Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

TARİHİN ARKA ODASINA ne OLDU?

Keyifle geçirmeye gayret ettiğim ama olup bitenlere çok üzülerek yaratıcılığımı zorladığım bir sırada, biraz önce, önüme bir haber düştü.

7 sene önce evinde Neslim’le bana (ördekleri hiç unutmam) evinde mis gibi yemekler ikram eden Murat Bardakçı ile tanıştık. Bilgisayarının önünden kalkıp bizi kapıda gülümseyerek karşılamıştı.

Bunu bilirim ama bilmem, isteyen araştırabilir.

Uzunca bir sohbetten sonra da yemekler gelmişti. Benden Enver Paşa’nın ruh hali hakkında bilgi veya bir tahlil (analiz) istemişti.

Evi İstanbul Boğazı'na tepeden bakardı ve bize çok iyi ev sahipliği yapmıştı. İçkiyi de pek sevmez ama ikramını da esirgemezdi. İthal ördekler enfes, sohbet muazzezdi ama o artık epey öncede kaldı…

Aradaki dönemde e-mailler veya telefonla haberleştik; Okan Bayülgen’in programında malum konuda bana bilgi verdi.

***

Erhan Afyoncu (hiç karşılaşmadık) ve Murat Bardakçı hazırlayıp birlikte sundukları “Tarihin Arka Odası” programını bırakmışlar.

***

Habertürk TV’de Cumartesi günleri ekranlara gelen ünlü tarihçi Murat Bardakçı’nın tarihçi yazar Prof. Dr. Erhan Afyoncu’yla birlikte hazırladığı “Tarihin Arka Odası” programında çarpıcı bir gelişme yaşanmış. Programı hazırlayan iki isim de programdan ayrıldıklarını açıklamış.

ed]

***

Murat Bardakçı ile Erhan Afyoncu, hazırlayıp birlikte sundukları “Tarihin Arka Odası” programını bıraktı.

Haber bu!


Hem Murat, hem de hiç tanışamadığım ama kültür birikimine hayranlık duyduğum Erhan Afyoncu, birden programı yayınlamayı kesmişler. Bazen günde 3 saat, bazen de 8.5 saat süren canlı yayında o kadar güzel tartışmalar cereyan ediyordu ki, samimiyetle üzüldüm.

***

Hangi tarih programı, hem de tahmin ederim ki çok iyi reytingler toplayarak (bazen fazla uzatıyordu Murat. Hele Prof. Dr. Nurhan Atasoy’a (şu “karı” kelimesini taşıyan şiir gibi) yaptığı şakalar biraz fazlaya kaçıyordu; bilmem okuyucu ne der?

ed]

Murat’ın, bu programına Erol Sadi Erdinç, Pelin Batu, Selin Barlas, Zeynep Özkartal, Prof. Dr. Nurhan Atasoy, Büyük Bilim Adamı Prof. Dr. Celâl Şengör ve Erol Sayan da iştirak etmişti. Unuttuklarım alabilir tabii ki…

ed]

***

Satın Erol Sayan’la bir sosyal cemiyetin ödül töreninde, bir keresinde de – yanılmıyorsam- Levent Tenis Kulübü’nde, arkadaşlarıyla muhabbet etmeye geldiğinde tanışıp selamlaşmıştık. Bir cemiyette de ödül alırken, sahneden seyretmiştim. Türklük âşığıdır ve derslerinde “efendiii” diye gürlediği, hatayı pek affetmediği rivayet edilir. 600’e yakın makamı ezbere bilmek hiç kolay değildir!

ed]

İlber Hoca döktürüyor!

***

Paranormal Fenomenlere ve Astral Seyahate meraklı, Hipnotik Transa girdiğinde Atatürk’le konuştuğunu duyduğumuz, gayet milliyetçi ve çağdaş kafalı bir insandır. Tamburîdir. Avni Anıl ve Prof. Dr. Aleaddin Yavaşça ile aynı dönemdendir (hepsiyle tanışma şerefine nail oldum). Aleeddin Bey’le sohbet etmişliğim de vardır çocukken; çok özel ve zarif bir kişi olduğunu, Kadın Doğum Hastalıkları uzmanlığından daha ziyade, Profesör unvanını da pek kullanmayarak, Türk Musikisine iltifat ettiğini sonradan öğrenecektim.

***

Erol Bey’in hayat hikâyesi de çok hoş: Çankırı endüstri Meslek Lisesi mezunu, 1961’de Ankara Radyosu sanatçı sınavını kazanmış ve Dr. Recai Özdil’den aldığı armoni aldığı armoni bilgisini bestelerine uygulamıştır.

bed]

***

Bestekâr İsmail Baha Sürelsan’ın (onu da, vefatından önce ziyaret etmiştik. Antalya’ya yerleşmişti, epey yalnız ama pek mesuttu, tam bir milliyetperverdi ve vatan âşığıydı. Hem tek hem de çok sesli müzikle ilgili çalışmaları vardı).

mbed]

Hâlen Ankara’da yaşayan Bestekâr, Güftekâr ve Ressam Dayım Asım Yücesoy da ondan epey feyiz almıştı. İsmail Baha Sürelsan, seneler yıllar kendi evinde sürdürdüğü akademik müzik çalışmalarına iştirak etti. Türk müziğindeki çoksesliliğin, müziğimizde zaten var olan “niseb-i şerifeler” (şerefli oranlar) yoluyla geliştirilecek teknikle olabileceği üzerinde durdu ve bu konuda ciddi çalışmalar yapmıştı. Çalışmalarına 1954 yılında başladı. 1964 yılına kadar Erkek Teknik

Yüksek Öğretmen Okulu öğrencilerine teorik musiki dersleri vermiş ve temel bilgiler yanında koro çalışmalarını da devam ettirmişti.

***

Türkiye’nin ikinci üniversite korosunu ODTÜ’de (1967) kurdu. Bu yıllarda, Millî musikimizin ses sistemi, makamların oluşmasında kullanılan elemanlarla, makam ve formların anlatımı, vuruşlarda disiplin ve perde adlarının kolay anlaşılır hale getirilmesi ve usûl şifresi çalışmalarına ağırlık verdi.

***

Erol Sayan, İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’nda repertuar, buna ek alarak göreve ek olarak da ODTÜ’de Türk Musikisi dersleri vermektedir. Bestekârın, 156’sı TRT repertuvarında olmak üzere, değişik form ve makamlarda 310 civarında eseri bulunmaktadır.

/embed]

Bilhassa Mâhur Makamındaki besteleri oldukça başarılı bulunmaktadır. 1985 yılında TRT'nin düzenlemiş olduğu beste yarışmasında Ömrümüzün Baharı Birlikte Geçsin adlı eseri ile birincilik kazanmıştır.

***

Sayın Metin Akpınar’la ilk tanıştığım ve Çok Yönlü Sanatçı Kürşat Başar’ın düzenlediği (sunuculuk, gurmelik, hattâ canlı müzik performansı dâhil; yemekler ve içki de pek güzeldi) programlar çok güzeldi...

***

Aysun Kayacı da, sapsarı saçları ve tarih konusundaki bilgisinden -Tarih tahsili yapıyordu o sıralarda- bize bir şeyler fısıldayarak sofradan bir yerlere yetişmek için ayrılmak zorunda kalmıştı.  

***

Kürşat Başar da ilginç bir geçmişle anılabilir; bir makalesinden alıntı:

“…bu dünya yabancıları sevmiyordu, bilim kurgu filmlerinde bile uzaydan gelenleri yok ediyorlardı…

Ben olsaydım ne yapardım? Hiç bilmiyorum. Zor bir soru olabilirdi o şartlar altında galiba sanırsam herhal.”

“Evvvet, Orta Doğu ve Balkanlar’ın en süpersonik insanları, bir yazı ile daha karşınızdayım.”

“İşten çıktım saat altı gibi, eve geldim. Dedim bir şeyler okuyayım. Sonra gittim, gözüme ince bir kitap kestirdim. Okumaya başladım. Sonra bir baktım ki kitap bitmiş! Aman Allah’ımmm! Zaman ne ara geçti hiç anlamadım.”

“…televizyon hep açık, bu tuhaf kutuyu biz yalnız insanların hayatından çekip alsalar dünya birbirine girerdi herhalde…”

Seviyorum Kürşat Başar’ın tarzını sanırım, bunu anladım. Daha önce Başucumda Müzik‘i okumuştum. O da çok hoşuma gitmişti.

Bu kitabı okurken de nasıl diyeyim, hımmm, sanki Esaretin Bedelini izler gibi okudum. Konu alakasız yalnız, demeye çalıştığım öyle sakin sakin, o kadar güzel ve akıcı gitti ki kitap, bittiğini bittiğinde anladım. Çok zekiyim sanırım, hep ondan oluyor bunlar. Bittiğini bittiğinde anlamışım, yuh! Ben de bir bıçakla gölgemi kessem, bu lanetli ruhtan kurtulabilir miyim?

Bunlar İnternette bulduğum yorumlar, aman kimse benim fikirlerim zannetmesin…

}[/embed]

***

Bu sofistike programda karşılaştığım ve canlı yayında yan yana oturduğumuz, Türk Musikisinin yaşayan az sayıdaki ustalarından biri olan İnci Çayırlı’nın da iştirak etmişti (kendisiyle birkaç kere canlı yayına çıkmıştık), o programa da son verilmiş sanırım!

"}[/embed]

***

İnci Hanım, merhum annem gibi, Çamlıca Kız Lisesi’ni bitirmiş. Bestekâr Dayısı Fahri Kopuz’un teşvikiyle müziğe başlamış ve 1953 senesinde de, gene annem gibi, Çamlıca kız Lisesi’ni bitirmiş. 1954 yılında Bestekâr Dayısı Fahri Kopuz’un teşvikiyle müziğe başlamış ve 1953’te İstanbul Belediye Konservatuarı’na girmiş. Folklor Tatbikat Topluluğu’nda Sâdi Yâver Ataman’ın yanında çalışmış.

***

Hâlâ oğlu Timur Selçuk’un sesinden hayranlıkla dinlediğimiz Minür Nurettin Selçuk’la (Beyoğlu’ndaki eğitim merkezine gitarımı da alıp birkaç kere uğramıştım; sanırım yanımda Kadim Arkadaşım Adil Nevresoğlu da vardı) çalışmış. Popüler müzikte de altın plak almış.

00"}[/embed]

Yorumlar Timur Bey'e ait. Babası Osmanlıydı, o devrimci ama ortak vasıf: Demokrat ve Atatürkçü!

1988’den itibaren İstanbul Teknik Üniversitesi’nde de öğretim üyeliği yapmış. İnci Çayırlı Hanım, bestekâr dayısı Fahri Kopuz’un teşvikiyle müziğe başlamış ve 1953’te İstanbul Belediye Konservatuarı’na girmiş. Folklor Tatbikat Topluluğu’nda Sâdi Yâver Ataman’ın asistanlığını yapmış. Minür Nurettin Selçuk'un yanında çalışmış (insan hiç Kalamış'ı) unutur mu? 

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Türk Müziği İcra Heyetinde şef yardımcısı olarak görev yapmış. Yurtiçinde ve yurtdışında çok sayıda konser vermiş. Popüler müzik plakları da yapan sanatçı bu alanda bir de altın plak sahibi...

***

1977 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’nda öğretim üyeliği yapmaya başlamış. 1977_1985 arasında İTÜ Türk Müziği Korosunu yönetmiş.

1988’den itibaren İTÜ Musiki Topluluğu'nun genel sanat yönetmenliğini üstlenmiş, 1990 senesinde Bursa Devlet Korosu kurucu şefliğine getirilmiş. 1995'e kadar da bu görevini yürütmüş.

***

Murat Bardakçı ile Erhan Afyoncu’nun yıllardır hazırladıkları Tarihin Arka Odası programında Osmanlı Kültürüne ilişkin birçok konu bugüne kadar gündeme taşınmıştı. Bir dönem de 8.5 saatlik canlı yayınıyla gündeme gelmişti.

***

Erol Sadi Erdinç, Pelin Batu, Serlin Barlas, Zeynep Özkartal, Nurhan Atasoy, İnci Çayırlı, Prof. Dr. İlber Ortaylı (onunla da yakinen tanışırız; tam bir münevverdir) … gibi isimlerin de zaman içinde katkıda bulunduğu programa son verilmiş.

Tarihçi ve Gazeteci, Entellektüel Murat Bardakçı ile sanırım evvelki sene Tarih Profesörü olan Erhan Afyoncu’nun yıllardır hazırladıkları ve Habertürk TV’de yayınlanan Tarihin Arka Odası programında Osmanlı Kültürüne ilişkin birçok konu bugüne kadar gündeme taşındı. Program bir dönem de 8.5 saatlik canlı yayınıyla gündeme gelmişti.

Erol Sadi Erdinç, Pelin Batu, Selin Barlas, Zeynep Özkartal, Nurhan Atasoy, İnci Çayırlı gibi isimlerin de zaman içinde katkıda bulunduğu programa son verilmiş.

***

Geçenlerde Erol Sayan Bey beni telefonla aradı ve aynen “seninle Astral Seyahat konusunda Murat’ın programına çıkalım mı” diye sordu.

Tabii ki efendim, memnuniyetle dedim” ve mutabık kaldık.

***

Üzüldüm, çünkü gerçekten çok eğitici ve öğretici bir programdı.

Kafamda şu sorular dönüyor:

-Murat’ın programa katılan hemen herkesle girdiği gereksiz polemikler, kimseyi ayırt etmeden sergilediği muziplikler (sanırım bir tek Celâl tam aksini yapmıştı) ve çok uzun süren, bazen sabaha kadar süren programların süresi mi?

***

Yoksa “yukarıdan” bir talimat mı geldi? Çünkü bazen çok fazla malumat veriyorlardı…

Neyse, illaki TV’ye çıkmak mı lâzım?

Erol Bey’i ve istediği herkesi, telefonunu öğrenirsem de İnci Hanım’ı davet edip, bizim balkonda ağırlarız.

Bu arada Levent Kırca da gitti; ulusalcı, Atatürk'çüydü ama azıcık yalnızmış, yorulmuş belli ki,..

,"height":"300"}[/embed]

Eğer kabul ederlerse de, kameraya kaydedip Youtube’a yükleriz.

Çok sevdiğim, Adana'dan manzaralar:

,"height":"300"}[/embed]

Herkese iyi bir hafta başı diliyorum.

Bundan sonraki yazılarımda “Pazartesi Sendromu”, psikiyatrik bozukluklar ve benzeri konularla aranızda olacağım.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 18 Ekim 2015 Pazar

Okumaya devam et
  3744 Hits
  0 yorum
Etiketler:
tarihin arka odası osmanlı tarihi ilber ortaylı enver paşa emperyalizm
3744 Hits
0 yorum

YENİ SENE YAKLAŞTIKÇA ARTAN ÇALIŞTAY ve WORKSHOPLARDAN SEÇMELER

Efendim, vaktim bol ve zamanım da çok ya, bâri şöyle bir gözden geçirme makalesi neşredeyim (Ups, pardon, sorry, yayımlayayım) dedim.

BAŞLIK

ÇALIŞTAY ve WORKSHOPLAR

ALTBAŞLIK

İÇERİKLER

İÇERİK

Konular ve Konuşmacılar

EN ALT BAŞLIK

Mekânlar

***

ERKEN BOŞALMA WOKSHOPU

NEDEN, NİÇİN VE NASIL ERKEN BOŞALMA?

GRUP HÂLİNDE Mİ YOKSA TEK BAŞINA MI?

Eğer bu illetten tek başınıza mustaripseniz ve bireysel emeklilikten de yararlanmak istiyorsanız, önce Güzin Abla’ya yazacaksınız, akabinde Haydar Dümen’le görüşeceksiniz, hâlâ müştekiyseniz eğer, workshopa iştirak edebilirsiniz.

Bu aşamalardan sonra hâlâ erken boşalıyorsanız, Acun ve Hülya Avşar sizi canlı performansta sâhip oldukları bütün kanallarda sınayacaklar ve Kenan Işık da kelime dağarcığınızı iyice sorgulayacak.

Eğer hâlâ ayaktaysanız artık hazırsınız demektir.

Bin bir Nükte ve cilve ile yaklaşan Yıldo müteharrik adımlarla sessizce ve çaktırmadan yaklaşıp sizi kavrayacaklar ve sınav başlayacak.

[/embed]

Alt gruplar: Hangi elinizi veya aygıtı kullanıyorsunuz:

Sağ mı? Sol mu? Vib mi? Diş fırçası mı? Komşunun ki mi, sizinki mi, yoksa ve korumalı mı, korunmasız mı? Yanınızda koruma var mı? Tek misiniz, çift misiniz, grup hâlinde misiniz? Karıkoca mısınız yoksa boşandınız mı? Tek misiniz yoksa çoğul mu? Erkek misiniz, dişi mi? Cinsel yöneliminiz veya tercihiniz nedir? Arada derede misiniz? Ünsa mısınız yoksa bâkire mi? Amcanız size hiç horoz şekeri yalattı mı? Premedikasyon kullandıysanız –kısa etkili miydi –uzun etkili miydi? Aynaya mı bakarsınız yoksa hayâl mi kurarsınız (kimi kurarsınız, aman söylemeyin, sizde kalsın; âinesi iştir kişinin, lâfa bakılmaz ya)?

Ankara’daki ringde her tarafınız çifte çelik halatla kaplı ve karşınızda üçer adet Hûri ve Nûri var. Hepsi de arzuyla kıvranıyorlar.

İşte sorular:

1)      Neden erken boşalıyorsun?

2)      Utanmıyor musun?

3)      Başka derdiniz yok mu?

4)      Şivan Perver misiniz?

5)      Vatan Perver değil misiniz?

6)      Kamer Genç Klinik bir vak’a mıdır yoksa poliklinikten de takip edilebilir mi?

Hâlâ boşalmadıysanız (affedersiniz) eşşek sudan gelinceye kadar dövülecek ve Kamer Genç’in bahçe sulama derslerine yollanacaksınız.

Oradaki devenin başını tutmadan önce size tekrar soracaklar:

a)      Emin misiniz?

b)      Joker hakkınızı kullanmak ister misiniz?

c)      Telefonla danışmak arzunuz var mı?

d)      Kandırırım ha!

e)      Son hakkınız…

f)       Kamer Genç Klinik bir vak’a mıdır yoksa poliklinikten de takip edilebilir mi?

Goooong!

Kaybettiniz.

Sizi Merkezî Ortak Sınava alıciiiz.

Ama önce Çapa’da polikliniğe uğramanız lâzım, Tahin Özhipnoz’un sizi uyutması gerek, Fethullah Bey’in hüngür hüngür ağlaması ve kavimlerin helâk olması lâzım, Oyun Teorisi'nin yerini şimdi de Kaos Kuramı'nın almaması lâzım, bilmem kaç yüz milyon TL ödeyip de hâlâ gelmeyen Babylon Programı'nıntalk to walk” kısmının artık gelmesi lâzım.

Bingür Sönmez'in Kaç Yumurta Zararlıdır argümanına gene, gene, gene katılmanız icap eder!

}[/embed]

Bu, asla bir dayatma toplantısı değildir” dendiğinde istihbarî birimlerin de bunu desteklemesi lâzım.

En önemli, geçerli ve güvenilir olarak da, Okan Bayülgen’in, vücudundaki bütün deliklerden sigara içip üflerken yaptığı ve yapacağı bütün programlara katılıp beğeni toplaması, takdir-i şâhâne-i ulvîyeye mazhâr olması, Murat Bardakçı’nın, İlber Hoca’yla birlikte “Osmanlı’da İstimna Harsı ve İçoğlanları” mevzûundaki capcanlı, heyecanlı ve tabii ki helecanlı yayında beni de ehlivukuf olarak çağırmaları üzerine cereyan edecek olan yahşî sohbette patlayacak olan reytingden mütevellit olarak Hürriyet’te, Vatan’da, Taraf’ta ve bilumum bîtaraf medyada devamlı yorumcu olarak Zekeriya Beyaz, Tanju Koray, Cesi, Rejino Saint de la Maza, Fatih Altaylı ve diğer bütün zevatla beraber para basan bir Devridâim Makinası hâline gelip her yerde bedava ders vermem de cabası!

00"}[/embed]

00"}[/embed]

00"}[/embed]

00"}[/embed]

Kamer, ay demektir mâlûm, aynı zamanda da deve.

00"}[/embed]

Mizah bir yana, Hakikaten çok ayıp; hâttâ devenin başı!

Okumaya devam et
  3587 Hits
  0 yorum
Etiketler:
workshop tarihin arka odası sabancı okan bayülgen murat bardakçı mason koç kamer genç ilber ortaylı hipnoz erken boşalma devridaim makinası deprem cesi celal şengör çalıştay bingür sönmez
3587 Hits
0 yorum

SEZAR ve TÜRKİYE

İlk Sezaryen Seksio, Sezar'a yapılmış olabilir mi?

Bugün Pazar.

Hristiyanî tatil günü ama Gregoryen takvime göre…

Ne bitmez tatilmiş be, ben çok sıkılırım tatillerden'

İnsan, çalışmak için yaratılmıştır, bütün âlemler gibi. Atalet yoktur.

Hâlbuki her takvim kusurludur çünkü tarihin okunu istediği yöne tevcih eder ve oradan öncesi ve sonrasını gasp eder.

Zaman ise çok farklı tiplere ayrılır:

-Kronolojik zaman (izafî).

-Biyolojik zaman (eğişken; progeriada çok asabî, depresyonda yavaş, manide hızlı, şizofrenide kaotik ve en Öz’e yakın olan!

-Medyatik zaman: Hep geri kalır.

-Atabekik zaman: Hep ileri gider.

-Rolex zamanı: Haftada 5 dakika ileri gider ve tamiri için 2 (iki) aylık süre ve İsviçre Frangı cinsinden anasının örekesi para isterler, yedek de vermezler!

ed]

Bâzı yöreler hâriç, pek çok ülkedeki mâbedlerde kendi bildiğim şekilde Ulu Yaratan’a dua ettim.

Konu pek değişken olabiliyordu ama barış, dostluk, sâhicilik, kardeşlik hep esas tema oldu.

Keşke bütün âlemde her gün kısacık bir ân için herkes kendi içine dönüp, özüne (essence) dönüp, murakabe-i nefs (kendini sorgulama) ile maddî yönünden (substance) kurtulup kendini bulsa.

Gregoryen takvime göre 56, yaşımdan günler çalıyorum.

Zaman çok rölatif (göreceli), vakit ise kısadan da öte, uzun.

Buut (boyut) değiştirmeden önce kırdığım bütün kâlbler, acıttığım bütün yürekler, heyecanını tahrip ettiğim bütün gönüllerle aramı düzeltmek tek amacım (erek: ülkü: teleoloji).

Bunu bana hiçbir din, ideoloji temin edemez.

Sâdece kendi weltanschauungum (hermeneütik, yorumsama) benim rehberim olabilir.

Onun da ne kadar objektif (nesnel), ne derece hakiki (verite transandantal) olduğunu bilemem ama e azından kendi doğrumu (truth) yakalamamda benim öz rehberim olur.

Uzun zamandır aramızda anlamsız soğuk yeller esen Değerli Yazar ve Bilim Adamı Murat Bardakçı ile dün geceki canlı yayında buzlar eridi, içim sıcacık oldu.

Lütfen http://tvarsivi.com/player.php?e=113698 adresini tıklayın...

Sanırım tamamı yüklenmek üzere, yatmadan önce de "Lâ Mevcûde İllâllah" diye teşekkür ettim.…

O muhteşem manzaralı terasında Fransa’dan getirttiği kazlardan yemeyi iple çekiyorum ve muhayyel (imgesel) ama mukadder (kaçınılmaz) büyük buluşma tahakkuk edecek: Önem ve değer sırasıyla MA Celâl Şengör (5 lisan mükemmel), İlber Ortaylı (11 lisan mükemmel), Murat Bardakçı (4 lisan mükemmel) ve M. Kerem Doksat (iki lisan, Englisy very good) bizim fazla da mütevâzı olmayan fakirhânede buluşup söyleşeceğiz…

Cemil Meriç (5 lisan mükemmel), Recep Doksat (iki lisan, French très bon) ise ruhlarıyla bize refakat edecekler.

Tardif Tahsilât yaparken anacığımı çok kırdı çok...

Belki Güneş Taner Beyefendi’nin (iki lisan, excellent)  lûtfedip telefonla davet etmek zarafetini gösterdiği evinin avlusunda...

Ama biliyorum ki bu en geç bir iki ay içerisinde vuku bulacak.

Hele bu pentagram ile canlı yayında vuslat olursa, TAO Programı 3 gün sürer!

Aman Muradım..

Tabii ki anlaşamayacağız, anlaşmak için vakit kaybetmek en ağır günahtır!

Çünkü Karma öyle yazmıştı, kendi eserimiz olan Kaderlerimiz ise bizleri ahbap etti. Kıymetini de, değerini de bilmemek O’na haksızlık hâttâ küfür olur.

Ne yazık ki bu vuslat kamuya kapalı olacak çünkü avam bizim derimizi yüzer, havas ise taşa tutar çünkü “Havas ilmi Kur’ân ve sünnet üzeri yapılan mânevî bir tedavi şeklidir. Bir ismi de RUKYE ilmidir. Rukyecilik Allah Resûlü (S.A.V)'in tedavi şeklidir. Bu tedavi, mânâ âleminin doktorlarından ve mürşidlerinden alınan himmet ile yapılır” gibi acayiplikler dolanıyor siber fezâda.

Hâlbuki Havas gerçek olarak Nûrlar (Envâr) demektir.

Bir zahmet http://www.keremdoksat.com/index.php/entry/avam-ve-havass-farki makalemi teşrif eder misiniz?

Onlar havalı Cıvalı değildir.

Öyleyse de kâziptir (sham), sahtedir.

Hele Melâmîlik’ten dem vurup da el ayak öptürüyor, hiçbir bilimsel referans vermeden Hz. Mevlânâ’dan nakil diye “gel gel…” muhtevalı makaleler yazıyorlarsa, küffardandırlar. Câhiller’den daha tehlikeli şeytanlardır!

Baktım, Amerikan spor kanalı ESPN2’nin Friday Night Fights isimli boks programının yeni tanıtım yüzü Tyson, basın toplantısında yaptığı açıklamada, alkolün etkisinde kalmadığı bir hayat istediğini belirterek, “ölmek istemiyorum. Ölümün eşiğindeyim, çünkü iflâh olmaz bir alkoliğim” ifâdesini kullanmış. Hayatının büyük bölümünde kötü bir adam olduğunu söyleyen 47 yaşındaki boksör, birçok kötü şey yaptığını ancak affedilmek istediğini ifade ederek, “artık farklı bir hayat istiyorum. Altı gündür ne alkol ne de uyuşturucu madde kullanıyorum ve bu benim için bir mucize. Ayık olduğum konusunda herkese yalan söyledim ama değildim. Bu benim altıncı günüm. Bir daha asla kullanmayacağım” şeklinde görüşlerini aktarmış.

Biraz önce Gülay Fırat isimli pırıl pırıl bir gazeteci bir hastası hakkında fikir aldı benden.

Elimde Okat Yayınevi tarafından 1960’larda piyasaya çıkarılan, Doktor Recep Doksat’ın, von Urban’dan naklettiği bir kitap var: Cinsî Başarının Esasları.

 

Eğitim amaçlıdır ve ellenemez!

Evde özenle saklamışım ama kırk kere taşınınca mekân idraki nâkıs oluyor ve Neslim de gözleri pırıl pırıl bana sürpriz yapıyor, elinde babamın eseri.

Başarısının derecesi ortada: tek veled benim!

Hipnotizma’dan sonraki ikinci kitabı bu…

O zamanlar ne Haydar var ne de Duman.

Var da, mevcut değil çünkü kafadan atma yazmış, gene de epey hizmeti olmuş.

Ben de Oral mı, Anal mı hangi dönemdeysem kahkahayı basıyormuşumdur garanti.

Birazdan Can Dost, Selçuk Erez Hoca’yla mama yemeye gideceğiz.

Küçükusta gene televizyona çıkmadan kaçmak sevaptır ama haberler başladı, imbat!

   Destinasyon (varış yeri) mi?

      Söyleyeyim:  Recep Tayyip Erdoğan Lokantası.

         Neme lâzım pâdişahım…

            Unutmadan, Suriye, Suriyelilerindir!

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 25 Ağustos 2013 Pazar

Okumaya devam et
  4356 Hits
  1 yorum
Etiketler:
4356 Hits
1 yorum

ŞUNDAN BUNDAN

Sevgili Mekâncılar,

Aklıma estiği gibi, çalaklavye yazayım.

Ne yapayım ben bir grafomanım ve neolojistim.

Monomanim var.

***

CNN Türk’teki çocuklara, delikanlılara, gençlere savaş oyunu öğreten program ilga’ edile.

Bütün gazetelerdeki “benim üniversitem en iyisidir” düdük yarışı zapt edile.

Murat Bardakçı’nın Tarihin Arka Orası programı artık seyredilmiyor; sâdece zât-ı âlilerinin yaşını başını almış kadıncağızı ve Erhan’ı bir türlü konuşturmayıp, artık gülmece kaynağı hâlini aldığı temâşâ ediliyor. Bu müthiş eğlendirici programda herkese Türkçe fırçası atarken “evliyâlar” diyor meselâ. Bu eşsiz tarih, bilgi ve komedi hazinesinin, milletin gülmekten helâk olabilmesine imkân tanımak için, daha erken saatlerde yayınlanmasını istiyorum. Çünkü artık bu programı seyrederken Sevgili Başbakanımızınüre” emrine vakit kalmıyor. Bitap düşüyoruz, bu bir insanlık suçudur.

İnsanları güldürmek için yayınlanan ama sıkıntıdan patlatan programlar mebzûl miktarda oldukları için, onların geceye kaydırılmasını da aynı gerekçe ile Yüce RTÜK’ten niyaz ediyorum.

Üzerimdeki ekran ve her türlü medya yasağının ezel ve ebedden münezzeh olarak muhafazasını en âli makam neresiyse, oradan rica ediyorum. O makam da bana emrime uyduğunu arz etsin.

Asâkir-i Mansure-i Muhammediye’nin ne olduğunu bir sonraki yazıma kadar bilip de yorumlarda yazan ilk üç kişiye birer buçuk metre minare gölgesi, iki kilo davul tozu ve miktarı sürpriz oldun, pilavlık bulgur vereceğim.

Ergenekon ve Balyoz sanıklarının, gizli ve açık tanıklarının, yargıçlarının, savcılarının hepsinin sabun yapılmasını, bu sâyede her gün bana selâm söyleyen Hacı Şâkir’den kurtulacağımı niyaz ediyorum.

Okumaya devam et
  4317 Hits
  0 yorum
4317 Hits
0 yorum

TARİH, İDEOLOJİ MİDİR?

Önceleri Marksist, sonra "Osmanlı" olan Cemil Meriç "tarih ideolojidir" diyordu.

Prof. İlber Ortaylı

Yanlış anlaşılmaya yol açmamak için izahta fayda var: Buradaki merâm tarihin "materyalizm" veya "idealizm" anlamında bir ideoloji olduğu değil elbette ki; tarihi gâliplerin ideologlarının yazdığı, yazdırttığı.

Kıbrıs kökenli bir psikiyatri profesörü olan ve Amerikan Devleti'nin politik danışmanlığını da yaptığı bilinen psikanalist Prof. Dr. Vamık Volkan, "yıkıcı narsisistlere" örnek olarak Hitler'i, "yapıcı narsisisitlere" örnek olarak da Atatürk'ü verir. Pekâlâ, ABD'nin resmî lisanı İngilizce değil de Almanca olsaydı (-ki, oylamayı tek farkla kaybetmiştir) ve 2. Cihan Hârbi'ni de Almanya kazansaydı, dünyâ günümüzde böyle mi olacaktı?

Aynı kişilerden nasıl bahsediliyor olurdu o takdirde?

Okumaya devam et
  5552 Hits
  0 yorum
5552 Hits
0 yorum