Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

HANGİ BATI?

Vallahi de billâhi de Attilâ İlhan'a perestiş ettiğim veya aşırmacılık niyetim yok.

Megalomania Gravis!

Rahmetli, bu başlığın patentini almamışsa, sorun da yok demektir.

Bu aralar dünyâda oynanan hayâsızca (aslında bu kelimeyi ^ işâretsiz de yazsam yalan olmaz), fütursuzca oynanan ve ancak ahmakların yutacağı basitlikteki oyuna baktıkça içim sıkılıyor.

Önce Batı deyince neyi kastettiğimi târif edeyim (bilim adamı somut olarak neyi tartışacağını söylemelidir): Bütün Hristiyan Âlemi ve Yahudilik. Aslında bizleri Ortadoğu, Hindistan'ı Doğu, Japonya'yı Çin'i vs. Uzakdoğu diye isimlendiren de Avrupa-merkezci, yâni kendilerini "öteki" dünyânın üzerinde ve merkez olarak telâkki eden ırkçı Üstün Hristiyan Beyaz Adamlar''dır (ÜHBA). Yahudiliğin işin içine katılmasını (daha doğrusu içinde hep olduğunu) ileride anlatacağım.

Önce Kendimize Bakalım

Gâzi Mustafa Kemâl Atatürk ve arkadaşları bütün Batı'yla hârp edip yok olmakta olan Osmanlı'dan (imparatorluk lâfını kullanmıyorum çünkü Osmanlı asla emperyalist olmamıştı ki, ona Imperial / İmparatorluk diyelim) lâik, demokratik ve muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkmayı amaçlayan bir millî devlet kuruyorlar. Atatürk hem askerî hem de politik bir strateji dehâsı.

Savaşların çoğunu stratejik müdahaleler sâyesinde ve Mehmetçiğin îmanıyla kazanıyor. O zamanlar uydular filân yok! Aynı basireti memleketi yönetişinde de görüyoruz: Meselâ ilk Türk Komünist Partisi'ni bizzat kurduruyor ki kontrol altına alınsınlar; başımıza belâ olmasınlar diye Bolşevikler'e iltifat ediyor, sonra da İzmir İktisat Kongresi'nde kapitalizmi övüyor. Adamın tek amacı var: Son bağımsız Türk ülkesini her ne pahasına olursa olsun başı dik, şahsiyetli bir şekilde ayakta tutmak. Ağzından asla "Batılılaşma" diye bir lâf çıkmıyor. Deli mi ki senelerce harp ettiği adamlara perestiş etsin. Bilâkis, onların da üzerine çıkmayı hedefliyor.

Çatlak sesler daha o hayatta iken duyuluyor ama bunları kolayca hâllediyor. Vefatından sonraki Millî Şef döneminde ise paralardan onun resmini çıkarıp kendininkini koyan, milletleşerek Batılı'nın değerlerinden hayırlı olanlarını almak düsturunu tersyüz edip, Batılılaşarak millet olma paradigmasına kayan bir İsmet İnönü görüyorsunuz. İhânet orada başlıyor. O İsmet Paşa ki, adının verildiği iki büyük muharebeyi gerçekten kendisinin kazandığı son derecede tartışmalıdır!

Daha sonra bütün dinî mihrakların fitillerini tutuşturma ve Batı'nın emriyle memleketi peşkeş çekme dönemi başlıyor. "Her mahâllede bir milyoner yaratacağım" diye muktedir olan "efendi" döneminde işi o kadar mübalâğaya götürüyorlar ki, geleneklerini koruyan ordu müdahale ediyor ve en büyük hatayı yaparak 3 kişiyi asıyor (ordu bu hatayı hep yapıyor çünkü savaşmak için eğitilmişler, memleket idâresini bilmiyorlar).

Nitekim bunların hepsi de ileride iâde-i îtibar kazanıyorlar. Ordu, sövüldüğüyle kalıyor!

Okumaya devam et
  4470 Hits
  2 yorum
4470 Hits
2 yorum