Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

Posted by on in Genel

 Sevgili Mekâncılar,

Şizoaffektif Bozukluk, teşhiş olarak bir kişiye veya da aileye söylendiğinde, oldukça kafa karıştırıcı bir kavram hâline gelir. Endişeli bir bakıştan sonra genellikle duyduğumuz söz, “yani Şizofreni mi?” oluyor.

 Bu yüzden şizofreni ve Şizoaffektif Bozukluğun farklarını açıklamakta fayda görüyorum.

 Dünyada yapılan çalışmalar, şizoaffektif bozukluğun, gerek belirtilerin şiddeti gerekse hastalığın sonuçları açısından hem Şizofreniden hem de duygudurum bozukluklarından farklı bir seyir gösterdiğini vurgular. Psikiyatride kullanılan ve herkesin aynı hastalığa aynı ismi verebilmesi için gerekli, standardizasyon amaçlı geliştirilmiş teşhis kılavuzlarında, (DSMI-TR, DSM V veya ICD 10 Şizoaffektif bozukluk, Psikotik bozukluklar grubu içinde, ayrı bir hastalık olarak tanımlanmıştır.

Teşhis koymak için kişinin şizofreninin bazı belirtileriyle birlikte Majör Depresyon veya Manik Epizod gibi bir duygudurum bozukluğunun bazı belirtilerini bir arada göstermesi gerekir.

Mesela kişi hayaller görebilir, hayali sesler duyabilir, takip edildiğine dair paranoid düşünceleri olabilir, bir yandan da dönem dönem çökkünlük, hayattan zevk alamama, uyku bozuklukları gibi depresyon veya özgüven artışı, ruhsal ve bedensel hızlanma, uykusuz olmaya rağmen kendisini yorgun hissetmeme, yüksek sesle hızlı konuşma gibi Manik belirtiler sergiler.

 Bu durumlarda üç teşhis konabilir. Bu çok teknik sayılabilecek bir konudur ancak internet çağı ile birlikte ailelerin ve hastalarımızın araştırıcılığı, bilgi düzeyi belirgin artmış durumda. Sağlıklı ve anlaşılır bilgiye ulaşmak bazen zor olmaktadır, bu nedenle kısaca değinmek uygun olacaktır.

Bir kişide bahsettiğim üzere psikotik belirtiler ve depresyon belirtileri bir arada görülüyorsa üç teşhis akla gelir, her üçünün de seyri ve tedavi süreçleri birbirinden farklıdır.

Birincisi Şizofreni ve ikinci teşhis olarak Psikotik Özellikli Majör depresyon yaşanıyor olabilir. Bu en kötü seyirli olandır. Ortada iki ayrı teşhis vardır.

Depresyon belirtileri ortadan kalktığında da psikotik belirtiler iniş çıkışlarla devam edecektir

İkinci ihtimal, Psikotik Özellikli Majör Depresyondur. Tek teşhis vardır, depresyon. Ancak bu depresyon içinde şüpheler, hayali sesler gibi psikotik belirtiler barındıran bir depresyondur.

En iyi seyir gösteren gruptur. Depresyonun tedavisi ile psikotik belirtiler de ortadan kaybolacaktır. Belirtiler birbiri üstüne eklenmiş olarak ortaya çıkmıştır. Yani kişinin psikotik belirtisi hep depresif atak esnasında belirir.

Üçüncü grup ise şizoaffektif bozukluktur. Yine tek teşhis vardır ortada. Klinik seyir şizofreniye göre daha iyi, depresyona göre daha ağırdır. Kişinin depresyon (veya manik) belirtileri hastalığın sürecinde, zaman olarak önemli yer kaplar, tekrarlar olur.

Ancak önemli olan depresyon veya mani gibi duygudurum belirtileri olmadan da en az iki hafta süre ile kişinin psikotik belirti gösteriyor olmasıdır. Bu da, söz konusu teşhisin konulmasındaki en büyük sorundur. Bir hastanın hiç psikotik belirti göstermeksizin iki hafta süreyle sırf duygudurum belirtisi olduğunu teşhis etmek güçtür.

Mesela bir kişi 3 yıldır sürekli psikotik belirti gösteriyor, bu üç yıl içinde de bir defa altı ay depresyon sergilemişse, teşhis büyük ihtimalle Şizofreni ve Depresyon olurken, kişi üç yıl içinde üç defa depresyon epizodu, bir defa da mani epizodu geçirmiş, bu epizotların dışındaki zamanların önemli kısmında da psikotik belirti sergilemişse, teşhis şizoaffektif bozukluk olur.

Şizoaffektif bozukluğu tamamen ortadan kaldıran bir tedavi biçimi yoktur ama belirtiler başarılı biçimde kontrol altına alınabilir. Şizoaffektif bozukluk belirtileri kişiden kişiye büyük ölçüde değişebilir ve hafif veya şiddetli olabilir. En sık izlenen şizoaffektif bozukluk belirtileri şunlardır:

Depresyon dönemi:

İştahsızlık
Kilo kaybı veya kilo alma
Uyku alışkanlıkları değişiklikleri (çok az veya çok fazla uyuma)
Ajitasyon
(aşırı huzursuzluk)
Enerji eksikliği (anerji)
Olağan faaliyetlere karşı ilgi kaybı
Değersizlik veya umutsuzluk duyguları
Suçluluk düşünceleri
Düşünememe veya kendini bir konuya verememe
Ölüm veya intihar düşünceleri (parasüisid

Mani dönemi:

İş, sosyal ve cinsel faaliyet de dâhil olmak üzere artmış aktivite,
Artan ve / veya hızlı konuşma (arttığında 200 dakikada kelime veya daha fazlası)
Hızlı, birbiri ile yarışan düşünceler
Uyku ihtiyacında azalma
Benlik saygısında şişme
Dikkat dağınıklığı
Zarar verici ve riskli davranış (mesela aşırı harcama, hızlı araba kullanma, güvensiz seks yapma)

Psikotik belirtiler:
 

Hezeyanlar (gerçeğe dayanmayan ve aksi ispat edilse bile ısrar edilen garip inançlar)
Hallüsinasyonlar (mesela sesler işitme gibi gerçek olmayan idrakler)
Düşüncelerin sıralı olmaması
Alışılmadık davranışlar (fevrilik, saldırganlık)
Yavaş hareketler (katatoniye kadar varabilir ve balmumu esnekliği)
Yüz ifadesi ve konuşmada duygu eksikliği (duygu küntlüğü)
Kötü güdülenme
Konuşma ve iletişim sorunları
 

50 seneyi aşan hekimlik hayatımda kadar bu teşhisi hep ihtiyatla koydum.

Çünkü çoğu Şizoaffektif Bozuklukta dediğim vak’anın zamanla (%13-15) tablonun yerine Psikotik Özellikli Duygudurum Bozukluğu geldiğini gördüm. Başta Şizoffektif Bozukluk teşhisi konanların çoğu sonradan Psikotik Özellikli Bipolar Bozukluk hâlini alıyorlar.

Bazı Dissosiyatif Bozuklukların da yanlışlıkla şizofreni teşhisi konduğunu gördüm. 

Tedavide Duygudurum Dengeleyicileri (Lityum, Karbamazepin ve Depakin, güçlendirme icap ediyorsa 5-10mg’ı aşmayan dozlarda aripiprazol (Abilify veya Abizol) veriyorum. Böyle hastalara düzenli olarak laboratuvar tetkikleri yaptırmak gerekir.

Nedense bu aralar pek çok ilaç (mesela trifluperazin) (Stilizan) piyasada bulunmuyor. 

Nedendir bilmiyorum. Muadilleri (jenerikleri) de bir ortadan kalkıyor, bir kayboluyor.

Neyse ki klozapin (Leponex) tekrar piyasada ve tedaviye dirençli her tür hastada ve özellikle de bağımlılık tedavisinde rahatlıkla veriyoruz. Tabii, hastaların 16 hafta haftada bir, sonra da 16 ay boyunca her ak lökosit sayımı yaptırmaları şart!

Gazetede okuduğum kadarıyla koskoca Bakırköy Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesi de kapatılacakmış.

Acaba onun yerine bir AVM daha mı kondurulacak?

Ben bu aralar hem daha önce sözünü ettiğim kitabı yazıyor ve hem de gitarlarıma tellerini takıp, yeniden çalışmayı kafaya koydum.

Sağlıkla, barışla kalın. Bir de, eski dostlar düşman olmaz, bunu görüyorum

Yiva Sumak aklıma takıldı bu aralar. Ondan bir parça paylaşayım. Merhume nota bile bilmezdi ama gelmiş geçmiş en büyük sopranoydu, dört küsur oktav sesi vardı…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 26 Nisan 2017 Çarşamba

105 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar, 

Örnek olarak vereceğim vak’aların isimlerini tanınmamaları için değiştirdim ama hepsi gördüğüm hastalarımdır

Birçok insan zaman zaman çeşitli konularda evham, endişe ve takıntılara kapılabilir. Ancak çoğu kez günlük hayat içinde ortaya çıkan bu duygular ile baş edebilir ve sorunlarımızı hayatımızı etkileme noktasına varmadan çözüme ulaştırabiliriz.

okb beyin görüntüleme ile ilgili görsel sonucu

Takıntılı düşüncelerin günlük hayatımızı etkileyecek, günlük faaliyetimizi kısıtlayacak düzeye gelmesi durumunda Obsesif -Kompulsif Bozukluk (OKB) adı verilen bir psikiyatrik bir bozukluk akla gelmelidir.

OKB NEDİR?

OKB, obsesyon adı verilen takıntılı düşünce, fikir ve dürtüler ile kompulsiyon adı verilen tekrarlayıcı davranışlar ve zihinsel eylemlerden oluşan bir ruhsal hastalıktır.

Obsesyon
 

Kişinin zihnine girmesine engel olamadığı, zihninden uzaklaştıramadığı düşünce, fikir ve dürtülerdir. Kişinin isteği dışında gelirler, kişi tarafından mantık dışı olarak değerlendirilirler ve yoğun sıkıntı ve huzursuzluğa yani kaygıya neden olurlar. En çok kutsal değerlere sövme, kafasından geçen şeyleri belli sayılarda tekrarlama, evden çıkarken kapıyı üç kere kontrol etme gibi belirtiler vardır.

Garip ve acayip, büyüsel düşünceye kayan takıntı ve zorlayıcı olanlara, bir de Panik Bozukluğu eklenince, eskiden Psikasteni veya APOD (Anksiyete, Panik, Obsesyon; Depresyon) kompleksi denirdi. 

Kompulsiyon (Zorlantı)

Obsesyonların sebep olduğu yoğun sıkıntı ve huzursuzluğu azaltmak veya ortadan kaldırmak üzere yapılan tekrarlayıcı davranış ve zihinsel eylemlerdir. Bunlar gözlerini kapayınca hayalinde bir olayı canlandırma, takıntıyla yer değiştiren abartılı fikir veya imgeler şeklindedir

OKB NE KADAR SIKLIKTA GÖRÜLÜR?

OKB önceleri nadir olarak görülen bir hastalık olarak kabul edilmesine karşın son yıllarda yapılan araştırmalarda hiç de öyle olmadığı belirlenmiştir. Büyük toplum kesimlerinde yapılan araştırmalarda OKB’nin her 100 kişiden 2-3’ünde görüldüğü tespit edilmiştir.

OKB HANGİ YAŞLARDA BAŞLAR VE KİMLERDE DAHA SIK GÖRÜLÜR?

Genellikle ergenlik döneminde (16-19) ve 20-30’lu yaşlarda başlamasına karşın, okul öncesi çağdaki çocuklar dâhil herhangi bir yaşta görülebilir. Erkeklerde daha erken yaşlarda başlamasına karşın genel olarak kadınlarda daha sık görülmektedir. 

OKB BELİRTİLERİ NELERDİR?

Obsesyon ve kompulsiyonlar toplumdan topluma, kültürden kültüre değişiklik gösterebilir. Ülkemizde ve bütün dünyada toplumlarında en sık görülen obsesyon ve kompulsiyon türleri aşağıda örnekler verilerek sıralanmıştır.


Bulaşma Obsesyonu ve Temizlik Kompulsiyonu

Kişinin bedeninin ve giysilerinin kir, mikrop, toz gibi etkenler; kimyasal

maddeler, deterjanlar, zehirler ile idrar, gaita ve diğer beden salgıları ile

bulaşacağına ilişkin takıntıları ve bu takıntıların yarattığı sıkıntıyı gidermek

için yaptığı davranışlarıdır.

 

46 yaşında evli bir hasta (TA) etraf kokmasın diye oğlunun idrarını

biriktiriyordu. Kocası bir hiş hekimiydi (MA) ve karısı oğlunun idrarını ev

fena hâlde kokmasına rağmen dökemiyor ve etraftan temin ettiği bidonlara

dolduruyordu. Kendisine 150 mg klorimipramin (Anafranil) verip, Bilişsel

Davranışçı tedaviye başladıktan sonra 9 ayda %70, 24 ayda hedefe ulaşıp %90

düzeldi.

 

Bu bozuklukta bütün SSGİ (serotonin geri alıcı) ilaçlar verilebilir ama FDA

(Amerikan Psikiyatri Derneği) onayı olan tek ilaç hâlâ klorimipramin’dir.

OKB’de çıtayı tam düzelme değil, %80-90 iyileşme için koymak gerekir.

Böyle hastalarda, hele genç ve karaciğerleri hızlı metabolize edici

özellikteyse, mümkün olan yüksek dozlar verilmelidir. 80 mg/gün Paroksetin

verdiğim bir hastam bana “ilacım Seroxat, doktorum Doksat” dediğinde epey

gülmüştük.

 

Bu örneklerde kişilerin bedenlerine ve elbiselerine değişik maddelerin

bulaşacağı düşüncesi bulaşma obsesyonu, ortaya çıkan sıkıntıyı gidermek için

temizlik ve yıkanma davranışları yapmaları ise kompulsiyonu

oluşturmaktadır. 

Kuşku obsesyonu ve kontrol kompulsiyonu

En sık görülen obsesyon ve kompulsiyonlardandır. Kişi gaz ocağı, kapı, kilit

gibi nesnelerin açık kalmış olabileceğinden, ütü vs. elektrikli aletlerin

fişlerinin prizde takılı kalmış olabileceğinden kuşku duyar (Kuşku obsesyonu)

ve emin olmak için tekrar tekrar kontrol etme ihtiyacı duyar (kontrol

kompulsiyonu). Bu kuşku ve kontroller hayatın birçok alanında kendini

gösterebilirler.

 

Başkalarına zarar vereceği, elinde olmadan saldırgan davranışlarda bulunacağı

şeklinde obsesyonlar da sıktır

Bazen hastalarda elinde olmadan başkalarına rahatsızlık veya zarar vereceği,

ağzından hoş karşılanmayacak nitelikte kelimeler kaçıracağı, yanındaki

insanlara elinde olmadan zarar vereceği şeklinde obsesyonlar olabilir.

Cinsel içerikli obsesyonlar

Zaman zaman OKB’li hastalarda kendine, yaşına, toplumdaki yerine hiç

yakıştıramadığı bir biçimde, cinsel içerikli obsesyonlar bulunur.

ZY isminde üniversite mezunu 32 yaşında bekâr bir kadın hanım hastam eve

girmeden önce hem her tararı beşer defa denetliyor, hem de yorgun argın işten

dönen annesini (60y) temizlik maddeleriyle çitileyerek eşikte temizliyordu.

Arada da "acting out" şeklinde annesine sinkaflı küfürler ediyordu. Bir gün

annesi “yeter yahu” diye bağırıp, kolundan tuttuğu gibi bana getirdi. İçgörüsü

de zayıf olduğu için sertralin (Selectra) 200 mg sabah gece 2 mg trifluoperazin

(Stilizan) kombinasyonu verdim. Tedaviye riayeti (compliance) ve bağlılığı

(adherence) iyiydi. Bu dozlarda arada bir seanslara BDT için gelmesini ve

ilaçlarını hiç kesmeden ömür boyu kullanması gerektiğini söyleyince biraz

üzüldüler ama tedavisi sürüyor.

 

Dinî içerikli obsesyonlar


Özellikle dinî inançları yoğun yaşayan toplum kesimlerinde sık görülen bir

obsesyon türüdür. Kişi kendini inanç ve görüşlerine tam karşıt bir biçimde ve

çok yoğun sıkıntı yaratacak şekilde dinî içerikli takıntılı düşünceleri

düşünmekten alıkoyamaz.

56 yaşında dul bir hanım hastamda simetromani vardı. Muayenehaneme

girdiğinde bütün yamuk duran tabloları ve masamın üzerindeki nesneleri

sıraya diziyordu. Allah’a ve benzeri şeylere sövmeden duramıyor, komşularına

saplayabileceği korkusuyla evdeki bıçakları ve şişleri raflarda gizliyordu. 

 

Simetri/düzen  obsesyon ve kompulsiyonları

Simetri ihtiyacı ve düzen takıntıları da sık görülen belirtilerdendir. Kişinin

bütün hayatında simetri ihtiyacı ve düzenlilik hâkimdir. Böyle kişilerin

çorapları, pantolonları hep aynı yöne doğru asılı durur.

42y dul erkek hasta (ZS) tek başına yaşadığı için ve çamaşır makinelerinin iyi

temizleyemediğini düşündüğü için her şeyini elleriyle yıkıyordu. Pephanthene

Plus elleri için, 450 mg Efexor (venlafaksin) de OKB’si için verdim.

Muayenehanede Yale Brown ölçeği kullanmadığım için klinik olarak %70

düzelme elde edince bu dozda kalmamızı ve kesmemelerini kendisine ve ailesine tembihledim. Tedavisi sürüyor.

 

Dokunma kompulsiyonları

Zaman zaman bazı OKB’li hastalar bazı davranışları yapmadan önce kendilerince önemsedikleri bir eşyaya dokunma ihtiyacı duyarlar.
 


Sayma kompulsiyonları

Bazı OKB’li hastalar herhangi bir günlük faaliyeti belirli bir sayıya kadar saymadan yaparsa işinin rast gitmeyeceğini düşünerek sayma davranışında bulunurlar.

 

46y evli kadın hasta (MA) mütedeyyindi ve günde 55 kere namaz kılıyor, sonra da abdestinin bozulduğunu düşünerek bir on beş kere daha kılıyordu. Bir süre sonra tamamen evine kapandı ve kendisinin Hz. Meryem olduğunu söyleyen sesler işitmeye başlardı. Klinik tablo şizo-obsesif sınırlara dayanınca Clopixol Decaonat 2 haftada bir kalçadan, biperiden (Akineton) Tablet 3x1 ağızdan başladım. Metabolik Sendromu (boy m2/kilo: 36) için bir dâhiliyeci arkadaşımla konsülte ettim. 300 mg Anafranil’e Topamax (topiramat) 25 mg 2x1 ekledim. Hem migren ağrıları tamamen geçti, hem de OKB’si 2 senede %90 düzeldi. Şimdilik iyi gidiyor. Ciddi kilo azalması başladı.

 

Biriktirme ve saklama  kompulsiyonları

 

Sık görülen kompulsiyon türüdür. Kişi “ileride gerekli olabilir” şeklinde bir

düşünce ile gerekli olmayacak eşyaları bile biriktirebilir / saklayabilir. 

26y bekâr erkek hasta, tek yaşıyor ve hiçbir şeyi atamıyordu. Sosyoekonomik

durumu çok iyi olmasına rağmen, evdeki eski taraklar, fanilalar, eşarplar

yüzünden eve hiç hanım da getiremiyordu. Kaygısı da yüksekti. 40 mg/gün

fluoksetin (Prozac) ve hidroksizin (Atarax) kombinasyonuyla 1.5 senede %80

düzeldi ve nişanlandı. Beni nikâh şahidi yapmak istedi. 
 

Batıl itikatlar, uğurlu, uğursuz sayılar ve renkler

Çoğu kişinin kültürel özelliklerinin bir parçası olarak bazı inanışları,

davranışları, uğurlu veya uğursuz saydığı sayı ve renkleri olabilir.  

Merdiven altından geçmemek, çocukların üstünden atlayıp geçmemek, evden sağ ayakla çıkmak, yatağın sol tarafından kalkmamak gibi.

Bu tür inanışlar günlük hayat faaliyetlerini engelleyecek veya günlük işlevlerimizi kısıtlayacak kadar sık ve yoğun ise o zaman hastalık düzeyinde değerlendirilebilir.

HER TAKINTILI DÜŞÜNCE VEYA DAVRANIŞ OKB MİDİR?

Yukarıdaki örnekleri okuduğunuzda aklınızdan “temiz, tertipli ve düzenli olmanın; güvenlik amacı ile kapıları, pencereleri kontrol etmenin ne zararı var, bunlar hastalık mı sayılmalı?” şeklinde düşünceler geçebilir. Elbette bu davranışları günlük hayatımızda yapıyoruz ve hastalık olarak sayılmamalıdır.

Ancak tıbbî açıdan bu şekildeki düşünce ve davranışların hastalık sayılabilmesi için günlük işlevlerimizi etkileyecek, kısıtlayacak, bozacak kadar şiddetli ve yoğun olmalıdır.

Mesela, bir ev kadınının temiz ve düzenli olması doğal olarak hastalık sayılmaz ama hemen her gün, günün her saatinde temizlik yapıyor, her gün çamaşır yıkıyor ve bu davranışları sebebi ile de çocuklarına onları sağlıklı bir biçimde yetiştirebilmek için yeterli zamanı ayıramıyorsa, hastalık olarak değerlendirilmelidir.

Bir kişinin otomobilinin camlarının kapalı, kapılarının kilitli olduğundan emin olması güvenlik nedeni ile garip karşılanmayabilir ama evinden tekrar tekrar çıkarak veya yolda geriye dönerek cam ve kapıları kontrol etmesi dikkat edilmesi gereken bir durumdur.

OKB’NİN SEBEPLERİ NELERDİR?

Herhangi bir kesinlik kazanmamasına karşın OKB’nin sebebi olarak birkaç varsayım üzerinde durulmaktadır.

Genetik nedenler

OKB’li hastaların anne-babalarında ve diğer birinci derece akrabalarında OKB’nin sık olarak görülmesi hastalığın genetik olabileceğini düşündürmektedir.

Beyin işlevlerinde bozulma ve serotonin

Beyin üzerinde yapılan araştırmalarda beynin bazı bölgelerinde ve özellikle de beyin içindeki sinirsel iletimde önemli rolü olan serotonin maddesinin işlevlerinde bozukluk saptanması bunların OKB’nin sebebi olarak araştırılmasına yol açmıştır.

Zaten beyne ıslak sünger anlamında wetware deniyor artık ve ne kadar plastik olduğu da daha iyi anlaşılıyor. Yeni sinir hücresi yapılabiliyor.

Çocukluk çağı travmaları

Çocukluk çağı travmalarına  (örneğin, cinsel istismar) maruz kalanlarda ileri hayatlarında önemli bir stres yaşantısı ardından OKB’nin ortaya çıkabilmesi erken çocukluk dönemlerinin OKB gelişiminde önemli rol oynadığını göstermektedir. Erkek olanlara mağdur, kadınlara mağdure denir. Bu konuyu başka bir yazımda paylaşacağım.

Kişilik özellikleri

Kişilik yapısı olarak titiz, kuralcı, ayrıntıcı, mükemmeliyetçi özelliklere sahip olan kişiler OKB’ye yatkın kişiler olarak değerlendirilmektedir.

OKB NASIL TEDAVİ EDİLİR?

OKB günlük hayat faaliyetlerini ciddi olarak kısıtlayabilen, aile, meslek ve sosyal hayatta önemli işlev kayıplarına yol açan, hayat kalitesini düşüren bir hastalıktır.

Kronikleşme yani müzmin hâle gelme ihtimalinin yüksek olması tedavinin önemini arttırmaktadır. Tedavide kullanılan birkaç yöntem bulunmaktadır.
İlaç  tedavisi

Özellikle serotonin sistemi üzerinde etkili olan ilaçlar OKB tedavisinde oldukça yaralı olmaktadır. Serotonin Geri Alım Engelleyiciler adı verilen bu grup ilaçlar OKB tedavisinde yaygın ve başarılı şekilde kullanılmaktadır.

Tedavinin ilk günlerinde hafif bulantı, baş ağrısı, uyku bozukluğu, midede huzursuzluk gibi geçici yan etkiler ile hastaların çoğunun dile getirmeye çekindikleri cinsel yan etkiler görülebilir. Ancak bu grup ilaçlar genellikle hastalar tarafından kolaylıkla kullanılan ve kullanımları sırasında bir sorun yaşanmayan ilaçlardır.

Etkilerinin görülmesi için iki hafta kadar beklemek gerekir. İlacın etkili olup olmadığına karar vermek için en az 10 hafta süre geçmesi beklenmelidir. Etkili olduğuna karar verilirse tedavinin gerekirse günlük doz arttırılarak en az iki yıl sürdürülmesi gerekir.

Ağır durumlarda, eğer hastanın soygeçmişinde intihar veya intihar girişimi varsa ömür boyu tedavi gerekir.

Bilişsel-davranışçı tedavi

Obsesif hastalar kaygı verici düşünceler ile bu düşüncelerden kaçarak ve kaçınarak başa çıkmaya çalışırlar. Ne var ki düşüncelerden kaçmaya çalıştıkça bu düşünceler daha da artmakta ve böylelikle kısır bir döngü oluşmaktadır. Davranış tedavilerinde amaç hastayı kaygı veren ve kaygı oluşturduğu için kaçma ve kaçınma davranışlarına neden olan düşüncelerle (obsesyonlar) karşı karşıya getirmek (flooding) ve bu karşılaştırmanın oluşturduğu kaygıyı azaltmak için devreye giren tekrarlayıcı davranışları (kompulsiyonlar) engellemektir (implosion).

Hedef rahatsızlık veren düşüncenin oluşturduğu kaygıyı söndürmek ve alışma durumunun oluşmasını sağlamaktır. Bu şekilde yapılan tedaviye alıştırma tedavileri adı verilir.

Bilişsel tedavilerde ise amaç rahatsız edici düşüncelerin oluşturduğu sorumluluk idrakini azaltmaktır. Sorumluluk biçiminde bir idrak olmadığında hastalar akla gelen rahatsızlık verici düşünceleri yansızlaştırmak ve etkisiz kılmak için tekrarlayıcı davranışlar gösterme ihtiyacı hissetmeyeceklerdir.

Amaç düşünceleri gerçek gibi idrak etmeyi azaltmaktır. Bu nedenle tedavide tehdit tehlike ve aşırı sorumluluk idraklerinin ne oranda gerçekçi olduğu ve hangi düşünce  hataları sonucu abartılı tehdit ve tehlike idraklerinin ortaya çıktığı hasta ile birlikte araştırılır.

Bilişsel hataların belirlenmesinden sonra yeterince işlevsel olmayan bu düşüncelerin daha gerçekçi ve işlevsel olanları ile yer değiştirmesi sağlanır. Düşüncelerinin  bir felaketle sonuçlanacağını düşünen hastalardan bu düşünceleri durdurmak yerine özellikle akla getirmeleri istenmekte ve ardından korkulan sonuçların oluşmadığını görmeleri tedaviye uyum sağlamakta önemli yararlar oluşturmaktadır. Çok dirençli vak'alarda prefrontal lökotomi yapılabiliyor.

Bilişsel ve davranışçı terapiler hem hastalığın tedavisinde hem de özelikle nükslerin önlenmesinde çok önemli bir yer tutmakta, tedavide bazen tek başlarına bazen de ilaç tedavileri ile birlikte kullanılabilmektedirler.

Bilişsel davranışçı tedaviler tedavi seçenekleri arasında en önemli yeri tutmaktadır.

AİLE VE ARKADAŞLARA DÜŞEN GÖREVLER

OKB’li hastalar sıklıkla takıntılı düşünce ve davranışları çevredekiler tarafından fark edildiğinde, öğrenildiğinde nasıl karşılanacakları ile ilgili endişe yaşarlar. Çoğu hasta ayıplanacağı, dalga geçileceği, küçük düşürülebileceği düşüncesi ile hissettiklerini paylaşmaktan veya açığa vurmaktan kaçınır.

Hastalar, damgalanma kaygısı ile tedaviye hastalığın başlamasından çok uzun süre sonra gelebilmektedir.

Aile üyeleri ve arkadaşları hastanın zaman zaman çevreye de huzursuzluk verecek düzeye varan takıntılı davranışlarının hastalar tarafından engellenemeyen, karşı koyamadıkları düşüncelerden kaynaklandığını bilmelidir, tedaviye uyum sağlanması konusunda yardımcı olmalıdırlar.

Mukadder İstanbul depremi oldu olacak.

Sevgili Dostum Prof. Dr. Celâl Şengör’ün bu konudaki açıklamalarını bekliyoruz. Nedense hiç bu konuda demeç vermiyor.

deprem istanbul ile ilgili görsel sonucu

Sevgili Dostum Profesör Dr. Bingür Sönmez’in kaval çaldığını bilirdim ama ney de üflemeye başlamış. Görüşebilirsem, girift konusunda bilgi vereceğim ve dinlemeyi de çok arzu ediyorum.

bingür sönmez ile ilgili görsel sonucu

Herkese sevgi sağlık ve dayanışma dolu günlere…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 22 Nisan 2017 Cumartesi

137 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar,

Sizlere çok özel bir insanın hayatını anlatmak istiyorum.

Zeki Müren (6 Aralık 1931– 24 Eylül 1996), Türk şarkıcı, besteci, söz yazarı, oyuncu ve şair. “Sanat Güneşi” ve “Paşa”olarak anılan sanatçıydı. Klasik Türk musikinin en büyük isimlerinden biri olarak kabul edilir.

Sanata olan katkılarından dolayı 1991 yılında devlet sanatçısı unvanıyla ödüllendirilmiş, Türkiye'de verilmeye başlanan Altın Plak ödülünün de ilk sahibi olan sanatçı müzik hayatı boyunca altı yüzü aşkın plak ve kaset doldurmuş üç yüzü aşkın şarkı bestelemiştir.

Çocukluğu ve eğitimi

Bursa’nın Hisar semtinde, Ortapazar Caddesi'ndeki 30 numaralı ahşap evde Kaya ve Hayriye Müren çiftinin tek çocuğu olarak dünyaya gelmiştir.

Ailesi Üsküp’ten Bursa’ya taşınmıştı göç etmişti. Babası kereste tüccarıydı. Ufak tefek ve çelimsiz bir çocuktu. 11 yaşında Bursa’da sünnet oldu.

İlkokulu Bursa Osmangazi İlkokulunda (sonradan Tophane İlkokulu ve Alkıncı İlkokulu) okudu. Henüz ilkokuldayken yeteneği öğretmenleri tarafından keşfedildi ve müzikli okul müsamerelerinde başrolleri oynamaya başladı.

 

 

Hayatındaki ilk rolü, bu müsamerelerden birindeki çoban rolüdür.

Ortaokulu yine Bursa'da, Tahtakale’deki ikinci ortaokulda tamamladı. Ortaokulu bitirdikten sonra babasına İstanbul’a gitme arzusunda olduğunu açıkladı ve onun da onayıyla İstanbul Boğaziçi Lisesine yazıldı. Bu okulu birincilikle bitirdi.

Olgunluk imtihanlarını pekiyi dereceyle verip İstanbul Devlet Güzel Sanatlar (şimdiki Mimar Sinan Üniversitesi’ne) girdi.

Yüksek Süsleme Bölümü Sabih Gözen atölyesinden mezun oldu. Desen çalışmalarını öğrencilik yıllarından başlayarak pek çok kere sergiledi.

Müzik Kariyeri

 

19 Kasım 1953 tarihinde Zeki Müren’in ilk konserini verdiği Atatürk Bulvarı bitişiğindeki Büyük Sinema’da icra etti eserleri.

Zeki Müren, Bursa’da tamburi İzzet Gerçeker'den aldığı solfej ve usul dersleriyle musiki bilgileri öğrenmeye başladı. 1949'da, Boğaziçi Lisesi’nde okurken sinema ve yazar Arşanir Alyanak’ın babası Agopos Efendi ile ve bir başka hocası Udi Krikor’dan aldığı derslerle de musiki eğitimini sürdürdü.

Daha sonra fasıl musikisini iyi bilen ve geniş bir repertuarı olan Şerif İçli çeşitli eserler meşk etti; Refik Fersan’dan, Sadi Işılay’dan ve faydalandı.

1950 yılında henüz üniversite öğrencisiyken TRT açtığı ve 186 adayın katıldığı solist sınavını birincilikle kazandı.

1 Ocak 1951’de, İstanbul Radyosunda canlı olarak yayımlanan bir programda ilk radyo konserini verdi ve bu konseri çok beğenildi. Bu konserde kendisine eşlik eden saz ekibi Hakkı Derman, Serif İçli, Şükrü Tunar, Refik Fersan ve Necdet Gezen’den oluşuyordu.

Konserden sonra Hamiyet Yüceses stüdyoyu arayarak kendisini tebrik etti. O yıllarda TRT Ankara Anadolu’da en çok dinlenen radyo idi ve İstanbul Radyosu Anadolu’dan net olarak dinlenemiyordu.

Aynı hafta klarnet sanatçısı Şükrü Müren'i Yeşilköy’deki kendisine ait plak fabrikasına götürerek yine kendi eseri olan “Muhabbet Kuşu” şarkısını plağa doldurttu. Bu plak sayesinde bütün Anadolu'da tanındı.

Zeki Müren, bu başarılı ilk konserden ve plak çalışmasından sonra Türkiye radyolarında düzenli olarak eserler seslendirmeye başladı. Radyo programları on beş yıl sürdü, bunların çoğu canlı yayın programlarıydı. Bundan sonra kendini daha çok sahne ve plak çalışmalarına verdi.

İlk sahne konserini 26 Mayıs 1955 tarihinde verdi. Genellikle kendi tasarladığı sahne kıyafetlerini giyiyordu.

Saz heyetine tek tip kıyafet giydirmek ve T podyum kullanmak gibi çeşitli yenilikler getirdi.

Maksim Gazinosu sahnelerinde aralıksız 11 sene Behiye Aksoy ile dönüşümlü olarak sahne aldı. 1976'da Londra’daki Royal Albert Hall’da konser vererek bu mekânda sahne alan ilk Türk sanatçı oldu.

600’ü aşkın plak ve kaset doldurdu. Plağa okuduğu ilk şarkı Şüktü Tunar’ın “Bir Muhabbet Kuşu” güfteli şarkısıdır.

1955'te “Manolyam” adlı şarkısıyla Türkiye'de ilk defa verilen Altın Plak ödülünü kazandı. 1991 yılında Devlet Sanatçısı seçildi.

300 dolayında şarkı besteledi. On yedi yaşındayken bestelediği “Zehretme hayatı bana cânânım” mısrasıyla başlayan acemkürdi  şarkı bestelediği ilk şarkıdır.

"Şimdi Uzaklardasın" (suzinâk), "Manolyam" (kürdilihicazkâr), "Bir Demet Yasemen", "Gözlerimin içine başka hayal girmesin (nihavend) güfteli, "Elbet bir gün buluşacağız” " gibi şarkıları sık sık okunan, en sevilen şarkılarıdır.

Zeki Müren bu şarkıları plaklara da okumuştur.

Oyunculuk kariyeri

Zeki Müren 1954’te Beklenen Şarkı isimli filmde sinema oyunculuğuna başladı. Büyük bir ticarî başarı kazanan bu filmden sonra, şarkılarının çoğunu kendisinin bestelediği 18 filmde daha oynadı. 1965'te de Arena Tiyatrosunca sahneye koyulan Çay ve Sempati adlı oyunda başrolü oynadı.

Zeki Müren, başarılı yorumculuk ve oyunculuk kariyerlerinin yanı sıra yüksek eğitimini aldığı desen tasarımına da devam etti. Sahne kıyafetlerinin pek çoğunu kendisi tasarladı.

Resimle de iştigal eden Müren öğrencilik yıllarından itibaren gerek desenlerini, gerekse resimlerini pek çok ilde sergiledi. Apartman topuklu kıyafetlerini hep kendi tasarlamıştı.

1965 yılında 100’e yakın şiirinin yer aldığı Bıldırcın Yağmuru adlı şiir kitabını çıkardı.

Bu kitabında yer alan şiirlerinden bazıları Pembe YağmurlarBursa Sokağıİkinci Sadık DostÇim MakasıSon KavgaBu Bestecikler SanaAlınyazımKazancı Yokuşu ve Kendimi Arıyorum'dur.

Hayatı boyunca hiç evlenmedi. 1950'lerin Türkiye'sinde alışılmış kalıpları zorlayan elbiseleri ve sahne davranışı ile halkın ilgisini sürekli olarak üstünde tutmayı başardı. Mesleğe başladığı ilk yıllarda daha sıradan kıyafetler ve saç stilleri taşımasına rağmen ileriki yıllarda kadınsı kıyafetler, saç modelleri ve makyajı ile sahnelerde yer aldı.

Kendisi hiçbir zaman cinsel yönelimi ile ilgili bir açıklama ve zaman zaman adı kadınlarla anıldı ancak genel kanaat eşcinsel olduğu yönünde idi. Sadece bir kadınla beraber olabilmiştir.

Kurallı ve ağdalı bir Türkçe konuşmaya özen göstermesi ile bilinir. “Müziğin Paşası" olarak anılması, 1969’da Aspendos’taki konserinden sonra ilk defa Antalya halkının kendisi için kullanmasıyla başlamıştır.

Kendisi, bu şekilde anılmaktan memnun olmakla birlikte neden uygun görüldüğünü bilmediğini açıklamıştır.

Askerliğini 1957-1958 yıllarında yedek subay olarak Ankara Piyade Okulu (6 ay), İstanbul Harbiye Temsil Bürosu (6 ay) ve Çankırı’da (3 ay) yaptı. 

Zeki Müren’in Karagöz sanatçısı Hayali Saf Deri, Metin Özlen tarafından hazırlanan kuklası doğum yeri olan Bursa'da sahne aldı.

Doğum günü olan 6 Aralık tarihi ise, Onur Akay’ın TRT Müzik ekranlarından yaptığı teklifle 2012 yılından bu yana Türk Sanat Müziği Günü olarak kutlanmaktadır.

 

Rahatsızlığı ve vefatı

 

Zeki Müren kalp rahatsızlığı ve şeker hastalığı nedeniyle hayatının özellikle son altı senesinde sahne hayatından ve medyadan uzaklaştı. 

Bodrum’daki evinde inzivaya çekildi. Bu dönemi "kendini dinlemek" olarak tarif eder. 24 Eylül 1996 günü, TRT İzmir Televizyonunda kendisi için düzenlenen tören sırasında geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini yumdu.

Cenazesi büyük bir halk kalabalığının katıldığı büyük bir törenle kaldırıldı. Mezarı, doğum yeri olan Bursa’da Emirsultan Mezarlığı'ndadır. Vasiyetinde bütün mal varlığını Türk Eğitim Vakfı ve Mehmetçik vakfına bıraktı.

TEV ve Mehmetçik Vakfı, 2002 yılında Bursa’da da Zeki Müren Güzel Sanatlar Anadolu Lisesi'ni yaptırdı. TEV Bursa Şube Başkanı Mehmet Çalışkan 24 Eylül 2016 tarihinde yaptığı bir açıklamada vakfın Zeki Müren Burs Fonu'ndan 20 yılda 2.631 öğrencinin faydalandığını belirtti.

Ölümünün ardından sanatçının Bodrum’da son yıllarını yaşadığı evi Kültür Bakanlığı’yla yapılan protokol ile Zeki Müren Sanat Müzesi’ne dönüştürüldü ve 8 Haziran 2000 tarihinde ziyarete açıldı.

Ben kendisini hep televizyondan seyrettim.

Bodrum’a yolunuz düşerse bu “paşa” unvanlı büyük sanatçının evini ziyaret edebilirsiniz.

Nevi şahsına münhasır bir erkekti. Sadece bir kadınla beraber olabilmişti, onu da tanıyanlar bilir.

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 19 Nisan 2017 Çarşamba

Etiketler: eşcinsel zeki müren
168 kez okundu
0

Posted by on in Bilimsel

Sevgili Mekâncılar,

Eskiden Histeri başlığında toplanan başka bir hastalıktan da bugün bahsetmek istiyorum.

Fibromiyalji yani yaygın kas-iskelet ağrıları, yorgunluk, dinlendirici olmayan uyku, ishal, karında kramplar, sabah sertliği- tutukluğu gibi yakınmalarla seyreden bir hastalıktır. Bunların süresi 30 dakikayı aşarsa ciddiye alınmalıdır

Sebebi hâlâ bilinmiyor. Kronik bir ağrı sendromudur. Görülme sıklığıyla ilgili yapılan çalışmalarda farklı oranlar bildiriliyor ama kadınların %3.5’ini ve erkeklerin %0.5’ini etkilediğini söylemek mümkün.

fibromiyalji tetik noktaları ile ilgili görsel sonucu

 

Türkiye ile ilgili net rakamlar yok; önceden belirlenmiş 11 noktadan 8 veya dokuzuna bastırıldığında bu teşhis kolayca konur; çünkü hastanın canı acır.  

Ancak uzmanların gözlemi, bu oranın daha yüksek olduğu yönünde.

Pratisyen hekimlere başvuran hastaların %6’sını, fizik tedavi ve rehabilitasyon ile romatoloji polikliniklerine başvuran hastaların yüzde 30’a yakınını fibromiyalji hastaları oluşturuyor.

Fibromiyalji kendini nasıl gösterir?

Fibromiyalji hastaları genellikle boyun ve sırt bölgesinde yaygın ağrılar, sabah kalktığında dinlenmiş uyanamama (dinlendirici olmayan uyku) ve yorgunluktan şikâyet ederler.

Ağrı genellikle boyun ve sırt bölgesinde yoğunlaşsa da bel, kollar ve bacaklarda da olabilir.

Ağrı keskin olmaktan çok yaygın, sızlama veya yanma şeklindedir. A Delta sinir liflerince taşınan ağrıya birinci ağrı (ağrının yerini belirtir), multimodal C lifleriyle taşınanına ise ikinci ağrı denir (yer belirtmez ama sızlama ve huzursuzluk verir.

Hastanın yakınmaları psikolojik gerginlik, fiziksel yorgunluk, soğuk hava, uykusuzluk gibi durumlarda şiddetlenir.

Başka sorunlardan ayıran başlıca özellikleri nelerdir?

Fibromiyalji ağrı, yorgunluk, iğnelenme-karıncalanma ve benzeri gibi pek çok farklı sistemi ilgilendiren şikâyetlerle ile seyrettiği için teşhis konması aşamasında benzer şikâyetlerle seyreden hastalıklardan ayrımı çok titizlikle yapılmalıdır.

Özellikle ayırım yapılması gereken hastalıkların başında Kronik Yorgunluk Sendromu gelir.

Hipotirodi (tiroid bezinin az çalışması) de yorgunluk, adale ağrıları yapan bir hastalıktır.

Ancak iyi bir anamnez alınarak ve yapılan tiroid fonksiyon testleri ile kolaylıkla teşhisi konabilir.

Kimlerde daha sık görülür?

Stres ve depresyon gibi psikolojik etkenlerden söz etmek mümkün mü?

Hastaların yüzde 85’den fazlası kadındır. Sıklıkla 30-50 yaş arasında görülür. Ayrıca düşük sosyoekonomik düzeyde görülme sıklığını artar.

Stres ve depresyon ile fibromiyalji arasında yakın bir ilişki olduğu belirgindir.

Yapılan çalışmalarda fibromiyalji hastalarının %50’den fazlasının Majör Depresyon geçirmiş veya geçirmekte olduğu tespit edilmiştir.

Ayrıca psikolojik stres, yakınmaları şiddetlendiren önemli bir faktördür. Ancak buradan fibromiyaljinin psikolojik kökenli bir sendrom olduğu anlamı çıkarılmamalıdır.

Bir fibromiyalji hastasına yapılabilecek en yanlış yaklaşım olayı tamamen psikolojik bir sorun olarak anlatıp “senin bir şeyin yok şeklinde” bir açıklama sunmaktır.

Cinsiyet, yaş ve meslek gibi etkenlerin rolü nedir? Kimler risk grubundadır?

Kadınlar erkeklere göre 9 kat fazla etkileniyor. Düşük eğitim ve gelir düzeyi de önemli oranda riski arttırıyor.

Fibromiyalji teşhisi konanlara tavsiyeleriniz nelerdir?

Fibromiyalji gerçek ve objektif bir hastalıktır.

Şikâyetler hastanın kafasından uydurduğu veya psikolojik dengesizliklerinin yarattığı şeyler değildir. Hayatı tehdit eden bir hastalık değildir ancak hayat kalitesini bozmaktadır.

Hastalar hastalıklarını iyi tanımalıdır. Şikâyetlerini arttıran sebepler tespit etmelidir. Bunları kontrol altına almaya yönelik çaba göstermelidirler. İlaç ve ilaç dışı tedavilerinin planlaması konusunda da mutlaka hekimlerden yardım almalılar.

Eskiden böyle hastalara Parafon (500 mg parasetamol ve adele gevşetici) gibi ağrı kesiciler ve Lyrica (pregabalin) gibi ağrıya da, duygudurum bozukluklarına da iyi gelen ilaçların yanı sıra, amitriptilin (Laroxly 10 ila 150 mg) gibi ilaçlar verilirdi.

Hâlbuki artık girişimci yöntemler (lokal anestetikle yapılan periferik sinir blokları) ve asetilsalisilik asid (Aspirin) benzeri NSA’lar (steroid olmayan ağrı kesiciler) çok faydalı oluyor.

Fibromiyalji (FM), yaygın kas iskelet sistemi ağrısı, uyku bozukluğu ve yorgunluğun çoğu kez birlikte bulunduğu kronik bir ağrı...

Fibromiyalji nedir?

Yaygın kas iskelet sistemi ağrısı, uyku bozukluğu ve yorgunluğun çoğu kez birlikte bulunduğu kronik bir ağrı sendromudur. Fibromiyaljili kişilerde irritabl barsak sendromu, kronik baş ağrısı, depresyon, anksiyete, huzursuz bacak sendromu, temporomandibular eklem işlevi bozukluğu, kronik yorgunluk sendromu ve irritabl mesane sendromu gibi bazı semptom veya sendromlara sık rastlanmaktadır.

Genel polikliniklere başvuruların %5–6’sını, romatoloji polikliniklerine yeni başvuranların %10-20’sini fibromiyaljili hastalar oluşturmaktadır.

Fibromiyalji belirtileri ve tipik özellikleri

Hafıza problemleri, düşünce bozuklukları,

Ellerde ve ayaklarda uyuşukluk ve karıncalanmalar,

Çarpıntı

Azalmış egzersiz toleransı

Bağırsak şikâyetleri (gaz, kabızlık, ishal)

Üzgün veya depresif duygudurum

Hipertansiyon (145/95 mm Cıva veya üstü) veya migren baş ağrısı

Gün boyunca yorgunluk hissi

Dinlenemeden uyanmış olma hissi (sürekli uykudan uyanma)

Nosiseptif (ağrı doğurucu) uyarılar sebebiyle, ağrının azaltılması ile hissedilen genel hassasiyet.

Çeşitli organları kapsayan psikosomatik semptomlar (hassas bağırsak sendromu, sık sık işeme, kardiyak semptomları, jinekolojik sorunlar)

Nörolojik sorunlar (vücutta uyuşma görülme, sinirli ve iğneleyici olma, gergin olma hâli, baş ağrısı)

Ruhsal rahatsızlıklar (depresyon, anksiyete, ağır depresyon ise nadir görülmektedir.)

Bilişsel sorunlar (konsantrasyon bozukluğu, yeni şeyler öğrenme güçsüzlüğü)

Kişiye göre değişen ödem hassasiyeti,

Hastaların % 30-50’si eklem hipermobilitesine sahiptir (kolları bacakları her yöne kolayca oynar ve Ehler Dannos Sendrmuyla karıştırılabilir.

Vücudun üst kısmı ile sınırlı olan kızarma eğilimi (eritema fugaks) ve diğer taraftan soğuk ekstremiteler bu hastalarda yüksek oranda görülmektedir.

Semptomlar dış faktörler (hava değişiklikleri, çeşitli rahatsızlıklar) ve iç faktörlere (stres faktörü) bağlı olarak değişmektedir.

Fibromiyalji ayrı bir hastalık oluşumu değildir ancak belirti ve bulguların bir birleşimidir.

Fibromiyalji hastaları sürekli olarak strese ağrı hissinin iletim sistemlerini bozacak istisnai bir şekilde reaksiyon gösterirler

Fibromiyaljiyle, bu hastalıkları karıştırmayın

Bel ve boyun ağrıları

Kronik yorgunluk sendromu

Depresyon

Hipotiroidi

Uyku bozuklukları

Fibromiyaljide tedavi

Her hastanın ayrı ayrı ele alınıp tedavi programının hastaya özel düzenlenmesi gerek. Hastaların uzun süre ilaç kullanımına sığınmaması gerekir. “Özellikle psikiyatrik ilaçlardan fayda görebileceğini düşünen kişiler uzun süre bu ilaçları kullanıyor. Tabii bu da daha sonra bağımlılık yapıyor” diye söylemlere kanmayın. Hiçbir antidepresan bağımlılık yapmaz.

Ancak Benzodiazepin grubu ilaçlardan kısa etkili olanları buna sebep olabilir (Ativan: Lorazepam) veya Xanax (alprazolam: bir benzodiyazepin türevi) kısa sure verilirse bağımlılık yapar.

Sonuçta fibromiyalji tedavi edilmemiş oluyor. Psikiyatrik ilaçların ancak eşlik eden bir psikolojik bozukluk varsa kullanılmasını tavsiye ediyoruz dendiğinde daha gerçekçi olur.

Ağrı kesicilerin kullanımında da (parasetamol gibi) böbrek, mide ve tansiyon problemleri gibi yan etkiler ortaya çıkabilmektedir.

Fibromiyalji hastalığının tedavisinde en önemli prensibin hasta-hekim işbirliğidir. Öncelikle hastayı hastalığı hakkında bilgilendirmek, hastalıktan korunma yollarını öğretmek çok önemlidir.

Tedavi, değişik bulguların olması sebebiyle hastaya özel düzenlenir. Hekim tarafından belirlenen PRP uygulamaları, fizik tedavi ve rehabilitasyon yöntemleri, egzersiz programı fibromiyalji tedavisinde en önemli yeri tutmaktadır.

Son zamanlarda yapılan bilimsel çalışma sonuçlarını paylaşarak, PRP yöntemi ile fibromiyalji hastalığında asıl sebep olan fibrozitleri (ağrılı adale düğümleri) yok etmenin mümkün olduğu bilgisini veriyor.

Fibromiyaljili kişinin bağışıklık sistemini kuvvetlendirerek, fibrozitleri çözerek tedavi artık mümkündür.

PRP yönteminde, sertleşen adale düğümcükleri içine, kişiden alınan kanın işleme tabi tutularak, trombosit (kandaki çekirdeksiz hücreler) dediğimiz kısmının verilmesiyle, doku içindeki sertleşmeler azalmakta ve fibrozitin düzelmesiyle ağrı ve kas spazmı oluşturan faktörlerin de salıverilmesi durmaktadır.

Adele spazmının ortadan kalkmasıyla, vücutta kas spazmına bağlı olarak oluşan belirtiler de genellikle ortadan kalkmaktadır.

Elle uygulanan şiropraksi gibi terapi yöntemleriyle de adale uzunluğu arttırılmakta ve sonrasında hastaya özgü verilen egzersizler ve önerilerle fibromiyalji hastalığını hasta unutmaktadır. Yani bir nevi ağrı hafızası kaybı elde edilir. Akupunktur ve hipnoz da çok işe yarar ama naltrekson verildiğinde (vücudun kendi imal ettiği bir ağrı kesici – bağımlılık önleyici madde) akupunkturun etkisi ortadan kalkar; derin hipnozda ise haftalarca sürebilir.

Fibromiyalji tedavisinde tedavi seçenekleri

Fibromiyaljinin tedavisinde, Fizik Tedavinin ve ilaç tedavisinin çok önemli yeri bulunuyor. Fizik Tedavi uygulamalarından örnekler:

Elektroterapi Uygulamaları (TENS: Trans Kütanöz Sinir Uyarımı, Ultrasonografi Tedavisi, Enterfrensiyel Akımlar, Biofeedback, Hvgs), Sıcaklık Ajanları, Doku Masajı, Klasik Masaj, Germe Gevşeme Eğitimleri, Bölgesel Enjeksiyonlar, Ozon Tedavisi, Prp (Trombositten Zengin Plazma), Nöral terapi, Proloterapi, Manipülasyon ve benzeri gibi yöntemler etkili olur.

Fibromiyalji (FM), yaygın kas iskelet sistemi ağrısı, uyku bozukluğu ve yorgunluğun çoğu kez birlikte bulunduğu kronik bir ağrı sendromudur...

Fibromiyalji nedir?

Fibromiyalji (FM), yaygın kas iskelet sistemi ağrısı, uyku bozukluğu ve yorgunluğun çoğu kez birlikte bulunduğu kronik bir ağrı sendromudur.

Fibromiyaljili kişilerde irritabl barsak sendromu, kronik baş ağrısı, depresyon, anksiyete, huzursuz bacak sendromu, temporomandibular disfonksiyon, kronik yorgunluk sendromu ve irritabl mesane sendromu gibi bazı semptom veya sendromlara sık rastlanmaktadır.

Genel polikliniklere başvuruların %5–6’sını, romatoloji polikliniklerine yeni başvuranların %10-20 sini fibromiyaljili hastalar oluşturmaktadır.

Fibromiyalji belirtileri ve tipik özellikleri

Hafıza problemleri,düşünce bozuklukları

Ellerde ve ayaklarda uyuşukluk ve karıncalanmalar,

Çarpıntı

Azalmış egzersiz toleransı

Barsak şikâyetleri (gaz, kabızlık,ishal)

Üzgün veya depressif duygudurum

Tansiyon veya migren Baş Ağrısı

Gün boyunca yorgunluk hissi (fatik)

Dinlenemeden uyanmış olma hissi (sürekli uykudan uyanma)

Noniseptif uyarılar nedeniyle, ağrının azaltılması ile hissedilen genel hassasiyet,

Çeşitli organları kapsayan psikosomatik semptomlar (hassas bağırsak sendromu, sık sık işeme, kardiyak semptomları, jinekolojik sorunlar)

Nörolojik sorunlar (vücutta uyuşma görülme, sinirli ve iğneleyici olma, gergin olma hali, baş ağrısı)

Ruhsal rahatsızlıklar (depresyon, anksiyete, ağır depresyon ise nadir görülmektedir.)

Bilişsel sorunlar (konsantrasyon bozukluğu, yeni şeyler öğrenme güçsüzlüğü)

Kişiye göre değişen ödem hassasiyeti

Hastaların % 30-50'si eklem hipermobilitesine sahiptir.

Vücudun üst kısmı ile sınırlı olan kızarma eğilimi (eritema fugaks) ve diğer taraftan soğuk ekstremiteler bu hastalarda yüksek oranda görülmektedir.

Semptomlar dış faktörler (hava değişiklikleri, çeşitli rahatsızlıklar) ve iç faktörlere (stres faktörü) bağlı olarak değişmektedir.

Fibromiyalji ayrı bir hastalık oluşumu değildir ancak belirti ve bulguların bir kombinasyonudur.

Fibromiyalji hastaları sürekli olarak strese ağrı hissinin iletim sistemlerini bozacak istisnai bir şekilde reaksiyon gösterirler

Fibromiyaljiyle, bu hastalıkları karıştırmayın

Bel ve boyun ağrıları

Kronik yorgunluk sendromu

Depresyon

Hipotiroidi

Uyku bozuklukları

Fibromiyaljide tedavi

Her hastanın ayrı ayrı ele alınıp tedavi programının hastaya özel düzenlenmesi gerek. Hastaların uzun süre ilaç kullanımına sığınmaması gerektiğini vurgulamak gerekir. "Özellikle psikiyatrik ilaçlardan fayda görebileceğini düşünen kişiler uzun süre bu ilaçları kullanıyor. Tabii bu da daha sonra bağımlılık yapıyor. Sonuçta fibromiyalji tedavi edilmemiş oluyor. Biz psikiyatrik ilaçların ancak eşlik eden bir psikolojik bozukluk varsa(!) kullanılmasını tavsiye ediyoruz. Ağrı kesicilerin kullanımında da böbrek, mide ve tansiyon problemleri gibi yan etkiler ortaya çıkabilmektedir.

 

Hiçbir antidepresan bağımlılık yapmaz ama mesela Efexor ve eşdeğerlerinde kesilme sendromu çok görülür. Bu da hidroksizin (Atarax), çok ender olarak uzun etkili Diazem gibi uzun etkili benzodiyazepinlerler bunlara engel olur ama yeşil reçeteye tabidir.

Fibromiyalji hastalığının tedavisinde en önemli prensibin hasta-hekim işbirliğidir. Öncelikle hastayı hastalığı hakkında bilgilendirmek, hastalıktan korunma yollarını öğretmek çok önemlidir.

Tedavi, değişik bulguların olması nedeniyle hastaya özel düzenlenir. Hekim tarafından belirlenen PRP uygulamaları, fizik tedavi ve rehabilitasyon yöntemleri, egzersiz programı fibromiyalji tedavisinde en önemli yeri tutmaktadır.

Son zamanlarda yapılan bilimsel çalışma sonuçlarını paylaşarak, PRP (Plateletten yani trombositten Zengin Plazma) yöntemi ile fibromiyalji hastalığında asıl sebep olan fibrozitleri (ağrılı kas düğümleri) ortadan kaldırmanın mümkün olduğu bilgisini veriyor.

Fibromiyaljili kişinin bağışıklık sistemini kuvvetlendirerek, fibrozitleri çözerek tedavi artık mümkündür. PRP yönteminde, sertleşen kas düğümcükleri içine, kişiden alınan kanın işleme tabi tutularak, trombosit dediğimiz kısmının verilmesiyle, doku içindeki sertleşmeler yok olmakta ve fibrozitin kaybolmasıyla ağrı ve kas spazmı oluşturan faktörlerin de salıverilmesi durmaktadır.

Adale spazmının yok olmasıyla, vücutta spazma bağlı olarak oluşan belirtiler de yok olmaktadır. Uygulanan manuel terapi yöntemleriyle de kas uzunluğu arttırılmakta ve sonrasında hastaya özgü verilen egzersizler ve önerilerle fibromiyalji hastalığını hasta unutmaktadır.

Fibromiyalji tedavisinde tedavi seçenekleri

Fibromiyalji'nin tedavisinde, Fizik Tedavi'nin ve ilaç tedavisinin çok önemli yeri bulunuyor. Fizik Tedavi uygulamalarından örnekler:

Elektroterapi Uygulamaları (Tens, Ultrasonografi Tedavisi, Enterfrensiyel Akımlar, Biofeedback, Hvgs),

Sıcaklık Ajanları,

Doku Masajı,

Klasik Masaj,

Germe Gevşeme Eğitimleri

Bölgesel kısa etkili anestetik madde enjeksiyonları,

Ozon Tedavisi,

Prp (Trombositten Zengin Plazma),

Nöralterapi,

Proloterapi,

Manipülasyon vb gibi işe yarayabilmektedir.

Herkese sevgi, sağlık, dayanışma ve bütünleşmeyle dolu günler diliyorum.

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 17 Nisan 2017 Pazartesi

203 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar 

 

Andropoz, “andro” yani erkek ve “pause” yani ara vermek kelimelerinin birleşiminden meydana gelen bu terim olup, erkekliğe ara vermek gibi düşünülse de aslında bu, gerçeği tam olarak yansıtmamaktadır.

 

Andropoz, yaşlanan erkekte geç ortaya çıkan testosteron yetmezliğine verilen durumun adıdır. Erkeklerde 40’lı yaşlardan itibaren görülmeye başlasa da en çok 50’li yaşlarda testosteron seviyelerinde azalma olur.

 

Andropoz, testosteron üretiminde ve kanda bulunan testosteronun düşmesine bağlı ortaya çıkan belirtilerin görüldüğü genel psikolojik, biyolojik, fiziksel ve cinsel semptomlar kompleksidir.
 

 

Andropoz, engellenebilen bir durum değildir. Ancak, 50 yaşını geçen her erkekte de görülmez. Erkeklerin yüzde 20-30’unda ortaya çıkar. Andropozu engellemekten ziyade andropozun görülmesiyle tedaviye gitmek ve belirtileri ortaya koymak son derece önemlidir.
 

 

Andropoz teşhisinde erkeklik hormonu düzeyi, kan örneği alınarak ölçülür. Bu uygulamanın, sabah erken saatlerde (08.00 – 10.00) yapılması gerekir. Çünkü bu saatlerde, erkeklik hormonu en yoğun seviyede olur.

 

 

 

Ölçüm sonucunda testosteron düzeylerinde düşüklük varsa ve hastalığın semptomları görülürse, kişiye andropoz tanısı konulur ve testosteron hormon yerine konması tedavisine başlanır.
 

 

Andropoz şu belirtilerle ortaya çıkar:

 

Cinsel dürtünün azalması,

 

Daha az sertleşme olması,

 

Günlük hayat enerjisinde düşüş olması,

 

Güç ve dayanıklılığın azalması,

 

Boy kısalması,

 

Hayattan daha az zevk alınması,

 

Üzgün ve çökkün olunması,

 

Spor yeteneklerinin azalması,

 

Yemekten sonra uyuklama olması,

 

İş performansının düşmesi.

 

Aslında andropoz kadınlardaki kadar net teşhis konulan bir durum veya bozukluk değildir. Kendine iyi bakan, sağlığına dikkat eden erkeklerde ve “androjenik tip” dediğimiz çapkınlılarıyla nam salmış kişilerde bu bozukluk yaşanmaz.

 

Epey önce gördüğüm evli ve 47 yaşında ED ismindeki hastam yurtdışındaki bir ülkede TIR yüklenmesine nezaret ederken sertleşme sorunu yaşamıştı. Bana gelmeden önce özel bir cerrahi kliniğinde acı vermeyen papaverin enjeksiyonuyla ereksiyon (peniste sertleşme) sağlanmıştı. Aynı hekim yarı zamanlı çalıştığı hastanede bu ilacın acı verenini yaparak, hastaların özel muayenehanesine gelmesini sağlıyormuş. Bunu çok garipsemiştim ama meslekdaşımdır diye aleyhinde bir şey söylemedim.

 

MMPI ve Rorschach testlerinde, hormon düzeylerinde bir sorun yoktu. Çok nadiren priapizm (ağrılı ve durmak bilmeyen sertleşme) yapabileceğini; bunun için sabah sertleşmelerini kaydetmesini söyleyerek 200 mg Desyrel (trazodon) gece verdim ve üç haftada tamamen düzeldi.

 

Andropoz aslında testosteron hormonun düşüşüyle ilgili bir durumdur. Erkeklik hormonu testosteron, 40′lı yaşlardan itibaren düşmeye başlar  ve 50′li yaşlardan itibaren bu azalma daha belirgin hale gelmektedir. Testosteron düşüklüğü yaşayan erkeklerde cinsel istek ve ereksiyon kalitesi azalmaktadır. Konsantrasyon kaybı, yorgunluk, kızgınlık, depresyon, kas kitlesi ve gücünde düşüş, kemik yoğunluğunda azalma ve organ yağlanması gibi sorunlar meydana gelir.

 

Andropoz nasıl bir süreç sonunda ortaya çıkıyor?

 

Testosteron hormonu yumurtalıklarda ve böbreküstü bezlerinde üretilir. Yani esas üretim bölgeleri bu iki yerdir. Yaşın ilerlemesi ile beraber bu iki hormonun üretildiği hücrelerde sayıca azalma ve yumurtalığın kanlanma mekanizmasında bozulma meydana gelir.

 

Yani bu fabrikalarda üretim azalması olur. Ancak bu azalmanın bireyler arasında büyük farklılıklar gösterdiği unutulmamalıdır. Yıllarla ifade edebileceğimiz bir zaman aralığında meydana gelen bu azalmalar sonucu andropoz ortaya çıkar.

 

Andropoz Belirtileri nelerdir?

 

Andropozun en yaygın belirtileri kendini sağlıklı hissetmeme, adele ve eklem ağrıları, gece terlemeleri, uyku bozuklukları, sinirlilik hâli, kaygılı olma durumu, sürekli yorgunluk hissi, çökkün ruh hâli, güdülenme güçlüğü. Sakal çıkmasında azalma, penisin sertleşmesinde azalma, sabah ereksiyonlarının sıklığında azalma, libido veya cinsel aktivite azalmasıdır. Andropoz belirtileri mutlaka ciddiye alınmalıdır.

 

Andropoz döneminde erkeğin cinsel hayatı nasıl etkileniyor?

 

Erkeklerin korkulu rüyası andropoz ile görülen semen (meni) üretiminde düşüklük ve cinsel istekte azalma, yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan hormon düşüklüğünün bir bakıma belirtilerindendir. Ayrıca uyku ve sabah erken ereksiyonları sayı ve sertlik bakımından zayıflar.

 

Ancak her şey bitecek diye bir şey asla söz konusu değildir. Şöyle de diyebiliriz: Motor tekler! Ama illaki yolda bırakmaz. Tabii ilk belirtilerin görüldüğü anda bir üroloji uzmanına danışarak gerekli kontrolleri yaptırmak iyi olur. Psikiyatrlar kendi üstlerine düşeni yaparak eşgüdümlü bir şekilde çalışırlar.

 

Andropozun erkeğe olan etkileri nelerdir?

 

Psikolojik yönden konsantrasyon güçlüğü sinirlilik, kaygı, depresif ruh hâli, kronik yorgunluk hissi ve güdülenme azalma görülebilir. Hafızayı da olumsuz etkilediğinden unutkanlık sorunları baş gösterebilir. Aynı şekilde kişide zihinsel sorunlar var ise andropoz ile bu durum tetiklenebilir.

 

Bedensel yönden hâlsizlik, uyku ihtiyacında artış, adele ve eklem ağrıları beraberinde ise ateş basmaları gibi şikâyetler oluşur.

 

Cinsel yönden; erkeklik hormonundaki düşüş ile cinsel isteksizlik ve beraberinde ereksiyon sorunlarında da artış olur. Yine ileri yaş ile birlikte erkeklerde de osteoporoz yani kemik erimesi de andropoz ile ortaya çıkar.

 

Andropoz teşhisi nasıl konmaktadır?

 

Öncelikle andropozda teşhis aşaması çok önemlidir. Andropoz belirtisi sayılabilecek şikâyetleri olan erkeklerde teşhis için belirtilere dayanan değişik skalalar mevcut. Erkeğin şikâyetleri bunlarla karşılaştırılır. Değişik zamanlarda bir kaç kez alınacak kan tahlili ile kandaki testosteron seviyesine bakılır.

 

Hastaya şikâyetleri doğrultusunda üroloji uzmanının fiziksel muayenesi ile testislerde küçülme ve kıvamdaki yumuşaklık, aynı şekilde peniste küçülme, bunların dışında adale kitlesinde azalma gibi bulgular sayesinde andropoz teşhisi konulur.

 

Andropoz yaşı kaçtır?

 

Erkeklerde andropoz yaşı  kişiye göre farklılık gösterir ve durumunun hangi yaşlarda ortaya çıkacağı her kişi için farklıdır. Bazı erkeklerde 50'li yaşlardan sonra bazılarında ise 80'li yaşlar ile birlikte andropoz belirtileri görülebilir.

 

Andropoz, erkeğin kaçınılmaz sonu değildir, her erkekte ortaya çıkan bir durum da değildir. Her hastada andropoz belirtileri görülmediği için tedaviye de gerek olmayabilir.

 

Eskiden böyle hastalarda kalçadan depo erkeklik hormonu ilaçları yazardık ama kanser riskini arttırdığı için bunu yapmıyoruz.

 

Bu arada, geçen hafta Sevgili Ağabeyim ve Hocamız Erdal Işık Kratos Oteli’nde çok güzel bir kongre düzenlemişlerdi. Ben Bipolar Bozukluk’ta antiepileptiklerin kullanımını anlattım. Eski karımı, kayınpederimi ve kızımı görmek de işin ikramiyesiydi.

 

Kumarhaneye hiç uğramadık. Her taraftaki askerî araçlar içimizi burktu. “Nereye gidiyoruz” diye içinden soran çoktu…

 

Prof. Dr. Selçuk Kırlı memleketimizin dirliği ve düzenliğinin kimse tarafından bozulamayacağını anlattık.

 

Hepinize sağlık, afiyet ve mutluluk diliyorum.

 

“Kadın, eskittiği erkeği sever”…

 

Sağlık, dirlik, millî bütünlük, dayanışma ve küskünlüklerin rafa kaldırıldığı huzur dolu günler diliyorum.

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 12 Nisan 2017 Çarşamba

215 kez okundu
0