Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

TIRNAK YEME

Sevgili Mekâncılar,

İnsanlar zorlandıkları zaman en çok tırnak yerler. Psikoseksüel açıdan çocukluğa dönmeyi düşündürür ve bastırılan öfkenin kişinin kendisine çevrilmesi demektir.

10-18 yaş arasındaki gençlerin yarısı, arada sırada da olsa tırnaklarını yiyor. Tırnak yeme alışkanlığı, sıklıkla ergenlik dönemine girerken yaşanan kargaşa sırasında başlıyor.

***

Yaşları 18-23 arasında değişen genç erişkinlerin ise yüzde 23’ü aynı dertten mustarip. Yaş ilerledikçe bu oran azalır. 30 yaşından sonra hâlâ tırnaklarını yiyenlerin oranı %10’dur.  Erkeklerde kızlara göre daha fazla görülür.  

***

Tırnak yememek için tavsiyeler: Tırnak bozuklukları, tırnak yatağındaki bulaşıcı hastalıklar ve dişlerde çarpıklıklar, tırnak yemeye bağlı en sık rastlanan fiziksel sorunlardır.

***

Aynı zamanda kişide saç yeme kirpik yeme alışkanlığı (trikotillomani) da varsa, bağırsak tıkanıklığına kadar giden sorunlara seyrek de olsa rastlanabiliyor.

***

Obsesif-Kompulsif Bozukluğun bir belirtisi olarak değerlendirilirse, tırnak yemenin tedavisinde ilaçlar da kullanılabiliyor. Bunlar arasında fluoksetin (Prozac) (SSRI) adı verilen antidepresan grubudur. Bunlardan diğer bazıları şunlardır: Celexa (citalopram), Lexapro (escitalopram), Paxil (paroxetine), Prozac (fluoxetine) ve Zoloft (sertraline) veriyoruz.

***

Tırnak yemek bazılarında çocukluk çağında başlayıp ömür boyu devam eder. Bazısında ise bu yenen tırnaklar, hele saç koparma da varsa (trikotillomani) midede bezoar veya trikofitobezoar dediğimiz ur benzeri birikmelere sebep olur. Eğer iş hastanın durumu bu kadar ağırsa cerrahi yolla bunların boşaltılması gerekir.

***

Eğer bu kadar ağır değilse tedavide iki temel yöntem var: Birincisi davranışları düzenlemeyi amaçlıyor; ikincisi, tırnak yemeyi engellemeyi.

Aşağıdaki tavsiyeler, tırnak yeme alışkanlığından kurtulmak üzeresize yol gösterebilir: Tırnaklarınızı her zaman kısa kesin ve törpüleyin. Ellerinizin bakımına dikkat etmek, tırnak yeme alışkanlığını azaltarak sizi güzel ve bakımlı tırnaklara sahip olma konusunda cesaretlendirecektir.

***

Acı lezzet katılmış oje sürmek bu konuda yardımcıdır. Erkekler renksiz parlatıcılar kullanabilir.

Stresli veya endişeli olduğunuz zaman tırnaklarınızı yiyorsanız çözümün temeli stresi idare etmekte yatıyordur. Başta da yazdığım gibi, birçok insan ne yaptığını farkında olmadan tırnaklarını yiyor; acı bir tadı olan özel ojeler sürülürse, insan tırnağını her kemirmeye çalıştığında ne yaptığını fark edip duruyor.

***

Tırnak yemenin yerine başka bir şey koymayı denemek, akıllıca bir fikirdir. Bunun yerine daha az kozmetik ve ruhsal soruna yol açacak stres topuyla oynamak, tespih çekmek gibi başka bir tekrarlayan hareket, tırnak yemekten kurtulmanıza yardım edecektir. Dinî açıdan da işe yarar. Müslümanlar, Hıristiyanlar, Museviler hep tespih çeker. Merhum Dr. Yıldırım Aktuna herkese tesbih verip sabretmeyi öğretirdi.

yıldırım aktuna ajda pekkan ile ilgili görsel sonucu

*** 

Tırnak yemekten vazgeçtiğinizi kendinize hatırlatmak için elinizden ne geliyorsa yapmakta fayda var. Eldiven giyin, parmaklarınıza renkli bantlar sarın, etrafa notlar asın; daha önce tırnak yemek yüzünden yaşadığınız sıkıntıyı kendinize hatırlatın.

***

Her tırnağınızı yediğinizde kendinize bedensel bir ceza verin; örneğin yanağınıza fiskeyle vurun. Böylece tırnak yeme hazzının yanına hoş olmayan bir duygu eklenir.

***

Bütün bu tavsiyeler belli bir kararlılık ve disiplinle uygulanması gerekir. Bu da önce karar vermeyi gerektirir. Uygulamada zaman zaman zorluklar yaşanabilir; baktınız ki işler istediğiniz gibi gitmiyor, tıp doktorlarından, klinik psikologlardan yardım istemeye çekinmeyin.

***

Tırnak yiyen kişilerin sayısı aslında sandığınızdan oldukça fazla. Hatta beyaz ekranda o çok kusursuz gibi görünen isimler arasında da bu alışkanlıktan mustarip olanlar var. 

Bu alışkanlığından kurtulan bir hanımefendi anlatıyor: “Öncelikle şunu söylemem gerekir ki, tırnak yemeyi bırakmak sigarayı bırakmak gibidir. Her an yine başlayabilirsiniz. Öncelikle bırakmak, ardından yeniden başlamamak için gerçekten yemeyi istemiyor olmalısınız. Ben, kendini bildi bileli tırnak yiyen ve şu an 24 yaşında bir kadın olarak, yaklaşık bir aydır tırnaklarımı yemiyorum! Bunu nasıl mı başardım? İlk başta ellerimden ve devamlı tırnak yiyen görüntümden hoşlanmamaya başladım; bu durum bana ciddi derecede rahatsızlık vermeye başlamıştı ama tırnak yemeyi seviyordum, devamlı bir şeylerle oynamaya alışmıştım. Ne zaman ki bu alışkanlık beni gerçekten çok rahatsız ettiği noktada bıraktım. Tabii düzenli manikürün ve renkli oje sürmenin de yardımıyla”.

 ***

Tırnak yemeyenler anlamaz, bu gerçek bir başarı ve övünç hikâyesidir!

***

Bu arada tırnak yemek psikolojik hattâ aşırıya kaçarsa psikiyatrik bir rahatsızlıktır. Çünkü sadece stresli olduğunuz zamanlarda değil, keyifli bir arkadaş sohbetinde, televizyon seyrederken veya sokakta dolaşırken bile tırnaklarınızı yerken yakalanabilirsiniz.  

***

Peki kişi klasik gitar gibi bir enstrüman çalıyorsa o tırnaklar giderse ne olacak. Korkmayın, tırnak güçlendirici ojeler ve eğer onikomikozis (tırnak altı mantarı) varsa, artık tırnağı çekmeye pek gerek kalmadan, mantar ilaçlarıyla bununla başa çıkılabiliyor.

***

Onikomikozis tırnakta yerleşen mantar hastalığıdır. Sıklığı, kronikleşmesi ve

tedavinin zorluğu nedeniyle özel bir öneme sahiptir; bütün tırnak

hastalıklarının %20’sini oluşturur.

 

Genel olarak erişkinlerde görülür. 40-60 yaş arasında toplumda sıklığı %15-

20’dir. Ayak tırnaklarında sıklıkla birinci tırnaktan başlar. Genellikle tinea

pedis (Atlet Ayağı Sendromu: Atletler spor sonrası beraberce duş yaptığı

için) sonrasında gelişir. Tırnakta sarı-kahverengi renk değişikliği, subungual

hiperkeratoz, tırnakta kolay kırılma temel belirtilerdir. Tırnak çevresi

normaldir.

 ***

Teşhis: Tırnağın görünümü ve doğrudan mikroskopik inceleme ile konur.

 ***

Ayırıcı Teşhis: Psöriyazis (Sedef hastalığı: Çukurlaşma dışındaki tırnak değişiklikleri klinik olarak ayırt edilemez.) Artık Urfa’daki balıklı göle gitmeden de hâllediliyor.

 ***

Liken planus (Çukurlaşma, tırnak kıvrımının tırnağın üstüne uzanması veya boyuna çizgilenme). Stresle artar.

 ***

Kronik egzamaya bağlı tırnak değişiklikleri (Periungual bölge derisinde egzamatöz değişiklikler vardır). Çoğu stresle daha kötü olur.

 ***

Tedavi: Tedaviye en dirençli yüzeysel mantar enfestasyonudur. Tedavide lokal ve sistemik antifungaller birlikte kullanılır. Hastalıklı tırnakların törpülenmesi tedavi etkililiğini arttırır.

 ***

Sistemik antifungaller 3-12 ay süreyle kullanılır. Antifungal ilaçlar karaciğer işlevi bozuk olan hastalarda dikkatli kullanılmalıdır.

 ***

Terbinafin 250 mg/gün: El tırnağında 6 hafta

 

Ayak tırnağında 12 hafta: İtrakonazol 2x200 mg/gün

 

El tırnağında 2 ay, ayak tırnağında (Atlet Ayağı Sendromu) 3 ay, 200mg/gün el ve/veya ayak tırnağında 3 ay, Flukonazol 150 mg/hafta, el tırnağında 9 ay ayak tırnağında 12 ay.

 

İtrakonazol Tedavi Şeması:

İtrakonazol 12 hafta süreyle 200 mg/gün dozda aralıksız uygulanabileceği gibi aşağıdaki şemaya göre de uygulanabilir.

 

El Tırnağı

Ayak tırnağı

1. Hafta

7 gün boyunca 2x200 mg/gün itrakonazol (Funit Kapsül)

7 gün boyunca 2x200 mg/gün itrakonazol

2. Hafta

Ara

Ara

3. Hafta

Ara

Ara

4. Hafta

Ara

Ara

5. Hafta

7 gün boyunca 2x200 mg/gün itrakonazol

7 gün boyunca 2x200 mg/gün itrakonazol

6. Hafta

-

Ara

7. Hafta

-

Ara

8. Hafta

-

Ara

9. Hafta

-

7 gün boyunca 2x200 mg/gün itrakonazol

 

***

 

Tırnak yemek deyip hafife almamak gerekir.

Bir de ikazım var: Çocuğunuz tırnak yiyorsa asla azarlamayın veya dövmeyin. İyi bir psikiyatr ve ehil bir cildiyeci (dermatolog) rahatlıkla bu sorunları çözer. Ayrıca bazı vak’alarda (özellikle çocuklarda ve ergenlerde) hipnoterapi de çok etkili oluyor.

Sevgim ve saygımla…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 18 Şubat 2017 Cumartesi

Okumaya devam et
  3210 Hits
  0 yorum
3210 Hits
0 yorum

RUHSAL TRAVMALARDAN SONRA GÖRÜLEN SORUNLAR

Ruhsal Travma Nedir?

Kişiyi aşırı korkutan, dehşet içinde bırakan, çaresizlik yaratan, çoğu kez olağan dışı ve beklenmedik olayların yol açtığı etkilere ruhsal travma diyoruz. İnsan hayatında sıkıntı ve üzüntü yaratan pek çok olay olur, ancak bunların tümü ruhsal travma yaratmaz.

***

Olay: Korku, dehşet veya çaresizlik hissi yaratmışsa, 

Olayda kişinin kendisinin veya yakınının ölüm veya yaralanma tehlikesi mevcutsa ruhsal travma olarak adlandırılır.

Bu tanımlamaya göre ileri yaşta bir yakınımızın yıllarca süren bir hastalık sonrasında ölümünün ruhsal travmaya yol açma ihtimali daha düşük iken, insanın bir yakınını beklenmedik biçimde –örneğin trafik kazasında- kaybetmesi daha fazla travmatik etki yapar.

Doğal Afetler: (deprem, sel, yangın)…

Kazalar (savaş, sel yangın, tecavüz, darp, kötü muamele…

İnsanın insana ettikleri: Taciz, tecavüz, mobbing (caydırma, bıktırma).

***

Bunu ilk defa tarif eden Nancy Andreasen’le, Antalya’daki bir Ulusal Kongrede tanışmıştım. Kocası da emekli bir helikopter pilotuydu. O gece karşılıklı olarak muhabbet ederken, ben de kocasına ve masadakilere Tekila ısmarlamıştım. Herkes içerken bana baktı; biraz mahcup oldum ve “siz de içer miydiniz” diye sordum. “Sormadınız ki” dedi. Hemen garsonu çağırıp ona da ısmarladım, daha doğrusu ilaç firması temsilcisi de bize iştirak etti ve hesabı o ödedi. Beyin ve ilaç konularında sohbet ettik. Daha sonra onlar yetmeye gittiler.

d]

Pek çok kongrede görüştük. Daha sonra da Y. B. Doğan tarafından Türkçeye çevrilen Cesur Yeni Beyin isimli kitabı yazdı.

nancy andreasen ile ilgili görsel sonucu

***

Toplum içinde ruhsal travmaya yol açan olaylar çok yaygındır. Araştırmalar her iki kişiden birinin bu tür olaylarla hayatında en az bir kere karşılaştığını gösteriyor. Ruhsal travmayla karşılaşma talihsizliği herkes için eşit değildir. Suç oranının yüksek olduğu yerlerde yaşayanlar, başka ruhsal hastalığı veya alkol-madde bağımlılığı olanlar, askerler, polisler, itfaiye personeli olanlar korkutucu olaylarla daha sık karşılaşırlar. 

Ruhsal travmalardan sonra en sık görülen iki hastalık: Majör Depresyon ve Travma Sonrası Stres Bozukluğudur.

Bunun gibi pek çok olayın, bilhassa savaşın, şu aralar ortamdaki iç savaş hâlinin de travma oluşturduğunu görüyoruz maalesef…

Ruhsal travmalardan sonra sık görülen rahatsızlıklardan biri depresyondur. Depresyonun en sık görülen belirtileri isteksizlik, hâlsizlik, moral bozukluğu, uyku ve iştah bozukluğu ve hayattan zevk alamamaktır. Depresyon ruhsal travmadan sonra ilk kez ortaya çıkabileceği gibi, daha önce depresyon geçirmiş kişilerde depresyonun tekrarlaması şeklinde de görülebilir.

***

Travma Sonrası Stres Bozukluğunda

Uykusuzluk,

Kâbuslar,

Olayla ilgili anıların rahatsız edici biçimde sık sık hatırlanması,

Sürekli olarak olayın tekrarlanacağı korkusu ve bu sebeple de kendini diken üstünde hissetme,

Kolay irkilme,

Çabuk sinirlenme,

Gelecekle ilgili plan yapamama,

Yabancılaşma (başkaları beni veya yaşadıklarımı anlamıyor hissi: (alienation). Bir genç hanım hastam, tecavüz sonrası anılarını âdeta hallüsinasyon boyutunda yaşıyordu.

***

Olayı hatırlatan durumlarda huzursuz olma ve Bu Durumlardan Kaçınma sık görülür.

Bu belirtiler çoğu kişide travmayı takip eden günlerde görülür ve genellikle birkaç hafta içinde kendiliğinden düzelir, ancak bazı kişilerde aylarca, hatta yıllarca sürebilir.

Şu anda 80 yaşın üstünde olan 2. Dünya Savaşı gazilerinde hâlâ bu hastalığın izlerini taşıyanlar vardır. ABD’de bunlara veteran derler.

Belirtiler bazen travmatik olay olup bittikten aylarca sonra başlayabilir.

Birinci Dünya Harbinden sonra tanınmaya başlayan bu hastalık, özellikle Vietnam’dan dönen Amerikalı askerlerde görülen travmatik stres belirtilerinin ayrıntılı biçimde araştırılması ve birçok kitaba, filme konu olması nedeniyle tüm dünyada daha iyi bilinir hâle gelmiştir. Hücre Şoku gibi isimler de verilmiştir.

Travma Sonrası Stres Bozukluğu görülen pek çok kişide, refakatçi olarak başka ruhsal rahatsızlıklar da görülür. TSSB ile birlikte en sık görülen hastalık Majör Depresyon’dur.

***

Depresyon dışında çeşitli anksiyete (kaygı: sıkıntı, endişe) bozuklukları, aşırı alkol veya madde kullanımı da görülebilir. Daha önceden ruhsal hastalık geçirmiş kişilerde travma sonrasında o hastalıkların yeniden ortaya çıkma riski fazladır.

TSSB dışında ikinci bir ruhsal hastalık varsa, hem kişinin yaşadığı sıkıntı ve işgücü kaybı artar, hem de daha yoğun ve daha uzun süreli tedavi gerektirir.

TSSB uzun seneler sürebilen ciddi bir hastalıktır ve psikiyatrideki araz ve belirtilerin neredeyse tamamını kapsar.

Toplumda ruhsal travma yaşayan pek çok kişi olmasına rağmen, ancak bir kısmı (örneğin depremi yaşayanlarda %20’si) Travma Sonrası Stres Bozukluğuna yakalanır.

Bu da bazı kişilerde hastalığa bir yatkınlık olabileceğini veya bazılarının hastalığa karşı daha dayanıklı olduğunu düşündürür: Stres-Diyatez Modeli).

Ruhsal travmalardan sonra kimlerin hastalanacağını veya kimlerin uzun süre hasta olarak kalacağını önceden bilmek kişi ve ailesi için olduğu kadar toplum için de önemlidir.

Yapılan araştırmalar, kadınların erkeklere oranla ruhsal travmalardan sonra Özellikle deprem gibi felaketlerden etkilenen kişi sayısının milyonlarla ifade edilmesi konunun ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğunu göstermektedir.   

TSSB’na daha sık yakalandığını gösteriyor: Travmanın türü ne olursa olsun, kadınlarda TSSB erkeklerden 2-3 kat daha fazla görülüyor.

Geçmişte başka ruhsal travma yaşayanlar, daha önce ruhsal hastalık geçirmiş olanlar veya yakınlarında ruhsal hastalık bulunan kişilerin TSSB’na yakalanma ihtimali daha fazladır.

Kadınlar, geçmişte ruhsal travma yaşayanlar, başka ruhsal veya bedensel hastalığı olanlar ve travmayı daha şiddetli yaşayanlar daha fazla risk altındadır.

***

Ruhsal travma ne kadar şiddetli yaşanmış ise ruhsal etkiler de o kadar fazla ve uzun süreli olur. Örneğin depremde enkaz altında kalanlar kalmayanlara göre, yakınını kaybedenler kaybetmeyenlere göre, evi hasar görenler görmeyenlere göre daha fazla ruhsal sorun yaşarlar. Bunun dışında travma sırasında yaşanan korkunun derecesi de önemlidir: örneğin deprem anında çok fazla korktuklarını, hiçbir şey düşünemeyip donup kaldıklarını söyleyenler arasında TSSB oranları daha yüksektir.

Kaçınma veya Unutmaya Çalışmak Travmanın Etkilerini Azaltmaz

Travma sonrasında kişinin olayın etkileriyle başa çıkmak için kullandığı yöntemlerin de sonuçları etkileyebileceği düşünülmektedir. Olay olmamış gibi davranan, unutmaya çalışanlarda hastalığın iyileşmesi daha fazla gecikirken, sorunlar için yardım arayan, sorunlarını başkalarıyla paylaşan, hakkını arayan kişiler daha çabuk iyileşiyor. Kişinin elde edebildiği sosyal destek de travma sonrasında iyileşmeye olumlu etkide bulunuyor. Sosyal destek az ise özellikle depresyon belirtileri daha fazla hissedilir.

Zaman Travmanın Etkilerini Tamamen Ortadan Kaldırmaz

Yapılan çalışmalar travmalardan sonraki ilk günlerde olayı yaşayan kişilerin çoğunun ruhsal olarak etkilendiğini, korktuğunu, kâbuslar gördüğünü, ancak bu belirtilerin birçok kişide günler veya haftalar içinde geçtiğini gösteriyor. Ancak etkilenen her 5-6 kişiden birinde belirtilerin düzelmesi çok daha uzun sürebiliyor, bazen ise yıllarca devam edebiliyor. Bu nedenle “zaman her şeyin ilacıdır” sözü herkes için geçerli değil.

***

Travma Sonrası Stres Hastalığı (Bozukluğu) Belirtileri:

Yeniden yaşama (hatırlama): Travma yaşayan kişide olaydan sonra olayla ilgili anıların zihnine gelmesi sık görülür. Olayla ilgili görüntüler (mesela ceset görüntüleri), sesler (yardım isteyenlerin haykırışları) onları düşünmek istemediğinde veya aklına getirecek bir durum olmadığı halde bile kişinin zihnine gelebilir. Bu anıların canlanması kişiyi genellikle çok rahatsız eder ve iç sıkıntısı, çarpıntı, terleme, titreme, nefes alamama gibi bunaltı belirtilerine yol açar. Bazen de kişi olayı gerçekten yaşıyor gibi olur. Gerçekte bir sarsıntı olmadığı halde yer sallanıyor gibi hissetme, uyanıkken travma ânıyla ilgili hayaller görme buna örnektir.

Kişi bu durumu öylesine gerçekçi yaşar ki, ona uygun davranabilir: örneğin gördüğü hayallerle konuşabilir, bir tehlike olmadığı halde kaçmaya çalışabilir.  

***

Kaçınma: Kişi olayı hatırlatan yer, durum, konuşma, hatta duygu ve düşüncelerden mümkün olduğunca uzak durmaya çalışır. Olayı hatırlamak büyük bir sıkıntı, acı ve korku hissine yol açtığı için kişi olayı hatırlatan yerlere gitmez, bu konulardan bahsetmez veya konuşulan yerlerden uzak durur. Enkaz altında kalmış bazı kişiler evin enkazının bulunduğu yeri, hatta o şehri ziyaret edemeyebilir, olaydan bahsedemeyebilir.

Travma yaşamış kişilerde bazen olayın ayrıntılarını unutma durumu görülebilir. Genellikle olayın en sıkıntı verici bölümleri unutulur veya çok güçlükle hatırlanır. Bu durum “olayı düşünmek istememekten” farklıdır ve kişi hatırlamak istediği halde hatırlayamaz.

Ruhsal travmalardan sonra insanlardan uzaklaşma, gelecek beklentisinin kalmaması gibi belirtiler de görülebilir. “Benim yaşadıklarımı kimse anlayamaz” tarzında düşünme sık görülür. Kişiler olayı yaşamamış kişilerden duygusal olarak uzak hissedebilirler, duygularında körelme olur, sevinç ve üzüntü hissedemeyebilirler. Bazen kendilerine yardım etmeye çalışanlara öfke duyabilirler, bazı kişiler sadece aynı örselenmeyi yaşamış kişilerle görüşüp, diğerleriyle ilişkiyi kesebilirler. Gelecekle ilgili plan yapılamadığı için sadece o günü yaşama, aktivitelerde azalma görülebilir.

Aşırı uyarılma: Ruhsal travmadan etkilenmiş kişiler kendilerini diken üstünde, sürekli tetikte hissedebilirler. Her an o olay tekrar olacakmış gibi gelebilir. Davranışlarını bu ihtimali düşünerek şekillendirirler, bu konuda aşırı tedbirli davranırlar. Örneğin istemeden de olsa girdikleri binanın çatlağı var mı, kapısından kolay kaçılabilir mi diye kontrol ederler. Yolda yürürken üstüne devrilmesinden korkup direklere yaklaşmazlar. Tehlikeler konusunda abartılı tedbirler alabilirler. 
Aşırı uyarılmanın diğer göstergeleri âni ses ve hareketlerde irkilme veya yerinden sıçramadır. Kapı çarpması, yüksek sesle konuşma, birinin aniden odaya girmesi gibi beklenmedik durumlar kişinin yerinden sıçramasına ve uzunca sürebilen bunaltı belirtilerine (çarpıntı, terleme, titreme, nefes daralması) yol açar.

***

Özellikle uykuya dalmakta güçlük sık görülür. Travmayla ilgili korkular nedeniyle uykuya dalmak saatler sürebilir, normalde uyandırmayacak seslerle kişi kolayca uyanabilir. Hipervililans ve hiperekpleksi Sendromları da (Gilles de la Tourette, Maine’in Sıçrayan Adamları, Latah)…

Tedaviler

TSSB tedavisinde hem ilaçların hem de psikolojik tedavilerin etkili olduğu gösterilmiştir. Travmatik olaydan herkesin aynı oranda etkilenmediği açıktır. Travmayla ilgili az sayıda ruhsal belirtisi olsa da hayatı çok fazla etkilenmemiş birçok insan vardır. Bazı kişiler için ise travmatik stres belirtileri iş ve sosyal hayatı çok ciddi biçimde engelliyor olabilir. Bu nedenle travmanın etkilerinin giderilmesi için herkesin ihtiyacına göre farklı tedavi yaklaşımları planlanmalıdır:

Rahatsızlığın tedavisinin olduğunun bilinmemesi ve kişilerin travmayı hatırlamak istememesi yardım almayı geciktiriyor.

Travmadan az etkilenmiş, hayatını eskisi gibi sürdürebilen kişilere bilgilendirme;

Travmadan daha çok etkilenmiş, ciddi belirtiler yaşayan, ancak işini gücünü sürdürebilenlere danışmanlık veya kısa psikolojik tedavi yaklaşımları;

Hayatı ciddi derecede etkilenmiş, ağır belirtileri olanlara yoğun psikolojik tedaviler, ilaç tedavileri veya hastaneye yatış dahi düşünülebilir.

Travma sonrası stres hastalığı depresyonla birlikte ise çoğu kez ilaç tedavisi eklenmelidir.

İlaç tedavileri:

TSSH tedavisinde Antidepresan ilaçlar birçok hastalık belirtisini yatıştırmakta yararlı olur. Özellikle Depresyonla birlikte görüldüğünde TSSB tedavisinde antidepresanlar kullanılması gerekir. Tedaviler doktor kontrolünde sürdürülmeli, doktorun önerdiği tedavinin etkili olabilmesi için önerilen süre ve dozlara uyulmalıdır. Bilhassa SSGİ grubu iyi gelir, psikotik özellikler varsa antipsikotikler,(haloperidol, pimozid, daha yeni olanlar) eklenir.

Psikolojik tedaviler:

Psikolojik tedaviler arasında etkili olduğu gösterilen tedavi türü ise Bilişsel-Davranışçı Tedavi adı verilen yöntemdir. Bu tedavide kişinin belirtilerinin sürmesine neden olan hatalı düşüncelerinin sağlıklı düşüncelerle değiştirilmesi amaçlanır. Ayrıca korku nedeniyle kaçındığı durumların üstüne gitmesi sağlanarak bu durumlarda yaşadığı korkunun azaltılması sağlanır. Psikolojik tedaviler bu konuda eğitim ve tecrübesi olan psikiyatr ve Klinik Psikologlar tarafından uygulanır.

Dissosiyatif belirtiler mevcutsa, hipnoterapi de işe yarar.

***

Travma Sonrası Stres Bozukluğu, kişiye ve ailesine büyük sıkıntı veren, ancak tedavi edilebilen bir rahatsızlıktır. Travmalardan etkilenmiş birçok kişi:

1. Yaşadıklarının bir ruhsal rahatsızlık olduğunu bilmediği veya belirtileri kendi güçsüzlüğüne-eksikliğine bağladığı için, 

2. sorunların tedavi edilebileceğini bilmediği için, 

3. Tedavi imkânlarına nasıl ulaşacağını bilmediği için,

4. Maddi imkânları olmadığı için

5. Sorunlarını konuşmaya utanıp sıkıldığı için veya rahatsız olduğu için….

tedaviye başvurmuyor olabilir.

Oysaki bu sorunların hem psikolojik açıdan hem de ilaçla başarılı biçimde tedavisi mümkündür. Ayrıca pek çok kişi, yardım kitapçıklarını okuyarak veya sorunu yaşamış başkalarından yardım alarak bazı sorunlarının üstesinden gelebilir.

İyileşme önündeki en temel engeller olan:

-Yardım aramaya çekinme,

-Umutsuzluk,

Olayı hatırlamaktan kaçınma,

İnsanlara güvenini kaybetme... aynı zamanda hastalığın da temel belirtileridir.

***

Bu aralar cereyan edenler çok üzücü ama hiç sevmediğim bir şey yazacağım: Bunların hepsini öngörmüş ve yaptığım konuşmalarda, verdiğim konferanslarda anlatmıştım.

Tek başına ve izole olarak nereye kadar faydam olabilir?

Dilerim Türkiye’yi idare edenler daha sağlıklı politikalar uygular ve aklıselimle hareket ederek memleketi toparlarlar.

Sağlık ve esenlik dileklerimle…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 09 Eylül 2015 Çarşamba

Okumaya devam et
  2882 Hits
  0 yorum
2882 Hits
0 yorum

TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞU

Önce birkaç temel kavramı hatırlayalım:

Travma: Örselenme, ruh ve beden sağlığına gelebilecek her türlü tehdit; maddî veya manevî yara.

Stres: Zorlanma.

Akut stres tepkisi (akut stres bozukluğupsikolojik şokmental şok veya basitçe şok):

Korkunç veya da travmatik bir olaya karşı tepki olarak ortaya çıkan psikiyatrik bir durumdur. Bununla bağlantısı olmayan dolaşım sistemiyle ilgili şok  ile karıştırılmamalıdır.

Akut Stres Tepkisi, ilk olarak Walter Cannon tarafından, 1920'lerde, hayvanların tehdide karşı sempatik sinir sistemindeki  genel bir boşalmayla tepki göstermesi olarak nitelendirildi. Tepki daha sonra, omurgalılar ve diğer organizmalar arasındaki stres yanıtlarını düzenleyen genel adaptasyon sendromunun ilk aşaması olarak kabul edildi.

Okumaya devam et
  4476 Hits
  0 yorum
4476 Hits
0 yorum

POLİSİN PSİKOLOJİSİ NE ÂLEMDE?

  

Psikoloji Profesörü Acar Baltaş benim çok sevdiğim bir ağabeyimdir.

Bakalım aklıselîm ile dolu neler yazmış ve söylemiş…

CV

Ortaöğrenimini İstanbul Erkek Lisesi’nde, yükseköğrenimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü’nde tamamlamıştır. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Klinik Nörofizyoloji Dalı’nda yüksek beyin fonksiyonları konusunda yaptığı doktora çalışmasını n ardından, 1981’de Nörofizyoloji alanında Tıp Bilimleri Doktoru (M. Sc. Dr.), 1986’da Uygulamalı Psikoloji Doçenti, 1996’da Profesör unvanını almıştır.

Baltaş, stres ve beden dili kavramlarını Türkiye’ye tanıtmıştır. 1985’ten bu yana çeşitli sektörlerde insan kaynakları yapılmasınını ve şirket birleşmeleri, değişim yönetimi konularında yönetim danışmanı olarak çalışmaktadır. 1996-1999 yılları ve 2005 yılında Türk A Milli Futbol Takımı’nın, 2002-2003 yıllarında Galatasaray’ın psikolojik danışmanlığı görevini yürütmüştür. Kitapları yasal yollardan 600 binden fazla satmış, yurt içinde ve dışında yayımlanmış 100’den fazla bilimsel çalışması bulunmaktadır.

*** 

Haziran ayının ilk haftasından bu yana, gerek medyada gerekse gündelik sohbetlerde, en çok tartışılan konulardan bir tanesi Gezi Parkı olaylarında görev alan polislerin tutumu oldu.

Polislerin olaylara yaklaşımı, aralarında Başbakan’ın da bulunduğu kimilerine göre çok doğal ve hatta ödüllendirilmeye değer ölçüde “kahramanca”; kimilerine göre de, en hafif deyimiyle “aşırı ve gereksiz” sertlikteydi. Bu arada polisin gösterdiği şiddetin arkasında çok uzun saatler çalışmanın, yorgun ve uykusuz kalmanın olduğu, bu durumun da olaylar sırasında görev yapan polislerin psikolojilerini etkilediği dile getirildi.

Konuyu ele alırken ve polislerin psikolojisini yorumlarken sâdece o günlerdeki fotoğrafa bakmanın yeterli olmadığını düşünüyorum. Çünkü polislerin davranışlarının arkasındaki nedenleri anlamak ve onların psikolojilerini değerlendirmek için konuya biraz daha geniş perspektiften bakmak gerekir.

İNSAN SEÇERKEN

Bir iş için insan seçerken, o işi yapacak kişinin sahip olması gereken özellikler dört boyutta tanımlanır:

Birinci boyut, görünen ya da kağıt üzerine yansıyan eğitim, deneyim ve fiziki özellikler gibi özelliklerdir.

Okumaya devam et
  4191 Hits
  0 yorum
4191 Hits
0 yorum

NEDEN EYLEMLERDE KENDİMİZİ DAHA İYİ HİSSEDERİZ?

Çünkü kendimizi unutur ve "kollektif bir psişe" içinde eririz.

Kendiliğimizi kaybeder, yâni Ego sınırlarımızı sileriz.

Kalabalığın içerisinde sıradan bir hayvan gibi Bonobolaşırız.

Önümüze gelenin üzerine ya cinsel ya da saldırganca içgüdüsel dürtülerimizle atlarız ve "bu işin sonu neye varır" diye asla düşünmeyiz!

Ne hiyerarşi, ne de mertebe dinleriz.

Gözümüzü bedeli her ne olursa olsun, mutlaka ama mutlaka mutlaka mutlaka kazanmak ile karartırız.

Ayaklar baş olur, başlar beşparmak.

Mal bulmuş mağribi gibi hoplar, zıplar ve tekrar, tekrar, tekrar............

İsteriz.

Deriz ki "devletin malları bunlar, yemiyen keriz"!

Tekrardan, gene, daha çok ve mütemâdiyen, ister Allah isteriz!

Sevgim ve saygımla...

Mehmet Kerem Doksat - Tarabya - 16.06.2013

Okumaya devam et
  3612 Hits
  0 yorum
3612 Hits
0 yorum