Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar,

Şeker hastalığının ismi sifondan gelir.

Çok su içmek, çok acıkmak, sık idrara çıkmak, Açlık Kan Şekerindeki

dengesizlik nedeniyle oluşan diyabetin tipik belirtileri arasında iştahsızlık,

hâlsizlik, çabuk yorulma, bulanık görme, açıklanamayan kilo kaybı, kaşıntı,

inatçı bulaşıcı hastalıklar ve başka birçok bulgu şeker hastalığının belirtisi

olabilir.

 

Diyabetli kişinin hastalığını ve kullandığı ilaçları iyi tanıyıp gerektiğinde acil çözümler üretebilmesi, hastalığın yönetiminde sorumluluk alması gerekir. Yani bir nevi kendi kendinin doktoru olmalıdır. Bunun için de hastalığı ile ilgili yeterli eğitime ve sağlık profesyonelleri ile sıkı iletişime ihtiyacı vardır ifadelerini kullandı.

 

Şeker hastalığının belirtileri nelerdir?

 

Şeker hastalığının tipik belirtileri çok su içmek, çok acıkmak, sık idrara çıkmaktır. Ayrıca iştahsızlık, hâlsizlik, çabuk yorulma, bulanık görme, açıklanamayan kilo kaybı, kaşıntı, inatçı bulaşıcı hastalıklar (mesela diş eti iltihapları, kadınlarda tekrarlayan vajinal mantar enfestasyonları) ve başka birçok bulgu şeker hastalığının belirtileri olabilir.

 

Hasta şeker hastalığının vücuda verdiği zararlarla ilişkili belirtiler de yaşayabilir.

 

Örneğin sinir yapısının zarar görmesi nedeni ile ayaklarda geceleri artan yanma, ağrı, his kaybı görülebilir. Bu tür ağrılı sinir lifi tutulmalarına sinir lifi tutulması denir (polinöropati).

 

Kimler şeker hastalığı riski altında?

 

Şişman veya kilo fazlalığı olan, bel çevresi kalın kişilerde 40 yaşından sonra daha belirgin olmak üzere diyabet riski artar.

 

Aşağıdakilerden bir veya daha fazlası eşlik ediyorsa bu risk artışı daha da fazladır. Birinci derece yakın akrabasında (anne, baba, kardeş) diyabet bulunanlar, iri bebek doğuran veya daha önce gebelik şekeri teşhisi almış kadınlar, yüksek tansiyonu olan kişiler, kan yağları yüksek olan kişiler, daha önce açlık şekeri sınırda yüksek (100-125 mg/dl) bulunanlar, gizli şeker tespit edilenler, polikistik over sendromu (PKOS) olan kadınlar, atardamar hastalığı bulunanlar, düşük doğum tartılı doğan kişiler, fizik aktivitesi düşük olan kişiler, doymuş yağlardan zengin ve posa miktarı düşük beslenme alışkanlığı olanlar, şizofreni hastaları ve atipik antipsikotik ilaç kullanan kişiler, organ (özellikle böbrek) nakli yapılmış hastalar.

 

Bunlardan klozapin (leponeks) en çok yan etkisi olan ama en de faydalı olanıdır.

 

Şeker hastalığı tedavisi nasıl yapılıyor?

 

Diyabet tedavisinin temelini doğru beslenme ve düzenli egzersiz oluşturur. Bu tedavilerle yeterli kan şekeri kontrolü sağlanamıyorsa ilaç tedavisi eklenir. Diyabet tedavisinde kullanılan ilaçlar haplar (oral anti diyabetikler) ve ensülin olmak üzere iki gruptur.

 

Erişkin yaşta diyabet olanların çoğunluğu uzun yıllar, sadece oral anti diyabetiklerle başarılı bir şekilde tedavi edilebilir.

 

Ancak, vücudunda tam veya tama yakın ensülin eksikliği olan, oral antidiyabetik tedaviye cevap alınamayan veya bu ilaçları kullanması sakıncalı olan kişilerde tedavi ensülinle yapılır.

 

Bu tedavilerin doğru uygulanması için hastanın eğitimi şarttır ve bu nedenle eğitim tedavinin bir parçası olarak görülmelidir.

 

Şeker hastası nasıl bir hayat düzeni içinde olmalı?

 

Diyabetli hastanın günlük hayatta yapması gerekenler sağlıklı yaşamak isteyen herhangi bir kişiden çok farklı değildir. Diyabetli kişi sağlıklı beslenmeli, sigara içmemeli, alkol tüketimi kısıtlı olmalı, düzenli egzersiz yapmalı, ilaçlarını düzenli kullanmalı, sağlık kontrollerini aksatmamalıdır.

 

Diyabetlinin hastalığını ve kullandığı ilaçları iyi tanıyıp gerektiğinde acil çözümler üretebilmesi, hastalığın yönetiminde sorumluluk alması gerekir. Bunun için de hastalığı ile ilgili yeterli eğitime ve sağlık profesyonelleri ile sıkı iletişime ihtiyacı vardır

 

Çok şeker yemek hastalığı belirtisi değildir. Göz dibinde küçük damar hastalığına ve Gun belirtisi dediğimiz pamuk gibi küçük kanamalara sebep olur.

 

Şeker hastalığının (Diyabet) ilaçla tedavisi

 

Şeker hastalığında ilaçla tedavi sadece tip 2 diyabet hastalarına uygulanır. Tip1 diyabetliler doğuştan şeker hastasıdır bu nedenle ensülin iğnesi kullanırlar.

 

Ayrıca pankreası alınmış olanlar ve dirençli şekilde Tip 2 diyabeti olanlara da ensülin verilir.

 

Şeker hastalığının ilaçla tedavisi

 

Tip2 diyabet hastalarında, tedaviye öncelikle egzersiz ve diyet verilir. Bu sayede hastanın kan şekerinin düşmesi sağlanmaya çalışılır. Fakat buna rağmen kan şekeri bazı hastalarda düşmez, işte bu durumda hastaya ilaç tedavisi uygulanır. 

 

Kullanılan haplar aslında iki türdür. Bazı haplar, pankreastan ensülin salgısı yapmayı sağlarken bazıları da, vücudun yeterince kullanamadığı ensülini kullanmasını sağlar.

 

Bu ilaçların hangisini kullanmak konusunda doktor karar vermelidir. Bazen şeker ilacını doktor, karışık bile kullandırabilir.

 

İlaçlara nasıl başlanır?

 

Genelde haplara düşük dozda başlanır. Kan şekerinin durumuna göre doz ayarlaması yapılır. Bazı hastalarda ilaç alındığı hâlde kan şekeri düşmez. Bu durumda, ilacı zamanda almamak, stres, bulaşıcı hastalık oluşmuş olabilir.

 

Pankreasta ensülin salgısı yapan beta hücreleri komple bitmiş olabilir bu durumlarda doktor ilacı değiştirebilir.

 

Kim şeker ilacı kullanamaz?

 

Karaciğer, böbrek hastası olanlar, pankreası alınmış hastalar, pankreas iltihabı geçirenler şeker haplarını kullanamaz. Bu hastalar ensülin kullanmalıdır.

 

Kanda var olan ensülin hormonunun etkisini arttıran ilaçlar:

 

Metformin,  acarboz, roziglitazon ilaçlar, ensülin etkisini arttıranlardır.  Piyasadaki ilaçlar:

 

DİAFORMİN XR (Yavaş Salınımlı Tablet)

 

GLANGE (Tablet)

 

GLİFOR (Film Tablet)

 

GLİFOR (Uzatılmış Salınımlı Tablet)

 

GLUCOPHAGE (Tablet)

 

GLUFORCE (Film Tablet)

 

GLUFORMİN Retard (Tablet)

 

GLUKOFEN (Film Tablet)

 

GLUKOFEN Retard (Film Tablet)

 

MATOFİN (Film Tablet)

 

METFULL (Efervesan Tablet)

 

Glibenklamid ve Metformin HCl

 

DUPLAX (Film Tablet)

 

GLİBOMET (Film Tablet)

 

GLUCOVANCE (Film Tablet)

 

Vildagliptin ve Metformin HCl

 

GALİPTİN MET (Tablet)

 

GALVUS MET (Tablet)

 

Bu ilaçlar, kan şekerinin normalin altına inmesine engel olurlar.

 

Ensülin salgısını arttıran ilaçlar:

 

Sülfonilüre grubu ilaçlar, pankreastan ensülin salgısını arttırır.

 

Karbohidratların bağırsaklardan emilimini geciktiren ilaçlar:

 

Acarboz ve glinid ilaçlardır bunlar karbohidratların bağırsaklardan emilimini azaltır.

 

Metformin:

 

Genelde kilolu olan tip 2 diyabet hastalarında kullanılır. Günde 2 veya 3 kere alınır. Bağırsaklara ve karaciğere etki eder, karaciğerde şeker yapımını azaltır, kaslarda ensülin etkisi sağlar.

 

Metformin kullananlarda biraz kilo verilir.

 

Karaciğer ve kalp yetmezliği olanlara önerilmez. Bazılarında, ishal, bulantı, gaz yapabilir. Bir süre sonra bunlar geçer. Tok karna yemekten hemen sonra alınır.

 

İlaç seçimi nasıl yapılır?

 

Açlık kan şekeri 130 mg/dl’den yüksek olan hastalara doktorlar metformin yazarlar. Doktor ilk etapta sabah akşam 1 defa yenmeklerden sonra ilacı kullandırır. Yapılan kan tahlillerine göre doz ayarı yapar. Kan şekeri 1 ay içinde düzene girmelidir.

 

Açlık kan şekeri 200 mg/dl üzerinde seyrediyorsa, metformin ve sülfonilüre tipi ilaçlar alınır.

 

Açlık kan şekeri, 300 mg/dl’nin üzerindeyse hasta ensülin tedavisine alınır ve kan şekeri düşürüldükten sonra ilaç tedavisine başlanır.

 

İlaç tedavisinde başarısızlık:

 

İlaç tedavisine rağmen kan şekeri düşmüyorsa, ya pankreasta ensülin yapımı yoktur ya da ilaç etki etmiyordur. Bu nedenle ilaç değişimi yapılır veya daha etkili ensülin türevleri kullanılmaya başlanılır. Yaklaşık 5 yıl boyunca aynı ilaçlar kullanılınca ilaçların etkisi azalır bu durumda hastanın ilaçları değiştirilir.

 

Fazla yemek yemek, kilo almak, hareketsizlik, stres, bulaşıcıcı hastalıklar, şeker hastalığının ilerlemesi, ilaç dozunun etkisizliği, ilaç emilim bozukluğu, şekeri arttıran kortizol türevleri (steroidler), büyüme hormonu ilaçlarının kullanılması şeker haplarının etkisini düşürür.

 

Psikosomatik bir hastalık olan diyabette strese bağlı mide delinmeleri ve iyi tedavi edilmezse iktidarsızlığa yol açabilir.

 

Bu durumda papaverin ve benzeri ilaçlarla ereksiyon kaybı düzeltilmeye çalışılır.

 

Mutluluk çubuğu denen protezleri taktırmak cerrahi bir işlemdir.

 

Büyüme hormonu ve boy uzatma arasında doğrudan bir ilişki vardır.

Özellikle gelişme çağında büyüme hormonu miktarını arttırmak direkt

olarak boy gelişimini etkiler

 

Büyüme Hormonu (HGH) beyindeki hipofiz bezi tarafından üretilir.

Vücudun büyümesi, yenilenmesi ve gelişmesinden sorumludur. Eksikliği

durumunda birçok önemli sıkıntı baş gösterebilir. En belirgin olanı ise

gelişim bozukluğudur.

 

Aynı zamanda yağ yakımı ve adale gelişimi için de faydalıdır. Büyüme

hormonu en çok uyku esnasında salgılanır. Uykunun ilk seviyesi

yükselir.

 

30’lu yaşlardan itibaren vücuttaki HGH faaliyetleri azalmaya

başlamaktadır. Belirli bir seviyenin üzerinde tutmak için bazı şeyler

yapılabilirler.

 

Büyüme Hormonunu Arttırmak İçin

 

a) Uzun süreli ve kesintisiz uyku uyunmalıdır.

b) B ve C vitaminlerinden eksik diyet yapılmamalıdır.

c) Kan şekeri seviyesi yüksek seviyelerde tutulmamalıdır.

e) Antrenmanlar kısa ve şiddet prensipleri uygulanarak yapılmalıdır.

 

Derin Uyku ve Büyüme Hormonu İlişkisi

 

HGH salgılanmasının uykuda yoğun olduğundan bahsetmiştik. Uzun ve

derin bir uykunun gerçekleşebilmesi için bazı gereklilikler vardır. Bu

şartların oluşturulması melatonin denen hormonun tam manasıyla

salgılanması içindir.

 

Uyku saatleri en az 8 saatlik dilimler halinde olmalıdır.

Melatonin salgısı için tamamen karanlık bir ortam oluşturulmalıdır.

Uykuya 1 saat kala telefon gibi dijital cihazların kullanımı bırakılmalıdır.

Dolu mideyle uyumamalısınız.

Sessiz bir ortamda uyumalısınız.

Gece uykusunu tercih etmelisiniz.

B ve C vitaminleri ve Büyüme Hormonu İlişkisi

 

Bu iki vitaminin düzenli olarak vücuda alınması, hem büyüme

hormonunun vücutta aktif hale getirilmesi hem de düzenli bir uyku

sağlamak için gereklidir. Ayrıca güçlü bir antioksidan olan C vitamini

spor esnasında oluşan atık maddelerin vücuttan kolaylıkla

uzaklaştırılmasında rol oynar. B vitamini ise amino asitlerin işlenmesi ve

kullanılmasında etkilidir.

 

Büyüme Hormonunun Kan Şekeri İle İlişkisi

 

Kan şekerinin gün içerisinde düşük tutulması büyüme hormonu

faaliyetlerini arttırmakta ve daha hızlı yağ yakılmasına yardımcı

olmaktadır. Sık sık ve az az karbohidrat ve protein tüketmek kan

şekerinin düzen dışına çıkmasına engel olur.

 

Tüketilen karbohidratlar yağsız ve tuzsuz olarak seçilmelidir. Tercihen,

pirinç, makarna ve patates kullanılmalıdır. Basit karbohidratlar ve

şekerden uzak durulmalıdır. Kan şekerinin düşük tutulduğu gün ve gece

yağ yakımı devam edecektir.

 

Antrenman ve Büyüme Hormonu İlişkisi

 

HGH seviyesini arttırmadaki en önemli etkenlerden birisi egzersiz

yapmaktır. Antrenman süresince uyarılan adaleleri yapılanma sürecinde,

yeteri kadar sentez yapabilmesi için vücudun geliştirdiği otomatik

mekanizmadır.

 

Bu durumda beyin, büyüme hormonu üretimini arttırır. Bunun için boy

uzatma egzersizleri hakkında bilgi sahibi olunmalıdır.

 

Büyüme hormonu sentetik olarak da piyasada bulunabilmekteyse de

kullanımı son derece risklidir. Zaten artık doktor onayı olmadan almak

mümkün olmadığı ancak kaçak yollardan temin edilebilir. Ayrıca vücutta

bulunan kanserli hücrelerin hızla büyümesine de sebep olabilmektedir.

Zararlı sebeplerinden dolayı kullanılmasını kesinlikle tavsiye etmiyorum,

eğer kullanılacaksa doktor kontrolünde kullanılmalıdır.

 

Sağlık, sevgi ve esenlik dolu günlere efendim.

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 23 Mart 2017 Perşembe

 

 

 

17 kez okundu
0

Posted by on in Genel

 

Unutkanlık hepimizin zaman zaman yaşadığı bir sorundur. Fakat unuttuklarımızı hatırlamamız uzun sürmez. Çoğu stresli iş ortamı, yorgunluk gibi faktörlerden kaynaklanır. Bunlar basit unutkanlıklardır. Günlük hayatımızı etkileyen bir problem değildir.

 

Alzheimer Hastalığı, yaş ilerledikçe unutkanlıkla ortaya çıkan, hafıza, konuşma, hesap yapma, atasözlerini değerlendirme gibi durumlarda sorunlar yaşanan, günlük hayatın gerektirdiklerini uygulayamama gibi problemlere yol açan bir hastalıktır.

 

Mesela “kuşla uçak arasında ne fark vardır” diye sorsanız buna “su” derler. Somut düşünce kaybı tipiktir. “Damlaya damlaya göl olur ne demek” diye sorunca bunun mecazi anlamı anlayamaz ve “su” diyebilirler.

 

Günbatımı Belirtisi: Gündüz görme ve uzaysal kavrama yeteneklerini koruyabilen hastalar, akşam hava kararınca kötüleşip deliryuma (akut beyin yetmezliği) girerler. Beyinlerinde senil plaklar ve kongofilik anjiopati gelişir.

 

Geri dönüşümü olmayan ve ilerleyen bir hastalık olan Alzheimer Hastalığı, halk arasında bunama olarak bilinir. Beynin fonksiyonlarında bozukluk vardır. Hastanın düşünmesinde sorun ortaya çıkar. Alzheimer, ciddi bir hastalıktır. Belirtiler görüldükten 7-8 yıl sonra ölüme yol açabilmektedir.

Klinik açıdan 7 üzerinden değerlendirilir. ½ iken basit yaşlılık unutkanlığı denir ve ihmal edilir. 2/4 iken artık sayı sayma, unuttukların artması tipiktir. Bu unutkanlıklar Ribot Yasası denen şekilde sabah yediğini unutur ama askerliğini nerede yaptığını hatırlayamaz. Sokakta bulduğu bir cüzdanda “2000 TL ve 4000 USD” bulunca ne yaparsınız diye sorunca “alır harcarım” veya “sahibini bulur veririm” der.

Hâlbuki doğrusu polise gidip zabıt tutturduktan sonra, bir nüshasını kendisine alıp, öbürünü karakolda bırakmasıdır.

¾ dereceye ulaşınca başını alıp kaçma (füg) ve yönelimde bozulma başlar. Mesela Nişantaşı’ndaki tanınmış bir ailenin hanımı aynaya bakıp “hürmetler efendim” diyordu. 4-5/7 dönemde ise artık hafıza bozukluğu o kadar ileri gidiyordu ki, konfabülasyon dediğimiz doğru olmayan şeyleri konuşup kendi de inanıp anlatıyordu.

Hastalara kesin teşhis koymak için beyin biyopsisi de yapılabilir ama artık pek gerek görülmüyor. İyi klinik muayene, Mini-Mental testle takip ve MR, CT, EEG yeterli oluyor.

ALZHEIMER HASTALIĞI KİMLERDE, NE KADAR SIKLIKLA GÖRÜLÜR?

Alzheimer, sıklıkla 65 yaşın üzerindeki kişilerde görülür. Hem kadın hem de erkekte görülen bu hastalığın, kadınlarda biraz daha fazla görüldüğü saptanmıştır. Yapılan araştırmalar, 65 yaşın üstündeki, ortalama her 15 kişiden birinde bu hastalığın görüldüğünü ortaya koymuştur. 80-85 yaşın üzerindeki, her iki kişiden birinde Alzheimer görülmektedir.

Ayrıca bu hastalık sadece 65 yaşın üzerinde değil, kırk ve ellili yaşlarda da ortaya çıkmaktadır. Fakat diğer yaşlara göre sık karşılaşılan bir durum değildir.

Dünyada 20 milyondan fazla Alzheimer Hastası vardır. Bu hastaların yaklaşık 300 bini ülkemizdedir. Bu hastaların sayısı gün geçtikçe artıyor. Çünkü dünyada insan ömrü uzamakta ve yaşlı insan sayısı artmaktadır.

ALZHEIMER HASTALIĞININ SEBEPLERİ VE HASTALIĞIN SEYRİ

Alzheimer hastalığının sebepleri arasında kalıtımsal faktörler, beyinde protein birikimi, beyin hücrelerinin ölümü, sinirsel iletimin bozulması, çeşitli zehirli maddeler yer almaktadır (bir ara Alüminyum sorumlu görülmüştü ama o diyaliz demansında sorumlu tutulmuştu; diyaliz aletleri gelişince gündemden düştü).

 

Ayrıca yaş ilerledikçe, Alzheimer’ın görülme ihtimali artar. Fakat hastalığın kesin sebebi henüz bilinmiyor.

Vak’aların en fazla üçte ikisinde 21. Kromozomda trizomi olan Down sendromlu hastaların da büyük çoğunluğu 30-40 yaşını bulduklarında Alzheimer Hastalığı başlıyor.

Hastaların sadece yüzde 10’unda ailede Alzheimer varlığı tespit edilmiştir. Bu yüzden, bu hastalık sadece tek bir kalıtsal faktöre bağlı değildir.

Alzheimer, yavaş ilerleyen ve sinsi bir hastalıktır. Beyindeki sinir hücreleri mahvolmaya başlamıştır. Önceleri kısa süreli unutkanlıklar şeklinde ortaya çıkar. Örneğin, hasta bir gün önce ne yaptığını, ne yediğini hatırlayamaz. Hastalık ilerledikçe, kişinin günlük işleri aksamaya başlar. Sorduğu bir şeyi tekrar sorar, yakınlarını tanıyamaz hâle gelir. Bu durumda kişinin psikolojisi bozulur. Psikolojisi bozulan hasta, içine kapanık bir hâle gelir. Konuşma, yürüme, tuvalete gitme gibi ihtiyaçlarını karşılayamaz ve yatağa mahkûm bir hayat sürmeye başlar. Yani hem fiziksel hem zihinsel problemler vardır.

Dünya Alzheimer Derneği’nin ünlü bir düsturu (mottosu) vardır: Ailede bir kişide Alzheimer Hastalığı görülürse, bakım verenlerden en azından birinde Majör Depresyon gelişir.

İyi bir yaşlılık psikiyatrının veya nörologun yapması gereken, adeta bir orkestra şefi gibi, dâhiliyeciler, fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanları gibi dallardan en iyilerini takıma dâhil edip, hastanın rahat etmesini sağlamaktır.

İlerlemiş Alzheimer hastalığı (7/7), hastaların ailesi için de bir yüktür. Hastanın bütün bakımı aile tarafından yapılmak zorundadır. Bazıları kaşektik (eti buduna karışmış ve yatalak) hâle gelir ve bizim ülkemizde bile artık çoğu hasta ömürlerinin son günlerini bakım evlerinde geçiriyorlar. Vefat edinceye kadar onları ziyaret etmek ve bakımlarıyla ilgilenmek hem vefa borcudur hem de karşılık beklemeden altruistik (diğerkâmca) davranış örneğidir.

 

ALZHEIMER HASTALIĞININ BELİRTİLERİ

Alzheimer hastalığının, temel olarak 10 tane belirtisi olduğu kabul

edilmektedir. Bu belirtilerden bir ya da birkaçının bulunması Alzheimer

belirtisi olabilir.

 

Günlük hayatı etkileyecek kadar unutkan olma (kişilerin adlarını, olayları

 

hatırlayamama), gündelik işleri yapamama (yemek yapmak gibi), kelimeleri

 

bulurken zorlanmak, tarihleri ve bilinen yolları hatırlayamama, çok basit

 

konularda bile karar vermede güçlük çekme, hesap yapamama, pratik

 

düşünmede zorluk çekme, eşyaların yerlerini karıştırmak (koyarken başka yere

 

koymak), davranışlarda ve ruh hâlinde değişiklik, hastalık öncesi karakter

 

özelliklerinin abartılması, insanları suçlama, kendisine fenalık edecekleri veya

 

paralarını çaldıkları tarzında hezeyanlar ve bunlara eşlik eden hallüsinasyonlar

 

da görülebilir. Sorumluluk sahibi olmaktan kaçmak da belirtilerinden birisidir.

 

Yönelimi bozulup başını alıp gidebilirler (füg).

 

 

 

ALZHEIMER HASTALIĞI TEŞHİSİ NASIL KONUR?

 

Öncelikle yukarıdaki belirtilerden bazıları sizde veya bir yakınınızda varsa bir

yaşlılık psikiyatrisi ve/veya nöroloji hastalıkları uzmanına başvurmanız

gerekir.

 

Çekilen MR, yapılan kan tahlilleri ve laboratuar tetkikleri ile Alzheimer

hastalığı diğer hastalıklardan ayırt edilmeye çalışılır. Çünkü her unutkanlık, bu

hastalığın belirtisi değildir. Bu şekilde hastalığın kesin teşhisi konur.

 

ALZHEIMER TEDAVİSİ HASTALIĞI

 

Hastalığın kesin tedavisi yoktur. Yani yapılan tedaviyle, hastalık tamamen

ortadan kaldırılamaz. Öncelikle şunun bilinmesi gerekir; bu hastalığın

tedavisinde erken teşhis çok önemlidir.

 

Yapılan tedaviyle, hastalığın ilerlemesi yavaşlatılır ve hastalığın semptomları

azaltılır. Amaç, hastanın hayat kalitesini arttırmaktır. Ayrıca, ortaya çıkan

psikolojik problemlerle başa çıkabilmek için de çeşitli ilaçlar (antikolinerjik

etkisi düşük olan citalopram (Cipram) veya Faverin (fluvoksamin) gibi

antidepresanlar kullanılır. Bu ilaçlar doktor kontrolünde alınmazsa daha kötü

sorunlara yol açabilir.

 

Gün geçtikçe, Alzheimer Hastalığı hakkında daha fazla bilgi sahibi oluyor ve

daha fazla ilaçlarla karşılaşıyoruz. Yapılan çalışmalar, hastalığın tedavisinde

büyük adımlar atılacağını göstermektedir.

 

Alzheimer Hastalığı’nın patolojik belirteçleri Amiloid Beta plakları ve Tau proteini içeren nörofibriler yumaklardır. Sinirsel kayıp ve yumaklar arasındaki ilişki tam olarak açıklanamamış olsa da, Alzheimer Hastalığı ve sinirsel kayıp arasındaki ilişkinin zemininde amiloid Beta proteininin olduğu düşünülüyor.

 

Hastalığın tedavisinde amiloid beta proteinindeki değişimler araştırılıyor. Alzheimer’a yönelik ilk aşı olan AN1792 denemeleri, hastalar meningoensefalit (beyin ve beyin zarı iltihabı) geliştirince ertelendi. Bu başarısızlığa rağmen, daha az yan etkili ikinci nesil bir aşının geliştirilmesi için çalışmalara devam ediliyor.

 

Alzheimer Hastalığı, artan sıklıkta görülmeye başlanan demans (bunama) tipi bir hastalıktır. Demansla giden Alzheimer hastalığında, beyindeki, özellikle hippokampal ve neokortikal alandaki sinirsel kayıplar önemlidir. Düşünme, konuşma ve öğrenme kapasitesindeki değişimler ve ilerleyici hafıza kaybı gibi klinik bulgularla tanımlanan Alzheimer hastalığında; hastaların ölümleri sonrasında incelenen beyin dokularındaki hücre içi Tau proteinleri ve nörofibriler yumaklar ile hücre dışı amiloid beta içeren senil plaklar, teşhis koydurucu işaretleyicilerdir.

 

Nöronal kayıp ve Tau proteinleri / plakların varlığı arasındaki ilişki, tam mânâsıyla açıklanamamış olsa da; Aβ protein hipotezi genel kabul görmektedir. Gerçekten de beyin kabuğundaki (korteks) Aβ proteinin normalden fazla imali ve birikimi Alzheimer ile ilişkili bunama ve sinir hücresi kaybıyla paralel seyir göstermektedir.

 

Tau proteinlerine bağlı patolojiler ve diğer dejeneratif değişiklikler Aβ proteinin başlattığı patolojik sürecin ardışık etkileri gibi düşünülmektedir. Bu teoriyi destekleyen hayvan modelleri ve otopsi sonuçları hücresel düzeyde tatmin edici deliller sunsa da, canlı hastalarda Aβ proteini birikim düzeyinin kortikal atrofi öncesinde geliştiğini gösteren görüntüleme teknikleri henüz mevcut değildir.

 

Alzheimer oluşumunda Aβ ve Tau protein patolojilerine ek olarak “enflamasyon (iltihap)” da önemli bir mekanizma olarak öne çıkmaktadır. Aktive olmuş mikroglianın (zamk hücreleri), senil amiloid beta plakları ve prostoglandin, pentaksin, kompleman komponentleri, pre-enflamatuar sitokinler, kemokin ve proteaz gibi enflamatuar mediatörler ile yakından ilişkili oldukları uzun süreden beri bilinmektedir. Bu ilişkilerin, beyin dokusunun etkilenen alanlarında daha fazla olduğu da görülmektedir.

 

Çalışmalar, genetik faktörler ile Alzheimer hastalığı arasında bir bağlantı olduğunu işaret etmektedir. Alzheimer tedavisinde enflamasyonun yeri ve nonsteroidal anti-enflamatuar ilaçların (NSAID) etkililiği konusunda henüz ortak kabul gören bir ifade bulunmamaktadır.

 

Bağışıklığın hastalığın tedavisindeki yerinin araştırıldığı aşı denemeleri sırasında, deneklerin %6’sında görülen aseptik meningoensefalit (beyin kabuğu ve beyin iltihabı) sebebi ile çalışmalar durduruldu. Araştırıcılar, daha güvenli ikinci bir aşı için yeniden laboratuar çalışmalarına başladılar.

 

Öte yandan; ilk aşı çalışmasından elde edilen sonuçlar, amiloid antikorlarının amiloid birikimini azalttığını ve yüksek amiloid antikoru varlığının geniş çaplı amiloid atılımı ile ilgili olduğuna işaret ediyor. Beyin omurilik sıvısındaki (BOS) Tau protein düşüşü de, bu bulguyu destekliyor.

 

Amiloid plaklarındaki belirgin düşüşün yanında, Merkezî Sinir Sisteminde (MSS) meydana gelen enflamasyon ve derinleşen demans vak’aları ise, çalışmayı sınırlandırıyor.

 

AN1792 çalışması, veriler sınırlı olsa da, sekiz otopsi vakasından altı tanesinde amiloid plaklarının ortadan kalktığını gösteriyor. Ancak bilişsel fonksiyonlarda ve hayat kalitesinde bir düzelme olduğuna dair elde delil bulunmuyor. Alzheimer immünoterapisinde amiloid beta proteini, hedef molekülü oluşturuyor. Aşının dozu ve zamanlamasının önemli olabileceği de belirtiliyor.

 

Son görüntüleme çalışmaları, amiloid beta proteininin birikiminin, Alzheimer için erken ve sessiz bir sinyal olabileceğini düşündürüyor. Bağışıklık sistemi terapisi, Alzheimer hastalığının tedavisinde gelecekte kilit rol oynayacak gibi duruyor.

 

ALZHEIMER HASTASI VE YAKINLARININ BİLMESİ GEREKENLER

 

Öncelikle hastanın kendisine, cesaret ve güven duygusunu aşılamak gerekir.

 

Hastaya her zaman yardım edilmeli ve bu yardımın hastaya kabul ettirilmesi

 

gerekir.

 

 

 

Hastanın hislerini empatiyle paylaşmak gerekir. Gerekirse hasta, doktora nasıl

 

bir durumda olduğunu anlatmalı ve bu yönde de tedavi uygulanmalıdır.

 

 

 

Yapılacak işler için bir kâğıda notlar alınmalıdır. Aynı şey, eşyaların yerini

 

bulmak için de yapılmalıdır.

 

 

 

Alzheimer hastalarının araba sürmesi tehlikelidir. Bu yüzden bir kişinin,

 

hastaya eşlik etmesi (şoför olarak) gerekir.

 

 

 

Hastanın sağlığına ve beslenmesine dikkat edilmelidir.

 

 

 

Hasta hobilerini kısıtlamamalıdır. Önceden yaptıklarını yapmaya devam

 

etmelidir. Fakat artık çalışmayı bırakması gerekir çünkü ciddi maddî ve

 

manevî hatalar yapabilir.

 

 

 

Hastalık ilerlemeden, hastanın ilerideki bakım durumu görüşülmelidir.

 

 

 

Alzheimer Hastalığı, sadece kişinin kendisine değil, ailesine de maddî ve

manevî yük getirdiğinden, bu hastalıkla yaşamaya alışmak ve baş edebilmek

için destek almak gerekir.

 

Sessiz idrar yolu iltihapları için sık sık idrar tahlili yaptırmak icap eder. Buna

yönelik antibiyotikler (sefalosporin türevleri ve idrar yolu antiseptikleri)

yazılır.

 

Demansın Depresyon Sendromu döneminde, aile kabul ederse 5 ila 7 EKT

yapılabilir; eğer hastanın süksinil kolinesteraz enzimi düşük değilse, diğer

ilaçlar kesilmeden verilebilir.

 

Psikotik belirtiler (beni soyuyorlar), Capgras Sendromu(en kısa tanımıyla

tanıdık kişilerin yerine, onlara çok benzeyen sahtekârların geçmiş olduğuna

dair hezeyanlarla karakterizedir). Bu sendrom nadir olarak görülür ve daha çok

şizofreni kavramı içinde yer alır ama bunamanın ilk belirtisi de olabilir. Bu

durumda risperidon (Risperdal) 1-3 mg/gün, ketiyapin (Seroquel 25-200 mg

yatarken) eklenebilir. Piribedil (Akineton) gibi antikolinerjik ilaçlardan

kaçınılmalıdır

 

Hâlen Alzant 10 Tablet 2x1’den 2x4’e kadar çıkılabilmektedir. Piracetam

(Nootropil) 4,1gr/gün (3x800) mg Tablet verilebilir. Aricept (donezepil) ve

galantamin (Reminyl) reçete edebiliyoruz.

 

Sağlıklı yaşlılarda yenilikler hastaya iyi gelirken, bunaklarda bunlar onları

olumsuz etkiler ve katastrofik tepki denen ve bazen saldırganlığa (genellikle

sözel, bazen fiziksel) varan davranış bozukluklarına yol açabilir.

 

Tamamen şuursuzca cinsel sapma tanımına uyan davranışlarda (teşhircilik,

röntgencilik, fortçuluk) gibi bulunabilirler. Sürekli gözetim altında tutulmaları

şarttır.

 

Hepimizin beyninde doğum öncesi başlayan evrimsel kökenli apoptozis

(programlı hücre ölümü) ve sinaptik budanma var.

 

 

Bir de demans eklenince, bu hastaların beyinleri küçülür (dumura uğrar) ve

çocuklaşırlar.

 

Gece yatarken kendiliğinden parlaklığı artan bir ışık kaynağının odasında

bulundurulması çok isabetli olur.

 

Hepimiz bir gün bu hastalığa yakalanabiliriz. İlaçlar kadar etki bir yöntem de

şefkat ve sahiplenmedir.

 

Sağlıklı kalmak, düzenli beslenmek ve sedanter değil faal bir hayat sürmenin

yanı sıra, bol bulmaca çözmek, güzel müzik dinlemek de koruyucudur.

 

Sağlık, esenlik ve dostluk dolu günlere efendim.

 

               Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 22 Mart 2017 Çarşamba

50 kez okundu
0

Posted by on in Genel

 Sevgili Mekâncılar,

 Siroz karaciğer işlevlerinin kaybıyla sonuçlanan, normalde karaciğerde

bulunan lobül işlevsel birimlerinin sertleşme ve nedbeleşme ile yerini geri

dönüşümsüz fibrozis dokusunun aldığı hastalıklı duruma verilen addır. Ancak

bu terim hemen her zaman kronik karaciğer iltihabı için kullanılır. Kelime

Antik Yunancada portakal sarısı veya koyu sarı renk anlamına gelen

scirrhus”dan kaynaklanmakla birlikte ilk defa 1826 yılında Laennec

tarafından kullanılmıştır.


***

Türkiye’de sirozun en sık rastlanan sebeplerinden ikisi B ve C, bazen de delta

viral hepatit enfeksiyonları ve alkol kullanımıdır. Sirozun temel unsurları,

nedbe dokusu artışı ve rejenerasyon nodülleridir. 

Belirtileri

Karaciğer çevresinde kaşıntı, kaşıntıyla beliren 30 dakikayı aşkın normal dışı ağrılar. Devamlı veya 5 dakika aralıklarla gelen mide bulantıları. Nefes darlığı ve aşırı şişkinlik hissini sık rastlanır. Karaciğer içinde batma hissi. Çok aşırı terleme ve bayılma krizleri. Sürekli uyuma isteği (hipersomni). Karaciğerin yavaş veya normal dışı çalışması tipiktir.

Tuvalette çıkan kanlı dışkı ile birlikte gelen deri parçaları dikkati çeker.

***

Karaciğerin eğrileşmesi veya omurgaya batması, omurilikteki kemiklerin çok aşırı büzüşmesi.

Sindirim zorluğu veya karaciğerde iç tıkanıklığı

Karında anormal derecede şişme (ascites)

Aşırı İdrara çıkma

Karında biriken sıvı

Sık burun kanaması (epistaksis)

Aşırı gaz birikimi ve bunu rahatsız edici şekilde çıkarma.

Düşük albümin düzeyi, düşük serum sodyumu, protrombin zamanında uzama, sebat eden sarılık, tedaviye başarısız cevap, ascites (asit) olması, ösofagus varis kanamaları, nöropsikiyatrik komplikasyonların eşlik etmesi (koma gibi), küçük karaciğer, geçmek bilmeyen hipotansiyon (100/60 mm Cıva veya altı) sıktır, etiyolojik ajan metil alkoldür.

***

Siroz karaciğer işlevlerinin kaybıyla sonuçlanan, normalde karaciğerde

bulunan lobüllerin işlevsel birimlerinin sertleşme ve nedbeleşme ile yerini geri

dönüşümsüz fibrozis dokusunun aldığı hastalıklı duruma verilen isimdir.

Ancak bu terim hemen her zaman kronik karaciğer iltihabı için kullanılır. Siroz

kelimesi Antik Antik Yunanca’da portakal sarısı veya koyu sarı renk anlamına

gelen "scirrhus" teriminden kaynaklanmakla birlikte ilk defa 1826 yılında

Laennec tarafından kullanılmıştır.

 ***

Türkiye’de sirozun en sık nedenlerinden ikisi B veya C viral hepatit enfeksiyonları ve alkol kullanımıdır. Sirozun temel unsurları, fibröz doku artışı ve rejenerasyon nodülleridir.

Belirtileri

Karaciğer çevresinde kaşıntı tipiktir. Kaşıntıyla beliren 30 dakikayı aşkın normal dışı ağrılar ortaya çıkar. Devamlı veya 5 dakika aralıklarla gelen mide bulantıları. Nefes darlığı ve aşırı şişkinlik hissi… Karaciğer içinde batma hissi olur. Çok aşırı terleme ve bayılma krizleri ortaya çıkar. Sürekli uyuma isteği (hipersomni). Karaciğerin yavaş veya normal dışı çalışması…

 ***

Tuvalette çıkan kanlı dışkı ile birlikte gelen deri parçaları görülür. Karaciğerin eğrileşmesi veya omurgaya batması tipiktir. Omurilikteki kemiklerin çok aşırı büzüşmesi de eşlik eder...

***

Hazım zorluğu veya karaciğerde iç tıkanıklığı, karında anormal derecede şişme

olur. Aşırı idrara çıkma. Karında biriken sıvı tipiktir. Sık burun kanaması

(epistaksis) Aşırı gaz birikimi (karında şişkinlik) tipik belirtilerdir.

***

Albümin düzeyinde düşme, serum sodyumunda düşme, protrombin zamanında uzama, uzun süren sarılık. Genellikle tedaviye başarısız cevap anlamına gelir. Asit varlığı, yutma borusu varis kanamaları. Nöropsikiyatrik komplikasyonların eşlik etmesi: Prekoma, koma, Deliryum, Wernicke Korsakoff Sendromu, hepatolentiküler yozlaşma (Wilson hastalığı), karaciğerde küçülme, sebatkâr hipotansiyon. Etiyolojik ajan (metil alkol).

 ***

Bir meslekdaşımın hayatında ağzına alkol koymamış olan annesinde şiddeti kansızlık ve solma vardı. Hemen müdahale ettim. Acil Servis’te röntgen çekildi ve şiddetli ösofagus varis kanaması olduğu ortaya çıktı. Hemen Giludop Ampul (dopamin agonisti) perfüzyonuna başlattım. Derhal öbür koldan da B Rh+ kan verdirttim ve hasta yarım saat içinde toparlandı. Teşekkür etti ama iki saat sonra da vefat etti.

 ***

Adana’da tıbbiyedeyken böyle hastalara çok rastlardık. Kebapçıdan veya pavyondan rakı, nar ekşisi ve şalgam içip kafayı bulup, kutsal değerlere sövüp hastaneye getirilirlerdi.

***

Bir gün son dönem sirozlu bir hasta yanında en yakın arkadaşıyla geldi. İçme

sebebini sordum…“Sıkıntı ve yalnızlık” dedi. Beş çocuğu da bir trafik

kazasında ölmüş, her şeyini satmış ve hayatta kimsesi kalmamıştı.

 ***

Empati yapınca içim daraldı. Ağzında tipik rakı ve fetor hepatikus kokusu vardı. Bir süre sonra o da dünyaya veda etti.

 ***

Hâlâ bu kişiyi unutamam.

***

Atatürk Sıtma’ya bağlı sirozdan vefat etmişti. Hekimi Mim Kemal Öke de

primakin ve klorokin vermişti.


Ben de sıtma olduğumda aynı ilaçları almak zorunda kalmıştım.

 ***

Bu arada, her tarafta Suriyeliler var. Bir kısmı en güzel mekânlardan alış veriş ediyor, bir kısmı da sefil ve sefih bir hayat yaşıyor.


***

Bu referandumdan “evet” çıkarsa ve bu insanlara vatandaşlık hakkı tanınırsa demografik durumumuz ne olacak?

*** 

Malatyalı Özal Kütlere memleketi açmıştı. Şimdi de Suriyeliler her tarafta! Bir hekim olarak hepsi benim için insan ve hepsini seviyorum, başka türlüsü olamaz!

***

Bu ülke bizim. ABD’deki seçimdeki skandalları ve Trumph’ın şöven bir İslamofobik olduğunu da unutmamak gerek.


Marshall Planı hâlâ devrede. Sandıkta dikkatli olun

***

Benim en sevdiğim kanallar Fashion TV ve Discovery Channel.  Sıkılınca seyretmenizi hararetle tavsiye ederim

 ***

Dilerim sağlık, sevgi, akluhikmet ve güzellik beş bir yanı süslesin.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 20 Mart 2017 Pazartesi

110 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Epilepsi (Sara olarak da bilinir), beyin içinde bulunan sinir

hücrelerinin olağan dışı bir elektro-kimyasal boşalma yapması sonucu

ortaya çıkan nörolojik bozukluk veya hastalıktır. Beynin normalde

çalışması ile ilgili elektriğin aşırı ve kontrolsüz yayılımı sonucu

oluşur. Sıklıkla geçici şuur kaybına neden olur.


Epilepsi nöbetleri farklı şekillerde ortaya çıkar. Bazı nöbetlerden önce korku hissi gibi olağan dışı idrakler ortaya çıkarken, bazı nöbetlerde kişi yere düşebilir, bazen ağzı köpürebilir.

Semptomik epilepsi

Beyin Tümörü

İskemi: Beyne giden kan akımı azaldığında, beyin dokusundaki besin maddeleri ve Oksijen azalır. Bu da hücre hasarına ve epilepsi nöbetine yol açar.

 

Doğumsal Şekil Bozuklukları: Doğuştan gelen bozukluklar.

 

Gebelik döneminde annenin ilaç ve alkol alımı, bebeğin gelişimini etkileyecek mikrobik hastalıklar epilepsi nedeni olabilir.

 

Doğum sırasında oluşabilecek beyin zedelenmesi, kanaması, beynin Oksijensiz kalması epilepsiye neden olabilir.

 

Doğum sonrası beyin zarı iltihabı, beyin iltihabı gibi rahatsızlıklar epilepsiye sebep olabilir.

 

Ateşe bağlı nöbet: Ateşe bağlı (40°-41° C istem dışı şiddetli kasılmalar.

 

Bulaşıcı Hastalıklar: Bütün vücudu etkileyen veya şiddetli olan bulaşıcı hastalıklar neden olabilir.

 

Tiroid Hastalıkları: Bu gudde (bez) vücuttaki sıvı dengesinin kontrolünde önemli bir rol oynar. Sıvı dengesi ise epilepsi eğilimini belirleyen bir faktördür.

 

Genellikle tiroid sorununun tedavi edilmesiyle epilepsi de düzelir.

 

Beslenme Bazı insanlarda epilepsinin sebebi olarak B6 vitamini (piridoksin) eksikliği saptanmıştır. Açlık grevlerinde kaybedilenlerin çoğu, bu vitaminin verilmemesinden dolayı vefat eder.

 

İdiyopatik Epilepsi:

 

Genetik ve Evrimsel: Aileden gelen, mutasyona uğramış gen.

 

Çeşitleri

 

Basitleştirilmiş şekliyle epilepsi nöbeti kısa süreli beyin işlev bozukluğuna bağlıdır ve beyin hücrelerinde geçici anormal elektrik yayılması sonucu ortaya çıkar. İlk tanımlayan Jackson’dur.

 

Epilepsi nöbetlerinin çok değişik çeşitleri mevcuttur. Kırkın üzerinde nöbet tipi tanımlanmıştır.

 

Herkes tarafından epilepsi veya sara dendiği zaman anlaşılan ve iyi bilinen tonik-klonik nöbetin yanı sıra başkalarının hiç fark etmeyeceği kadar hafif nöbet çeşitleri de vardır.

 

Tanımlanmış bu mevcut nöbet tiplerine rağmen herkesin geçirdiği nöbet kendine özgü bazı farklılıklar gösterebilir.

 

Bu durumlar bazı hastalarda epilepsi teşhisinin konulmasını güçleştirir ve çok çeşitli karışıklıklara neden olur.

 

Ne yazık ki pek çok hastaya doğru teşhis konulamaz ve kendilerindeki problemin ne olduğunun açıklığa kavuşması seneler alabilir.

 

Bazı kişilerde ise başka bir bozukluğun yol açtığı belirtiler yanlış olarak epilepsi teşhisinin konmasıyla sonuçlanabilir.

 

Gelişen yöntemler sayesinde yanlış teşhisler giderek azalmaktadır.

 

Yeni yapılan sınıflandırmalar ile farklı nöbet isimlerinin ortaya konması konunun daha karmaşık hâle gelmesine neden olmuştur.

 

Bu nedenle aynı nöbet farklı isimlerle adlandırılabilir.

 

Bu bölümde çok teknik ayrıntılara girmeden elden geldiğince geniş bilgi verilmeye çalışılmıştır.

 

Temelde akılda tutulması gereken nöbetlerin iki çeşit olduğudur; parsiyel (yani beyinde bir bölgeye sınırlı başlayan nöbetler) ve jeneralize (beyinde yaygın olarak olarak başlayanlar).

 

Yaygın başlangıç daha kötü ve şiddetli bir nöbet anlamına gelmez. Buradaki gruplama sadece nöbeti oluşturan nedenin farklılığı ile bağlantılıdır ve tibbî sebeplerle bu isimler verilmiştir.

 

Nöbet ânında yaşananlar (nöbet belirtileri) beyin faaliyetindeki değişikliğin nereden başladığına ve ne kadar hızla yayıldığına bağlıdır.

 

Parsiyel nöbetler isminden de anlaşıldığı gibi beynin bir kısmından başlarlar. Elektriksel deşarj ya o bölgede kalır ya da beynin diğer bölgelerine yayılma gösterir.

 

Jeneralize nöbetler (tonik-klonik, absans, ve miyoklonik gibi çeşitleri vardır) bütün beyne yayılırlar.

 

Ne tür nöbet olduğunun bilinmesi büyük önem taşımaktadır. Çünkü muhtemelen bu hangi epilepsi ilacının daha etkili olacağı konusunda yol göstericidir.

 

Basit Parsiyel nöbetler

 

En önemlisi bu hastalığı kendine kabullenmektir. Bu nöbetlerde hasta nöbet geçirirken tek bir bulgusu vardır, vücudun belirli bir bölgesini tutar.

 

Mesela bir ayakta veya kolda kasılmalar nitelikli epilepsi türüne basit parsiyel motor nöbetler denir.

 

Bu türde nöbet başladığı yerde kalabildiği gibi belirli bir düzene göre ilerleyerek vücudun yarısını tutabilir.

 

Mesela elde başlayan kasılıp titremeler sırasıyla ön kola, üst kola, yüze ve dile, sonra da bacaklara yayılabilir. Buna Jacksonian March denir.

 

Eğer vücudun diğer yarısına geçerse şuur bozulabilir. Nöbet durduktan sonra kasılmaların geliştiği tarafta kuvvetsizlik olabilir.

 

Bunun dışında basit duyusal nöbetler gelişebilir; bu türde bir kolda veya bacakta, genellikle elde ve parmaklarda uyuşma-karıncalanma, yanma ve nadiren ağrı gibi kısa süren belirtiler oluşabilir.

 

Bu belirtiler yerel olabileceği gibi vücudun bir yarısını sarabilir.

 

Deri yüzeyinde renk değişiklikleri (kızarma-solma), kulaklarda sesler duyulması, kan basıncı değişiklikleri, sadece şuur bulanıklığının eşlik ettiği birçok çeşit kısmî epileptik nöbetler oluşabilir.

 

Kompleks Bölgesel Nöbetler

 

Basit bölgesel nöbetlere şuur bozukluğu eşlik ettiğinde kompleks parsiyel nöbetler teriminin kullanılması tercih edilir.

 

Duyusal nöbetlerde bölgesel epileptik nöbetlerden farklı olarak hissedilenler basit ışık çakması veya şekilsiz bir görüntü yerine hastanın geçmiş hayatından bir sahne, görüntüleri, sesleri, kokuları, lezzetleri, duygularıyla tekrar yaşanır.

 

Fakat hastalar hissettikleri şeylerin gerçekle bağdaşmadığının farkındadır.

 

Jeneralize epileptik nöbetler[

 

Jeneralize epileptik nöbetleri birkaç başlık altında toplamak mümkündür.

 

Petit mal absans dediğimiz ve âni şuur kaybı ile birlikte konuşma yürüme, yeme gibi motor aktivitelerin kesilmesiyle kendini belli edeni şekli en sık görülenidir. Bu insanları normal zannedebilirsiniz.

 

Nöbet sırasında vücut pozisyonu korunur ve hasta yere düşmez, gözler bakakalmış gibidir, iletişim kuramaz ve etrafının farkında değildir.

 

Âni iletişim bozukluğu, tek bir kasta veya kas grubunda kısa sürede ortaya çıkan, kısa süreli kasılmalar ve benzeri şekillerde ortaya çıkabilir. Hastada şuur kaybı oluşur.

 

Hasta o sırada yaptığı şeylerin farkında değildir.

 

Acil müdahale gerektiren epileptik nöbetlerin aralarında normal dönem olmadan, art arda birbirlerini izlemesi şeklinde ortaya çıkabilir. Buna status epileptikus denir.

 

Normal şartlarda epilepsi tanımına uygun olarak, ilk epileptik nöbeti izleyen bir yıl içinde en az bir nöbet daha geçiren hastalara antiepileptik tedavi başlanır. Yani en az iki sara nöbeti konmadan bu teşhis konmaz!

 

Kullanılacak ilaç nöbet tipine göre seçilir. Tedavide bazen tek ilaç kullanımı yeterli gelmediğinde çoklu ilaç kullanımı uygulanabilir.

 

İlacın kullanımından ziyade bu ilacın kan seviyesi tedavide önemlidir. Bazı ilaçların yeterli kan seviyesine ulaşması 14-30 gün alabilir.

 

Tedavide asıl amaç nöbetlerin durdurulmasıdır ve verilen ilaç tedavisi ile yüksek oranda bu başarılmaktadır.

 

Nöbetleri tam olarak durdurulmuş hastalarda tedaviye aynı ilaç ile ortalama 3-5 yıl devam edilebilir. Eğer nüksediyorsa, ömür boyu almaları istenir.

 

Doktor tavsiyesi olmadan kullanılan ilaç kesilmemelidir. Bu sürenin sonunda ilaç kesildikten sonra tekrar nöbet geçirme riski %25 kadardır. İlaç kullanmaya başladıktan sonra ilk haftalarda ilaca bağlı vücutta bazı tepkiler görülebilir.

 

Tedavinin başlangıcında deri döküntüleri olabileceği akılda tutulmalıdır (Tegretol gibi). Steven Johnson Sedromunda hasta adeta deri değiştirir ama yüksek doz steroidle (metil prednizolon) iyileşme oranı çok yüksektir.

 

Tedavinin ilk bir ayı içinde birkaç kez tam kan sayımı ve karaciğer işlev testlerinin kontrolü için doktora başvurulmalıdır.

 

Tedavinin en uygun ilaç ile uygun dozda, sürede yapılması hastalığın tedavisinde çok önemlidir. Bu nedenle tedavinin her aşaması uzman hekim tarafından takip edilmelidir.

 

Belirtileri

 

Epilepsi belirtileri her kişide farklı seyreder. Belirtilerin hepsi görülmeyebilir.

 

Bazıları:

 

Şuur ve hafıza kaybı %30

 

Aşırı unutkanlık,

 

Stres,

 

Kendini yaralama ve etlerini yolma (dermatilomani),

 

Belli mesafede ara verme ve yeni döneme girme,

 

Çift görme ve baş dönmesi,

 

Bayılma,

 

Bunalıma girme,

 

Duygusal hareketler,

 

Titreme, yere düşme,

 

Hallüsinasyon (altı duyuyla ilgili olabilir: Görme, işitme, hissetme-feeling, iç-duyu, duyumsama-sensing).

 

Radyasyonlu ortamda durma tehlike ve nöbetinde %40 tekrar edilmesi (uzak durulması nöbetin süresini şiddetini azaltır ve hafifletir),

 

Otururken uzaklara dalma,

 

Nefes darlığı, nefes kesilmesi.

 

Dokularda ve yüzde morarma.

 

Aşırı tükürük salgılanması.

 

İdrar kaçırma, dilin ısırılması.

 

Hareketlerini kontrol edememe.

 

Kriz sonrası şaşkınlık, uyku hâli,

 

Korku aşırı, sinirlilik, dalgınlık,

 

Burun akıntısı ve kanaması.

 

Dudakta, ağız içinde ve kasıklarda uçuklamalar yahut apseler (Behçet Hastalığı)

 

Kokuya aşırı hassasiyet. Sigara ortamında kalınması sonucu yaşanabilecek damar tıkanıklığı (Burger Hastalığı)

 

Ayrıca, durumu kritik olanların araca binmesi beyindeki zedelenme veya hasar gören noktanın beyin işlevlerinin yer değiştirmesine ve zedelenen noktanın çalışmamasına sebep olur.

 

Tedavi

 

Epilepsi, mutlaka doktora başvurulması ve doktorun gerekli gördüğü sürece kontrol altında kalınması gereken bir hastalıktır. Bu durum, epilepsinin ömür boyu devam edeceği şeklinde idrak edilmemelidir.

 

Epilepsinin bazı türleri hasta belli yaşlara geldiğinde kendiliğinden tamamen düzelebilir ve ilaç tedavisine gerek duyulmayabilir. Ancak bu hassaslık derecesine de bağlı olabilir ve ne yapılacağına ilişkin kararı doktor vermelidir.

 

Nöbetlerin tekrarlaması ve status epileptikus hâli, beyinde oksijensiz kalmaya bağlı bazı etkilere yol açabilir. Her nöbet bir sonrakinin ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir.

 

Tedavisiz kalan küçük nöbet türlerinin (petit mal absans) bir süre sonra büyük nöbetlere (Grand mal) dönüşme ihtimali vardır. Bu nöbetlerde hastanın maruz kalabileceği merdivenden düşme, kişi sokakta ise trafik kazası, suda boğulma gibi tehlikeler vardır.

 

Bu sebeplerle epilepsiye mutlaka müdahale edilmelidir.

 

Epilepsinin en önemli tedavi şekli ilaç tedavisidir.

 

Epilepside kullanılan ilaçlar beyin hücrelerinin aşırı uyarılma durumuna baskı uygulayarak nöbetlerin oluşunu engeller.

 

Bu ilaçlar her gün, tavsiye edilen dozda ve saatlerde çok düzgün bir şekilde kullanılmalıdır.

 

Doktor çocuğun veya erişkinin yaşını, kilosunu, nöbet tipini göz önüne alarak ilaçları seçer.

 

Tedavide kullanılan başlıca ilaçlar fenobarbital, fenitoin, depakin, epitam, karbamazepin, valproik asid ve ethosüksimiddir.

 

İlaçları düzenli ve doktorun tarif ettiği gibi kullanmak çok mühimdir. Kullanılan bu ilaçlar hastalığı tamamıyla geçirmez ama nöbetleri engeller veya sayısını azaltır.

 

Epilepsi tedavisinin düzgün bir biçimde sürdürülmesi hâlinde de nöbetler devam edebilir.

 

Tıbbın dev adımlarla ilerlediği dünyamızda hiçbir hekim epilepsili bir çocuğun anne-babasına tedavi ile nöbetlerin %100 kaybolacağını garanti edemez.

 

Nitekim dünya istatistiklerine bakılacak olursa uygun tedavi şartlarında hastaların %60’ında nöbetlerin tamamen ortadan kalktığı, %20’sinde bütün tedavi seçeneklerine rağmen devam ettiği görülmektedir.

 

Ebeveynlerin hiç aklından çıkarmamaları gereken bir nokta, epilepsi çağdaş tıbbi tedavi yöntemleriyle yeterince kontrol altına alınamıyorsa Orta Çağ’ın büyücülük yöntemleriyle hiç durdurulamaz.

 

Hâlen ilaçla tedaviye cevap vermeyen belli epilepsi türlerinde Türkiye’de cerrahi tedavi imkânları geliştirilmektedir.

 

Cerrahi müdahale, ilaçlara cevap vermeyen hastalarda uygulanmalıdır ve epilepsi cerrahisi konusunda uzmanlaşmış özel tıp merkezlerinde yapılmalıdır.

 

Ameliyat sırasında nöbetlere neden olan beyin bölgesi çok incelikli bir şekilde alınır. Tedaviden sonra hastaların %90'ı göze batacak şekilde gelişme göstermektedir.

 

Epilepsi hastalarına uygulanan bir diğer cerrahi tedavi yöntemi de ayrık beyin ameliyatı da denilen korpus kallozumun kesilmesi işlemidir. Fakat bu işlem birçok işlev bozukluğuna sebep olduğundan pek fazla tercih edilmemektedir.

 

1990’lı yıllarda nöbetleri kontrol etmenin güç olduğu durumlarda, diğer bir seçenek olarak yeni bir tedavi yöntemi bulunmuştur. Bu yeni yöntemde, boynun yan tarafında uzanan vagus (serseri demektir) siniri aracılığı ile beyne uyartılar gönderilir.

 

İlk Yardım

 

Kişi güvenli bir yere yatırılır. Etrafındaki eşyalar çarpma tehlikesine karşı uzaklaştırılır.

 

Başı yere çarpmasın diye el yardımıyla desteklenir.

 

Kesinlikle soğan, kolonya gibi şeyler koklatılmaz.

 

Kişinin hareketleri durdurulmaya çalışılmamalıdır. şuursuzca yapıldığında ne kadar uğraşılsa da bir yararı olmayacaktır.

 

Üzerindeki sıkı giysiler gevşetilir, çıkarılır.

 

Ayıltmak için uğraşmanıza gerek yoktur. Kişi yavaş yavaş kendine gelir. Ancak kişiyi kendi haline bırakmak kendini yaralamasına sebep olabilir.

 

Kişi kendine geldikten sonra yorgunluk, geçici olarak şuur kaybı, sersemlik olabilir. Bu yüzden bir süre dinlendirilmelidir. Kendine geldikten sonra hastaneye götürülmelidir.

 

Kişi dişlerini sıkıyorsa ağzına elinizi kesinlikle uzatmayınız sert ve temiz bir cisimle dilinin solunum yolunu tıkamasını önleyiniz.

 

Tanrıların Hastalığı

 

Temporolimbik epilepsi bu gruptandır.

 

Şimdi sormak isterim… Mesleğim icabı çok temporolimbik epilepsi hastası gördüm.

 

İsa, Musa, Buddha, Muhammed, Lao Tse ve pek çok kutsal kişi dinî ve mistik ekstatik ruh hâllerini yaşarken aslında limbik sistem ve amigdala denen bölgelerini aslında bir çeşit transa girerek uyararak, Tanrı ile veya Jung’un ifadesiyle Tanrı Arketipiyle (God, Spirit, Lord) ilişkiye girip onlarla buluşuyor olamaz mı?

 

Hastalıklı olanla sağlıklı olanın ayrımını ancak her iki konuya da vakıf hekimler tapabilir.

 

Bunun için mutlaka nörologlarla psikiyatrların işbirliği gerekir.

 

Bu arada, üç semavi dinin peygamberlerinin hepsi Sami kökenlidir ve Türkiye’deki Yahudi sayısı 13.000 civarına düştü.

Neden acaba?

Çanakkale zaferi yedi düvele kutlu olsun.

Herkese sevgim ve saygımla…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 18 Mart 2017 Cumartesi

Etiketler: epilepsi yahudi
92 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar,

 

Bilimsel veya mantıkî bir temele dayanmıyor ama her ülkede bâtıl itikatlar vardır.

 

Gerçekliği bir temele dayalı olmayan, ispat edilemeyen ama yüklenen anlamı gerçekmiş gibi kabullenilen inançlara bâtıl itikatlar diyoruz  

***

Fransa’da 13 sayısı uğursuzdur, kökeni Templiyer Şövalyelerine dayanır ve

pek çok otelde 13. Kat veya 13 numaralı oda bulunmaz.  

***

İtalya’da 17 uğursuz kabul edilir. Bütün ülkelerde kötü şans getirdiğine

inanılan kara kedi, İngiltere’de kısmet olarak kabul ediliyor. Sadece ülkemizde

değil, Avrupa, Afrika, Uzak Doğu, hatta Amerika’da bile ilginç bâtıl itikatlar

var.

***

Belki de ortak olan tek bâtıl itikat, hapşırana “çok yaşa” denmesi. Aslında tek

Tanrı inancının olduğu Şamanizm’den kalmadır ve ömrü de uzatmaz. Eski bir

inançtan doğmuş bu temennidir. Hapşırma sırasında ruh ile beden arasındaki

bağlantının saniyede koptuğuna inanan eski insanlar, bu dileğin yeniden

birleşmeye çağrı olduğuna inanmıştır. O zamanlardan bu yana hapşırana farklı

dillerde ama aynı niyetle “çok yaşa” deniyor.  

***

Özellikle ülkemiz, bâtıl itikat konusunda hayli zengin. Gece tırnak ve saç kesilmez Türkiye’de; aslında karanlıkta parmağınız kanayabilir de ondan…

 ***

İngiltere'de de, bazı evlerde ülkemizde de evlere nazarlık, at nalı asılır. Çamaşır ve bulaşık suyunu sokağa dökmek hayır getirmez.

***

Ayna kırılması uğursuzluk demektir. Bıçak, makas gibi kesici aletlerin, elden verilmesi de sakıncalıdır ülkemiz insanına göre.

*** 

Pek az duyulmuş olanlar da var elbette:

 ***

Bartın ve civarında, çocuklar sümüklü olmasın diye gebelere kelle, paça, balık yedirilmez. Çocukların güzel olması için hamileler dolunaya baktırılır.

***

Çekilen veya çıkan dişler atılmaz, duvar kovuğunda saklanır yahut dama atılır; böylece çocuğun daha uzun boylu olacağı sanılır. Hâlbuki bu âdetle çocuğun büyüme ve gelişmesi arasında bir bağlantı yoktur.

***

Fal baktırmak, büyü yaptırmak, nazara inanmak da bâtıl itikatlar arasında sayılabilir. Bazı falcılar inanılmayacak kadar doğru şeyleri söylerler. Ben Diyarbakır’da askerken bir cahil kadıncağız falıma bakmış ve “dünya çapında bir bilim adamı olacağımı, Amerika’ya gideceğimi ve çok şöhret kazanacağımı, keza tek bir kız evlâdımın olacağını” söylemişti. Bence bu insanların telepati yapma yeteneği var çünkü olacakları söyleyemiyorlar ama beyninizden okuduklarını size anlatıyorlar.

***

Feodal kökenli bir bâtıl itikat da ilk gece sonunda kanlı çarşaf beklenmesidir. Oysa pek çok bakirenin himenleri (kızlık zarları) yarım ay tarzında olduğu için kızlık bozulsa dahi duhule müsaittir.

***

Bâtıl itikatla sağlıklı inanç arasındaki farkı anlamak ise aklıselimle düşünüp, safsatayla doğru ve geçerli olanın farkını anlamaktan geçiyor.

 ***

Çocukların, iki büyük arasında yerde bırakılmayıp kucağa alınması da özenle uyulan itikatlardan biri; aslında çocuk 1.5-2 yaşından itibaren kendi odasında uyumalıdır ve ayakta sallanmaması daha doğrudur.

***

Anadolu’da araba önüne tavşan çıkması uğursuzluk sayılır. Buğdaydan yapılı başak demetinin asıldığı bir evde yangın çıkmaz.

 ***

Bu yüzden Anadolu’nun hemen her evinde başak demeti asılıdır.

 ***

Akşam öten horozun uğursuzluk habercisi olduğuna inanılır.

 ***

Akşam hava karardıktan sonra komşuya ateş ve tuz verilmez, bu tür alışverişler akşam ezanından önce tamamlanır.

***

Elazığ´da yeni gelin, kapıdan girerken eşiğe konulan kaşığa basıp kırarsa eve bolluk geleceğine inanılır. Bu ayin, hâlâ uygulanıyor.

*** 

Gerdek gecesinde kız tarafının tatlı şerbet yapıp geline içirmesi istenir. İki bayram arası düğün yapılmaması, özellikle Muş, Kars ve Erzurum’da daha da önemlidir. Hâlbuki ne dinen, ne de mantıken böyle bir şeye gerek vardır.

***

Rize’de Cuma akşamı sarımsak yemek iyi değildir. Yeni alınan ayakkabıların da Çarşamba günü giyildiğinde çabuk eskiyeceğine inanılır, bu yüzden bir sonraki gün giyilmesi istenir.

***

Tekirdağ´da Hıdırellez günü, ele sabun sürülmemesi geleneğinin ardında insanın sabun gibi eriyip zayıflayacağı inancı var. O gün uyumamak da âdettir, çünkü uyanık olmak yıl boyunca iş yapmaya, bereket katmaya işarettir.

***

Kara kedi, İngilizlere göre şans demektir. “Aramıza kara kedi girdi” sözleri bu inançtan kalmadır.

***

İngilizler kapı girişine at nalı asarlar. Ancak nalın yukarıya bakması gerekir. Aşağıya bakması kötü şans anlamına gelir.

***

Ayın ilk gününde ilk olarak “Beyaz tavşanlar, beyaz tavşanlar, beyaz tavşanlar” demenin şans ve kısmet getireceğine inanılır.

***

Sonbaharda düşen yaprakları yakalamak şans getirir. Bu inanç yüzünden sonbahar mevsiminde rüzgârlı İngiltere sokaklarında ve parklarında yaprak peşinde koşan insanları görmek olağandır.

 ***

Haşlanmış yumurtayı yedikten sonra kaşığı boş kabuğun içinden geçirmek gerekir ki Şeytan dışarı çıksın. Ben hiç Şeytan görmedim ve ontolojik açıdan da varlığı tartışmalıdır.

***

Nikâhta üzerinde bulunması için geline bir yeni, bir eski, bir de mavi eşya verilir. Bu semboller geleneklerine bağlılığını, geleceğe umudunu ve ‘an’da mutluluğu simgelemektedir.

***

Aynı kibritle üç kişinin birden sigarası yakılırsa, genç olanın öleceğine inanılır ve bu kurala çok dikkat edilir. Böyle bir şey olmuşsa da, ancak bebahtsızlık olarak yorumlanır.

***

Açık olsa da duvara dayalı olsa da merdiven altından geçmiyor Fransızlar. Bu inanç iki nedene dayanmakta: Açık-kapalı merdiven üçgen biçimindedir. Üçgen, Doğu ve Batı inanç sistemlerinde kutsallığı simgeler. Bu üçgene giren kişinin, o kutsallığı bozduğuna inanılır.

***

Ayrıca, açık merdiven idam sehpasını çağrıştırıyor. Bu yüzden altından geçilmesinin felâketi getireceği düşünülüyor.

***

13 sayısı bütün Avrupa’da uğursuz kabul ediliyor. Otellerde bile 13’üncü kat, 13 numaralı oda, 13 numaralı masa bulunmayabiliyor.

 ***

13 sayısına yüklenen olumsuz anlam, 13 havariden birinin (Pavlus'un) Hazreti İsa’ya ihanet ettiği hikâyesine dayanır. Hemen bütün dünyada 13 sayısı ölümle özdeş tutulur. Pavlus yarı Romalı yarı pagan bir adamdı ve kadınların erkeklerin kaburga kemiğinden yaratıldığı efsanesi de o günlere dayanır. 

 

***

13 sayısının değil, 17’nin uğursuzluk getirdiğine inanılır. 17 kişi bir sofraya oturmaz, 17 kişi bir mekânda aynı anda bulunmaz.

***

Siyah kedi gördüğünde saçını çekmenin kötü enerjiyi dağıtacağına inanılır. Hâlbuki kediler, hele Van kedisiyse, çok oyuncu ve şakacıdırlar.

***

 

Ayna kırıldığında 7 senenin uğursuz olacağını düşünürler. Bu da muhtemelen Kazıklı Voyvoda’nın Vampirizm efsanesinden kaynaklanır; hâlbuki vampir diye bir şey yoktur. Buna mukabil, Almanya’da ve onlara öykünen bazı barlarda birbirlerinin kanını içen cinsel sapkınlar Türkiye’de de mevcut. Zaten artık moren filmlerdeki vampirler aynada görülüyor ve sarımsak kokusundan da korkmuyorlar.

***

İtalyanlar, önemli besin kaynakları olduğu için yağ ve tuzu israf etmezler. Aksi hâlde kıtlık yaşanacağına, bereketin tükeneceğine inanırlar.

***

Yatağın üzerine şapka koymamak önemli bir inançtır: Ölüm haberi geleceğine delâlet eder. Şişeden bardaklara içecek servisi yapıldığında bardak dolmadan içecek biterse o kişinin evleneceğine işaret kabul edilir.

***

Pilava kaşık dikmek psikodinamik açıdan fallusa tekabül eder ama aslında evlilik çağı gelen genç kızın evlenmek istediğinin simgesidir.

***

4 rakamı ölüm (shi) kelimesiyle aynı olduğu için uğursuzluk olarak kabul edilir. Bu yüzden 4 parçadan oluşan hediye verilmez, bazı otel ve hastanelerin oda numaralarında atlanır. Hâlbuki bunun hiçbir mantıklı dayanağı yoktur.

***

Pirince çubuk batırmak iyi değildir. Sadece cenaze törenlerinde hazırlanan sofradaki pirince çubuklar batırılır.

***

Nordik ülkelerde Kuzey’e bakarak uykuya yatmaktan kesinlikle kaçınırlar. Çünkü oralarda ölüler, Kuzey’e doğru yatırılır.

***

Arabalı bir kişi, cenaze arabası onu geçerse başparmağını saklayarak ölümünü geciktirdiğini düşünür. Keşke doğru olsaydı da herkes çok uzun yaşasaydı.

***

İtalyanlar yemekten hemen sonra yatınca bir ineğe dönüşeceklerine inanırlar, bu yüzden dikkatli hareket ederler. Evrimsel açıdan zaten imkânsızdır.

***

Bir şey unuttuklarında eve dönmek Ruslara göre uğursuzluk getirir. Yine de unuttuklarını almak için eve gelir, çıkarken aynaya bakarlarsa uğursuzluğu temizlemiş olurlar. Aslında aynaya bakmak kendini gözden geçirmek amacıyla yapılıyorsa iyi bir itikattır; yok kişi durmadan aynaya bakıp birtakım dua benzeri şeyleri sürekli olarak tekrarlıyorsa buna verbijerasyon denir, şizofreni hastalarında rastlanabilir.

***

Ev, iş, araba anahtarı kullandıktan hemen sonra çantaya veya cebe konmalıdır. Çünkü anahtarın yere düşmesi kötü talih demektir. Eğer yere düşerse alınca iki-üç kere vururlar, uğursuzluk yerini şansa bırakır.

***

El ele yürüyen iki kişinin arasından başkasının geçmesi kavga habercisidir. Hâlbuki kavgayla bu bağlılık ifadesinin hiçbir alâkası yoktur.

***

Islık çalmanın, kişinin evindeki bereketi yok edeceğine inanılır.

Şans için, iki elinin işaret ve orta parmağını üst üste getirmek inanç hareketidir.

***

Evde şemsiye açılması bereketin kapanacağına işaret ederken, kapıdan çıkınca açılması zenginleşmeyi temsil eder.

***

13 sayısı Amerikalılar için de uğursuzdur. Hele bir de ayın 13. Günü Cuma’ya denk gelirse çok temkinli olurlar, gerekmedikçe sokağa bile çıkmazlar.

***

Etrafa tuz dökmek uğursuzluktur. Dökerseniz tuzu sol omzunuza dökmelisiniz ki uğursuzluk kalksın, şans kapıları açılsın.

***

Genetik bir bozukluk nedeniyle beyaz saç ve ten rengine sahip olan ‘albino’lar, bazı Afrika ülkelerinde tepki çekiyor. Albinoların büyü gücüne sâhip olduğuna inanılıyor. Hâlbuki bu bir genetik defekttir ve insanlarda da, maymunlarda da rastlanır.

***

Bıçak hediye etmek, sevginin ve iyi niyetin sona ermesini temsil eder. Bıçaklar masaya çapraz konmaz, uğursuzluktur.

***

Yemekte masadan yere bıçak düşerse erkek, çatal düşerse kadın, kaşık düşerse çocuk misafir beklenir.

***

Kulağını çekip masaya üç kere vurunca arzu ettiğinin olacağına inanan çoktur. Hâlbuki böyle bir şeyin yaptırım gücü yoktur.

 ***

Eğer bu davranış çok artarsa Obsesif Kompulsif Bozukluk başlamış demektir. En iyi ilacı gece 75 ila 150 mg klorimipramin (Anafranil’dir). Bu ilaç Majör Depresyon’a da çok iyi gelir ama FDA sadece OKB için endikasyon vermiştir.

 ***

Bütün kadınlarımızın “Dünya Kadınlar Günü” kutlu olsun.

 

Akılla, bilimle ve hikmetle kalın.

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 08 Mart 2017 Çarşamba

249 kez okundu
0