyinde birtakım şeyleri kimyasal olarak değiştirdiğinden, tedaviyi olumsuz veya gereğinden fazla olumlu şekilde etkileyebilir. 

-Düzelme ne kadar sürede görülür? 

Çocuktan çocuğa çok fark ediyor. Genelde ailelerin beklentileri çok yüksek oluyor 5-10 seanstan sonra çok mükemmel şeyler gördüklerini söyleyenler de oluyor, hiçbir şey değişmedi diyenler de oluyor. Yorum yapmak için minimum 20 seans gerekiyor. Genelde 20-25 seanstan sonra davranışlarda ve dikkatle ilgili problemlerde yavaş yavaş düzelme görülüyor. 30-35 seansa ulaşıldığında zaten çok güzel sonuçlar alınmış oluyor. Uygulama bittikten, beyin bu durumu iyice özümsedikten bir ay sonra ise seansların olumlu etkisi çok daha net görülüyor. 

Bu yöntemin işe yaraması çok tartışmaya açıktır

***

Keşke işler bu kadar basit olsa. Tek başına DEHB olsa belki ama konumuz karmaşık vakalar

Bunlarda hemen daima ilaç tedavisi şart!

***

Yaygın kabul gören DEHB tedavisi algoritmasına göre ilk basamakta tercih edilen ilaçlar uyarıcılardır (stimülanlar) kullanılır. Türkiye’de Temmuz 2011 tarihi itibariyle bu gruba sadece metilfenidat (Ritalin®, Concerta®) ve eşdeğerleri bulunmaktadır. Genel olarak DEHB vakalarının yaklaşık %70’inin tedaviye cevap vereceği öngörülür.

Tedaviye cevap vermeyen veya yan etkiler sebebiyle ilaç tedavisini kullanamayan çocuk ve ergenlerde ikinci basamak ilaç tedavisinde trisiklik antidepresanlar, atomoksetin ve bupropion (Wellbutrin) yer alır (halen piyasada yok). Biz birkaç vakada venlafaksinle (Efexor vs.) iyi netice aldık.

Atomoksetin (Strattera®) son yıllarda ilk basamak tedavide de yer almaktadır. 

Üçüncü basamakta ise alfa-2 noradrenerjik agonistler (klonidin: Katapres), guanfasin (Estulic vs.) yer alırken, dördüncü basamakta da Monoamin Oksidaz (MAO) inhibitörleri (msl. moklobemid) önerilmektedir. Bu ilaç da, 1000 mg/günün üzerine çıkıldığında, tipik bir klasik MAOI (fenelzin, nialamid vs.) gibi etki gösterir ve tiraminsiz diyet uygulanması gerekebilir.

Öte yandan, eşlik eden davranım sorunları ve tikler için risperidon, depresyon ve kaygı bozuklukları için seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SSGİ) eklenebilir. 

***

Okul öncesi dönemdeki çocuklarda özellikle yeterli sayıda ilaç çalışması yapılmamış olduğundan ilaç tedavisinin olası faydaları, riskleri ve ilaçsız kalmanın olası riskleri göz önüne alınır ve doktor aile ile birlikte ilaç kullanıp, kullanmama karar verir.

Gelişimsel özellikler, beynin kimyası, karaciğer ve böbrek işlevleri, metabolizma hızı, aile içi işlevler ve benzeri çok sayıda etken dikkate alınır. Küçük yaştaki çocuklarda stimülanlar yerine atipik antipsikotikler (msl. risperidon) kullanımı daha fazla bilgi birikimine sahiptir.

risperdal şurup ile ilgili görsel sonucu

 

Bu nedenle birçok klinisyen dürtü kontrol ve dikkat sorunları için risperidonu tercih etmektedir. Son yıllarda özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde okul öncesi çocuklardaki DEHB belirtilerine yönelik alfa-2 adrenerjik agonistlere (msl. klonidin, guanfasin) yeniden bir ilgi artışı dikkat çekmektedir. 

Çocuklarda ilaç kullanımı: Ebeveynlere öneriler 

Çocuk ve ergenlerdeki bazı psikiyatrik bozukluklarda ilaç tedavisi tedavinin önemli bir parçası olabilir. Psikiyatrik ilaç tedavisi sadece kapsamlı bir tedavi planının parçası olarak uygulanmalıdır. Doktorun değerlendirme ve takibe devam etmesi gereklidir. Çocuklarının tedavi planı içinde ilaç tedavisi tavsiye edilen ebeveynler mutlaka bilgilendirilmelidir. Çocuklar da anlayabilecekleri bir dil kullanılarak ilaç tedavisi tartışmalarına dâhil edilmelidir. Aşağıdaki soruları sorarak çocuklar, ergenler ve ebeveynleri ilaç tedavileri konusunda daha iyi bir bilince sahip olabileceklerdir. Eğer bu soruları sorduktan sonra halen sorulacak soruları veya şüpheleri mevcutsa ikinci kez düşünme konusunda kendilerini rahat hissetmelidirler. Şu soruların cevaplarını aramalısınız: 

1. İlacın adı ne? Başka adlarla da bilinmekte mi? 

2. Çocuğuma benzer durumu olan diğer çocuklardaki etkililiği hakkında neler biliniyor? 

3. İlaç tedavisi çocuğuma nasıl faydalı olacak? 

4. Ne zaman işe yarayacak? 

5. Bu ilaç kullanımına bağlı görülen en sık yan etkiler nelerdir? 

6. Nadir veya ciddi yan etkiler nelerdir? Varsa hangisi olabilir? 

7. Bu tedavi bağımlılık yapar mı? Kötüye kullanılabilir mi? 

8. Tavsiye edilen doz nedir? Ne sıklıkla alınmalı? 

9. Çocuğum ilaca başlamadan önce yapılması gereken laboratuar testleri var mı (msl. kalb testleri, kan testleri vs.)? Çocuğum ilacı alırken yapılması gereken testler var mı? 

10. Çocuğumun ilaca olan cevabı, muhtemel doz değişikliklerini takip edecek doktoru olacak mı? 

11. İlacı aldığı müddetçe çocuğumun uzak durması gereken yiyecekler var mı? 

12. İlacı aldığı müddetçe çocuğumun uzak durması gereken aktiviteler var mı? Aktiviteler için herhangi bir tavsiye edilen önlem var mı? 

13. Çocuğum ne kadar zaman bu ilacı almaya ihtiyaç duyacak? 

14. İlacı bırakma kararı nasıl verilecek? 

15. Herhangi bir problem çıkarsa ne yapayım? (msl. çocuğum hastalanırsa, dozları atlarsa veya yan etki olursa).

16. İlacın fiyatı ne kadar? Rapor gerekli olur mu? 

17. Çocuğumun öğretmenini, okul hemşiresini ilaç hakkında bilgilendirmeli miyim?

***

Aşağıda DEHB tedavisinde kullanılan çeşitli ilaçlarla ilgili bazı temel bilgilere yer verilmektedir. Bu ilaçların bazıları DEHB’nin temel belirtilerine (msl. dikkat sorunları, dürtüsellik) yönelik olarak kullanılabilir. Diğer bazıları ise DEHB’ye çok sık eşlik eden durumlar da dikkate alınarak kullanılan ilaçlardır. Daha ayrıntılı bilgi için ilaçların prospektüs bilgilerinden yararlanılabilir. 

Metilfenidat (Ritalin®, Concerta®) 

Metilfenidat DEHB tedavisinde en sık kullanılan etken madde olarak belirtilebilir. Metilfenidat 1937 yılında icat edilmiş, 1956’da kullanılmaya başlanmıştır. DEHB’de etkililiği ve güvenilirliği yüzlerce çalışmada gösterilmiş, bütün ilaçlar arasında etkililiği en yüksek olanlar arasında yer alan bir moleküldür.

Metilfenidat kullanımı DEHB’yi ortadan kaldırmaz, belirtileri ortadan kaldırabilir. DEHB’nin de ortadan kalkması için ek tedavi yaklaşımları ve olabildiğince uzun süreli ilaç tedavileri gerekli olmaktadır. Alındığı sürece etkilidir ve hafta sonlarında, akademik performans gerektirmeyen dönemlerde ara verileblir.

Metilfenidat kullanımı ile ilk saatlerde, ilk günlerde etkililik ortaya çıkabilir. Ancak, etkili ve sürdürülebilir bir değişim olması için tedavinin en az 1 yıl sürdürülmesi önerilir. 

Temel etkileri: Metilfenidat beyinde dopamin ve noradrenalin işlevlerini düzenler. Etki mekanizması bu moleküller aracılığıyladır. Dikkat süresini ve konsantrasyonu artırır. Ritalin yaklaşık 4 saat, Concerta yaklaşık olarak 12 saat etki eder. Aşırı hareketliliği azaltır. Dürtüselliği azaltır. DEHB olan çocukların %70–85’inde etkilidir. DEHB’de birinci tercih kabul edilir.

Çok sayıda çalışmada, uzun dönem metilfenidat kullanımının beyin gelişimini olumlu yönde etkilediği, özellikle beyinci vermis bölgesinde gelişime, sinir hücrelerinin işlevini artıran kılıfla kaplanma (miyelinizasyon) sürecinde hızlanma sağladığı gösterilmiştir. 

Yani, bazılarının iddia ettiği gibi, kokain gibi bir etkisi yoktur.

Yan etkileri: En sık görülebilen yan etkiler arasında baş ağrısı, sindirim sistemi yan etkileri (karın ağrısı, bulantı, kusma, iştahsızlık), uykusuzluk, durgunluk veya sinirlilik, tikler, ilacın etkisinin geçtiği saatlerde DEHB belirtilerinin normalde olduğundan daha fazla olması (rebound) sayılabilir. Bu yan etkilerin ilacı kesmeyi gerektirecek şiddette olma ihtimali yaklaşık %5’tir. Bilinen, tespit edilmiş kalıcı ve/veya uzun dönem yan etkisi ve bağımlılık gösterilmemiştir. Hâlbuki kokain buna yol açar. 

Atomoksetin (Strattera®) 

Uyarıcı ilaçların (stimülanların) DEHB tedavisinde oldukça etkili oldukları gösterilmiş olmalarına rağmen, DEHB olan çocukların yaklaşık %20-30 kadarı ya stimülan tedavisine cevap vermemekte, yan etkileri ya da yan etki görülme ihtimali (msl. tikleri olan, duygudurum sorunları olan çocuk ve ergenler) nedeniyle ilacı kullanamamaktadır. Atomoksetin, DEHB tedavisinde kullanılan en yeni ilaçlardan biridir. Klinik etkililiği çok sayıda plasebo kontrollü çalışmada gösterilmiştir. Günümüzde atomoksetin DEHB’li çocuk ve erişkinlerde hem ilk hem de ikinci tercih ilaç olarak kullanılmaktadır. Son zamanlarda yapılan çalışmalarda. Atomoksetinin okul öncesi yaşlarda da etkili ve güvenilir olduğu bildirilmektedir. 

Temel etkileri: Sinir hücreleri arasında iletim sağlayan moleküllerden biri olan noradrenalinin hücre içine geri alımını engelleyerek, ortamda noradrenalin konsantrasyonunu arttırır. Ayrıca noradrenalin dopamin reseptörleri (özellikle D4) üzerine de etkili olduğu düşünüldüğünde, atomoksetinin etkilerinde dopamin de rol alır. Bu şekilde özellikle dikkati odaklamada, seçici dikkatte olumlu etkiler ortaya çıkarır; yani aslında bir antidepresandır. Etkinin oluşma süresi metilfenidattan farklıdır. DEHB belirtilerinde anlamlı düzeyde azalma görülmesi bazen çok hızlı olabilse de, genellikle 4-8 hafta beklemek gerekli olabilir. Ancak, etkinin tüm gün devam etmesi metilfenidatla karşılaştırıldığında bir avantaj olarak görülebilir. 

Yan etkileri: En sık görülen yan etkiler arasında iştah azalması (%30-40), uyku hali (%25-30) veya uykusuzluk (%5-10) sayılabilir. Yan etkiler genellikle tedavinin ilk haftalarında ortaya çıkar ve zamanla azalır. Siproheptadin (Sipraktin 240 mg şurup) iştahı arttırabilir. İlk haftalarda huzursuzluk, kaygı artışı, gerginlik hissi, kabızlık, baş ağrısı, mide şikâyetleri, bulantı, ağız kuruluğu, idrar yaparken tam boşalmama hissi gibi yan etkiler de görülebilir. MAO inhibitörleri ile birlikte kullanımı ve göz tansiyonu (glokom), hipertansiyonu, taşikardisi olan hastalarda kullanılması sakıncalı olabilir. Etkinin nispeten yavaş başlaması ve muhtemel yan etkilerin erken dönemde ortaya çıkması konusunda aileler dikkatlice bilgilendirilmelidir.

***

Hastada hem Paranoid Şizofreni, hem de DEHB var, ne Yapalım?

Bütün dopamini arttıran ilaçlar, ilke olarak, şizofreniyi kötüleştirebilir. İşte, bu noktada akıllıca çoklu-ilaç kullanımı (polifarmasi) düşünülmelidir.

Aripiprazol, doza bağlı olarak, hem DEHB, hem Majör Depresyon (1-3 mg/gün), hem Bipolar Bozukluk (10-15 mg/gün), hem de Manide etkilidir (30 mg/gün). Bunu 30 mg/gün gibi dozlarda verince, genellikle huzursuzluk ve yerinde duramamaya (akatizi) yol açar.

abilify ile ilgili görsel sonucu

Bunun için, eğer astım veya kardiyak bir mahzur yoksa propranolol (Dideral) 340 mg/güne kadar yavaşça arttırılarak verilebilir (bu ilacın saldırganlığı önleyici etkisi de vardır). Biperiden (Akineton) veya difenhidramin (Benadryl) eklenmesi gerekebilir.

Diğer antipsikotiklerin çoğu da, beynin farklı bölgelerindeki dopamin alıcılarını (reseptör) etkiledikleri için, psikostimülanlarla beraber verilebilir.

Gene de dozların iyi ayarlanması şarttır.

Tedaviye uyumu (compliance) ve riayeti (adherence) iyi olmayan vakalarda zuklopentiksol (Clopixol 200 mg), Norodol Depot (haloperidol 50 mg dekaonat) gibi depo ilaçlar da iki haftada bir, kalçadan yapılabilir.

Alfa adrenerjik bloker (guanfasin, klonidin) kullananlara, propranolol verilmemelidir; şiddetli hipotansiyon yapabilir.

-Sonuç

Hastalık yoktur ama hasta vardır. Ustalıkla uygulanacak her türlü tedavi, böyle karmaşık tablolarda işe yarayabilir.

Sağlık ve esenlik dileklerimle…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 04 Kasım 2015 Çarşamba

Okumaya devam et
  13651 Hits
  3 yorum
13651 Hits
3 yorum