Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

Posted by on in Genel

Geçen benin, eski asistanım Prof. Dr Ayten Eroğan’ın ve karım Sevgili Neslim’in çabalarıyla ilk Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatri kongresini başarıyla yaptık.

Cevahir Asya Oteli’ndeki kongreye pek çok değerli bilim adamı katıl. En ilginç konuşmalardan biri de din ve psikiyatri, sufizmin tedavisindeki konularındaydı.

Çocuk ve Erişkin Klinik Psikiyatri Derneği

Prof. Dr. Ayten Erdoğan

Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat

Prof. Dr. Orhan Doğan

Yrd. Doç. Dr. Neslim G. Doksat

Bu derneği kurmak için pek çok aşamadan geçtik ama başardık.

 ***

Kadim Dostum Prof. Dr. Mehmet Sungur’un çağırdığı yabancı konuşmacı da Katolik'ken Budizm’e geçmiş, mükemmel derecede İngilizce konuşan bir Profesördü. Din ve Psikiyatri konusunda verdiği konferans büyük ilgi topladı. Prof. Dr. Bayram Karasu'dan bahsettim ama tanımıyormuş. O da terapilerinde dini kullanır.

***

Ben Bipolar Bozukluk’taki gelişmeleri anlattım.

Prof. Dr. İlkin İçelli ve zarif karısı Sümer Hanım da oradaydılar, keyifli bir akşam yemeği yedik. Zarif kıları da onlarla beraber İzmir'den gelmişlerdi,i O da demansla ilgili mükemmel bir sunum yaptı.

 ***

Prof. Dr Engin Eker- halen Dünya Alzheimer Derneği başkanı- Demans ve tedavisi konusundaki yenilikleri anlattı.

 ***

Eski Karım Nurperi de güzel bir konuşma yaptı. İzmirli Sermin Kesebir de konusunu çok güzel anlattı.

Prof. Dr. Erdal Işık “dirençli depresyonu” başarıyla sundu.

Sevgili Prof. Dr. Nesrin Dilbaz da güzel bir konuşma yaptı. 

Düzenlemeden sorumlu Evren Bey önemsiz bir kaza geçirdi ama hemen toparlandı.

Bakırköy’den Doç. Dr Cüneyt Evren bağımlık konusundaki gelişmeleri anlattı. Her zamanki gibi hitabeti çok iyiydi.

Eski Asistanlarımdan Kıbrıslı Arzu da dinleyiciler arasında. O da köken olarak Cerrahpaşalıdır.

Yemekte bir anda Sevgili Profesör Dr. Mine Özmen ve kocasıyla karşılaştık. Eski günlerden söz ettik. Camiadaki üzücü gelişmelere hiç değinmedik, gerek yoktu.

*** 

Mehmet, zarif esi ve yabancı konuşmacı bizi Kolcuuğlu Kepaçısı'nda yemeğe davet ettiler. Çok sigara ve nargile içen vardı. Çok az bir şey yedim çünkü diyetteyim ama o bile doymama yetti.

***

Arabalarımıza atladığımız gibi otele döndük. Hemen hiç kimse alkollü içki içmedi. Portakal suyu, Diyet Cola ve Fanta yedik.

*** 

Köfteler ve rosto çok lezizdi. Neslim'in ısrarına rağmen sadece üç köfte yedim.

*** 

Düzenleme kurulu bize bir jest yaparak oda ve konaklama ücretimizi ödedi.

***

Herkes yorulmuştu, biz arabamızla İstanbul'a döndük.

***

Sonuçta katılan herkes memnun oldum.

Pek çok değerli bilim adamı başarıyla sunumlarını yaptılar.

Prof. Dr Köksal Alptekin tabii ki şizofreniyle ilgili gelişmeleri  anlattı.

***

Adalar manzarası pek güzeldi, Aklına Dalan Bey'in mavi gözleri geldi.

*** 

Bütün katılan bilim adamlarını teker teker selamladım ve sahneye çıkıp terik etti..

***

Hepsi de seneye tekrar geleceklerini söylediler. 

Bizler de bu aralar çok artan kogrrelerden bizimkine gelecekleri söylediler.

***

 

Dilerim bunların sayını daha da artsın ve bilim dünyamıza katkıda bulunmaya devam etsinler.

Herkese sağlık, esenlik ve barış dolu günler diliuyorum.

Sevgim ve saygımla...

Mehmet Kerem Doksat - Tarabya .26.09.2016

 

 

46 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Ülkemiz için çok değerli hizmetlerde bulunan vatansever iş adamı Ishak Alaton’u kaybettik. 

İstanbul’da 2 Eylül 1927’de doğan Alarko Holding Onursal Başkanı İshak  Alaton, 1942'ye kadar Şişli Terakki Lisesi'nde okudu.

Saint Michel Fransız Lisesi'nden 1946'da mezun olduktan sonra,  askerliğini 1947-1948 yıllarında yedek subay olarak Polatlı Topçu Okulu'nda  yaptı.

Alaton, 1951’de İsveç'e giderek, iş hayatına Motala Lokomotif  Fabrikası'nda kaynak işçisi olarak başladı. Bir yıllık kaynak işçiliği sırasında  gece kurslarına giderek teknik resim öğrendi ve aynı fabrikada teknik ressam  olarak iki yıl daha çalıştı.

ıshak alaton ile ilgili görsel sonucu

1954’ün başında Türkiye'ye dönen Alaton, aynı yıl Üzeyir Garih ile  birlikte Karaköy’de Vefai Han’da Alarko Kollektif Şirketi’nin kuruluşuna imza attı 1954’te ve holdingin kuruluşu tamamlanmış olmuştu

***

Üzeyir Garih ve Ishak Alaton’dan oluşan Alarko Holding'in iki kişilik kadrosu, apartma

kaloriferi tesisatçılığı hizmeti ile Türk sanayi dünyasındaki ilk adımı gerçekleştirdi.

1973’te Alarko’nun halka açık bir holding olmasından beri üstlendiği  Alarko Holding

A.Ş.Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini 15 Mayıs 2015’te Alarko’yu  birlikte kurduğ

merhum Üzeyir Garih’in oğlu Yönetim Kurulu Üyesi İzzet Garih’e devrederek “Alarko

Holding Onursal Başkanı” unvanını aldı.

Üzeyir Bey’i Sabancı Holding’in işlettiği koruluk bir mekânda tanımıştım. Önceden de birbirimizi tanır, sever ve sayardık.

Etrafta pırıl pırıl gençler vardı ve din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin içkilerini içiyor, dans ediyor ve eğleniyordu.

Hemen elimi sıkmış ve “Kerem Bey”, “biz çok emek harcıyoruz ama maalesef aynı gayreti yeni nesillerde göremiyoruz” demişti. Daha sonra, nedendir, bir Müslüman mezarlığını herhalde ibadet etmek amacıyla, faili meçhul bir şekilde bıçaklandı ve hunharca öldürüldü. Cinayeti işleyen de, azmettiren de hâlâ bilinmiyor. O zamanki laik sistemde –ki hâlâ bu sürmekte ve dilerim hiç yıkılmadan uzun süre ayakta duracak- isteyen havrada, canı çeken de camide ibadet ederdi; kendisi de böyle davranmıştı.

İlk defa o zaman Fethullah Gülen’le bir ilişkisi üzerinde tartışmalar başladı. Çok şaşırmıştım; tabii ki olabilirdi ama zaten dünyalığını yapmış ve çok zengin olmuş, büyük iş adamı sosyal bir insan olan Üzeyir Bey’in ta Pennsilvanya’da ikamet eden Fethullah Gülen’le ne ilişkisi olabilirdi? Bu cinayetin esrarı hâlâ çözülememiştir.

***

İsveççe, İngilizce, Fransızca ve İspanyolca bilen Ishak Alaton, Türkiye Sosyal ve Ekonomik Etütler Vakfı (TESEV) ve Açık Toplum Vakfı  kurucularındandı.

Ishak Bey yılmadı, gene ekibini kurdu. Bunlar arasında spor tesisleri, devasa kortların yer aldığı bir Tenis Eskrim Kulübü, lokantalar ve diğer pek çok işletme bulunuyordu.  

Üzeyir Garip ayrıca, 1998-2012 yılları arasında Güney Afrika İstanbul Fahri Başkonsolosluğu görevini üstlenmiş olup İsveç “Birinci Sınıf Kuzey Yıldızı Nişanı ve “İspanya Kraliyet Sivil Liyakat Nişanı” sahibi oldu.

1958’de İsveç’te Margarete von Proschek ile evlenen Ishak Alaton, iki  çocuk, üç torun sahibiydi.

İkisi de bu memleket için çok çalışmıştı ve koskoca holdingi büyük emek sırf ederek kurmuşlardı.

***

Çok gençken bu iki kafadar bir inşaata giderler ve oradaki işçilerin ciddiyetle çalışmadıklarını görünce “durun, biz yaparız” deyip kazmayı küreği ellerine alarak bir inşaatta çalışmışlar. Diğerleri öyle yan gelip yatarken, kazma ve küreği ellerine alarak ter dökmüşler ve inşaatı bitirmişlerdi.

Yevmiye talep ettiklerinde “önemli değil, biz işimizi yaptık” diyecek kadar da mütevazıydılar.

Nedendir bilinmez, bir ara “devlete bize varlık vergisi versin” diye bir çıkışı olmuştu ama bu epey yaş aldıktan sonra sarf ettiği sözlerdi; bu çıkışı kimi çevrelerce hoş karşılanmadı, destekleyen de oldu.

Arkalarında muazzam tesisler bıraktılar ve bu ülke için çalıştılar.

İşleri de çok ciddiye alıyorlardı ve seneler önce, epey gençken uğradığım basketbol salonunda biraz oturup, oyuncuları seyretmiştim. Toplam süre beş dakikayı geçmemişti.

***

Üzerimi değiştirdim ve jogging yaparak o zamanlar faal öğretim üyesi olarak çalıştığım Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nın önünde terleri akıtıp ayranımı içerken ve çift kaşarlı torsumu  yerken, bir kurye geldi ve “borcunuz  … kadar” diye bir not getirdi! Bunu görünce şaşırmıştım; pusulayı yırttım attım. Şaşırmıştım ama hiç kızmadan “siz ilgili mercilerinize iletin, beş dakikalık seyir için bu parayı ne ben, ne de başkası öder” dedim ve selam söyledim.

O zamandan beri holdingi ekibiyle beraber tek başına yöneltiyor, etrafa bağışlar yapıyor ve gittikçe kötüleşen iktisadi duruma rağmen ayakta durmayı başarıyordu.

Hayretler içinde öğrendim ki, şimdi bu kapı gibi iş adamının da FETÖ “Tayin heyeti üyesi” Ahmet Kara ve Ekrem Dumanlı, Yeşil Kart için iş adamı İshak Alaton’dan yardım talebi. Alaton, ABD nezdinde girişimlerde bulunarak Gülen'in Pensilvanya'ya yerleşmesinin önündeki engelleri kaldırdı.

Şimdilerde okumadığım Yeni Şafak gazetesinin haberine göre, teröristbaşı Fetullah Gülen ve örgütüne yönelik sürdürülen soruşturmalarda, Gülen’in 1999'da başlayan ABD macerası da mercek altına alınmış. Örgütün tam olarak ABD güdümüne girdiği 1999 yılında, Gülen'in bu ülkede yaşaması için gerekli olan yeşil kartın, iş adamı İshak Alaton’un çabalarıyla alınabildiği belirlenmiş.

FETÖ ana davası klasörlerine giren tespitlere göre, FETÖ'nün sözde 'Tayin Heyeti Görevlisi' olan Ahmet Kara, eski Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı ile birlikte İshak Alaton’un kapısını çalarak Gülen’e yeşil kart verilmesi için yardım talep etmiş.

İki FETÖ yöneticisinin yardım talebi üzerine Alaton, ABD nezdinde girişimlerde bulunarak Gülen’e yeşil kart verilmesini sağlamış.

 Emniyet raporlarına göre, Dumanlı ile birlikte Alaton’a müracaat eden Kara, FETÖ lideri Gülen ile Yahudi işadamları arasındaki bağlantıyı sağlıyormuş.

Aynı yıl dönemin Başbakanı Bülent Ecevit ile görüşerek Gülen hakkında herhangi bir adli işlem yapılmaması ve Gülen’in yurt dışına çıkışına izin verilmesini de isteyen kişi de Kara’ymış.

üzeyir garih yahudi ile ilgili görsel sonucu

O zamanlar çok yaşlı ve hasta olan Ecevit, görüşmenin ardından Gülen’in ABD'ye gidişine onay vermiş.

Kenya’ya Obama için gönderildi

Fetullah Gülen’e yeşil kart için İshak Alaton’dan ricacı olan Ahmet Kara, örgütün ilginç isimlerinden. Bir dönem Fetö’nün TSK, Emniyet ve MİT imamları Kara’ya bağlı çalışıyormuş. Feto’ya ait Samanyolu TV'nin yönetim kurulunda bulunan Kara, daha önce “Erzurum imamı”, “İstanbul imamı”, “Marmara bölge sorumlusu” ve “Kenya imamı” gibi sıfatlarla çalışmış.

Örgütün 2 Numara’sı olarak gösterilen Mustafa Özcan’ın yardımcısı olan Kara’nın, Feto’yu yöneten birkaç kişiden biri olduğu belirtiliyormuş.

Bu isim, 20 Ocak 2009 günü ABD Başkanı Barack Obama’nın yemin törenine de davet edilmişti. Savcıya tanık sıfatıyla ifade veren Hayati Küçük, Ahmet Kara’nın, Fetullah Gülen tarafından Kenya imamlığına getirilmesinin sebebini şöyle açıklamış: “Kara Kenya’ya gönderildi, çünkü Obama aslen Kenyalı. Kara, Obama’nın bu ülkedeki bütün akrabalarına ulaşarak onları bir şekilde Türkiye’ye getirdi”.

üzeyir garih ile ilgili görsel sonucu

Gülen’in Obama’ya ulaşma yolunda Ahmet Kara etkili bir isimmiş."Kara, POLNET kayıtlarına göre Kara 8 Ağustos 2014 günü Türkiye’den kaçmış ve bir daha geri dönmemişti.

***

Son zamanlarda Trumph ille Hillary Clinton arasında rekabete dahi Fethullah Gülen’in bir şekilde karıştığı söylenmekte.

***

Artık benim de bakış açım var. Saçma sapan ve Boğaz Köprüsü’nde , Türkiye Cumhuriyeti tarihinde camilerden çelen çağrıya uyarak sokağa dökülen, elinde Türk Bayrağı taşıya insanlara bir helikopter ateş açtı. Ölenler, yaralananlar ve sakat kalanlar oldu. Köprüdekilerin hangisi milliyetçi, hangisi dinci veya Müslüman terör örgütlerine mensup belli değil.

***

Bu sabah gözlerim taş gibi açılmış uyandım ve düşündüm…

Cumhurbaşkanı bu sefer başarılıydı, krizi iyi yönetti. Bu arada pek çok kişi işten atılıyor. Aralarında her meslekten ve tıp camiasından pek çok kişi var.

 

FETÖ üye ve destekçilerine yönelik operasyonlar tüm hızıyla devam ediyor. İşte 07 Eylül Çarşamba günü FETÖ operasyonlarında gözaltına alınan, tutuklanan ve görevden uzaklaştırılanlar listesi:

***

Fethullahçı Terör Örgütü operasyonlarında yeni tutuklama, gözaltına alınma ve görevden uzaklaştırılma haberleri gelmeye devam ediyor. İşte 07 Eylül Çarşamba günü içerisinde haklarında işlem yapılan kişilerin listesi...

 

İZMİR’DE 15 KİŞİ TUTUKLANDI

 

İzmir'de Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması’na (FETÖ/PDY) yönelik operasyonlar kapsamında Tire’de 8, Aliağa’da ise 7 kişi tutuklandı.

 

Alınan bilgiye göre, Tire Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü FETÖ/PDY operasyonu kapsamında, ilçe emniyet müdürlüğü ekiplerinin düzenlediği operasyonda gözaltına alınan Tire eski İlçe Milli Eğitim Müdürü Mehmet Ali Ö.(60), ilçe eski Gençlik ve Spor Müdürü Mehmet S. (39), Tire Sanayici ve İşadamları Derneği (TSİAD) yönetim kurulu üyeleri ile öğretmenlerin de bulunduğu 8 kişinin emniyetteki işlemleri tamamlandı.

 

Tire Adliyesine sevk edilen 8 kişi, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak suçlamasıyla çıkarıldıkları nöbetçi Sulh Ceza Hâkimliğince tutuklandı.

 

FETÖ/PDY'ye yönelik Aliağa Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında ise Aliağa İlçe Emniyet Müdürlüğü ekiplerinin Aktif Eğitimciler Sendikasına (Aktif-Sen) düzenlediği operasyonda gözaltına alınan 19 kişiden 15'inin işlemleri tamamlandı.

 

Emniyetteki ifadelerinin ardından 3 şüpheli serbest bırakılırken, Aliağa Adliyesine sevk edilen zanlılardan biri savcılık sorgusunun ardından, 4'ü ise çıkarıldıkları mahkemece adli kontrol şartıyla tutuksuz yargılanmak üzere serbest kalmış.

 

Diğer 7 zanlı ise FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olmak suçlamasıyla tutuklandı.

 

Öğretmen olan zanlıların, FETÖ/PDY adına faaliyet yürüttükleri, örgüte finans sağlamak için himmet, kurban bağışı ve burs topladıkları, toplantılarına katıldıkları örgüte eleman kazandırmak ve yayın organına abone bulmak için çalıştıklarının tespit edildiği öğrenilmiş.

 

BATMAN ESKİ VALİ YARDIMCISI ŞENER ÇAĞLAR TUTUKLANDI

 

Açığa alındıktan sonra KHK ile devlet memurluğundan ihraç edilen eski Batman Vali Yardımcısı Şener Çağlar FETÖ soruşturması kapsamında tutuklandı. Batman'da FETÖ’nün darbe soruşturması kapsamında 11 Ağustos 2016 tarihinde açığa alınan ve KHK ile devlet memurluğundan ihraç edilen Batman Vali Yardımcısı Şener Çağlar, dün gözaltına alınmıştı. Terörle Mücadele Şube müdürlüğünde sorgulanan Çağlar, sabah saatlerinde adliyeye çıkarıldı. Nöbetçi mahkemede tutuklanan Şener Çağlar, Batman Cezaevine konulmuş.

 

KARAMAN BELEDİYE BAŞKANI TUTUKLANDI

 

Zonguldak'ta Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) darbe girişimine ilişkin soruşturmada adli kontrol şartıyla serbest bırakıldıktan sonra yeniden gözaltına alınarak adliyeye sevk edilen Karaman Belde Belediye Başkanı Mustafa Kalaycı ile bir iş adamı tutuklandı.

 

Alınan bilgiye göre, 26 Ağustos’ta çıkarıldığı nöbetçi mahkemece adli kontrol şartıyla salıverilen Kalaycı ile iş adamı Hüsamettin Üstün, Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatı doğrultusunda ikinci kez gözaltına alınmış. Jandarmadaki işlemlerinin ardından 2 şüpheli, geniş güvenlik önlemleri eşliğinde adliyeye sevk edilmiş.

 

Cumhuriyet Savcılığındaki ifadelerinin ardından nöbetçi mahkemeye sevk edilen Kalaycı ile Üstün tutuklanmış.

 

Bu arada Kalaycı ve Üstün, jandarma aracına bindirildikleri sırada yakınları basın mensuplarına saldırarak görüntü almalarını engellemiş. Basın mensupları ile şüphelilerin yakınları arasında arbede çıkması üzerine polis ekipleri müdahale etmiş.

Karaman beldesinde 16 Ağustos’ta gözaltına alınan Kalaycı ile 3 iş adamı 26 Ağustos'ta adliyeye sevk edilmişti. Kalaycı ile bir zanlı adli kontrol şartıyla serbest bırakılmış, diğer 2 şüpheli tutuklanmıştı. (AA)

 

AFYONKARAHİSAR'DA 94 ŞAHIS GÖZALTINA ALINDI 

 

Afyonkarahisar’da Fettullahçı Terör Örgütü (FETÖ) soruşturması kapsamında Afyonkarahisar'da 94 şahsın gözaltında bulunduğu ve şahıslar arasında askerler, sağlık görevlileri ve akademik unvanı sahip kişilerinde bulunduğu belirtildi.

Edinilen bilgilerde, kentte 7 Eylül itibari ile FETÖ soruşturması kapsamında geçtiğimiz günlerde gözaltına alınan ve işlemleri halen devam eden 94 şahsın bulunduğu bildirildi. Şahıslar arasında Afyon Kocatepe Üniversitesi'nden (AKÜ) geçtiğimiz günlerde ihraç edilen profesör ve doçent gibi akademik unvana sahip kişiler ile birlikte sağlık personeli ve askerlerin yer aldığı aktarıldı. Şahısların emniyetteki işlemlerinin devam ettiği öğrenilirken, işlemleri biten şahısların adliyeye sevk edilmelerine ise bugün itibari ile başlandığı ifade edilmiş.

 

AYDIN'DA 638 MEMUR MESLEKTEN İHRAÇ EDİLDİ

 

Aydın’da devam eden FETÖ-PDY terör örgütü soruşturması kapsamında 638 kamu personeli meslekten ihraç edilmişi. 458 kişinin tutuklandığı soruşturma kapsamında 198 kişinin ise aranmasına devam ediliyormuş. Aydın Valiliği'nden yapılan açıklamada “İlimizde 07 Eylül 2016 saat 16.00 itibariyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 30 hâkim ve 13 cumhuriyet savcısı olmak üzere 43 yargı mensubu hakkında yakalama kararı çıkartılmış, bunlardan 28 hâkim ve 12 savcı olmak üzere 40 kişi yakalanarak adli işlemleri yapılmak için Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne getirilmiş, 2 Hâkim ve 1 Cumhuriyet Savcısı olmak üzere 3 kişinin aranmasına devam edilmektedir. Adliye ye sevk edilen 28 hâkim ve 12 cumhuriyet savcısından, 22 hâkim ve 10 cumhuriyet savcısı tutuklanmış, 1 hâkim başka ile sevk edilmiş olup, 5 hakim 2 cumhuriyet savcısı adli kontrol şartı ile serbest bırakılmıştır.

Adliyeye sevk edilen toplam 21 askeri personelden 6'sı tutuklanmış, 8'i adli kontrol şartı olmak üzere toplam 14 kişi serbest bırakılmış olup, 1 kişi başka ile sevk edilmiş, 1 kişinin aranmasına halen devam edilmekteymiş. Emniyet Müdürlüğü personelinden 154 kişiden, 131'i görevlerinden uzaklaştırılmış, 84'ü tutuklanarak cezaevine sevk edilmiş, 52'i adli kontrol şartıyla toplam 60 kişi serbest bırakılmış olup, 4 kişi de ilimizde işlem görmüş olup başka illere sevkleri gerçekleştirilmiş. Ayrıca 6 kişi halen aranmaktaymış.

İlimiz genelinde 22 Mahalli idare hizmetleri olmak üzere (Adliye, Emniyet, Askeri) çeşitli Kamu Kurum ve Kuruluşlarından toplam 460 personel görevden uzaklaştırılmış olup, 1 Eylül 2016 tarih ve 29818 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan KHK/672 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Kamu Personeline İlişkin Alınan Tedbirlere Dair Kanun Hükmünde Kararname ile ilimiz genelinde 638 personel kamu görevinden çıkarılmıştır. İlimiz genelinde; 2 Mülki idare amiri olmak üzere (Adliye, Emniyet, Askeri) ve çeşitli Kamu Kurum ve Kuruluşlarından 333 kişi adli kontrol şartı olmak üzere toplam 406 kişi serbest bırakılmıştır. Çeşitli Kamu Kurum ve Kuruluşlarından (Adliye, Emniyet, Askeri) toplam 33 kişinin aranmasına halen devam edilmektedir. İlimiz genelinde; (Adliye, Emniyet, Askeri) ve çeşitli Kamu Kurum ve Kuruluşlarından toplam 15 Kamu görevlisi gözaltındadır. İlimiz genelinde gerçekleştirilen operasyonlar kapsamında 12 Kamu görevlisi ilimizde işlem görüp başka ile sevk edilmişlerdir. İlimiz genelinde; Mülki idare amirlerinden 4 kişi olmak üzere (Adliye, Emniyet, Askeri) ve çeşitli Kamu Kurum ve Kuruluşlarından toplam 260 Kamu görevlisi tutuklanmıştır" denilmiş.

 

Örgütün finans kaynaklarına yönelik soruşturma ilgili olarak bilgi paylaşılan açıklamada; “Bunların dışında örgütün finansal kaynaklarına yönelik yapılan operasyonlarda toplam 878 şahıs hakkında adli işlem yapılmış olup, bunlardan 7 şahıs gözaltında, 198 şahıs adli makamlarca tutuklanmış olup, 368'i adli kontrol şartı ile olmak üzere toplam 503 şahıs serbest bırakılmış, 165 şahıs ise halen aranmaktadır 5 kişi ise başka ile sevk edilmiştir" ifadelerine yer verilmiş”.

 

KIRKLARELİ'NDE 214 ZANLI TUTUKLANDI

 

Kırklareli Cumhuriyet Başsavcısı İlyas Yavuz, Fetullahçı Terör Örgütü'nün darbe girişimi sonrası başlatılan soruşturmalar kapsamında bugüne kadar 723 kişi hakkında işlem yapıldığı, 214 zanlının tutuklandığını bildirmiş. 

Başsavcı İlyas Yavuz İHA muhabirine yaptığı açıklamada, FETÖ silahlı terör örgütüne yönelik olarak yürütülen soruşturmalar kapsamında, il genelinde 723 kişi hakkında işlem yapıldığını belirterek, "bunlardan 214’ü tutuklanırken, 369’u adli kontrol şartıyla ve 34’ü ise serbest bırakıldı. Halen 44 zanlının gözaltı işlemi devam ederken, 48 şüpheli hakkında da yakalama kararı bulunuyor” demiş. 

Soruşturma işlemlerinin adil ve hızlı bir şekilde devam ettiğini belirten Kırklareli Cumhuriyet Başsavcısı İlyas Yavuz, tutuklanan 214 zanlı ile ilgili şu bilgileri verdi:

19 Hâkim-savcı, 6 doçent-yardımcı doçent, 18 işadamı, 23 vatandaş, 10 öğretmen, 82 rütbeli asker ve er ile erbaş, 15 özel dersane öğretmeni ve personel, 17 memur, 18 emniyet müdürü-komiser-polis memuru, 4 imam-hatip, 1 öğrenci ve 1 veteriner” tutuklanmış

 

Taşköprü Cumhuriyet Savcısının itirazı sonrası tekrar gözaltına alınan iki esnaf, çıkarıldıkları mahkemece gene tutuklanmış.

Edinilen bilgiye göre, Taşköprü'de FETÖ soruşturması kapsamında daha önceden gözaltına alınan ve çıkarıldıkları mahkemece adli kontrol karşılığında serbest bırakılan ilçe esnafı M.F.K. ile H.K., Taşköprü Cumhuriyet Savcısı'nın itirazı sonrası tekrar gözaltına alındı. Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen M.F.K. ile H.K., çıkarıldıkları mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderilmiş

 

ERZURUM'DA 374 KİŞİ TUTUKLANDI

Erzurum’da FETÖ soruşturması kapsamında 15 temmuz’dan buyana 374 kişi tutuklanmış. 

Erzurum Valiliğinden yapılan açıklamada, “15 Temmuz Darbe girişimi sonrasında Erzurum il genelinde FETÖ/PDY operasyonları kapsamında; Toplam 720 kişi kamu görevinden uzaklaştırılmış olup,158 kişisi sivil olmak üzere 374 kişide tutuklu bulunmaktadır. Ayrıca 772 kişide görevden ihraç edilmiştir” denilmiş.

 

ŞEBİNKARAHİSAR'DA 715 KİŞİ GÖREVDEN İHRAÇ EDİLDİ

 

15 Temmuz darbe girişiminin ardından Afyonkarahisar’da başlatılan Fettullahçı Terör Örgütü (FETÖ) soruşturmaları kapsamında 7 Eylül 2016 tarihi itibari ile bin 339 kamu personeli hakkında idari işlem yapıldığı ve bunlardan 735'ü görevinden ihraç edildiği, 177'nin ise tutuklandığı bildirilmiş.

Afyonkarahisar Valiliği tarafından yapılan yazılı açıklamada, kentte 15 Temmuz ülke genelinde FETÖ/PDY yapılanması tarafından gerçekleştirilen darbe girişimi sonrasında örgütün yapılanmasının ortadan kaldırılmasına yönelik adli ve idari işlemlerin bakanlıklar ve devlet kurumları tarafından azim ve kararlılıkla sürdürüldüğü belirtildi. Yürütülen soruşturma kapsamında 24 hâkim ve savcı, 6 Mülki İdare Amiri ile birlikte 582 Milli Eğitim Müdürlüğü personeli, 134 Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) personeli, 157 Emniyet Müdürlüğü personeli, 137 sağlık personeli ve 102 müftülük personeli olmak üzere toplamda toplam bin 339 kamu personeli hakkında idari işlem yapılmış olup bu personelden 735’ü görevinden ihraç edildiği ve 604’nün ise açıkta bulunduğu kaydedilmiş. Açıklamada şu ifadelere yer verilmiş “Hakkında idari işlem yapılan bin 339 kişiden 177' si tutuklanmış olup, bunlardan 3'ü vali yardımcısı, 2'i kaymakam, 33’ü adli personel, 8 asker, 3’ü İl Jandarma Komutanlığı, 95'i İl Emniyet Müdürlüğü personeli, 7’si İl Milli Eğitim Müdürlüğü personeli, 7'si cezaevi personeli, 13'ü sağlık personeli, 3'ü AKÜ personeli, 2'si müftülük ve 1'i ise yerel yönetim personelidir.

 

Ayrıca 1’i Kaymakam, 2’si hâkim olmak üzere 18 adli personel, 25 emniyet, 6 jandarma, 1 Milli Eğitim Müdürlüğü, 4 cezaevi ve 4 sağlık personeli olmak üzere 59 kişi adli kontrolde, 94 şahıs gözaltındadır. 3 emniyet ve 1 adli personel firari olup diğerleri hakkında adli ve idari soruşturma devam etmektedir. Kamuoyunun bilgisine saygıyla sunulur.

 

BİNGÖL'DE 10 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI

Bingöl'de DAEŞ terör örgütüne yönelik operasyonda 10 kişi gözaltına alındı.

 

Valilikten yapılan açıklamada, DAEŞ'e yönelik Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında şüphelilerin yakalanması, suç ve suç unsurlarının ele geçirilmesi amacıyla il merkezinde 12 şahıs, 1 dernek binası, derneğe ait pansiyon ve 1 kitabevine yönelik eş zamanlı operasyon düzenlendiği belirtildi.

 

Operasyonda aranan 12 şüpheliden 10'nun gözaltına alındığı belirtilen açıklamada, şunlar ifade edildi:

 

"Aramalarda 2 ruhsatsız av tüfeği, 1 kuru sıkı tabanca, FETÖ terör örgütünün elebaşını Fetullah Gülen'e ait 7 kitap, DEAŞ terör örgütünün üst düzey yöneticileri Abdullah Azzam ve Halis Bayancuk tarafından yazılan örgütsel kitaplar ile çok sayıda dijital materyallere incelenmek üzere el konulmuştur."(AA)

 

IĞDIR'DA BİR EMNİYET AMİRİ TUTUKLANDI

 

Iğdır'da FETÖ terör örgütü soruşturması kapsamında açığa alınan bir emniyet amiri tutuklandı.
Edinilen bilgiye göre, FTÖ terör örgütüne üye olduğu için açığa alınan ve sorgusu tamamlandıktan sonra mahkemeye sevk edilen emniyet amiri, terör örgütüne üye olmak suçundan tutuklandı. 

 

İzmir'de, FETÖ/PDY’ye üye oldukları suçlamasıyla tutuklanan iki işadamı ile bir imam, avukatkatlarının bir üst Sulh Ceza Hakimliği'ne yaptığı itirazı üzerine serbest bırakılmış

 

FETÖ/PDY’ye finansal destek sağladıkları ileri sürülen işadamlarına yönelik olarak geçen 8 Ağustos'ta yapılan operasyonda 18 kişi gözaltına alındı. Adliyeye sevk edilen şüphelilerden, Kavuklar Grup Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Kavuk ile özel bir televizyon kanalında program yapan imam Halil Mezik'in de aralarında bulunduğu 11 kişi tutuklandı.

 

Hâkim, diğer şüpheliler Metehan Kavuk, Ahmet Küçükbay, Kamil Karakaş, Remziye Aras, Nurettin Bilgi, Hami Çatalyürek ve Ruhi Ünalan'ı adli kontrol şartıyla serbest bıraktı. Cumhuriyet Savcısı Zafer Dur'un yaptığı itirazı değerlendiren İzmir 4'üncü Sulh Ceza Hakimliği, serbest bırakılır bırakılmaz bir başka FETÖ/PDY soruşturması kapsamında gözaltına alınan, Orkide Yağları'nın sahibi Ahmet Küçükbay'ın da aralarında bulunduğu 7 şüpheli için 'tutuklamaya yönelik yakalama kararı' verdi. Tutuklamaya yönelik yakalama kararı verilen 5 kişiden 2'si polis tarafından, 3'ü ise avukatları ile birlikte adliyeye gelip teslim oldu. Ruhi Ünal, adli kontrol şartı ile serbest bırakılırken, diğer işadamları tutuklandı.

Tutuklanan Remziye Aras, Nurettin Bilgi ve bir televizyon kanalında program yapan imam Halil Mezik'in avukatları tutukluluğun kaldırılması için bir üst Sulh Ceza Hâkimliği’ne dilekçe verdi. Verilen dilekçeleri değerlendiren 5. Sulh Ceza Hâkimliği, 3 kişiyi tahliye etti. Diğer 15 şüpheli içinde avukatlarının dilekçe verdiği, hâkimin bu dilekçeleri de incelediği belirtildi. (DHA)

 

ERZİNCAN'DA 9 EMNİYET MENSUBU TUTUKLANDI

 

Erzincan'da FETÖ/PDY soruşturması kapsamında adli kontrol şartı ile serbest bırakılan bir 4'ncü Sınıf Emniyet Müdürü, 1 komiser ve 7 polis memuru tutuklandı.

 

Erzincan Emniyet Müdürlüğü'nde görev yapan ve adli kontrol kaydı ile serbest bırakılan bir 4'ncü sınıf Emniyet Müdürü, 2 komiser, 2 komiser yardımcısı ve 7 polis memuru savcılığın itirazının ardından TEM Şube ekipleri tarafından tekrar gözaltına alındı. Mahkemeye çıkarılan 12 emniyet mensubundan, bir 4'ncü Sınıf Emniyet Müdürü, 1 komiser ve 7 polis memuru tutuklandı 1 komiser ve 2 komiser yardımcısı adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı.

 

İZMİR'DE 2’Sİ VALİ YARDIMCISI 39 KİŞİ FETÖ SORUŞTURMASI KAPSAMINDA ADLİYEYE SEVK EDİLDİ

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen Fethullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması soruşturması kapsamında önce açığa, ardından da gözaltına alınan 2 vali yardımcısı, 1 kaymakam, 19 denizci subay, 12 polis, 1 avukat ve 4 sivil vatandaştan oluşan toplam 39 kişi, adliyeye sevk edildi. Darbe girişiminin önlenmesinin ardından yürütülen FETÖ/PDY soruşturmasında, İzmir'de görevli vali yardımcıları Mehmet Suat İlhan ve Ufuk Seçilmiş ile Menderes Kaymakamı Ahmet Ufuk Hasçakal açığa alındı. Ardından İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekipleri geçen 21 Ağustos'ta ve bu ayın başında operasyon yaptı. Eş zamanlı operasyonlarda, daha önce açığa alınan vali yardımcıları Mehmet Suat İlhan ve Ufuk Seçilmiş, Menderes Kaymakamı Ahmet Ufuk Hasçakal, 19 denizci subay, 12 polis, avukat Ahmet Ç. ve 4 sivil vatandaş, gözaltına alındı. Gözaltına alınan kişilerein cep telefonlarında, örgüt üyelerinin mesajlaşmak için kullandıkları 'By Lock' adlı program bulunduğu belirtildi. Emniyetteki işlemleri tamamlanan 39 kişi bugün 'örgüt üyesi olmak, örgüt adına faaliyette bulunmak' suçlarından adliyeye sevk edildi.

 

Kaymakam Ahmet Ufuk Hasçakal’a bir süre önce, İstanbul ve Ankara'da işlenen üç cinayetin katil zanlısı olarak aranan Atalay Filiz'in, Menderes İlçesi'nde yakalanması nedeniyle, İzmir Valiliği'nde düzenlenen törende, teşekkür belgesi verilmişti. Seri katil olmakla suçlanan Atalay Filiz’i yakalayan ekibin başındaki Menderes İlçe Emniyet Müdürü Ramazan Karakuş da daha önce, FETÖ/PDY operasyonu kapsamında tutuklanmıştı. (DHA)

 

NİĞDE'DE TUTUKLU SAYISI 242'YE YÜKSELDİ

 

Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimine yönelik soruşturma kapsamında Niğde'de tutuklanan sayısı 242'ye yükseldi.

Niğde Valiliği'nden yapılan açıklamada Niğde'de 700 personelin görevden uzaklaştırıldığı ve tutuklu sayısının 242 olduğunu ve 400 kamu personelin atıldığı bildirildi. ulaştığı belirtildi.

 

Yapılan açıklama şu şekilde: 15.07.2016 tarihinde bazı İllerimizde kanunsuz bir takım darbe teşebbüsü ve bağlantılı terör olaylarının meydana gelmesi üzerine Milli Güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen Fethullahçı Terör Örgütüne (FETÖ/PDY) aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları başta olmak üzere toplumun çeşitli katmanlarında bulunan üyeleri ile ilgili yürütülen çalışmalar İlimizde kararlılıkla sürdürülmektedir. Bu kapsamda 23 Temmuz 2016 tarih ve 29779 sayılı Resmi Gazetede KHK/667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin yayınlanmasının ardından ilimizde yapılan çalışmalar sonucunda 7 Eylül 2016 tarihi itibariyle; toplam 700 personel görevden uzaklaştırılmıştır. İl Genelinde toplam 242 kişi (78 Millî Eğitim personeli, 70 Emniyet personeli, 14 Adliye personeli, 1 Vali Yardımcısı, 13 Kamu Görevlisi, 4 Akademisyen, 4 Asker,8 Sağlık personeli, 1 Defterdarlık personeli, 49 sivil) tutuklanmıştır. 1 Eylül 2016 tarih ve 29818 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan KHK/672 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Kamu Personeline İlişkin Alınan Tedbirlere Dair Kanun Hükmünde Kararname ile ilimiz genelinde 400 personel kamu görevinden çıkarılmıştır.

İlimizde; 5 özel okul, 5 özel öğrenci yurdu, 3 özel öğretim kursu, 5 sendika il temsilciliği, 1 dernek, 1 gazete ve 1 radyo olmak üzere toplam 21 kurum kapatılmış ve hazineye devredilmiş olup; daha önceden kapatılan 4 dershanenin de mal varlıkları hazineye devredilmiştir. Ayrıca;1 öğrenci yurdu inşaatı hazine adına tescil edilmiş ve İl Milli Eğitim Müdürlüğüne, 1 öğrenci yurdu inşaatı da hazine adına tescil edilerek Bor İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne devredilmiştir.' denildi.

Soruşturmalar kapsamında Niğde OHAL bürosu başkanlığı tarafından İl OHAL Bürosu Başkanlığı kararına göre 1 derneğin faaliyeti, Bor İlçe OHAL Bürosu Başkanlığı kararına göre de 1 Derneğin faaliyeti durdurulmuştur. İl genelinde OHAL kapsamında taşınmaz devrini önlemek amacıyla 1270 kişi için önlem alınmış olup; ayrıca Maliye Hazinesine 37 taşınmazın, Vakıflar Genel Müdürlüğüne 1 taşınmazın devri gerçekleşmiştir. Mahkemelerce İhtiyati tedbir konularak 1962taşınmazın devri engellenmiş ve Defterdarlık Milli Emlak Müdürlüğünce de 410 taşınmaz kısıtlanmıştır. Tapu ve Kadastro verilerine göre Maliye Hazinesine devri gerçekleştiren taşınmazın yaklaşık değeri ise 32.555.000,00 TL'dir olduğu bildirildi. 

 

FETÖ SORUŞTURMASI KAPSAMINDA 3 GAZETECİ GÖZALTINA ALINDI

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmekte olan FETÖ soruşturma kapsamında, 3 Yeniçağ Gazetesi yazarı gözaltına alındı.

Ankara Emniyet Müdürlüğü ekipleri tarafından FETÖ soruşturması kapsamında Yeniçağ Gazetesi yazarları S.A, A.İ ve Y.S.D gözaltına alındılar. Gazetecilerin, FETÖ soruşturması kapsamında sorgulanacakları öğrenildi. (İHA)

 

MANİSA TURGUTLU'DA 4 ÖĞRETMEN VE BİR SİVİL TUTUKLANDI

 

FETÖ/PDY soruşturması kapsamında Turgutlu'da gözaltına alınarak adliyeye sevk edilen 6 kişiden 5'i tutuklanarak cezaevine gönderildi. 1 şahıs adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Tüm yurtta olduğu gibi Turgutlu'da da FETÖ terör örgütüne yönelik çalışmalar aralıksız devam ediyor. Turgutlu Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri FETÖ kapsamında 6 kişiyi gözaltına almıştı.

Hâkim karşısına çıkan ve kapatılan cemaat okullarında yönetici olduğu öğrenilen R.K, İ.B, A.O.A, H.K ve esnaf Y.T tutuklanarak cezaevine gönderildi. Diğer şüpheli şahıs K.T. ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. (İHA)

 

BURSA TEKNİK ÜNİVERSİTESİ'NDE 20 AKADEMİSYEN VE 18 İDARİ PERSONELİN SORUŞTURMASI SÜRÜYOR

 

Devlet tarafından el konulan Orhangazi Üniversitesi'nin bağlandığı Bursa Teknik Üniversitesi'nin Rektörü Arif Karademir, toplam 20 akademisyen ve 18 idari personelle ilgili soruşturmanın devam ettiğini söylemiş.

Rektör Prof. Dr. Arif Karademir, FETÖ'ye ait olduğu gerekçesiyle devlet tarafından el konularak Bursa Teknik Üniversitesi'ne bağlanan eski Orhangazi Üniversitesi'nde basın toplantısı düzenledi. Orhangazi Üniversitesi öğrencilerinin mağdur olmayacağını ifade eden Rektör Arif Karademir,

 

"Öğrencilerimiz, puanları tutmuyorsa, puanlarının en yakın olduğu yere yerleşiyor. Mesela öğrencimizin biri Kayseri, diğeri de Adana'ya yerleşti. Bu arkadaşlarımız Bursa'da okumak istiyorlar. O zaman özel öğrenci statüsünde, koordinatör üniversite olarak Bursa Teknik Üniversitesi'ne başvuruyorlar. 

Öğrencilerin talebine göre bizde olmayan bölümleri açmak için ne gerekiyorsa yapacağız. Orhangazi Üniversitesi'ne nasıl devam edecek idi ise, bundan sonra da aynı şekilde devam edecek. Burslu ise burslu, yabancı dil yüzde elli ise yüzde elli. Hiçbir sıkıntı yok. İster Kayseri'deki bir üniversiteye yerleşmiş olsun, isterse bize özel öğrenci olarak gelmiş olsun, bu aynen devam edecek. Herhangi bir mağduriyet olmayacak" şeklinde konuştu

Kurulan 3 komisyon marifetiyle soruşturmaların devam ettiğini ifade eden Rektör Arif Karademir, "Toplam 20 akademisyen ve 18 idari personelle ilgili soruşturmamız devam ediyor. Şu anda 4 akademisyen arkadaşımızın kamudan çıkarılmasına karar verildi. Paralel çete üyesi olmaktan 3 idari personelin görevden uzaklaştırılmasına karar verildi. Şu an soruşturma öğrenciler için yok. Biz yurt dışında ve ÖYP kapsamında olan öğrencilerimizle ilgili üst kurullara liste gönderdik. Onlarla ilgili bir soruşturma varsa, BİMER'e gelen şikâyetler de oluyor, bazen o öğrencilerimizin bulunduğu illerdeki idari birimlerin çalışmasından da bir şey olursa bize gelecek.

 

Maalesef, merkezi sınav olsun, hak eden kazansın, herkes bildiğiyle sıralansın şeklinde oluşturulan merkezi sınav algısı, içi boşaltılmış bir sisteme dönüşmüş. Sınavlar geçerliliğini kaybetmiş. Amerika ve İngiltere’nin yaptığı sınavları YÖK kabul etmiyor. Bunların bile içi boşaltılmış. Size ne kadar puan lazım diye soruyorlar, istediğiniz puanı ayrılıyorlarmış. Bu devlet için ciddi sıkıntı verici bir durum. Onun için öğrencilerin kendileri de tedirgin. Onlara para veren, onaylayan kişiler de tedirgin. Bunlar sür'atle ayıklansın. Biz de yolumuza devam edelim istiyoruz" diye konuştu. (İHA)

 

ORHANGAZİ'DE FETÖ SORUŞTURMASINA 2 TUTUKLAMA

 

Bursa'nın Orhangazi ilçesinde FETÖ soruşturmasında 2 kişi tutuklandı.

Orhangazi Emniyet Müdürlüğü'nün yürüttüğü Gülfidan Özel Eğitim A.Ş. merkezli soruşturmada gözaltına alınan toplam 12 kişiden 3'ü daha adliyeye sevk edildi. Savcıya ifade veren Suat G., Ümmü Gülsüm D. ve Adem Ö., ifadelerinin ardından tutuklanma talebi ile mahkemeye sevk edildi. Suat G. ile Ümmü Gülsüm D. Tutuklanırken, Âdem Ö. adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı.

Orhangazi'de FETÖ'ye ait dershane, yurt ve diğer eğitim kurumlarının bağlı olduğu Gülfidan Özel Eğitim A.Ş. soruşturması kapsamında halen gözaltında bulunan isimler olduğu ve emniyetteki ifadelerinin ardından mahkemeye sevk edilecekleri kaydedildi. 

 

MERSİN BOZYAZI'DA 6 İŞ ADAMI TUTUKLANDI

 

Mersin'in Bozyazı ilçesinde, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'na (FETÖ/PDY) yönelik yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan 12 iş adamından 6'sı tutuklandı.

Edinilen bilgiye göre, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından FETÖ/PDY'ye yönelik Anamur Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen soruşturma kapsamında Bozyazı ilçesinde 12 işadamı gözaltına alındı.

Emniyetteki işlemlerinin tamamlanmasının ardından Anamur Adliyesi'ne sevk edilen şüphelilerden İ.G., A.B., H.H., Y.F., A.O. ve H.K. tutuklanırken, diğer 6 şüpheli 'adli kontrol' kapsamında serbest bırakıldı. 

 

Afyonkarahisar’da sağlık çalışanlarına yönelik gerçekleştirilen Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) operasyonu kapsamında gözaltına alınan ve çoğunluğunu doktorların oluşturduğu 25 kişi adliyeye sevk edildi.

Edinilen bilgilere göre, geçtiğimiz hafta kentte sağlık sektörüne yönelik FETÖ operasyonu yapıldığı belirtildi. Gözaltına alınan kişilerin Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Ahmet Necdet Sezer Araştırma ve Uygulama Hastanesinde önceki aylarda ilişiği kesilen akademik ve idari personelden oluşan doktor ve sağlık çalışanları oldukları kaydedildi. Şahıslar adliyeye götürülmek için minibüslere bindirilirken ellerinin plastik kelepçe ile bağlı olması dikkatlerden kaçmadı.

Şahıslardan bazılarının ise elleri ile yüzlerini kapatmaya çalıştıkları ve neredeyse tamamının elinde içerisinde elbise olduğu tahmin edilen poşetlerin olduğu gözlendi. 

İl Emniyet Müdürlüğünden geniş güvenlik önlemleri altında çıkarılan şahıslar sağlık kontrolü için önce Afyonkarahisar Devlet Hastanesine götürülürken, ardından adliyeye çıkarıldılar. Şahısların savcılık sorgusunun ardından akşam saatlerinde mahkeme sevk edilmeleri bekleniyor.

Öte yandan, gözaltına alınan şahıslar arasında profesör ve doçent olan öğretim üyelerinin de bulunduğu öne sürüldü. 

 

Sakarya'da FETÖ kapsamında gözaltına alınan 4 şahıs adliyeye sevk edildi.

Sakarya'da 15 Temmuz gecesi Fetullahçı Terör Örgütü mensuplarınca gerçekleştirilmek istenen darbe teşebbüsü sonrasında Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan operasyonlar tüm hızıyla devam ediyor. Operasyonlar kapsamında Kamu görevlisi A.P., Özel bir okulda öğretmen olan M.F.Y., Mühendis Ö.Ö. ve Orhangazi Üniversitesi Araştırma Görevlisi K.Y. isimli şahıslar Sakarya İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince sabah saatlerinde adliyeye sevk edildi.

 

Çorum’da, FETÖ/PDY soruşturması kapsamında gözaltına alınan 21 polisten 15'i çıkarıldıkları mahkeme tarafından tutuklandı.

Çorum Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen FETÖ/PDY soruşturması kapsamında gözaltına alınan İl Emniyet Müdürlüğü'nde görevli 21 polis, emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Savcılıktaki sorgularının ardından 21 polisten 15'i çıkarıldıkları nöbetçi mahkeme tarafından tutuklandı. 6'sı ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

 

Şu ana kadar tutuklanan polis sayısı 68'e ulaşırken, 12 polisin de gözaltında olduğu öğrenildi. (DHA)

 

MARMARİS'TEKİ FETÖ SORUŞTURMASI'NDA 2 KOMİSER TUTUKLANDI

 

Marmaris’te, FETÖ/PDY soruşturması kapsamında 2'si komiser, 1'i trafik polisi 3 polis memuru gözaltına alındı. Adliye sevk edilen şüphelilerden 2 komiser, çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı.

Darbe girişimi soruşturması kapsamında Marmaris'te bir süre önce İlçe Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı Şehit Nedip Cengiz Eker Polis Merkezi'nde görevli Komiser F.G., Trafik Tescil Büro Grup Amiri Komiser H.Ç. ve trafik polisi Y.D. gözaltına alındı. Emniyetteki işlemlerinin ardından 3 şüpheli, dün adliyeye sevk edildi. Şüphelilerden Y.D., adli kontrol şartıyla serbest kalırken, diğer 2 komiser, çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı.

 

Savcılık, Y.D.'nin tutuklanması için itirazda bulundu. Şüphelilerin suçlamaları kabul etmediği, komiser F.G.'nin cep telefonunda ise FETÖ'cülerin aralarında haberleşmek için kullandığı 'bylock' programının bulunduğu öne sürüldü. (DHA)

 

7’Sİ YARGITAY TETKİK HÂKİMİ 10 HAKİM VE SAVCIYA GÖZALTI KARARI

 

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişiminin ardından yürütülen soruşturma kapsamında 10 hakim ve savcı hakkında daha gözaltı kararı verildi.

 

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosunca başlatılan soruşturma kapsamında, gözaltı kararı verilen 10 hakim ve savcıdan 7’sinin Yargıtay tetkik hakimi olduğu öğrenildi.

 

Hâkim ve savcıların ev ve iş yerlerinde arama çalışmaları devam ediyor. 

 

DÜZCE'DE FETÖ SORUŞTURMASI KAPSAMINDA 11 KİŞİ ADLİYEYE SEVK EDİLDİ

 

Düzce'de FETÖ soruşturması sabah saatlerinde 11 kişi adliyeye sevk edildi. 

Düzce Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen FETÖ soruşturması kapsamında operasyonlar devam ediyor. Bu kapsamda bugün sabah saatlerinde emniyette sorgusu tamamlanan komiser H. S., polis memurları A. T., A. D., A. A., B. Y., C. P., E. O., F. S., İ. B., S. Ç. ile Kredi Yurtlar Kurumunda memur olarak görev yapan H. C. I adliyeye sevk edildi. 

 

ARTVİN'DE 404 KİŞİ HAKKINDA İŞLEM YAPILDI

 

Artvin'de Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) ile ilgisi olduğu belirlenen 246'sı kamu personeli, 135'i sivil, 23'ü özel kolej personeli olmak üzere toplam 404 kişi hakkında soruşturma yürütüldüğü belirtildi. 

Artvin Valiliği'nden yapılan açıklamada, FETÖ/PDY ile mücadele kapsamında söz konusu terör örgütü ile ilgisi olduğu değerlendirilen kamu görevlileri ile sivil vatandaşlara yönelik adli ve idari işlemlerin devam ettiği bildirildi.

 

TEKİRDAĞ'DA GÖZALTINA ALINAN 6 KİŞİDEN 4'Ü TUTUKLANDI

 

Tekirdağ'da Fethullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruşturması kapsamında düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 6 kişiden 4'ü tutuklandı.

 

Alınan bilgiye göre, Tekirdağ Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, FETÖ/PDY'ye bağlı öğrenci evlerine yönelik düzenlediği operasyonda 2'si kadın 6 kişiyi gözaltına aldı.

Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen şüphelilerden 4'ü tutuklandı, 2'si adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. (AA)

 

FETÖ SORUŞTURMASI KAPSAMINDA 23'Ü TUTUKLU 46 SANIK

 

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'na (FETÖ/PDY) finansal destek sağlamakla suçlanan 23'ü tutuklu 46 kişinin yargılandığı davanın görülmesine başlandı.

 

Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuklu sanıklar Tamer Efedayıoğlu, Hasan Hüseyin Küçükbalcı, Yılmaz Önder Köprülü, Faruk Kapusuz, İbrahim Ümit Soyer, Ramis Çığın, Selim Annadınç, Ali Akça, Yusuf Ziya Köse, Hüseyin Bilgili, Murat Yanıkgönül, Kemal Yüzüak, Ekrem Akgümüş, Halil İbrahim Azili, Yasin Gökbak, İlhan Coşkun, Mehmet Şahin, Nail Karagöz, Selami Annadınç, Tolga Kaba, Haydar Atılgan, Nurset Salih Bayrak ve İsmail Okkalı ile tutuksuz sanıklar Mehmet Zihni Taşkan, Yusuf Kocadağ, Metin Büyükşahin, Mehmet Türksoy, İlhan Karaduman, Atilla Kart, Muhammer Bilgen, Özcan Özdemir, Mevlüt Yıldırım ve avukatları katıldı.

Duruşmada, kimlik tespiti ve iddianamenin özetlenmesinin ardından sanıkların beyanına geçildi.

Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçları Soruşturma Bürosu Cumhuriyet Savcısı Musa Yücel'in yürüttüğü soruşturma kapsamında hazırlanan iddianamede, sanıkların, 2013-2014 yıllarında 601 bin 848 ABD dolarını Bank Asya üzerinden yurt dışındaki "Gülenist" kuruluşlara transfer ettiklerine yer verildi.

 

***

 

MASAK'ın ihbarı üzerine başlatılan soruşturmada, The Respect Institute Inc. isimli kuruluşa 2013-2014 yıllarında Türkiye’deki 147 farklı kişinin 171 işlemde toplam 2 milyon 112 bin 332 ABD doları aktardığı kaydedilen iddianamede, FETÖ'nün toplanan paralarla ABD Kongre seçimlerindeki adaylara bağışta bulundukları belirtildi.

Sanıkların, "silahlı terör örgütüne üye olma" ve "Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun'a muhalefet" suçlarından cezalandırılması talep ediliyor. (AA)

KALKIŞMA SIRASINDA DONANMA GEMİLERİNİ KAÇIRAN SUBAYLAR ADLİYEDE

15 Temmuz darbe girişimi sırasında Gölcük'te bulunan Donanma Komutanlığı'ndan fırkateynleri kaçıran 8 rütbeli asker Kocaeli Adliyesi'ne çıkarıldı. 

Türk Silahlı Kuvvetleri içerisine sızan teröristlerin 15 Temmuz gecesi gerçekleştirdiği darbe girişimi sırasında Kocaeli'nin Gölcük ilçesinde bulunan Donanma Komutanlığı'nda bulunan firkateynleri kaçırarak İstanbul açıklarında halkı tehdit eden FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi Yarbay, Binbaşı ve Yüzbaşı rütbesindeki subaylar bugün adliyeye getirildi. TCG Oruçreis ve TCG Kemalreis firkateynleri ile İstanbul açıklarına demirleyerek vatandaşları tehdit ettikleri iddia edilen askerler, Kocaeli Adliyesi'nde savcı ve hakimler tarafından sorgulanacak.

 

ADANA VALİLİĞİ: 1088 KİŞİ İŞTEN ÇIKARILDI, 778 PERSONEL AÇIĞA ALINDI

 

Adana Valiliği, FETÖ/PDY soruşturmalarında bugüne kadar kamu kuruluşlarından 1088 kişinin işten çıkarıldığını, 778 personelin açığa alındığını, 580 personelin tutuklandığını, 375 personelin adli kontrol altına alındığını 10 kişinin de arandığını açıkladı.

 

Valilik’ten yapılan açıklamaya göre, 100 sivil tutuklandı. Sivillerde, 109 adli kontrol, 11 aranan olarak açıklandı. Kamu kuruluşlarında en çok açığa alma işlemi 106 hâkim ve savcı ile adliyede gerçekleşti. Bunlardan 84'ü tutuklandı.

 

Milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen 1 vakıf üniversitesi, 52 özel okul, 2 sendika şubesi, 19 dernek, 1 vakıf, 3 yerel gazete ve 1 özel televizyon olmak üzere toplamda 79 kurumun kapatıldığı bildirilen Valilik açıklamasında, Özel EPC Hastanesi ve Özel Niv Göz Merkezi'nin Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığınca sözleşmelerinin fesih edildiği de duyuruldu.

 

AK PARTİ SELENDİ İLÇE BAŞKANI SERBEST

 

Manisa'nın AK Parti Selendi İlçe Başkanı Muharrem Sezer, gözaltına alındığı FETÖ soruşturması kapsamında sevk edildiği adliyede, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. 

Ak Parti Selendi İlçe Başkanı Muharrem Sezer, geçen pazartesi akşamı FETÖ soruşturması kapsamında polis tarafından gözaltına alındı. Selendi İlçe Emniyet Müdürlüğü'ne götürülen Sezer, sorgusunun ardından dün adliyeye sevk edildi. Nöbetçi sulh ceza hâkimliği, Sezer'i, adli kontrol şartıyla serbest bıraktı.

AK Parti Selendi İlçe Başkanlığı'na atamayla gelen, Aralık 2014'te tek aday olarak girdiği seçimle görevine devam eden Muharrem Sezer, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından tutulan demokrasi nöbetlerinde ön saflarda yer almıştı.

 

KIRIKKALE'DE ÜSTEĞMEN VE 2 ESNAF TUTUKLANDI

 

Kırıkkale'de, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan bir Üsteğmen ile 2 esnaf tutuklandı.

 

Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen soruşturma kapsamında, polis tarafından gözaltına alınan İl Jandarma Komutanlığı'nda görevli Üsteğmen Faruk K., FETÖ'nün eski il imamı olduğu öne sürülen Yılmaz A. ile daha önce adli kontrol şartıyla serbest bırakılan esnaf Süleyman S., çıkarıldıkları mahkemece tutuklanarak Ankara Sincan Cezaevi'ne gönderildi. (DHA)

 

BBP BURDUR İL BAŞKANI FETÖ SORUŞTURMASI KAPSAMINDA TUTUKLANDI

 

BBP Burdur İl Başkanı Mehmet Türksoy, FETÖ/PDY soruşturması kapsamında tutuklandı.

 

Burdur Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen FETÖ/PDY soruşturması kapsamında gözaltına alınan, aralarında BBP İl Başkanı Mehmet Türksoy'un da bulunduğu 10 kişi emniyetteki işlemlerinden sonra sağlık kontrolünden geçirilerek adliyeye sevk edildi. Cumhuriyet savcılığındaki ifade işlemlerinin ardından sulh ceza hâkimliğine çıkarılan BBP İl Başkanı Mehmet Türksoy'la birlikte 9 kişi 'silahlı terör örgütüne üye olmak' suçundan tutuklanırken, 1 kişi adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

 

ŞANLIURFA'DA 9 KİŞİ FETÖ'DEN TUTUKLANDI

 

Şanlıurfa'da, FETÖ/PDY soruşturması kapsamında gözaltına alınan aralarında polis, asker ve iş adamlarının da bulunduğu 16 kişiden 9'u tutuklandı.

 

Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığınca FETÖ'nün darbe girişimine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında, Terörle Mücadele Şubesi Müdürlüğü ekiplerince 16 kişi gözaltına alındı. Emniyetteki işlemleri tamamlanan şüpheliler, sağlık kontrolünün ardından adliyeye sevk edildi. Aralarında polis, asker ve iş adamlarının da bulunduğu 16 kişiden 9'u tutuklandı, 7'si ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. 

 

İZNİK EMNİYET MÜDÜRÜ GÖREVİNE İADE EDİLDİ

 

FETÖ-PDY soruşturması kapsamında açığa alınan İznik İlçe Emniyet Müdürü Hasan Tolga Sanlı, görevine iade edildi. 

 

İznik'te 15 Temmuz darbe teşebbüsünün ardından başlatılan FETÖ/PDY soruşturması çerçevesinde açığa alınan İlçe Emniyet Müdürü Hasan Tolga Sanlı, İçişleri Bakanlığı'nca görevine iade edildi. Böylece Sanlı’ya yönelik iddialar asılsız çıkmış oldu. Müdür Hasan Tolga Sanlı, dün itibariyle görevine başladı.(İHA)

 

SİİRT'TE 4 ASKER TUTUKLANDI

 

Siirt'te yürütülen Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) soruşturması çerçevesinde gözaltına alınan 4 rütbeli asker tutuklandı. Siirt Cumhuriyet Başsavcılığınca, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından başlatılan FETÖ soruşturması çerçevesinde 4 rütbeli asker gözaltına alınmıştı. Şüpheli askerler, Emniyet Müdürlüğündeki ifade işlemlerinin ardından sevk edildikleri mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi.

 

SAMSUN'DA FETÖ OPERASYONLARI KAPSAMINDA 50 SAĞLIK PERSONELİ GÖZALTINA ALINDI

 

Samsun'da, Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) operasyonları kapsamında 2 sağlık çalışanı daha gözaltına alındı. Böylece gözaltı sayısı 50'ye çıktı.


15 Temmuz darbe girişiminin ardından Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmalar kapsamında Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Şube Müdürlüğü ekipleri, aralarında eski Sağlık İl Müdürü Yusuf K., Eğitim ve Araştırma Hastanesi eski Başhekim Yardımcısı Ali Osman K.'nin de bulunduğu doktor, hemşire, ebe, sağlık memuru, sağlık teknikeri, hizmetli, sivil savunma uzmanlarından oluşan toplam 48 sağlık çalışanını gözaltına aldı.

Dün yapılan operasyonlar kapsamında da Gaziantep ve Kahramanmaraş'ta birer sağlık çalışanı daha yakalandı. Böylece gözaltı sayısı 50'ye yükseldi. 

Şüphelilerin emniyetteki sorgusu devam ediyor.

 

KONYA MERKEZLİ FETÖ OPERASYONUNDA GÖZALTI SAYISI 50'YE ULAŞTI

 

KONYA merkezli 22 ilde Fethullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'na (FETÖ/PDY) yönelik soruşturma kapsamında, geçen hafta başlatılan operasyon kapsamında gözaltı sayısı 50'ye ulaştı.

 

Konya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından darbe girişimi ardından FETÖ/PDY'ye yönelik soruşturma başlatıldı. Soruşturma kapsamında 90 kişi hakkında gözaltı kararı çıkartıldı. Geçen hafta Çarşamba sabaha karşı Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi tarafından Konya merkezli 22 ilde eş zamanlı operasyon düzenlendi. 90 adrese yapılan operasyonda aralarında, öğretmen çiftler, açığa alınan profesörler, il ve ilçe imamı, bölge talebe mesulü, örgüt muhasebecisi, mütevelli, daha önce Konya’da görev yapmış ancak şu an farklı illerde görev yapan polislerin de bulunduğu 30 kişi gözaltına alındı. Yapılan çalışmalar sonrası gözaltı sayısı 50'ye ulaştı.

 

Şüpheliler arasında daha önceden Konya'da görev yapmış ancak daha sonra Kayseri'ye tayin olan polis memuru Murat P.'nin evine giden polis, şüpheliyi evinde bulamadı. Bunun üzerine şüphelinin kaçma ihtimalini göz önünde bulunduran polis, bir plan yaptı. Polis, apartman yöneticisine Murat P.’yi telefonla arattırarak ''su tesisatın patlamış. Alt katı su bastı. Acilen gelmen lazım'' dedirtti. Bunun üzerine Murat P., 1 saat sonra evine geldi. Apartmanda hazır bekleyen polis, Murat P.'yi gözaltına aldı. Murat P.'nin evinde yapılan aramalarda ise 'C' serisi 1 doların bulunduğu öğrenildi. Polis memuru ifadesi alınmak üzere Konya'ya getirildi.

 

Gözaltında bulunan ve ifadeleri alınan 50 şüpheli, polisteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilecek.

 

BOLU VALİ YARDIMCISI SERBEST BIRAKILDI, 5 KİŞİ FETÖ'DEN TUTUKLANDI

 

Bolu'da, FETÖ/PDY soruşturması kapsamında adliyeye sevk edilen aralarında Vali Yardımcısı Nurullah Ertaş’ın da bulunduğu 22 kişi serbest bırakıldı, 5 kişi tutuklandı.

 

Bolu Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturmada gözaltına alınan Vali Yardımcısı Nurullah Ertaş'ın da aralarında bulunduğu 27 kişi dün adliyeye sevk edildi. Vali Yardımcısı Ertaş ile birlikte 5 kişi savcılık tarafından serbest bırakıldı. Nöbetçi mahkemeye sevk edilen 22 kişiden 17'si adli kontrol şartıyla serbes bırakılırken; işçi Zeki Sarıfidanoğlu, makine mühendisi Uğur Aydın, pazarlama uzmanı Yavuz Selim Avcı, İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü'nde sayman Âdem Topal ile ziraat mühendisi Vedat Albuz tutuklandı. 

 

AKSARAY'DA FETÖ'NÜN FİRARİ İMAMLARININ 'ABLA' EŞLERİ GÖZALTINA ALINDI

 

Aksaray'da Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruşturması kapsamında gerçekleştirilen operasyonda 5 kişi gözaltına alındı.

Edinilen bilgiye göre, FETÖ/PDY’nin il yapılanması soruşturması kapsamında 8 kişi hakkında gözaltı kararı çıktı. Kararın ardından harekete geçen İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Şubesi ekipleri, 8 ayrı adrese sabah erken saatlerde eş zamanlı operasyon düzenledi. Gerçekleştirilen operasyonda FB, SST, MS (42), hİ.G. (21) ve A.G. (49) gözaltına alındı. Operasyon kapsamında gözaltı kararı bulunan 3 kişinin firari olduğu öğrenildi.

Şüphelilerden F.B.'nin Aksaray Sanayi imamı olan ve halen firari olarak aranan Kemal B.'nin eşi olduğu bildirildi. S.S.T.'nin de Aksaray imamı olarak iki aydır aranan Altuğ Tuğrul T.'nin eşi ve şehrin abla yöneticileri olduğu öğrenildi. Şüpheliler sağlık kontrolü için Devlet Hastanesine getirildi. Burada sağlık kontrolünden geçirilen şüpheliler sorgulanmak üzere İl Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü. Operasyonla ilgili gözaltına alınan şüphelilerin evlerinde de arama yapıldı. (İHA)

 

ANTALYA'DA 10 MİLLİ EĞİTİM MÜFETTİŞİ TUTUKLANDI

 

Antalya’da, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) kapsamında yürütülen soruşturmada adliyeye sevk edilen 15 Milli Eğitim müfettişinden 10'u tutuklandı.

Antalya Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü (TEM) ekiplerinin kent merkezinde yaptığı eş zamanlı operasyonda yakalanan müfettişlere ait evlerde yapılan aramada çok sayıda örgütsel dokümanlar bulundu. Dün adliyeye sevk edilen 15 şüpheliden 10'u, 'terör örgütü üyesi' olmak suçundan tutuklandı, 5'i ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. 

 

MHP ESKİ MİLLETVEKİLİ FETÖ SORUŞTURMASI KAPSAMINDA GÖZALTINA ALINDI

 

Milliyetçi Hareket Partisi’inden (MHP) 25'inci dönemde Aksaray milletvekili ve MHP Çağrı Heyeti yedek üyesi olan iş adamı Turan Yaldır, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruşturması kapsamında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı ile Aksaray'da gözaltına alındı.

Sabah erken saatlerde İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Şubesi ekiplerince düzenlenen operasyonla evinde gözaltına alınan Turan Yaldır, sağlık kontrolü için Devlet Hastanesi'ne getirildi. Burada sağlık kontrolünden geçirilen Turan Yaldır, sorgusu yapılmak üzere Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne gönderilecek. 

 

BATMAN'DA GÖZALTINA ALINAN 10 POLİSTEN 8'İ TUTUKLANDI

 

Batman'da, Fethullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimiyle ilgili soruşturma kapsamında gözaltına alınan 10 polisten 8'i tutuklandı.

 

Batman Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında gözaltına alınan 10 polis, emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi.

Savcılıktaki ifadeleri sonrasında tutuklanma talebiyle Sulh Ceza

Hakimliğine sevk edilen zanlılardan 8 'i tutuklandı, 2 kişi ise adli kontrol kararı ile serbest bırakıldı. 

 

ADANA'DA YAPAY TENEFFÜSLE HAYATA DÖNDÜREN KOMİSER FETÖ'DEN TUTUKLANDI

 

Adana'da eşiyle tartıştıktan sonra Seyhan Nehri'ne atlayarak ölmek isteyen kadına suni teneffüs yaparak hayata döndüren komiser, Fetullahçı Terör Örgütü soruşturması kapsamında tutuklandı.

 

Adana Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin 15 Temmuz 2016 darBe girişiminin ardından başlatılan Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruşturması kapsamında Komiser M.A. gözaltına alındı. M.A. ifadesinin alınmasının ardından adliyeye sevk edildi. Komiser M.A. çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklandı. Komiserin terör örgütünün haberleşme sistemi olan "bylock"u kullandığı ileri sürülüyor.

 

15 Mart 2016 günü eşi İsa Demirel (35) ile maddi sıkıntılar yaşayan Fatma Demirel, girdiği bunalım sonucu Seyhan Nehri'ne atlamış, sudan çıkarılan ve kendinden geçen Fatma Demirel'in ilk yardımına Yarbaşı Şehit Erdoğan Çıtak Polis Merkezi Amirliği'nde görev yapan Komiser M.A. yetişmişti. Komiser, yerde yatan Demirel’e yarar teneffüs yaparak hayata tutunmasını sağlamıştı.


IĞDIR'DA BİR KAYMAKAM VE BİR POLİS TUTUKLANDI

 

Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimine ilişkin soruşturması kapsamında Aralık ilçesi kaymakamı ile 1 polis tutuklandı.

Alınan bilgiye göre, Iğdır Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı ile yapılan FETÖ soruşturması kapsamında Iğdır'ın Aralık ilçesi Kaymakamı Hayri Zorlu ile eşi Karakoyunlu Kaymakamı Nursan Vural Zorlu ile biri baş komiser 8 polis gözaltına alındı.

Gözaltın alının zanlılardan Karakoyunlu Kaymakamı Nursan Vural Zorlu emniyetteki ifadesinin ardından serbest bırakılırken, Aralık ilçesi Kaymakamı Hayri Zorlu ile 8 polis adliyeye sevk edildiler.

Çıkarıldıkları mahkemece 7 polis serbest bırakılırken, Aralık Kaymakamı Zorlu ile 1 polis memuru tutuklanarak cezaevine gönderildi. 

 

HELİKOPTER İLE TRT'YE ATEŞ AÇAN YÜZBAŞI DÂHİL 13 KİŞİ TUTUKLANDI

 

FETÖ’nün darbe girişimi sırasında helikopter ile Jandarma Genel Komutanlığı ile TRT'nin çevresine ateş açan ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturması kapsamında gözaltına alınan Kara Pilot Yüzbaşı Taha Fatih Çelik'in de aralarında bulunduğu 13 kişi tutuklandı.

 

Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince, FETÖ’ye yönelik soruşturma kapsamında gözaltına alınan asker, doktor ve öğretmenlerden oluşan 20 zanlı, emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye getirildi.

 

Soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcılarına ifade veren şüphelilerden 17'si, tutuklama talebiyle nöbetçi sulh ceza hâkimliğine sevk edildi. 3 şüpheli, savcılık ifadesinin ardından serbest bırakıldı.

Sulh ceza hâkimliğince sorgulanan 17 şüpheliden, aralarında Jandarma Genel Komutanlığı ve TRT binalarının yakınlarına helikopter ile ateş açan Kara Pilot Yüzbaşı Çelik'in de bulunduğu 13'ü tutuklanarak Sincan Cezaevi'ne götürüldü. 4 şüpheli ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

 

Çelik'in adı, soruşturma kapsamında tutuklanan Kara Pilot Yarbay İlkay Ateş'in ifadesinde geçmişti. Ateş, savcılık ifadesinde, darbe girişimi gecesinde Taha Fatih Çelik ile süper kobra helikopteri kullandıklarını belirterek, şunları söylemişti:

 

“Faaliyet boyunca bütün talimatları Özcan Karacan’dan aldık. Bize ilk söylediği şey 'Genelkurmay üzerine gidin ve alçak uçuş yapın.' şeklindeydi. MİT'e ve Çankaya Köşkü'ne gidenler de oldu. Genelkurmayın üzerinde alçak uçuşta daire çizmeye başladık. Karacan, 'Polisleri vurun.' şeklinde anons yaptı. Ben önce olayı idrak edemedim, yani biraz tereddüt yaşadım. Atış yapmamak için 'Silah sistemleri arızalı, atamıyoruz.' dedim. Bu arada telsizden MİT'in girişindeki beton bariyerlerin vurulması görevinin verildiğini duydum. 45 dakika filan bu şekilde uçuş yaptıktan sonra geri döndük ve bize helikopteri değiştirmemizi söylediler. Farklı bir helikoptere geçtik. Bu sefer ben arka koltuğa geçtim, Taha yüzbaşı ön tarafta uçmak istedi.

 

Bizi Beştepe’deki Jandarma Genel Komutanlığına gönderdiler. Binanın Beşevler’e yakın olan ve boş bir alan gibi gözüken kısma 20-30 tane 20 milimetrelik top attı Taha. Daha sonra da TRT’ye geçtik ve Karacan TRT’nin önünden geçen yoldaki TOMA'nın vurulması talimatını verdi. Taha Yüzbaşı, TRT binasının biraz uzak kıyısına atış yaptı." 

 

DÜZCE’DE CUMAYERİ KAYMAKAMI VE 3 KİŞİ TUTUKLANDI

 

Düzce'de, Fethullahçı Terör Örgütü'ne (FETÖ) ilişkin soruşturma kapsamında, Resmi Gazete'de yayımlanan 672 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen Cumayeri Kaymakamı

 

Abdurrahman İçyer ile 3 kişi tutuklandı. Edinilen bilgiye göre, Düzce Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, örgütle bağlantısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan Cumayeri Kaymakamı İçyer, öğretmenler Muzaffer Kaya ve T.D, memurlar Fahri Ar, Sinan Kaplan ve E.A. ile doktor F.S. adliyeye sevk edildi.

 

Zanlılardan Kaymakam İçyer ile Kaya, Ar ve Kaplan çıkarıldığı mahkemece tutuklanırken, diğer 3 şüpheli ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

 

Söz konusu zanlıların ev ve iş yerlerinde yapılan aramada, bazı belge ve dokümanlara el konulmuştu. 

 

KARABÜK'TE GÖZALTINA ALINAN 18 EMNİYET MENSUBUNDAN 6'SI TUTUKLANDI

 

Karabük'te, Fethullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimiyle ilgili soruşturma kapsamında gözaltına alınarak adliyeye sevk edilen 18 emniyet personelinden 6'sı tutuklandı.

 

Alınan bilgiye göre, İl Emniyet Müdürlüğü ekiplerince, darbe girişimiyle ilgili yürütülen soruşturma doğrultusunda gözaltına alınan şube müdürleri Kasım Aksoy ve Ziya Aygen, emniyet amiri Çetin

 

Çetin, komiser yardımcıları Âdem Bozacıoğlu, Mehmet Kabul, Sinan Nokta, F.B, M.S, İ.A, A.A, A.D, M.H, Z.B, H.D, S.B, H.Ş, D.Y ve M.D. adliyeye sevk edildi.

 

Savcılıktaki sorgulamalarının ardından mahkemeye sevk edilen zanlılardan Aksoy, Aygen, Çetin, Bozacıoğlu, Kabul ve Nokta tutuklandı.

 

Şüphelilerden H.D’nin sorgusunun devam ettiği, diğer şüphelilerin ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığı belirtildi. (AA)

 

KARABÜK'TE 5 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI

 

Karabük'te, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında, 5 kişi gözaltına alındı.

Alınan bilgiye göre, İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri, FETÖ'nün darbe girişimiyle ilgili yürütülen soruşturma kapsamında, operasyon düzenledi.

 

Polis ekipleri operasyonda, örgüte bağlı yurt, dershane ve derneklerde görevli Ş.K, E.D, A.Y, D.A.B ve R.B'yi gözaltına aldı.

 

Zanlıların emniyetteki işlemleri sürüyor. 

 

SAKARYA'DA GÖZALTINA ALINAN 20 ÖĞRETMENDEN 11'İ TUTUKLANDI

 

Sakarya'da, Fethullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimine ilişkin soruşturma kapsamında 11 öğretmen tutuklandı.

 

Alınan bilgiye göre, Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma kapsamında, İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ile Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlükleri ekiplerince gözaltına alınıp adliyeye sevk edilen 19 öğretmenin savcılık sorguları tamamlandı.

 

Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğine çıkarılan şüphelilerden A.O, İ.T, M.B, M.C.S, N.Y, S.Y, Ş.M, T.Ç, T.A, Z.D. tutuklandı, A.Y, B.M, B.N, G.A, İ.K, M.Ş, S.M, S.A ve Y.G. ise adli kontrol ve yurt dışı yasağı şartıyla serbest bırakıldı.

 

Öte yandan hakkında yakalama kararı bulunan ve özel okulda öğretmenlik yapan S.T. de çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.

 

Sakarya'da, Cumhuriyet Başsavcılığınca Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimine ilişkin başlatılan soruşturma kapsamında gözaltına alınan 988 şüpheliden 475'i tutuklanmış, 421'i adli kontrol ve yurt dışı yasağı şartıyla olmak üzere 513 kişi ise serbest bırakılmıştı.

 

İNEGÖL'DE GÖZALTINA ALINAN 8 ŞÜPHELİDEN 5'İ TUTUKLANDI

 

Bursa'nın İnegöl ilçesinde, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimine ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan 8 kişiden 5'i tutuklandı.

 

Alınan bilgiye göre, İl Emniyet Müdürlüğü ile İnegöl Emniyet Müdürlüğü ekiplerince gözaltına alınan, aralarında iş adamları ve öğretmenlerin de bulunduğu 8 şüpheli, emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi.

 

Bu kişilerden T.O, A.O, A.A, R.O. ve C.S, çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı. F.S, K.K.G. ve E.B. ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

 

GÖLBAŞI-4 OPERASYONUNDA GÖZALTINA ALINAN 14 KİŞİDEN 5'İ TUTUKLANDI

 

Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması’na (FETÖ/PDY) yönelik İzmir merkezli operasyonda gözaltına alınan 14 kişiden 5'i tutuklandı.

 

Alınan bilgiye göre, Ödemiş Cumhuriyet Başsavcılığınca sürdürülen soruşturma kapsamında “Gölbaşı-4" adı verilen operasyonda yakalanan bazı esnaf ve hekimlerin de bulunduğu 14 şüphelinin emniyetteki işlemleri tamamlandı.

 

Mahkemeye çıkarılan zanlılardan 5'i tutuklanarak cezaevine gönderildi. Diğer 9 şüpheli ise 6'sı adli kontrol şartıyla olmak üzere serbest bırakıldı.

 

İlçe Emniyet Müdürlüğü ekiplerinin daha önce düzenlediği "Gölbaşı-1", “Gölbaşı-2” ve “'Gölbaşı-3” operasyonlarında 69 kişi gözaltına alınmıştı. Bu kişilerden, "Ödemiş imamı" olduğu iddia edilen Ali Aslan ve bürokrasi atamalarından sorumlu olduğu ileri sürülen İlhan Aslan’ın da bulunduğu 41'i tutuklanmıştı. Haklarında gözaltı kararı verilen 16 kişinin yakalanması için düzenlenen "Gölbaşı-4" operasyonunda ise İstanbul, Konya, Van, Aydın, Kırklareli ve Manisa'da 14 şüpheli gözaltına alınmıştı.

 

***

Bence, bugüne karar yapılan bütün darbelerin arkasında CIA vardır

 

12 Eylül darbesindeki vurulacak hedefler önceden biliniyordu.  Doğaldır ki bu dönemden sonra pek çok  Travma  Sonrası stres Bozukluğu, Depresyon, Anksiyete bozuklukları artmıştı...

 

Dilerim 2016’dan sonra burası bir İmamlar Cumhuriyeti olmaz.

 

Çünkü gene  majör Depresyon, Travma Sonrası Stres bozukluğu ve her türlü kaygı hastalığı da artacaktır.

 

Prof. Dr. M. Kerem Doksat- Tarabya - 12 Eylül 2016 Pazartesi

97 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Bu fenomen adamın esas isimi Abidin Cevher Özden’dir. 1933’te Trabzon’da doğup İstanbul’a göç etmişti. O zamanlar hemen hiç parası yoktu ama kendine çok büyük hedefler belirlemişti.

Kendisi için özel bestelenmiş bir müziğin refakatinde ekrana çıkıyor ve insanlara bankerlikle nasıl köşeyi döneceklerini anlatıyor. Masum Türk insanlarında akın akın gidip ellerinde avuçlarında ne varsa yatırıyorlardı.

***

Trabzon’da doğmuş ve oralardan İstanbul’a gelip zengin olmaktı amacı. Zaten o

dönemlerde tam bir bankerler furyası yaşanmıştı, hiç hesabını kitabını bilmeden,

kısa yoldan zengin olmak için pek çok kişi Banker Kastelli’ye para yatırmıştı.

 


Aslında Baştımar’ın Kastel Köyündendi. 1949’da geleceğin ünlü aktörü Öztürk Serengil (hani Iva Sumak’ın müziği eşliğinde kafasında yumurta kırıyor ama bir türlü hedefi doğru bulamıyordu) Öztürk Serengil ve o dönemin şöhretli ressamı Cemal Akyıldız’la birlikte geldiği İstanbul’a yetişti. 

Trabzon eşrafından Memiş Ağa’nın torunu ve Hafız Mehmet’in yeğeniydi. Türkiye’ye bankerlik iş kolunu ilk tanıtan ve aynı zamanda, ülkemizde 1980’li yılların en geniş kapsamlı banker  skandalına sebep olan ve siyasi çalkalanmalar yaratmış bir kişiydi.

***

Kamuoyunda özellikle, o dönemdeki bankerlik şirketinin adı ile (Banker Kastelli)

diye anılan skandal dünyanın da sayılı bankacılık krizleri arasında tarihteki yerini

almıştır. İsmini finans piyasalarında (borsada hisse senedi ve diğer menkul kıymet aracılığı, döviz operasyonları) 1970’lerden itibaren duyurmuştu. 1980 yılında o dönemin Başbakanı Turgut Özal tarafından finans sektörünün çehresinin değiştirilmesiyle girilen sıcak para yarışı ortamında, kısa zamanda “Banker Kastelli” mahlasıyla (takma ismiyle), on bankanın pazarlama aracılık hizmetlerini yürütmeye başlamış, yıl içinde yaklaşık 550 bin kişinin yine yaklaşık 2.5 milyar Dolar değerinde mevduatını yöneten kişi konumuna gelmişti. 1982 yılında yapılan Fenerbahçe Başkanlık seçimlerinde, o zamanki iş adamı mevcut başkan Ali Şen’in karşısında aday olacak kadar da cür'etkârdı.

ali şen ile ilgili görsel sonucu

***

Başkan seçildiği takdirde kulübe 250 milyon lira hibe yapacağı vaadinde

bulunmasına rağmen 202 oy almıştı ve 467 oy alan Fenerbahçe’nin efsanevi

Başkanlarından Ali Şen’e karşı yapılan başkanlık seçimlerini kaybetmişti.

***

Yönettiği kaynakları kendi kredi operasyonları için kullanması sonucunda, aracılığını yürüttüğü bankaların baskısı, kendi müşterilerinin borç yükümlülüklerini yerine getirememesi ve Merkez Bankasının 1982 yazında yaptığı yeni düzenlemelerle Banker Kastelli adı ile anılan skandal patlak vermiş, akabinde Cenevre’ye kaçmıştı.

****

Skandal Temmuz 1982 Temmuzunda o dönemde Başbakan olan Turgut Özal’ın istifa etmesine sebep olmuştu. Yurt dışı, Türkiye’ye dönüş, cezaevi ve sonrasındaki yıllarda da gündemde kalmış olan Özden, 2 Haziran 2008 günü Kadıköy’de bulunan ofisinde, arkasında savcıya, avukatına ve yakınlarına altı kısa not bırakmış ve beylik silahını ağzının içine ateşleyerek intihar etmişti. Kabadayı ve küfürbaz bir yapısı vardı.

***

Hâlâ ona güvenen cemaat kendisi Karacaahmet mezarlığında gömmüştü.

Kastelli’nin akıllarda kalan reklamlarında çok ünlü oyuncular oynamış ve reklam

replikleri o dönemde meşhur olmuştu.

***

Kastelli’nin günümüzde de çok kullanılan statin grubu kan yağı düşürücüsü

ilaçları kullandığı biliniyordu. Yaptırdığı villalardan birisi yüzünden mahkemelik

olmuştu. Bunlardan biri de o dönemde bilinci yerinde olan ve malının kıymetini çok iyi bilen yaşlı bir kadındı.

***

Bu kadını o zamanın ünlü fakültelerinden birine yollamışlardı ve sabah yapılan

muayenesinde “aklı başındadır, bilinci açık ve ne istediğini bilmektedir

raporu verilmişti. Aynı hekim bu yaşlı kadını muayenehanesinde görüp “bunaktır, bir şeyden anlamaz” gibi bir rapor vermişti!

***

Tabii ki iş mahkemeye taşındı ve büyük tartışmalardan sonra, işin sonunu göremeden vefat etti.

***

Bir gün televizyonda benim çok iyi tanıdığım ama maalesef ikisi de rahmete

kavuşmuş olan bir gazeteci kendisine yaptıklarının sebebini sorduğunda, “sana

ne, sana girip çıkan mı var” diye posta koymuştu.

***

Sanırım Kastelli’nin hazin hikâyesi unutulmayacaktır ama acaba neden intihar etmişti. İsviçre’de gayet keyifli bir hayat sürüp, doğal yollardan öln-meyi bekleyebilirdi…

***

Bu muamma günümüze kadar çözülmemiş olarak kalmıştır ama bir hekim olarak kanaatim, statin grubu ilaçlara bağlı bir depresyona girdiği için canına kıydığıdır.

***

Günümüzde yaşıyor olsa ne olurdu?

İşte bu çok ilginçtir…

Herhalde kendisi de, bu raporları verenler de hapsedilmiş olacaklardı.

Dilerim gene böyle şeyler bu ülkede tekrarlanmaz.

Peki, statinleri yazmayacak veya kullanmayacak mıyız?

Tabii ki ama her ilacın beklenmeyen etkileri olabilir.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 06 Eylül 2016 Salı 

Etiketler: ali şen
117 kez okundu
0

Bildiğimiz dünyanın sonu geldi. Can alıcı soru: Peki şimdi ne olacak?

Hayatta kalanlar kaderlerini kabullendiklerinde-önceki hayatlarını mümkün kılan altyapının tamamen çöktüğünü fark ettiklerinde-uzun vadede küllerinden yeniden doğmak ve gelişmeyi sağlamak için ne yapabilecekler? Olabildiği kadar hızla toparlanabilmeleri için hangi hayati bilgilere ihtiyaçları olacak?

Bu kitap bir hayatta kalma kılavuzu. Kıyamet sonrasında hayatta kalmak için sahip olmanız gereken becerileri anlatanlardan değil -onlardan zaten bir sürü var- teknolojik gelişmişliğe sahip bir medeniyeti tekrar nasıl inşa edebileceğimizi gösteren bir kitap. Elinizde çalışan bir örneği yoksa mesela içten patlamalı bir motoru, bir saati ya da mikroskobu nasıl yaparsınız? Hatta daha geriye gidelim, nasıl tarım yapar ve kıyafet üretirsiniz?

Gelişmiş ülkelerde yaşayan insanlar, yaşamlarını mümkün kılan medeniyetin temel süreçlerinden kopmuş durumda. Yediklerimizin, evlerimizin, kıyafetlerimizin, ilaçlarımızın, kullandığımız malzemelerin nasıl üretildiğiyle ilgilien basit bilgiler konusunda bile cahiliz. Temel becerilerimizi o denli kaybettik ki, bir gün raflardaki yiyecekler ya da askılardaki kıyafetler büyülü bir şekilde ortadan kalksa, günümüz medeniyetinin yaşam destek ünitesi çökse, büyük bir bölümümüz hayatlarımızı devam ettiremeyiz. Kuşkusuz, toprakla ve üretim biçimleriyle çok daha derin bir bağla, bu becerilere herkesin sahip olduğu bir devir vardı ve kıyamet sonrası bir dünyada hayatta kalabilmek için saati geri almamız ve bu temel becerileri tekrar öğrenmemiz gerekiyor.

Dahası bugün hayatlarımızın ayrılmaz birer parçası olan aletlerin teknolojisi, sayısız başka teknolojilerin varlığını gerektiriyor. Bir iPhone yapabilmek için onun tasarımını ve her bir parçası için hangi malzemeye ihtiyacınız olduğunu bilmekten çok daha fazlasına ihtiyaç var.

Bireysel yeteneklerimiz ile gündelik yaşamımızdaki en basit cihazların üretimi arasındaki uçurum, 2008 yılında, o dönem Royal Collage of Art’ta yüksek lisansını yapan Thomas Thwaites, sıfırdan bir ekmek kızartma makinesi yapmaya giriştiğinde gayet açık bir şekilde ortaya serildi. Thwaites ucuz bir ekmek kızartma makinesini alıp parçalarına ayırdı (demir çerçeve, mika-mineral yalıtım levhâları, Nikel ısıtma telleri, bakır teller ve fiş ile plastik kasa) ve sonra tüm hammaddeleri ocaklardan ve madenlerden kendisi kazıp çıkardı. Ayrıca basit, tarihsel metalürji teknikleri öğrendi. 16. yüzyıldan kalma bir metne bakarak ve metal bir çöp kutusu, mangal kömürü ve körük yerine bahçelerdeki yapraklardan kurtulmak için kullanılan şu üfleyicilerden kullanarak ilkel bir demir eritme ocağı yaptı. Sonuç son derece ilkel, grotesk bir güzelliği olan bir alet ve bu kitapta ele aldığımız sorunu gayet başarılı bir şekilde ortaya koyuyor.

Aslına bakarsanız “ilgili olan her şeyi içeren bir kitap” fikri yeni değil. Geçmişte, ansiklopedileri derleyenler, büyük medeniyetlerin kırılganlığını ve toplum çöktüğünde uçup gidecek olan, halkın hafızasındaki bilimsel bilginin ve pratik becerilerin ne denli değerli olduğunu bizim bugün yaptığımızdan çok daha iyi kavrıyordu. Denis Diderot, ilk cildi 1754’de yayımlanan ansiklopedi’sini, arkalarında bilgi kırıntılarından başka bir şey bırakmadan yok olup giden Mısır, Yunan ve Roma’nın antik kültürlerinde olduğu gibi, bizim uygarlığımızı söndüren bir felaket olması durumunda insan bilgisini gelecek nesiller için koruyan güvenli bir bilgi havuzu olarak görüyordu. Böylece ansiklopedi, bilgiyi toplayan, bir mantık çerçevesinde düzenleyen, çapraz referanslar veren ve büyük çaplı bir felaket durumunda onu zamanın aşındırmasından koruyan bir zaman kapsülü haline geldi.

Aydınlanma çağından beri dünyaya dair bilgilerimiz katlanarakarttı ve bugün insan bilgi birikiminin eksiksiz bir özetini yapmak binlerce kat daha zor. Böyle “ilgili olan her şeyi içeren bir kitap”ın ortaya çıkarılması, on binlerce insanın yıllarca gece gündüz çalışmasını gerektiren bir modern dönem piramit inşa projesine benzer. O dönemde bu zahmete firavunların öte dünyaya güvenli bir şekilde geçmesi için giriliyordu, bizim örneğimizde de medeniyetinizin ölümsüzleştirilmesiiçin girilecek.

Çözüm, fizikçi Richard Feynman'ın yaptığı bir yorumda bulunabilir. Feynman, tüm bilimsel bilginin yok olması ve bu durumda ne yapılabileceğine dair varsayımda bulunurken, felaketten kurtulan herhangi bir zeki canlıya güvenli bir şekilde aktarmak üzere kendisine tek bir cümle seçme izni veriyor. Peki, en az kelimeyle en çok bilgiyi hangi cümle içerir? “Bence,” diyor Feynman, “bu atom tezidir; yani her şeyin atomlardan oluştuğu, bu küçük parçacıkların sürekli hareket halinde olduğu, aralarında az bir mesafe olduğunda birbirlerini çektikleri ama sıkıştırıldıklarında birbirlerini ittikleri.”

Bu basit cümlenin kastettiği şeyleri ve sınanmaya açık varsayımlarını düşündüğünüzde dünyanın yapısına dair ne kadar çok şey anlattığını görüyorsunuz. Mesela parçacıkların birbirlerini çekmesi suyun yüzey gerilimini açıklıyor ve birbirlerine yakın atomların birbirlerini karşılıklı olarak itmeleri, neden üzerinde oturduğum kafe sandalyesinden düşmediğimi açıklıyor. Atomların çeşitliliği ve onların kombinasyonlarıyla oluşan bileşimler kimyanın temel prensibini oluşturuyor. Bu tek, son derece dikkatli bir şekilde kurulmuş cümle, içinde çok yoğun bir bilgi barındırıyor ve cümle siz üzerine düşündükçe daha çok şey söylüyor.

Feynman’dan aldığım feyizle, medeniyetin yıkılmasından sağ çıkanlara yardım etmenin en iyi yolunun, tüm bilgi birikiminin kapsamlı bir kaydını oluşturmak değil, en temel bilgilere dair bir rehber hazırlamak olduğunu savunuyorum.

Aynı şekilde, geriye doğru baktığımızda birçok icadın ortaya çıkması aşikâr gibi görünür, ama bazı durumlarda, önemli bir gelişme ya da icadın ortaya çıkma anı, belirli herhangi bir bilimsel keşfin ya da etkin bir teknolojinin arkasından gelmek zorundaymış gibi görünmüyor. Bir medeniyetin yeniden başlatılması konusunda bu örnekler cesaret verici, çünkü hızlı başlatma kılavuzumuzun, hayatta kalanların bazı kilit teknolojileri yeniden nasıl üretebileceklerini bulmaları için sadece birkaç temel tasarım özelliğini anlatmasının yeterli olduğunu gösteriyor.

Mesela el arabası, birilerinin aklına daha önce gelmiş olsaydı, ortaya çıkışından yüzyıllar önce bulunabilirdi. Kulağa tekerlek ile kaldıracın çalışma prensiplerini birleştiren önemsiz bir örnekmiş gibi gelebilir, ama bu alet muazzam bir işgücü tasarrufunu temsil eder ve Avrupa'da tekerlekten binyıl sonrasına kadar görülmemiştir (ilk tasvir MS yaklaşık 1250 yılında bir İngiliz el yazmasında görülür).

Bu denli geniş etkileri olan ve kıyamet sonrasında yeniden toparlanmanın pek çok diğer unsurunu destekleyecek diğer icatlara da kuş uçuşu bir yoldan ulaşılabilir.

Yeni teknolojiler geliştirilirken, ilerlemedeki bazı adımlar tamamıyla atlanabilir. Bir hızlı başlangıç kılavuzu, toparlanmaya çalışan bir topluma, tarihimizdeki ara aşamaları atlayıp daha ileri ama gerçekleştirilmesi mümkün gelişmelere nasıl geçebileceğini gösterebilir. Günümüzde gelişmekte olan Afrika ve Asya toplumlarında bu tür teknolojik sıçramaların bir sürü örneği var.

Mesela enerji nakil hatlarına uzak birçok topluluk, güneş enerji panellerinden enerji sağlayıp, fosil yakıtlara bağımlı olan Batı ilerlemesinden yüzyıllarca ileri gitmiş durumda. Afrika'nın kırsal bölgelerinde kerpiç kulübelerde yaşayan birçok köylü, semafor kuleleri, telgraf ve sabit hat telefonları gibi ara teknolojileri atlayarak cep telefonlarını kullanmaya başladı.

Temel şeylerle başlayacağız ve kıyametten sonra kendiniz için konforlu bir yaşamın -yeterli yiyecek ve temiz su, kıyafet ve yapı malzemeleri, enerji ve en gerekli bir diziilaçlar gibi-temel unsurlarını nasıl sağlayacağınıza bakacağız. Hayatta kalanların bir dizi acil meselesi olacak: Tarlalardan toplanabilen ürünler toplanmalı ve ölüpyok olmadan önce tohum havuzları oluşturulmalı; biyoyakıt olarak kullanılan ürünlerden elde edilecek dizel yakıtla makineler çalıştırılmaya devam edilebilir ve bir enerji nakil hattı oluşturmak için parça toplanabilir. Bu yüzden ölü bir medeniyetin yıkıntıları arasından nasıl en iyi şekilde malzeme toplanacağına bakacağız: Kıyamet sonrasının dünyası, bir şeye yeni kullanım alanları bulma, tamircilik ve çözüm yaratma konusunda ustalaşmayı gerektirecektir.

Olmazsa olmazları yerine koyduktan sonra tarımı nasıl eski haline getirebileceğimizi, yiyeceklerimizi nasıl koruyacağımızı ve bitki ile hayvan liflerinin nasıl giyeceğe dönüştürülebileceğini anlatacağım.

Kâğıt, çömlek, tuğla, cam ve demir gibi mâlzemeler bugün o kadar yaygın ki bize sıradan ve sıkıcı geliyorlar ama ihtiyacınız olsa bunları nasıl yapardınız? 

Sonraki bölümlerde tıbbı yeni baştan nasıl öğreneceğimizi, mekanik güçten nasıl yararlanacağımızı, elektrik üretimi ile depolanmasını ve basit bir telsiz yapmayı öğreneceğiz. Ayrıca Uygarlığı Yeniden Nasıl Kurarız? Kâğıt, mürekkep ve matbaa yapımına ilişkin bilgiler de içerdiğinden, bu kitabı baştan üretmek de mümkün olacak.

Umudum, korkunç bir felaket darbesinde bile medeniyetin ışığının sönmemesi ve hayatta kalanların çok fazla gerilememesi; toplumumuzun özünün korunması ve bu bilgi tohumlarının, kıyamet sonrasında sulandıkça yeniden yeşermeleri.

BİLDİĞİMİZ DÜNYANIN SONU

Ağır bir kriz durumunda toplumsal sözleşme, kanun ve düzenin tamamen çözülerek çökmesiyle birdenbire bozulabilir.

Toplumsal sözleşmede yerel düzeye bir yarılmanın sonuçlarını görmek için dünyanın teknolojik açıdan en gelişmiş ülkesinebakmamız yeterli. New Orleans, 2005 yılında Katrina Kasırgası tarafından yerle biredildi. Şehrin sakinleri yerel yönetimin ortalıkta olmadığını ve yakında bir yardımın gelmeyeceğini fark ettiğinde toplumsal düzen hızla bozuldu ve anarşi baş gösterdi. 

Yani büyük bir afetten sonra otoritenin ve emniyet güçlerinin ortadan kalkmasının yarattığı iktidar boşluğunu örgütlü çetelerin doldurmasını ve kendi kişisel derebeyliklerini ilan etmesini bekleyebiliriz. Kalan kaynakların (yiyecek, yakıt vb.) kontrolünü ele geçirenler, yenidünya düzeninde bir değer taşıyan her şeyi yöneteceklerdir.

Nakit para ve kredi kartları bir değer taşımayacaktır. Kalan yiyecekler el koyarak kendi “malları” ilan edenler, eski Mezopotamya imparatorlarının yaptığıgibi yiyecek karşılığında sadakat ve hizmet satın alarak çok zengin ve güçlü olacaklardır: Doktorlar ve hemşireler gibi özel becerileri olanların, böyle bir ortamda bu bilgiyi kendilerine saklamaları iyi olabilir, zira uzmanlık sahibi kölelerolarak söz konusu çetelere hizmet etmeye zorlanabilirler.

Yağmacıları ve rakip çeteleri hızla savuşturmak için ölümcül dozda şiddet uygulanması gerekebilir ve kaynaklar azaldıkça rekabet kızışacaktır. Kıyamete aktif bir şekilde hazırlık yapan insanların (bunlara “Hazırlananlar” deniyor) sıkça kullandığı bir söz var: “Bir silaha ihtiyacın olduğunda silahsız olmaktansa, bir silaha sahip olup ihtiyaç duyma.”

Hapishaneler. Normal zamanların tam tersi bir amaçla kullanılacak hapishaneler, sakinlerinin dışarı çıkmasını engellemek için yüksek duvarlara, sağlam kapılara, dikenli tellere, gözetleme kulelerine sahip; dışarıdakileri dışarıda tutmak için de eşit derecede etkili olacaklarına şüphe yok.

Suçun ve şiddetin geniş çapta patak vermesi, herhangi bir felaket olayının muhtemelen kaçınılmaz bir sonucu.

“En iyi”ye geleceğiz ama önce gelin “en kötü”süne bir bakalım.

Medeniyeti tekrar inşa etmek söz konusu olduğunda en kötü mahşer günü çeşidi topyekûn bir nükleer savaş olur. Bütün dünyayı kapsayan bir nükleer savaş durumunda yerle bir olacak hedef şehirlerden birinde olmasanız bile, günümüz dünyasındaki mâlzemelerin büyük kısmı kullanılmaz hale gelecek ve kararan gökyüzü ile zehirli toprak tarımın eski haline dönebilmesini geciktirecektir.

Doğrudan öldürücü olmasa da bir o kadar kötü olan bir başka şey Güneş'ten devasa bir taçküre kütle atımı olurdu. Hiç görülmedik şiddette bir güneş patlaması gezegenimizin her yanında manyetik alanları etkileyerek bir çan gibi çınlamalarına sebep olur ve elektrik dağıtım hatlarında devasa akımlara yol açarak trafoları tahrip eder ve tüm dünyada elektrikler kesilirdi. Küresel bir elektrik kesintisi, suyun ve gazın dağıtımı ile yakıtların rafine edilmesini imkânsız kılar ve aynı nedenlerle trafoların yerlerine yenilerinin yapılması da mümkün olmaz.

Günümüz medeniyetinin temel altyapısının bu şekilde yok olması, derhal ölümlere sebep olmasa da toplumsal düzen hızla çöker, kalan malzeme hızla tüketilir ve ardından nüfus hızla azalmaya başlar.

Sonunda hayatta kalanlar, yine nüfusu büyük oranda azalmış bir dünyada yaşıyor olur, ama bu sefer ellerinde kendilerini toparlayana kadar bir süre refah içerisinde idare etmelerine yetecek kaynaklar olmaz.

Bu senaryonun gerçekleşmesi için, dünyanın sonunu getirecek en iyi yol hızla yayılacak bir salgın olurdu. En ideal virüs salgını, yayılma oranı son derece yüksek, kuluçka dönemi uzun ve neredeyse yüzde yüz ölümcül bir salgındır. Böylece, kıyamet aracı bireyler arasında olağanüstü bir hızla yayılır, hastalıkların etkisini göstermesi çok kısa bir sürede gerçekleşir.

Bugün tam anlamıyla şehirli bir tür haline geldik -2008’de şehirde yaşayan insanların sayısı kırsal kesimde yaşayanların sayısını geçti-ve insan yerleşimlerinin yoğunluğu ile kıtalar arası yolculukların yaygınlaşması bulaşma oranının yükselmesi için mükemmel şartları sağlıyor. Avrupa nüfusunun üçte birini (ve muhtemelen tüm Asya’da benzer oranda bir nüfusu) yok eden 1340'1ardaki Kara Ölüm salgını bugün ortaya çıkacak olsa teknolojik uygarlığımız çok daha fazla etkilenirdi.

Peki, insanların hem tekrar çoğalabilmesi hem de medeniyetin yeniden inşasının hızla gerçekleşmesi için gerekli asgari hayatta kalma oranı nedir? Başka bir deyişle, hızlı bir yeniden başlangıç için gereken kritik kitle büyüklüğü nedir?

Hayatta kalma oranları yelpazesindeki iki uç noktaya Mad Max ve Ben, Efsane! senaryoları diyeceğim. Günümüz toplumunun teknolojiye dayanan sisteminin çöktüğü ama kısa vadede bir nüfus azalmasının yaşanmadığı (taçküre kütle atımının yol açtığı gibi) bir durumda nüfusun büyük kısmı kalan kaynakları tüketmek için şiddetli bir rekabete girecektir. Bu, refah döneminin boşa harcanmasına, toplumun hemen Mad Max'te görülen türden bir barbarlığa yönelmesine ve ardından nüfusun hızla düşmesine neden olur; bu durumda hızlı bir şekilde geri dönüş umudu düşüktür.

Öyleyse nüfusun tekrar artması için gerek duyulan en az sayı teorik olarak ne kadardır?

Sorun şu ki-sanayileşmiş tarım ve modern tıbbın imkânları kullanarak yıllık %2 gibi dünyanın gördüğü en yüksek nüfus artış oranına ulaşsa bile- bu topluluğun Sanayi Devrimi’ndeki nüfusa ulaşması sekiz yüzyıl alacaktır.

Doğanın Geri Dönüşü:

Rutin düzenin sona ermesinin hemen ardından doğa, şehir mekânlarımızı ele geçirme fırsatını kaçırmayacaktır. Sokaklar ve kaldırımlar bunun en başta gelen örnekleri olacaktır. Şöyle ki: Yerleşim yerleri çöp ve enkazla dolacak, bunlar kanalizasyonları tıkayacak ve biriken sular ile yığılan çöplerin malç biçiminde çürümesine sebep olacaktır. Bu tür ceplerde önce yabani otlar bitmeye başlayacak. Birkaç yıl içerisinde, biriken yapraklar ve bu ilk büyüme dalgasının sonucu olan diğer bitkisel atıklar çürüyerek organik bir humusa dönüşecek, bu humus rüzgârın taşıdığı toz, ufalanmış beton ve tuğla parçalarıyla karışarak şehirlerdeki toprağı benzersiz hale getirecektir.

Şehirlerin asfalt veya kaldırım taşlarıyla kaplı olmayan yerleri, yani parkları ve açık alanlarıysa hızla ormana dönüşecektir.

Bir veya iki on yıl içerisinde büyük çalılar ve huş ağaçlan yoğunlaşacak, kıyametten sonraki ilk yüzyılın sonuna gelindiğinde her yan sık ladin, karaçam ve kayın ormanlarıyla dolacaktır. Doğa insanlara bıraktığı alanları geri kazanmakla meşgulken binalarımız, büyümekte olan ormanların arasında çürüyüp un ufak olacaktır. Bitki örtüsü geri dönünce ve sokaklar ağaçlar ve rüzgârların uçurduğu yapraklarla kaplanınca, bunların kırık pencerelerden sokaklara saçılan çöplerle karışması yangınlar için uygun bir ortam oluşturacaktır. Binaların kıyısında köşesinde biriken maddeler, yazın düşen yıldırımlar ya da kırık bir camdan geçen odaklanmış güneş ışığıyla tutuşacak ve çıkan yangın sokaklar boyunca yayılarak çok katlı binaların içini yakıp kül edecektir.

Günümüz şehirleri, 1666' da Londra’da veya 1871'de Chicago’da olduğu gibi, bir ahşap binadan diğerine sıçrayarak dar sokaklar boyunca hızla yayılan yangınlarla yerle bir olmaz, ama itfaiyecilerin karşı koymadığı alevlerin yayılması yine de yıkıcı olacaktır. Yeraltında ve binaların içlerindeki borularda kalan gazların patlaması ve sokaklardaki araçların depolarında kalan benzinin yanması cehennem ateşini daha çok besleyecektir. Bir yangın hızla yayıldığında patlamayı bekleyen bombalar şehirlerin her yanına yayılmış durumda: benzin istasyonları, kimya depoları ve kuru temizlemecilerdeki son derece istikrarsız ve yanıcı maddeler

Yangınlar terk edilmiş şehirlere büyük zararlar verecektir, ama büyük bir özenle inşa edilmiş binalarımızın kesin yıkımına er ya da geç sebebiyet verecek olan sudur.

Kıyametten sonraki ilk kış donmuş su boruları patlayacak ve buzlar çözülür çözülmez binaların içlerini su basacaktır. Yağmur suları kırık camlardan içeri dolacak, yerlerinden çıkmış kiremitlerin arasından sızacak ve tıkanmış borulardan ve kanalizasyondan taşacaktır.

Pencerelerin ve kapı çerçevelerinin boyalarının dökülmesi sonucu nem, binaların içlerine sızarak bütün iç duvarlar çökene kadar ahşap aksamı çürütecek ve metalleri paslandıracaktır.

Ahşap aksam da (yer kaplamaları, kirişler ve çatı destekleri) yapıyı bir arada tutan çiviler, vidalar ve cıvatalar paslanana kadar nemi emip çürüyecektir.

Yani bir veya iki nesil içinde şehir coğrafyası tanınmaz hâle gelecektir. Fırsatı kaçırmayan fidanlar ulu ağaçlara dönecektir.

Şehir caddelerinin ve bulvarlarının yerini, harap olmuş ve pencerelerinden dikey ekosistemlerin fışkırdığı, çok katlı binalar arasındaki yapay kanyonları dolduran sık orman koridorları alacaktır.

Doğa, şehir cangılını geri kazanacaktır. Zamanla, çöken binaların molozlarından çıkan sivri uçlar da çürüyen bitki özlerinin oluşturduğu birikmiş toprak tarafından yumuşatılacak; bir zamanlar göklere uzanan binalar tamamen yeşilliklerin altında kalıncaya kadar, pislik tepeciklerinden ağaçlar fışkıracaktır.

Şehirlerden uzakta, hayalet gemi filoları okyanuslarda sürüklenecek, zaman zaman rüzgârların kaprisiyle ve akıntılarla taşınarak bir kıyıda karaya vurup midelerindeki zehirli petrolü sızdıracak ya da rüzgârda savrulan karahindiba tohumları gibi üzerlerindeki konteynırları okyanus akıntılarına bırakacak.

Öte yandan, doğru yerde ve doğru zamanda herhangi bir insan buna tanık olacaksa, muhtemelen izlemesi en muhteşem enkaz, insanlığın en büyük yapılarından birinin Dünya'ya dönmesi olacak.

Uluslararası Uzay İstasyonu, yapımı on dört yıldan fazla süren ve Dünyanın alçak yörüngesinde dönen yüz metre genişliğinde bir yapı: Modüllerin, onları bağlayan ince kirişlerin ve güneş panellerinden oluşan uzun ince kanatların birleştirilmesiyle oluşmuş etkileyici bir uzay gemisi. Dört yüz kilometre üstümüzde gezinse de Uzay İstasyonu atmosferin tamamen dışında değil ve Dünya'nın atmosferi bu yapıyı belli belirsiz ama sürekli bir şekilde sürüklüyor. Bu durum, Uzay İstasyonu'nun yörünge enerjisini tüketir ve böylece İstasyon düzenli bir şekilde Dünyaya doğru çekilir. Dolayısıyla istasyonun roket iticilerle sürekli tekrar itilmesi gerekiyor. Astronotların ölmesi ya da yakıtın bitmesiyle Uzay İstasyonu ayda iki kilometre düşecektir. Çok geçmeden alt atmosfere doğru çekilerek bir ışık ve ateş topuna dönüşecek, yapay bir yıldız kayması gibi yok olacaktır.

Kıyamet Sonrası İklimi

Kentlerimizin ve kasabalarımızın yavaş yavaş harap olması hayatta kalanların tanıklık edeceği tek dönüşüm süreci değil.

Sanayi Devrimi’nden ve önce kömür, daha sonra doğalgaz ve petrolün kullanılmaya başlanmasından beri insanlık, zaman içinde biriken yeraltındaki kimyasal enerjiyi çıkarmak için hevesle yeri kazıp duruyor.

Yakılmaya hazır karbon yığınları olan bu fosil yakıtlar, eski ormanların ve deniz canlılarının çürümüş kalıntıları, Dünya’ya milyonlarca yıl önce düşen güneş ışınlarından kaynaklanan kimyasal bir enerji.

Söz konusu Karbon aslında atmosferden geldi ama sorun bu stoklan çok hızlı yakıyor olmamız, öyle ki milyonlarca yılda biriken Karbon, bacalarımızda ve arabalarımızın egzoz borularından sadece birkaç yüzyılda atmosfere geri salındı.

Bu, gezegenimizin açığa çıkan karbondioksiti emebileceğinden çok çok daha hızlı bir salınım ve bugün havadaki karbondioksit miktarı On Sekizinci Yüzyılın başında olduğundan %40 daha fazla.

Artan karbondioksid düzeyinin etkilerinden biri, sera etkisinden dolayı Dünya atmosferi tarafından güneş ışınlarının daha fazlasının emilmesi ve küresel ısınmaya sebep olması.

Dolayısıyla bu da deniz seviyelerinde yükselmeye ve hava şartları kalıplarının dünya çapında bozularak bazı bölgelerdeki muson sellerinin, başka yerlerde kuraklıkların daha ağır ve daha sık yaşanmasına ve tarımınağır yara almasına neden olacak.

Kıyamet sonrası dünyanın, sistemde çoktan oluşan ivme nedeniyle önümüzdeki birkaç yüz yıl boyunca deniz seviyelerinde birkaç metrelik bir yükselmeye tanıklık etmesi olası. Isınma, metan yüklü permafrostun çözülmesi veya buzulların büyük oranda erimesi gibi ikincil etkilere yol açarsa sonuçlar çok daha kötü olabilir. Kıyametten sonra karbondioksid seviyeleri düşerken, ciddi ölçüde yükselmiş bir değerde yatay bir seyir izleyecek ve on binlerce yıl sanayi öncesi dönemdeki durumuna dönmeyecek. Dolayısıyla bizim veya bizden sonraki herhangi bir medeniyetin zamanında, gezegenimizin termostatının yükselmesi temelde kalıcı olacak ve bugünkü umarsız kayat tarzlarımız, ardında bıraktığımız dünyanın yaşayanlarına uzun, karanlık bir miras bırakacak.

Zaten kendilerine bakmakla yeterince meşgul olan kurtulanlar için sonuç, iklimin ve hava koşullarının nesiller boyunca değişmeye devam etmesi, bir gün verimli olan tarım arazilerinin ertesi gün kuraklık tarafından mahvedilmesi, alçak bölgelerin sular altında kalması ve tropik hastalıkların yaygınlaşması olacak.

Yerel düzeydeki iklim dalgalanmaları insanlık tarihi boyunca medeniyetlerin aniden çökmesine neden oldu, sürmekte olan küresel değişimin de kırılgan kıyamet sonrası toplumun toparlanmasını engellemesi pekâlâ mümkündür.

REFAH DÖNEMİ

 Dünyanın uzak bir köşesinde bir uçak kazası geçirseniz, hayatta kalmak için temel öncelikleriniz barınak, su veyiyecek olurdu. İçinde yer aldığınız medeniyetin çöküşünden sonra da aynısı geçerli olacak. Yiyecek olmaksızın birkaç hafta ve içme suyu olmaksızın birkaç gün geçirmek mümkünken, kötü hava şartlarına yakalanmanız halinde birkaçı saat içerisinde ölebilirsiniz. Britanya’da (Special Air Service- SAS) çalışan bir uzman olan John “Havalı” Wiseman bana, “Bir kazadan sonra ayaklarının üzerindeysen hayatta kalmayı başardın demektir. Ama bunun ne kadar devam edeceği, ne bildiğine ve ne yaptığına bağlı,” demişti. 

Kitabın amaçlan doğrultusunda, benim ve dünyadaki insanların %99'u gibi sizin de bir “Hazırlanan” olmadığınızı, yiyecek ve su stoklamadığınızı, evinizi bir kaleye çevirmediğinizi ve dünyanın sonuna hazırlanmak için başka bir hazırlık yapmadığınızı varsayacağım.

Peki, baştan bir şeyler üretmek zorunda kalmaktan önceki hayati öneme sahip geçiş döneminde, kıyamet sonrası dünyada hayatta kalmanızı garantilemek için geriye kalan hangi artık parçaları toplamanız gerekiyor? Geri çekilmekte olan teknoloji dalgasının ardında bıraktıklarından hangilerini aramalısınız?

Sıcak kıyafetlerin dışında hayatta kalmak için en çok ihtiyacınız olan şey ateş. Mesele ateş yakmak ve yanmaya devam etmesini sağlamaktan ziyade, bunu nerede yapacağınız. Yeni yapılmış evlerin büyük kısmında şömine yok. İhtiyacınız varsa metal bir çöp kutusunda ateş yakabilir veya bir mangal bulabilirsiniz.

Barınak bulduktan ve hava şartlarından korunma sağladıktan sonra listenizdeki ikinci şey temiz içme suyu bulmak olmalı.

Medeniyetimizin artıklarıyla beslenmeye ne kadar devam edebilirsiniz?

Peki, farklı yiyecek tipleri ne kadar süre yenilebilir kalır? Şeker (kuru kaldığı sürece), soya sosu, sirke ve tuz gibi bazı ürünler aşağı yukarı hiçbir zaman bozulmaz.

Beslenme rejimimizin diğer temel öğeleri terk edilmiş süpermarketlerin raflarında çok uzun süre dayanmayacaktır. Taze meyve ve sebzeler birkaç hafta içerisinde çürümeye başlar ama içlerinde bitkinin bütün kışı geçirebilmesini sağlayacak enerjiyi depolamak üzere evrilmiş olan yumru köklü bitkiler çok daha uzun süreler dayanır. Patates, turp ve yer elması gibi bitkiler serin, kuru ve karanlık bir yerde altı aydan fazla dayanabilirler.

Peynir ve şarküteri bölümündeki diğer ürünler birkaç hafta içerisinde küflenir. Paketlenmiş halde değillerse birkaç ay sonra kasap bölümündeki et parçalarından kemikten başka bir şey kalmayacaktır.

Yumurtalar şaşırtıcı bir şekilde oldukça da yanıklıdır ve soğuk bir ortamda tutulmasalar bile bir aydan uzun bir süre boyunca yenilebilir kalabilir.

Taze süt bir hafta içerisinde bozulur ama yüksek sıcaklıklarda pastörize edilmiş UHT paket içerisindeki sütler yıllarca, süt tozlan daha da uzun süreler dayanır.

Beyaz buğday unu sadece birkaç yıl dayanır, ama tam buğday unları daha fazla yağ içerdikleri için çok daha çabuk bozulur. Makarna gibi diğer unlu mamuller de birkaç yıl dayanır. Tahıllar öğütülmediğinde ya da kırılmadığında (bu işlem onları daha fazla neme ve oksijene maruz bırakır) içlerindeki besin öğeleri çok daha uzun yaşar, dolayısıyla tane şeklindeki tahıllar yenilebilirliğini on yıllarca korur.

Aynı şekilde mısır taneleri on yıl civarında besleyici kalırken, öğütülmüş mısırda bu süre iki ya da üç yıla düşer. Pirinç de beş ila on yıl boyunca tazeliğini korur.

Tabii ki bütün bunlar doğru şartlarda, yani serin ve kuru yerlerde saklanmaları halinde geçerlidir.

Açık ara en çok dayanacak gıda stokları süpermarket raflarını dolduran sıralarcakonserve olacaktır.

Peki, koca bir süpermarketi olan tek bir kişiyseniz, içindekilerle ne kadar yaşayabilirsiniz?

Sizin için en iyi strateji ilk haftalarda çabuk bozulacakları, daha sonra kuru makarna ve pirincin yanı sıra yumrulu bitkileri, en son da konserve ürünleritüketmeniz olacaktır. Kutulanmış kedi ve köpek mamalarını da yerseniz orta boybir süpermarket sizi yaklaşık 55 ila 63 yıl boyunca idare edecektir.

Bir süpermarkete sahip olan tek bir kişi değil, bir felaketten sağ kurtulmuş ve bakkalından devasa dağıtım depolarına koca bir ülkenin kaynaklarının üzerine konmuş bir grup insan olduğunuzu düşünürsek, bu rakam dogal olarak yükselecektir.

Mesela Birleşik Krallık Çevre, Gıda ve Tarım Bakanlığı (DEFRA) 2010 yılında (pirinç, makarna ve konserve gibi bozulmayan, dondurulmamış ürünlerin) “yavaş yavaş satın alındığı koşullarda”  11,8 günlük bir ulusal stok olduğunu hesapladı. Bir kıyamet sonrasında sağ kalan on binlerce insandan oluşan bir topluluk için bu 50 yıl kadar yetecek yiyecek demek. Kısacası teknolojik medeniyeti hızla tekrarbaşlatmaya yetecek kadar büyük bir kıyamet sonrası topluluğu, tarımı yeniden başlatacak ve kendi yiyeceklerini üretecek kadar zamana sahip olacaktır.

Yakıt: Günümüz hayat biçiminin bir başka temel tüketim maddesi ve ulaşım, tarım ve yeniden inşa etme sürecinde jeneratörleri çalıştırmak için hayati önemde olmaya devam edecek olan madde bulunabilir yakıttır. Hayatta kalanlar için çevrede büyük miktarlarda benzin ve mazot olacak. İngiltere’deki neredeyse 30 milyon arabanın -aynı zamanda motosiklet, otobüs ve kamyonun- benzin deposu, kullanılabilecek dağınık bir kaynak sunar. Terk edilmiş araçlardaki benzin bir hortumla çekilebilir veya depoya bir tornavidayla basitçe delik açılarak altına konan bir kaba aktarılabilir.

Benzin istasyonlarının altlarındaki depolama üniteleri de toplu olarak büyük bir stok oluşturur. Elektrik olmadan benzin pompalan çalışmayacaktır ama beş metrelik bir hortumla buralardan benzin çekmek zor değildir.

Benzin istasyonlarının altında 30 bin galon civarında benzin alan depolar bulunur. Bu, ortalama bir aile arabasıyla kıyamet sonrasının boş yollarında bir milyon kilometre yol yapabileceğiniz anlamına geliyor.

Daha önemli bir mesele benzinin iyi durumda nasıl korunacağı… Mazot benzinden daha dayanıklıdır ama yine de bir yıl içerisinde, oksijenle etkileşime girmesinden dolayı içinde motoru tıkayacak yapışkan tortular oluşacaktır.

Bu yakıtlar iyi korunur ve kullanmadan önce filtrelenirse, siz bu yakıtları kullanmaya devam etmek için yeni yollar bulana kadar 10 yıl civarında idare edecektir.

Motorlu araçlar da, parçaları yıpransa ve bozulsa bile, diğer araçlardan parça alınarak ve farklı çözümlerin bulunmasıyla kullanılır halde tutulabilir.

Küba, günümüzde bunun iyi bir örneğini veriyor. ABD’nin 1962 yılında uygulamaya başladığı ambargo, adayı aniden ithal Amerikan teknolojisi ve makine parçalarından mahrum bıraktı.

Bugün ülkenin caddelerinde dolaşan araçların çoğu, Yank Tank (Yanki Arabası) denilen klasik modellerdir ve bu tarihten önce üretilmişlerdir.

Bu araçların 50 yıl sonra bugün hâlâ kullanılabiliyor olmasının tek sebebi Kübalı tamircilerin dehasıdır. Bu insanlar yıllarca çeşitli çözümler üretti veya hurdaya çıkan araçlardan yedek parça topladı.

Yedek parça bulma ihtimali azaldıkça tamirciler de dehâlarını gittikçe daha fazla konuşturmaya başladı.

Aynı şey, daha büyük ölçekte medeniyetin çöküşünü takeden refah döneminde de yaşanacaktır.

Yakıt stokları ve toplama parçalar arabaların, uçakların ve teknelerin bir süre daha yollarına devam etmesini sağlarken, günümüzde bolca kullandığımız GPS navigasyon cihazları, yörüngedeki uyduların kumanda merkezleriyle bağları kesilir kesilmez şaşırtıcı derecede çabuk bir şekilde çalışmaz hale gelecekler. Kıyametten sonraki iki hafta içerisinde konum doğruluğu yarım kilometre civarına, altı ay içerisinde on kilometreye düşecek ve uydular yörüngelerinden çıkmaya başlayınca birkaç yıl içerisinde tamamen kullanılmaz hale gelecekler.

İlaç: Tıbbî amaçlar için kullanılabilecek başka gündelik malzemeler de toplanmayadeğer. Japon yapıştırıcısının (siyanoakrilat) en eski kullanımlarından biri, Vietnam Savaşı sırasında Amerikan askerlerinin yaralarının hızla kapatılmasıdır. Bu uygulama, elinizin altında sterilize iğne ve iplik yoksa kıyamet sonrası dünyasında sizi öldürebilecek enfeksiyonları engellemede yeniden çok önemli olabilir.

Yarayı önce iyice yıkayın ve belki de kendi damıttığınız saflaştırılmış ethanol gibi bir antiseptikle temizleyin. Yaranın kenarlarını birbirine birleştirin, Japon yapıştırıcısını yaranın kenarlarını birleştirecek ve kapalı tutacak şekilde sadece yüzey boyunca uygulayın.

Öte yandan asıl sorununuz ilaçların son kullanma tarihleri gelene dek ne kadar zamanınız olduğu. 1980’lerin başında ABD Savunma Bakanlığı, üzerinde yazan son kullanma tarihleri geçmek üzere olan bir milyar dolar değerindeki ilaç stokunun üzerinde otururken buldu kendini ve bu rezervi her iki ya da üç yılda bir değiştirmesi gerekiyordu. Gıda ve İlaç İdaresi’nden, 100’ün üzerinde ilaç çeşidinin, etkililikleri ne kadar bir süre boyunca sürdürdüklerini test etmelerini istedi.

Şaşırtıcı bir şekilde, test edilen ilaçların yaklaşık %90'ı, üzerlerinde yazan son kullanma tarihinden sonra da etkiliydi ve birçoğunda bu süre ciddi derecede uzundu.

Mesela siprofloksazin adındaki antibiyotik on yıl sonra hâlâ etkililiğini korumayadevam ediyordu.

Daha yakın tarihli bir çalışma, amantadin ve rimantadin isimli antiviral ilaçların 25 yıl, KOAH ve astım gibi nefes alma sorunları için verilen teofilin tabletlerinin 30 yıl sonra hâlâ %90 oranında etkili olduğunu gösterdi.

Genel olarak ilaçların, mühürlü paketleri açılmış olsa bile, ilaç firmaları tarafından üzerlerine basılan son kullanma tarihlerinden birkaç yıl sonrasına kadar büyük oranda faydalı olmaya devam edeceklerini söyleyebiliriz.

Şehirleri Neden Terk Etmelisiniz?

Kıyametten hemen sonra yerleşim alanlarındaki ana sorun, felaket sırasında ölen sayısız insanın cesedi olacaktır. Bu cesetleri kaldıracak ve onlardan hijyenik bir şekilde kurtulmaya hizmet edecek birileri olmadığında, hem ilk aylarda korkunç kokacaklar hem de çürümeleri kalanların sağlığını tehdit edecektir. Her felakette olduğu gibi mikroplu sulardan geçen hastalıklar önemli bir mesele olacaktır.

Peki, bir yıl veya daha fazla çevredeki yeşil alanları dolaşıp kurtulan diğer insanları aramanızın ardından bu kadar imkân sunan şehirlere neden geri taşınmayasınız? Modern şehirlerin parıl parıl parlayan gökdelenleri ve hatta öyle çok da yüksek olmayan apartman blokları bile medeniyetin çökmesinden sonra yaşanılabilir olmayacak: Bunlar varlıklarını ancak günümüz altyapısının desteğiyle sürdürebilir.

Daha akla yatkın bir kıyamet sonrası şehir hayatı, büyük bir parkın hemen yanında oturmak ve bitki yetiştirmek için buranın toprağını kullanmak olur.

Teknoloji balonu patladığında bazı şehirlerde çevre hızla yaşanamaz hâle gelecektir. Los Angeles ve Las Vegas gibi yerler alışılmadık bir şekilde çorak veya çöl alanlarda inşa edildiler ve onlara çok uzaklardan su taşıyan hatların bakımı yapılmadığında hızla yitip gidecekler.

Öte yandan, öncesinde bir bataklık olan ve su tahliye sisteminin hasar görmesiyle eski hâline dönmeye başlayacak olan Washington DC bunun tam tersi bir sorunla karşı karşıya kalacak.

Medeniyetin çöküşü ve uzak mesafe iletişim ağı ile uçak yolculuğunun sona ermesiyle birlikte, küresel köyümüz yeniden köyden oluşan bir küre halinde parçalanacak.

Kıyametten sonraki ilk zorlu işlerinizden biri tarıma yeniden başlamak olacak. Barınak sağlamak için sayısız boş yapınız ve taşıtlar ile jeneratörleri çalıştırmak için yeraltı yakıt gölleriniz olabilir ama açlıktan ölmek üzeresiniz bunların hepsi boşa gidecektir…

TARIM

Tarımı yeniden ne kadar hızlı başlatmamız gerektiği, toplumumuzun çökmesine yol açan olay neyse ondan kurtulan insanların sayısına bağlı tamamen. Kıyametten sonra hızla harekete geçmeli ve ekimi yapılan olabildiği kadar fazla bitkiyi kurtarmalı ve korumalısınız.

Binlerce yıldır en iyi bitkileri seçip döllüyoruz ve günümüzün tüm kültür bitkileri bunun bir sonucu, dolayısıyla hâlihazırda mevcut olan evcilleştirilmiş türleri kaybederseniz medeniyeti kısa yoldan yeniden inşa etme umudunuzu da kaybetmeniz mümkün.

Evcilleştirilmeleri süresince buğday ve mısır gibi türler besin değerleri açısından en yüksek noktaya ulaşacak şekilde yetiştirildiler ve artık bizim olmadığımız bir yaşama uyum sağlamaları pek mümkün değil.

Birçoğu, terk edilmiş tarlaları fethetme fırsatını kaçırmayacak yabani otlar tarafından yok olmaya sürüklenebilecek ve kısa sürede rekabet dışı kalacaktır.

Öte yandan, asıl sorun, günümüz tarımında ekimi yapılan bitkilerin çoğunun “hibrit” olmasıdır: Bir örnek ve son derece verimli ürünler elde etmek için istenen özellikleri taşıyan iki ayrı türün çaprazlanmasıyla üretilirmişlerdir. Ne yazık ki, hibrit tohumlardan elde edilen tohumlar bu özelliklerini koruyamayacaktır; tohumunu üretmez ve dolayısıyla ekmek için her yıl yeni hibrit tohumlar satın alınması gerekir. Bu nedenle kıyametten hemen sonra asıl toplamamız gerekenler ata yadigârı tohumlardır: Her yıl tohum vereceğine güvenilebilecek geleneksel türler.  Birçok "Hazırlanan" tam da bu olası sonuç için ata yadigârı tohumları depoluyor, peki ama sizin hazırda bir stokunuz yoksa nereye bakmalısınız?

Dünyanın her yanında, biyolojik çeşitliliği gelecek nesiller için korumak üzere inşa edilmiş yüzlerce tohum bankası var. Bunların en büyüğü Londra’nın hemen dışındaki West Sussex’te bulunan Millennium Seed Bank (Binyıl Tohum Bankası). Milyarlarca tohumun nükleer bombalara karşı korunaklı, çok katlı yeraltı kasalarında saklandığı bu yer, kıyamet sonrasının dünyası için bilgi yüklü kitaplar yerine farklı bitki türlerinin kütüphaneliğini yapıyor.

Burada serin, kuru bir ortamda tutulan, ata yadigârı tahılları, bezelye vediğer baklagilleri, ayrıca patates, patlıcan ve domatesi içeren ekilebilir sayısız çeşitte bitkinin tohumları, filizlenebilir olma özelliklerini onlarca yıl boyunca koruyacak. Ancak bu tohumlar bile bir zamansonra ölür, bu nedenle filizlendirilmeleri, yetiştirilmeleri gerekir ve tekrar depolanmak üzere taze tohumlan üretilmelidir.

Düşük sıcaklık tohumların dayanma süresini uzatır, dolayısıyla en dayanıklı tarımsal depo, medeniyetin çöküşünden çok uzun bir süre sonrası için bir “kurtarma dosyası” işlevi görecek olan Svalbald Küresel Tohum Kasası’dır. Bu, Norveç’in Spitsbergen Adası’ndaki bir dağın 125 metre içerisine yapıldı.

Çelikle güçlendirilmiş bir metre kalınlığında beton duvarları, patlamaya dayanıklı kapıları ve küresel bir felaket karşısında içerideki biyolojik havuzu koruyacak hava kilitleri var. Ayrıca bir güç kaybı olduğunda bile, termafrosta gömülü olmak (kasanın yapıldığı alan Kutup Dairesi’nin bayağı içindedir), uzun dönemli koruma için sıfırın altında olması gereken sıcaklığı doğal olarak sağlayacak.

Filizlenebilir buğday ve arpa tohumları burada 1.000 yıldan uzun bir süre için korunmuş olacaktır.

Bitkiler de en az insan vücudu kadar dengeli beslenmeye ihtiyaç duyar ve en önemli üç bitki besini azot, fosfor ve potasyumdur.

Fosfor enerjinin aktarılması için elzemdir, Potasyum su kaybını önler, öte yandan eksikliği asıl sorun yaratan ve ürün verimini sınırlayan temel etmen bütün proteinlerin üretilmesinde kullanılan azottur.

Her yıl gerçekleşentaşkınların alüvyon taşıyarak toprağı tekrar zenginleştirdiği Nil Vadi’sinde yaşamış olan Eski Mısırlılar gibi olağanüstü şanslı değilseniz, gelir gider tablonuzdaki bu temel açığı kapatmak için bir şeyler yapmak zorundasınız.

Günümüzün sanayileşmiş tarımı inanılmaz derecede başarılı; bugün bir dönümaraziden elde edilen ürün bundan yüzyıl önce elde edilenden iki ila dört kat dahafazla.

Ama günümüzün aynı arazide, yoğun, tek tip ürün yetiştiren ve yine de her yıl yüksek bir verime sahip olmaya devam eden tarlalarının ürün vermeye devam edebilmesinin tek yolu, ekosistem üzerindeki sıkı kontrolü sürdürmek için sürekliilaçlama yapılması ve bol bol kimyasal gübre kullanılmasıdır

Bir çiftçi olarak doğa üzerindeki kontrolünüz sınırlı. Doğal olarak tarlanızın üzerine düşen gün ışığının miktarını kontrol edemez, yaşadığımız bölgenin iklimini ya da mevsimlerin ne zaman başlayıp biteceğini belirleyemezsiniz. Ayrıca sulama ve drenajla tarlanızın nem oranını düzenleyebilseniz de, yağmuru da kontrol edemezsiniz. Öte yandan çoğunlukla kontrol altında tutabileceğiniz tek şey topraktır.

Bunu da, gübreyle kimyasal olarak zenginleştirebilir ve saban gibi araçlar kullanarak fiziksel olarak işleyebilirsiniz. Yani çiftçinin kontrolü altındaki en temel tarım unsuru topraktır ve toprağı kontrolünüz altına alabilmek için onu anlamalı, bitkilerin gelişimini nasıl desteklediğini bilmelisiniz. Tarihteki tüm medeniyetler, mevcudiyetlerini bu ince yüzey toprağına borçludur.

Avcı-toplayıcılar, ormanlardan topladıklarıyla besleniyorlardı, ama şehirde yaşayanlar ve medeniyet, tamamıyla yüzey toprağının sağladığı kaynaklara bağımlı, kısa köklü otlar olan tahılların muazzam verimliliğine bel bağlar. Bütün toprakların kaynağı gezegenimizin kabuğunu oluşturan kayaların parçalanmasıdır. Kayalar fiziksel olarak akan suların, rüzgârların ve buzulların saldırısına uğrar ve kimyasal olarak, bulutlardan dökülürken bir miktar karbondioksid çözerek hafifçe asidik hle gelen yağmur suları tarafından aşındırılır. ^

Ufalanmanın derecesine bağlı olarak çakıllar, kumlar ve killer oluşur. Bu parçacıklar, nemin ve minerallerin muhafaza edilmesine yardım eden ve toprağa sahip olduğu siyah rengi veren bir organik madde kaynağı olan humus tarafından bir arada tutulur.

Topraklar genellikle %1 ila 10humus içerir; öte yandan turba %100'e yakın organik madde içerir. Ama en önemlisi, toprak, çürüyen maddenin işlemden geçtiği ve bitkiler için besin öğelerini geri dönüştüren görünmez bir ekosisteme, devasa ve çok çeşitli bir mikrobiyal yaşama ev sahipliği yapar

Ortaçağ boyunca Avrupalı çiftçiler belirli arazileri düzenli olarak nadasa bırakmak gibi bir tarımsal uygulamayı takip ettiler. Arazilerin yarısında hiçbir ürünyetiştirmediği için bu ne yazık ki ziyankâr bir uygulama. Ortaçağ çiftçileri bir yerde her yıl aynı tahıllar yetiştirildiğinde topraklarının yorulduğunu veverimin düştüğünü fark etmişlerdi ama buna neyin neden olduğunu anlamamışlardı ve tek buldukları çözüm toprağı bir yıl dinlendirmekti. Bugün verimin düşme nedeninin topraktaki bitki besinlerinin kaybolması olduğunu biliyoruz, bu yüzden de modern tarım bol bol suni gübre kullanılmasına bel bağlamış durumda.

Kilit nokta, bitkilerin büyük kısmı topraktaki azotu emerken bazılarının bu hayati besini toprağa salmasıdır. Bu müthiş bitki ailesinin üyeleri arasında bezelyeler, fasulyeler, yonca, mercimekler, soya ve yer fıstığı gibi baklagiller yer alır. Sezonun sonunda toprağı baklagillerin hasadıyla yeniden ekerek veya bunlarla çiftlik hayvanlarınızı besleyip toprağı gübrelemek için onların tezeklerini kullanarak hayati öneme sahip azot elde edebilir ve toprağa geri kazandırabilirsiniz.

Baklagillerin bu verim pompalama özelliğinden yararlanmaya başlanması tarımı dönüştürmüş Britanya’da Sanayi Devrimi’ne giden yolu açmıştı. Kısacası tarlanıza baklagiller ile diğer mahsulleri dönüşümlü ekmek, toprağınızın verimliliğini korumasına yardımcı olur. Ama iki tür arasında -yani meselayonca ile buğday arasında- gidip gelmekten çok daha iyi bir seçenek, hastalıkları ve zararlıları da önleyecek bir ürün döngüsü uygulamaktır. Her zararlı sadece belirli tür bir bitkiye saldırır, dolayısıyla ürününüzü her yıl değiştirmek ve o ürünü birkaç yıl daha ekmemek zararlılar üzerinde böcek ilacı kullanmadan doğal bir kontrol sağlamanıza yardımcı olur.

Norfolk dörtlü rotasyonu tarih boyunca uygulanan sistemlerin en başarılısıdır ve sadece 18. yüzyılda yaygınlaşmış olsa da, Britanya tarım devriminde başı çekmiştir. Norfolk sisteminde ürünler her yıl tarlalar arasında şu sırayla döner: baklagiller, buğday, yumru köklü bitkiler, arpa.

YİYECEK ve GİYECEK

Yemek pişirmek-kimyasal dönüşümü bilerek yönlendirmek-tarihimizdeki ilk kimyasal işlemdir.

Yiyecekleri korumanın amacı, mikrobiyal bozulmanın ortaya çıkmasını engellemek ya da en azından bunu olabildiğince geciktirmektir. Bunu, yiyeceğin içerisinde bulunduğu şartları, mikropların gelişmesine en elverişli şartlardan uzak tutmaya çalışarak yaparsınız. Özünde, yiyeceklerin mikrobiyolojisini kontrol etmeye çalışmak için mücadele veriyorsunuz.

Bize bütün bu-yiyecekleri kaynatarak veya kızartarak pişirme, fermantasyona tabi tutma ve konserveleme- olanağı veren gelişme, kilin pişirilerek çömleğe dönüştürülmesinin icat edilmesidir. Bu gelişmenin bir tür olarak bizim için çok yönlü sonuçları oldu. İnsan sindirim sistemi, söz gelimi çoklu mideye sahipinek gibi geviş getiren hayvanların tersine, birçok yiyecek çeşidini gerektiği gibiparçalayamaz ve bu yüzden bedenlerimizin doğal olarak yapabildiklerini desteklemek için teknolojiyi kullanıyoruz. Yani fermantasyon ve pişirme sırasındayiyeceklerin içine konduğu çömlek kaplar, teknolojik birer ön sindirim sistemigibi çalışarak bir ek, dışsal “mide       “ işlevi görüyor ve yiyeceklerin içlerindeki besin ögelerini salmasını sağlıyor.

Dünyadaki bütün canlılar büyümek ve üremek için suya ihtiyaç duyar; gene bütün organizmalar belirli bir aralıktaki fiziksel ve kimyasal şartlara dayanabilir.

Başka bir deyişle, bir hücredeki enzimler -biyokimyasal reaksiyonları yürüten ve hayat süreçlerini koordine eden moleküler mekanizma- sadece belirli bir sıcaklık, tuzluluk miktarı vepH (sıvının ne kadar asidik veya bazik olduğu) seviyesi aralığında faaliyet gösterebilir.

Yiyeceklerin korunması, bu üç etmenden herhangi birinin, en uygun mikrobiyal gelişme ortamının dışına itilmesiyle başarılabilir.

Yiyecekleri korumanın en basit yolu onları kurutmaktır. Su seviyesinin düşmesiyle mikroplar büyümekte zorluk çeker (hasat edildikten sonra ambarlara depolanmadan önce tahılların kurutulması bu yüzden çok önemlidir).

Geleneksel yöntem havayla-güneşte kurutmaktır; bu yöntem domates gibi meyveler ile etlerde kullanılabilir ama yavaş bir süreçtir ve büyük miktarlarda yiyecek için uygun değildir.

Tuz: Vücudumuz sağlıklı bir şekilde faaliyet gösterebilmek için küçük miktarlarda tuza ihtiyaç duyar -bu yüzden canımız tuz çeker- ama bundan çok daha büyük bir kısmını yiyecekleri korumak için kullanırız.

Tuzlu yiyecekler de reçellerle aynı şekilde korunur; konsantre salamura sıvı, hücrelerin içerisindeki suyu çeker ve gelişimi engeller. Taze et, kuru tuza bulanarak veya da ağır tuzlu bir salamuraya konarak günler boyu korunabilir. (Salamura yapmak için her bir litre suya 180 gr tuz ekleyebilirsiniz; bu, deniz suyundan kabaca beş kat fazla bir tuzluluk oranıdır.)

Tuzun tarih boyunca ne kadar önemli olduğunun işaretleri günümüzde kullandığımız dilde görülebilir. Söz gelimi Romalı askerlere tuz almaları için bir ödenek verilirdi ve bugün İngilizcede maaş anlamına gelen "salary" kelimesi, tuz anlamına gelen "salt" kelimesinden gelmektedir.

Denize yakın bir yerdeyseniz tuz üretmek prensipte çocuk oyuncağıdır. Deniz suyu yaklaşık %3,5 çözünmüş bileşik içerir ve bunun çok büyük bir kısmı tuzdur (sodyum klorür); bu tuzu suyu buharlaştırarak elde edebilirsiniz.

Tuzlama genellikle, doğal olarak zehirli olan antimikrobiyal bileşiklerin üretildiği ve yiyeceklerin, çoğunlukla et ve balığın, buna maruz bırakıldığı başka bir koruma yöntemiyle birlikte kullanılır: Tütsüleme.

Tahılların Hazırlanması: Öğütülmüş unu tüketmenin en basit ama en az iştah açıcı yolu onu biraz suyla karıştırıp yoğun bir lapaya veya bulamaca dönüştürmektir. Ekmek, temel olarak pişirilirmiş lapadan başka bir şey değildir ve besin değerinin yüksekliği nedeniyle doğduğu günden beri medeniyetimizin en temel desteklerinden biridir.

Öte yandan, bizim Batı dünyasında en çok âşina olduğumuz ekmek türleri kabarmış ekmeklerdir ve bunu yapmak için bir mâlzemeye daha ihtiyacımız olacak.

Maya, ağaçların gövdelerinde büyüyen mantarlardan pek de farkı olmayan, tek hücreli bir tür mantardır ve hamura eklendiğinde salgıladığı karbondioksid, kabarcıklar oluşturarak hamuru kabartır.

Bugün mayalı ekmeklerin neredeyse tamamının yapımında Saccharomyces cerevisiae denilen bir tür maya kullanılır. Kıyametin curcunası içerisinde, kendi çapında tıpkı bir öküz veya at kadar önemli ve çalışkan olan bu organizmadan bir miktar kurtarmayı başarırsanız gerçekten çok iyi edersiniz.

Süpermarketlerde kuru, paketlenmiş hâlde bulunur ama sonsuza kadar dayanmayacaktır. Peki, mecbur kalırsanız, bu ekmek yapan mikroorganizmaları sıfırdan yeniden izole etmeye nasıl başlayabilirsiniz? Sıcaktan ve Soğuktan Faydalanmak: Buzdolaplarının temel çalışma prensibi, bir sıvının buharlaşarak gaza dönüşürken bu dönüşüm için ihtiyaç olan ısıyı çevresinden almasına dayanır. Aynı nedenle bedenlerimiz serinlemek için terler. Buzdolabı yapmak için kullanılabilecek düşük teknolojili bir çözüm, "terleyen kil çömlek"lerdir. Afrika’da yaygın olan bu “Zeer çömlekler”, kapaklı bir kil çömlek ve bunun içine konduğu, daha geniş, sırlanmamış bir diğer çömlekten oluşur, bunların arasında kalan boşluğa ıslak kum konur. Kumdaki nem buharlaşırken içteki kabin sıcaklığını emer ve düşürür.

“Zeer” çömlekler pazarlardaki meyve ve sebzelerin bozulmasını yaklaşık bir hafta geciktirir.

Bütün mekanik buzdolapları aynı prensip çerçevesinde çalışır: Bir soğutucunun buharlaşmayı ve yeniden yoğuşmayı kontrol altına alması. Buharlaşma (kaynama) ısı enerjisi gerektirir, öte yandan yoğuşma sırasında da aynı termal enerji açığa çıkar. Bu döngünün buharlaşma kısmının yalıtılmış bir kutunun içerisini dolanan borularda gerçekleşmesini sağlarsanız, kutunun içerisindeki sıcaklığı çeker ve içeriyi soğutursunuz.

Aletinizin arkasına taktığınız siyah radyatör dilimlerinden de ısıyı dışarıdaki havaya verirsiniz.

Günümüzün neredeyse bütün buzdolapları elektrikli bir kompresör pompasıkullanarak -soğutucuya bir sıvı olarak geri dönerek tekrar buharlaşabilen ve kutudan daha fazla ısı emebilen- yoğuşma aşamasını zorlar.

Ama başka yöntemler de var, bunların en basitine soğurmalı soğutucu deniyor (Albert Einstein da bir versiyonunun mucitleri arasında). Bu sistemde amonyak gibi soğutma özelliğine sahip bir madde, basınç uygulamak yerine basitçe su tarafından çözülmesi veya dasoğurulması yoluyla yoğuşturuluyor.

Tarihte kompresörlü ve soğurmalı buzdolapları aşağı yukarı aynı zamanlarda geliştirildi ama ticari başarıya ulaşan ve neredeyse bütün evlere giren kompresörlü versiyonu oldu. Bunun nedeni büyük oranda o dönemde yeni doğmaya başlayan elektrik şirketlerinin, ürünlerine talebin artmasını istemesiydi.

Dolayısıyla bugün soğurmalı soğutucuların ortalarda olmamasının nedeni (karavanlarda kullanılan ve gazla çalışan versiyonları hâriç, zira burada elektrik olmadan çalışmaları elzem bir durum) tasarımlarının daha kötü olması değil, büyük oranda toplumsal ve ekonomik etmenlerdir.

Çevremizde sadece üreticilerinin en yüksek kârı getireceğini düşündüğü ürünleri görüyoruz ve bu da bu ürünler için hâlihazırda bir altyapının mevcut olmasına bağlı. Yani mutfağınızdaki bir buzdolabının guruldamaya devam etmesinin nedeni (bunu sessiz bir soğurma sistemi kullanmak yerine elektrikli kompresör kullandıkları için yapıyorlar), mekanizmalarının teknolojik açıdan daha üstün olması değil, 1900’lerin başındaki sosyoekonomik ortamın bir garabeti.

Yapı Mâlzemeleri

Kireç Harcı: Bugünkü medeniyetimizden kalan şeyler tükendiğinde madenciliğe tekrar başlamak için muhtemelen ihtiyacımız olan ilk malzeme kireçtaşıdır. Kireçtaşının bir medeniyetin ihtiyaç duyduğu birçok maddenin sentezlenmesinde merkezi bir rol oynadığını biliyoruz.

Sönmüş kireç, sürülebilir bir macunken donduğunda taş kadar sert bir malzemeye dönüşme yeteneğine sahiptir.

Biraz kum ve suyla karıştırıldığında sönmüş kireç harca dönüşür ve bu malzeme binlerce yıldır yük taşıyabilen sağlam duvarlardaki tuğlaları sıkıca birbirine yapıştırmak için kullanılmaktadır. Daha az kum eklenip, söz gelimi at kılı gibi lifli bir maddeyle karıştırıldığındaysa duvarları pürüzsüz hale getirecek bir sıva elde edilir. Kireç harcı binlerce yıldır kullanılıyor ama büyük miktarlarda ilk kez Romalılar tarafından üretildi ve inşa etmenin doğasını değiştirdi.

Romalılar sönmüş kireci puzolan denen volkanik külle hatta kırık tuğla ya da çömlek parçalarıyla karıştırdıklarında elde ettikleri cementum'un (çimento), kireç harcından çok daha çabuk donduğunu ve kat kat daha sağlam olduğunu fark ettiler. Ayrıca inanılmaz bir mineral yapıştırıcısı olan çimentoyla, sıra sıra dizdiğiniz tuğlaları birbirine yapıştırmaktan çok daha fazlasını yapabiliyordunuz. Aynı büyüklükte olmayan tas veya çakıl taşlarını da birbirine yapıştırabiliyor yani beton yapabiliyordunuz. İnşaat alanındaki bu devrim, Romalıların Colosseum ve hâlâ dünyanın en büyük tek parçalı beton kubbesi olan Roma’daki Pantheon’un kubbesi gibi şaşkınlık uyandıran yapılar inşa edebilmesine imkân tanıdı.

Roma İmparatorluğu’nun çöküşüyle birlikte güçlü çimentolar, çok amaçlı betonlar ve su geçirmeyen sıvalara dair bütün bu önemli bilgiler neredeyse kayboldu. Çimentodan bahseden hiçbir Ortaçağ metni yoktur ve ünlü Gotik katedraller sadece kireç harcı kullanılarak inşa edilmiştir.

Öteyandan, bu bilgiler bir yerlerde korunmuş olmalı zira Ortaçağ’da inşa edilen bir kısım kale ve limanda hidrolik çimento kullanılmıştı. Çimento üretmek için modern yöntemlerin bulunması 1794’ü buldu. “Adi Portland çimentosu”, Romalıların puzolan çimentosu gibi volkanik kül kullanmıyor, bir kireçtaşı-kil karışımının, özel bir fırında 1450°C sıcaklıkta pişirilmesiyle elde ediliyordu.

Şimdi, betonun son derece sıkıcı ve iç karartıcı bir yapı mâlzemesi oldugunu biliyorum ve ortalık onunla inşa edilmiş korkunç yapılarla dolu. Ama gelin biraz daha geniş bir açıdan bakalım ve onun ne kadar inanılmaz bir şey olduğunu görelim. Beton, temel olarak insan yapımı bir çeşit taştır vee formülü olağanüstü kolaydır: Bir kova Portland çimentosunu iki kova kum veya çakılla karıştırır ve yoğun bir balçığa dönüşene kadar içine su eklersiniz. Bu sıvı taşı, ahşaptan yapılmış, canınızın istediği şekilde bir kalıba döker ve donmasını beklersiniz. Sonuç olağanüstü sert ve dayanıklı bir malzemedir. II. Dünya Savaşı’nın getirdiği yıkımın ardından betonun nasıl hızlı bir şehirsel yenilenmeye olanak sağladığını görmek zor değil ve bugün hâlâ şehirlerde kullanılan en önemli yapı malzemesidir. Her ne kadar temel süreci iki bin yıl önce icat edilmiş olsa da, beton modern çağın bir ikonudur.

Öte yandan betonla ilgili sorun, temellerde veya sütunlarda basınç altında son derece güçlü olsa da, gerilim altında bir o kadar zayıf olmasıdır.

Beton, bir germe kuvveti uygulandığında çatlayarak felaketlere neden olur ve bu yüzden kirişlerde, köprülerde veya çok katlı binaların zeminlerinde kullanılmaz. Bunun çözümü betonun içerisine çelik çubuklar gömmektir. Bu iki maddenin özellikleri birbirini mükemmel bir şekilde tamamlar: Betonun basınca dayanma gücü ile çeliğin gerilme direnci olağanüstü başarılı bir ikili oluşturur.

Cam

Demir ve çelik, modern endüstriyel dünyanın anlı şanlı yapı öğeleriyken, kolayca görmezden gelinen (belki şeffaf olduğundan) mütevazı cam da gelişimimiz açısından son derece önemlidir. İnsanoğlunun yaptığı ilk sentetik malzemelerden biri olan cam, MÖ 3.binyılda bir tarihte, ilk şehirlerin beşiği olan Mezopotamya’da icat edildi.

Günümüzde pencerelerde veya şişelerde kullanılan camlar, soda-kireç camlarıdır, yani soda ve kireç çözeltisinin kumda çözülmesi ve oda sıcaklığında katılaştırılmasıyla üretilirler

Camın temel mâlzemesi olan Silisyum, dünyanın kabuğunun %40’ından fazlasını oluşturur; gezegenimizdeki taşların içeriğinde açık ara en fazla bulunan bileşendir. Ama Silisyum genellikle başka birçok şeyle karışmış hâldedir (metaller dâhil; madenleri erittikten sonra atılan cürufun büyük kısmı da Silisyum’dur) ve berrak, renksiz bir cam yapmak için Silisyumun olabildiğince saf olması gerekir. Sözgelimi birçok kumdaki kahverengimsi ton demir oksitten kaynaklanmaktadır ve bu kumdan yapılan cam yeşilimsi olur. Bu renk, bir şarap şişesinde kullanılabilir ama pencerede ya da teleskopta sinir bozucudur. Berrak cam için en iyi kaynak, parlak beyaz kum veya meşhur Venedik “kristal” camları için kullanılan beyaz kuvars çakıllar yahut İngiliz “Kurşunlu kristal” camları için kireçtaşlarının arasından toplanan çakmaktaşları gibi diğer saf silislerdir.

Kuşkusuz, eski medeniyet tarafından geride bırakılmış ve kullanılabilecek muazzam miktarda cam olacaktır. Bunlardan bütün kalanlar oldukları gibi, parçalanmış olanlar temizlenip eritilerek kullanılabilir.

Cam, günümüzde en kolay geri dönüştürülebilen mâlzemelerden biridir. Basitçe bir fırının içerisinde eritilir ve yeniden şekillendirilir. Bunun en ustaca yapılmasını Venedik’te görmüştü. Kısacık bir borudan üfleyen cam ustası, harikulade kristaller imal edebiliyordu. Venedik’teki San Marco meydanındaki kiliselerde bol miktarda Osmanlı etkisini de görebilirsiniz ama İtalya’dan ayrılıp özerkleşme yoluna gitmeyi tercih ettiler.

Dahası bu, söz gelimi plastiğin tersine, mâlzemenin kalitesinde herhangi bir kötüleşme olmadan tekrar tekrar yapılabilir.

İlk optik teknoloji İtalya’da 1285 civarında ortaya çıkan gözlüklerdi. Bunlar insanların yaşlandıkça sıklıkla karşılaştığı bir sorun olan hipermetropluğa yani yakındaki nesnelere odaklanamama sorununa yardımcı olmak için tasarlanmış, dışbükey merceklere sahip gözlüklerdi. Bugüne kadar kendi gözüne lazerle müdahale eden hiçbir göz hekimine rastlamadım.

Miyopinin düzeltilmesi içinse içbükey merceklere ihtiyaç vardır ve camları ters yöne doğru bükmek -böylece -yüzeyin içeri doğru kavis yapmasını ve ışınların bir yerde toplanmak yerine dağılmalarını sağlamak- biraz daha zordur.

Çığır açan gelişmeyse, mercekler nesneleri büyüttüğüne göre, dikkatli bir şekilde düzenlenmiş bir dizi merceğin uzaklıkları görmenizi sağlayabileceğinin fark edilmesiyle gerçekleşti; teleskobun arkasındaki fikir buydu. Bu alet ilk olarak gemi kaptanları tarafından kullanıldı ama kısa bir zaman sonra gökyüzüne doğru çevrildi ve evren ile onun içerisindeki yerimize dair bildiklerimizde büyük bir devrim başlattı.

Bundan 5.500 yılı aşkın bir zaman önce insanlık tarafından sentezlenen ilk yapay maddelerden biri olan cam, doğayı incelememize ve ilk okuma gözlüklerinden Hubble Uzay Teleskobuna yeni teknolojiler geliştirmemize imkân sağladı.

Teleskopların görüş gücümüzü evrenin derinliklerine ulaşacak şekilde arttırmasının ve mikroskopların maddelerin minicik parçalarını keşfedebilmemize olanak sağlamasının, bir avuç basit kumun bükebilmesi sayesinde olduğunu düşününce insan şaşırmadan edemiyor.

Cam, kelimenin gerçek anlamıyla, dünyayı görüşümüzü değiştirdi. Kıyametten sonra da hem bir yapı mâlzemesi olarak hem de bilimle iştigal ederken önemli bir teknoloji olarak medeniyetin başarılı bir şekilde yeniden inşa edilmesinde çok önemli olacak.

TIP

Bireysel düzeyde kendinizi potansiyel olarak öldürücü hastalık ve parazitlerden korumanın en etkili yolu ellerinizi düzenli olarak yıkamaktır. Bunu günümüz medeniyetinden kalma basit bir alışkanlık, ellerinizi temiz tutarak görgü kurallarınıza uymaya devam etmek olarak değil, hayatta kalmak için yapmanız gereken temel bir iş, kendi kendinize verdiğiniz bir sağlık hizmeti olarak düşünün. Ayrıca topluluk olarak içme suyunuzun sizin veya başka birinin dışkısıyla temas etmediğinden emin olmak zorundasınız. Bunlar günümüz kamu sağlığının asli unsurlarındandır ve mikrop teorisinin en temel prensiplerini bilmek, kıyamet sonrası toplumunu 1850 gibi görece yakın bir tarihte yaşamış atalarımızdan bile daha sağlıklı kılmaya yardımcı olacaktır.

Öte yandan, eğer bir bağırsak enfeksiyonu kaparsanız, öncelikle bu hastalıklardan kaynaklanan ölümlerin nadiren gerçekleştiğini bilin. Tarihte oldukça yıkıcı etkileri olan kolera bile aslında kesin olarak öldürücü değildir; günde 20 litreye yakın vücut sıvısı kaybettiğiniz için ağır ishalin sebep olduğu, hızla susuz kalmaktan ölürsünüz. Bu yüzden, he ne kadar 1970’lere kadar yaygın bir şekilde uygulanmaya başlanmadıysa da, tedavisi şaşırtıcı derecede basittir.

Ağızdan sıvı tedavisi (AST), bir litre suya bir çorba kaşığı tuz ve üç çorba kaşığı şekerin karıştırılmasından başka bir şey değildir ve hastalıktan dolayı kaybedilen suyun yanı sıra vücudunuzdaki çözünmüş maddelerin dengesini de geri kazandırır. Koleradan kurtulmak için gelişmiş ilaçlara veya ciddi bir bakıma ihtiyacınız yok.

İlaçlar

Bir hastalığı doğru teşhis etmek, ancak elinizde belirli hastalıklara karşı etkili olduğu bilinen ilaçların olması halinde bir işe yarar.

Öncelikle ameliyat yapabilmek için ağrıyı dindirmek zorundasınız. Söğüt ağacının kabuğu çiğnenerek (Aspiririn’in imal edildiği öz) ağrı bir miktar azaltılabilir ve yüzeysel yaralanmalar veya çıban almak gibi küçük cerrahi ameliyatların sonucu olan bölgesel ağrılar için acı biber kullanılır ama antik zamanlardan beri kullanılan en yaygın ağrı kesici haşhaştan elde edilir. Çiçeklendikten sonra haşhaştan hasat edilebilen sütsü pembe bitki özü afyondur ve bu madde ciddi ağrı kesici özelliklere sahiptir. Geleneksel olarak, afyon haşhaş bitkisinin bir golf topu büyüklüğündeki şişmiş çekirdek kozasına ufak çizikler atılıp, içerisindeki sıvının sızdırılmasıyla günlük olarak toplanır. Bitki özünün sızmasına ve siyah bir reçine halinde kurumasına izin verilir ve bu reçine ertesi sabah kazınarak alınır.

Afyonun içerisindeki en önemli uyuşturucular morfin ve kodeindir; bitkinin kurutulan özü, %20'ye kadar morfin içerir. Bu uyuşturucular etanolün içerisinde, suyun içerisinde olduğundan çok daha iyi çözünür ve güçlü (ama bağımlılık yapıcı) bir haşhaş tentürü olan afyon ruhu, toz hâline getirilmiş haşhaşın alkol içerisinde çözülmesiyle elde edilir.

1930’larda geliştirilen ve çok daha az emek gerektiren bir yöntemde, haşhaş bitkisi kesilip harman edildikten sonra içlerindeki uyuşturucuların çıkarılması için suda tekrar tekrar çözülüyor.

Bitkinin tohumları, tıpkı tahıllarda olduğu gibi yemek veya yeniden dikmek için saklanır. Günümüzde tıbbî amaçla kullanılan uyuşturucuların %90'ı hâlâ haşhaştan elde ediliyor. Buna erin, kokain de dâhildir.

ULAŞIM

Bir ülkenin yol ağının bakımı inanamayacağınız kadar pahalı ve zaman alan bir şeydir ve kıyamet sonrasının dünyasında yollar şaşırtıcıderecede büyük bir hızla bozulacaktır, o yolları sürekli döven trafik sona erecek olsa bile.

Ilıman iklimlerde yolların baş düşmanı olan donma-çözülme döngüsü, yollarda istikrarlı bir şekilde yarıklar ile çatlaklar açacak ve rüzgârlarla buralara dolan tohumlar kısa süre sonra güçlü çalılara ve ağaçlara dönecek, kökleri, üstteki ince asfalt kabuğu daha da parçalayacaktır.

Aslına bakarsanız günümüzün asfalt yolları, her ne kadar otobanda saatte yüz kilometre hızla gitmek için olağanüstü güzel olsalar da, Romalıların inşa ettiği yollardan çok daha az dayanıklı bir yüzeye sahiptir. En üst katmanında kalın döşeme taşları olan pek çok vide publicae, onları döşeyen medeniyetin yok olmasından bin yıl sonra bile kullanılabilir durumdaydı.

Aynını bugün kullandığımız ulaşım ağı için söyleyebilmek mümkün değil. Çok zaman geçmeden medeniyetin atardamarları olan büyük otobanlar bile kullanılamaz hale gelecektir. Bu yüzden ölü şehirlerde keşfe çıkmak için sağlam arazi araçlarına ihtiyacınız olacak; cip tipi araçlar şehirlerde bir yerden bir yere gitmek için ilk kez gerçekten gerekli olacak.

Demiryollarının çelikten rayları yollarımızdan çok daha dayanıklıdır ama onlar da bir zaman sonra paslanma kanserine yenik düşeceklerdir. Yine de kıyametten sonraki ilk birkaç on yıl boyunca, karada uzak yerlerle ticaret yapmanın en kolay yolu demiryolları olacaktır; tabii bitkilerin temizlenmesi koşuluyla.

Biyoyakıtların yanı sıra rüzgâr ve su gibi sürdürülebilir kaynaklardan elde edilen elektrik, trenlere ve tramvaylara enerji sağlamak için asma kablolara aktarılabilir ya da daha küçük araçların bataryalarını şarj etmek te kullanılabilir. Elektrikli bir araba bir dönüm araziden elde edilen ürünle, bu üründen elde edilecek biyoyakıtla çalışan içten yanmalı bir motorun katettiğinden daha fazla yol kat edebilir. Ayrıca, buhar türbinlerini çalıştıran kazanlar, biyoyakıt sentezi için gerekli olandan çok daha az miktarda bitkisel malzemeyle beslenebilir. Ve elektriği bileşik ısı ve güç santralleriyle (BIG) üretirseniz, artık ısıyı yakınlardaki binaları ısıtmakta kullanabilirsiniz.

Elektrik açısından kısıtlı imkânlara sahip bir toplumun, yakıt tüketimindeki verim oranını azami düzeye çıkartmak için enine boyuna düşünmesi gerekecektir ve kıyamet sonrası medeniyetin şehir ulaşımı ağırlıklı olarak muhtemelen elektrikli olacak gibi görünüyor. Aslına bakılırsa elektrikli vasıtalar bir zamanlar çok yaygındı. 20. yüzyılın ilk yıllarında, rekabet hâlinde birbirinden tamamen farklı üç otomobil teknolojisi vardı ve elektrikli arabalar, mekanik açıdan çok daha basit ve güvenilir olduklarından ayrıca sessiz ve dumansız çalıştıklarından, buhar ve petrolle çalışanlarla rekabeti koruyabiliyordu.

Chicago’da otomobil piyasasına hâkim bile olmuşlardı. Elektrikli araba imalatının zirvede olduğu 1912 yılında, ABD yollarında 30 bin, Avrupa’da 4 bin tanesi arz-ı endam etmekteydi; 1918 yılı itibariyle Berlin’in motorlu taksilerinin beşte biri elektrikle çalışıyordu. Geçen sene bu şehri ziyaret ettiğimde, “bu kadar huzurlu ve medenî yerde de yaşanmaz arkadaş” diye aklımdan geçirmiştim.

Elektriği üstlerinden geçen bir hattan alan trenlerin ve tramvayların tersine, bataryaları üzerlerinde olan elektrikli arabaların sorunu, büyük, ağır bataryalarının bile yeterince enerji depolayamaması ve batarya tükendiğinde şarj edilmelerinin çok uzun sürmesiydi. Bu tür araçlara yollarda ve havaalanlarında yorgun yolcuların naklinde gittikçe daha çok yer veriliyor.

Bu dönemin elektrikli araçlarının azami menzili yaklaşıkl50 Kilometreydi. Öte yandan bu rakam bir atın gidebileceğinden fazladır ve şehir içinde yeter de artar bile. Çözüm, baterinin şarj olmasını beklemek yerine bir istasyona çekip yenisiyle değiştirebilmeniz.

Manhattan’da 1900 yılında bu şekilde başarıyla çalışan bir elektrikli taksi filosu vardı ve merkezî bir istasyonda bitmiş bataryalar yenileriyle değiştiriliyordu.

Yani biyoyakıtla çalışan içten yanmalı motorlar ile elektrikli araçları birlikte kullanan bir kıyamet sonrası toplumu, bizim gelişimimiz için ziyadesiyle faydalandığımız petrole erişimi olmasa bile, ulaşım için ihtiyacı olanları sağlayabilecektir.

İLETİŞİM

Yazı, medeniyetin temel teknolojilerinden biridir ve ağızdan çıkan kelimelerin kavramsal olarak ifade edildiği, ardışık bir şekilde resmedilmiş şekiller halinde aktarılmasına dayanır. Bu şekiller İngilizce’de olduğu gibi dildeki belirli sesleri temsil eden harfler de olabilir. Çince’de olduğu gibi belirli nesneleri veya kavramları temsil eden karakterler de.

Temel düzeyde yazı, bir ticaret sözleşmesinin maddelerini, bir kira kontratını veya kanun maddelerini kalıcı olarak kaydetmenize izin verir. Ama bir topluluğun kültürel, bilimsel ve teknolojik açıdan büyümesini sağlayan asıl şey, “bilginin” birikmesidir. Günümüz dünyasında kalem ve kâğıt gibi medeniyetin temel taşlarını verili kabul ediyoruz ve ne kadar hayati bir önemi haiz olduklarını ancak arkasına alışveriş listesi karalamak için bir kâğıt parçası bulamadığımızda veya elimizden daha iki dakika önce bıraktığımız tükenmez kalem akıl almaz bir biçimde kaybolduğunda anlıyoruz. Medeniyetimiz ardında bol miktarda kâğıt bırakacak olsa da, kâğıt kolaylıkla bozulan bir mâlzemedir ve terk edilmiş şehirleri saran yangınları besleyecek, nemden ve sellerden çürüyüp gidecektir. Peki, geçmişte kullanılan papirüs veya parşömen gibi üretmesi çok zaman alan diğer mâlzemeleri atlayıp kendi kâğıdınızı nasıl üreteceksiniz?

Kâğıt, Çinliler tarafından MS 100 civarında icat edildi ama Avrupa’ya ulaşması1.000 yıldan fazla sürdü. Öte yandan ağaç hamurundan yapılan kâğıt şaşırtıcı derecede yeni bir icattır. 19. yüzyılın sonlarına kadar kâğıt büyük oranda keten parçalarının geri dönüştürülmesiyle üretiliyordu. Fikirlerin kalıcı olarak depolanması ve biriktirilmesi için gerekli olan gelişme yazıyken, onların hızlı bir şekilde çoğaltılması ve dağıtılması için gerekli olan makine matbaadır. Günümüzde gelişmiş dünyada neredeyse herkes okuma yazma biliyor ve günde tahminen 45 trilyon sayfalık kitap, gazete, dergi ve broşür basılıyor.

Matbaanız olmazsa bir belgeyi çoğaltmak için bir kâtipler ordusunun haftalarca yazı yazması gerekir. Böyle bir işi ancak güçlü ve zengin olanlar finanse edebilir, bu da sadece onların uygun bulduğu metinlerin çoğaltılabileceği anlamına gelir. Ama matbaa makinelerinin geliştirilmesiyle, bilgi demokratikleşir.

Bu gelişmenin sonucu olarak eğitim, toplumdaki herkesin hakkı olmakla kalmaz, aynı zamanda yeni bilimsel teorilerden radikal siyasi ideolojilere kadar, herkesi kendi fikirlerini hızla yayma olanağına kavuşturarak, bir tartışma ortamını teşvik eder ve değişimin önünü açar.

Kimya

Her gün doğrudan etkilediği insan sayısı bakımından 20. Yüzyıl’ın en büyük teknolojik gelişmesi, uçakların, antibiyotiklerin, elektronik bilgisayarların veya nükleer gücün icadı değil, mütevazı, kötü kokan bir kimyasalın sentezlenmesi: Amonyak. Amonyak ve ilgili (ve dolayısıyla kimyasal olarak karşılıklı dönüştürülebilen) Nitrojen bileşikleri olan nitrik asid ve nitratlar, medeniyetimizi ayakta tutan kimyanın temel taşlarıdır.

Nitratlar hem gübre hem de patlayıcı yapımı için birer olmazsa olmaz. Alfred Nobel dinamiti bunlardan icat edip insanlığın başına belâ etmişti; şimdi günah çıkartmak için her sene adına ödüller veriliyor.

Ama 19. Yüzyıl’ın sonuna gelindiğinde sanayileşmiş dünya tükenmek üzereydi. Talep arzı geçmeye başlamıştı ve Amerika ile Avrupa ülkeleri, sadece ordularına mühimmat sağlamak konusunda değil, daha temel olarak vatandaşlarını canlı tutmaya yetecek miktarda yiyecek temin etmek konusunda bile endişelenmeye başlamıştı. Bin yıllar boyunca büyüyen nüfusa verdiğimiz cevap, basitçe daha fazla tarım alanı açmak oldu. Ama mevcut topraklar konusunda sınıra ulaştığımızda, sayıları artan boğazları beslemenin tek yolu, aynı tarımsal alandan alınan ürünün verimini arttırmak oldu. Hayvansal gübreyi toprağa geri döndürmek ve baklagiller ekmek bunun etkili yoluydu. Ama nüfus belirli bir sınıra ulaştığında, medeniyet kaçınılmaz bir engele takıldı. Bu noktada hayvanlardan daha fazla gübre üretemezsiniz çünkü hayvanların da tarlalarda yetişen bitkilerle beslenmesi gerekiyor ve daha fazla baklagil de ekemezsiniz çünkü bu da tahıllar için gerekli tarım alanını azaltıyor. Organik tarımın taşıma kapasitesi sınırına gelmiş bulunuyorsunuz.

Başvurulacak tek yol, tarımsal döngünün dışından bir azot kaynağı eklemektir. 19. Yüzyıl boyunca Batı tarımı büyük oranda ithal kuş gübresi ve Şili çöllerinden çıkarılan güherçileye bel bağlamıştı. Ama bu kaynaklar hızla tükendi ve Britanya Bilimsel İlerleme Kurumu (İngiliz Bilim Derneği) Başkanı Sir William Crookes, 1898 yılında, “Dünya’nın sermayesinden yiyoruz ve bunu sonsuza kadar yapmamız mümkün değil”uyarısını yaptı.

Arkamızda bıraktığımız dünya bu doğal nitrat kaynaklarından hâlihazırda arındırılmış durumda ve büyümekte olan bir kıyamet sonrası medeniyetinin o duvara kısa süre içerisinde çarpacağına şüphe yok.

Gezegenimizin atmosferi azot gazı açısından zengindir ama bu gaz aynı zamanda oldukça tepkisizdir. Dünya’nın atmosferindeki en yaygın gaz olan azot ve bütün evrende en yaygın element olan Hidrojen tek hammadde.

Bunlar bire üçoranında bir formülle bir reaktörün içerisinde karıştırılıyor ve birleşerek NH3’ü, yani amonyağı oluşturuyor.

Azot basitçe havadan çekilebiliyor ve günümüzde Hidrojen, Metan’dan elde ediliyor ama suyun elektrolizinden de elde edilebilir.

ZAMAN ve MEKÂN

Hayatta kalanlar şuiki temel soruya cevap vermek için tam anlamıyla sıfırdan nelere çözüm üretebilir: “Saat kaç” ve “neredeyim”?

Bunlar öylesine keyif için beyin jimnastiği yapmanın çok ötesinde sorulardır: İçinde yol aldığımız zaman ve mekânı belirleyebilmek çok önemlidir. Zamanı belirlemek size gün boyunca zamanın ilerlemesini ölçme ve günlerle mevsimleri takip etme imkânı sağlar ki, bu başarılı bir şekilde tanım yapabilmek için elzemdir.

Bu bağlamda, şaşırtıcı derecede doğru bir takvim yapabilmeniz ve hatta bilmediğiniz bir gelecekte hangi yılda olduğunuzu (her zamanda yolculuk filminde ana karakterin ağzından dökülen klasik sorudur) söyleyebilmeniz için ne gibi gözlemler yapabileceğinize bakacağız. Şimdiki bilgilerimize göre Uzay Yolu’ndaki Atılgan gibi bir gemiyle uzayda ışıktan hızlı seyahat etmek mümkün değil.

Mekânı belirlemekse, tanıdığınız anıtsal yapıların yokluğunda dünya üzerindeki konumunuzu bilmek için önemli. Olmak istediğiniz yere gidebilmek için, önce olduğunuz yeri bilmelisiniz. Bu ayrıca size ticaret ve keşif için seyrüsefer yapabilme imkânı tanır.

Gece boyunca yıldızlar, başınızın üzerindeki iğne delikleriyle dolu devâsâ kubbeye benzeyen gökyüzünde döner ve her ışık noktası diğerleriyle bağlantılı oluşturur: Takımyıldızlarının görüntüsü. Öte yandan, insan aklını başından alan gerçek, insanın ömrünü kat kat aşan bir zaman içerisinde bütün yıldızların hareket ederek birbirlerinin yanından geçiyor olmasıdır. Zamanı tekrar ileri alsanız, yıldızların karanlık bir okyanusun içerisinde birer köpük tanesi gibi dönerek birbirlerini geçtiklerini izleyebilirdiniz. Buna özdevinim denir ve galaktik merkezlerin etrafında dönen diğer yıldızların her birinin kendi yörüngelerine sahip olmasından kaynaklanır.

Yakın gelecekte bilmediğiniz bir zamandan yola çıkarak hangi yılda olduğunuza karar verebilmeniz için en uygun hedefiniz Barnard Yıldızı’dır. Bu, Dünya’ya en yakın yıldızlardan biridir ama yaşlı, acınası derecede zayıf, kırmızı bir ışık saçan küçücük bir güneştir ve bu yüzden yakın çevresi çıplak gözle görülemez.

Öte yandan Barnard Yıldızı, mütevazı bir teleskopla veya gözünüzden birkaç santim uzakta tutacağınız bir mercek yahut aynayla kolayca bulunabilir. Çok daha uzun bir zaman ölçeğindeyse Dünya’nın ekseninin devinim (precession)hareketinden faydalanabilirsiniz. Tıpkı dönen bir topaç gibi, gezegenimizin dönme ekseni de zaman içerisinde yavaş yavaş bir yana devrilir.

Kutup Yıldızı, şansımıza, Dünya’nın şu anki dönme ekseniyle aynı doğrultudadır ve bu yüzden gökyüzünde dönmüyormuş gibi görünen tek noktadır. Şu an için Güney yarımküreden görünen ve ona denk gelen bir “Güney Yıldızı” yok, zira Dünya’nın ekseni hâlihazırda Güney göğünde görece boş bir bölgeden geçiyor. Binyıl içerisinde Kuzey Yıldızı bomboş bir gökyüzünde ilerleyerek başka yıldızların yakınından geçecek ve MS 25.700 yılı itibariyle İsa’nın doğduğu yıldaki konumuna dönecek (bu dönüşümün bir başka sonucu Güneş’in yörüngesinin gök ekvatorunu kestiği noktalar, yani İlkbahar ve Sonbahar ekinokslarının kayması; buna ekinoks salınımı adı veriliyor).

Gökkutbunun, içerisinde bulunduğunuz zamanda nerede olduğunu görmek görece kolay bir iş, özellikle de temel fotoğrafçılığı yeniden geliştirdiyseniz ve yıldızların Dünya’nın dönüşüyle gökyüzünde bıraktığı izleri görüntüleyebiliyorsanız (bunu yaklaşık çeyrek saatlik bir pozlamayla yapabilirsiniz).

Dünya’nın farklı hareketlerini kayıt etmek, günün hangi saatinde olduğunuzu bilmenize ve tarımda kullanmak üzere mevsimlerin değişimini tahmin etmek için takvimi yeniden yapabilmenize olanak sağlar. Peki, Dünya’nın tam olarak neresinde olduğunuzu nasıl bileceksiniz ve iki nokta arasında etkin bir biçimde gidip gelmek için seyrüsefer yapmayı nasıl öğreneceksiniz?

EN BÜYÜK İCAT

Tarih boyunca birçok büyük toplum gelişti, bilgilerinin zenginliği ve teknolojik yetenekleri o dönemlerde dünya üzerinde parıldayan birer yıldızdı ama çoğu bir noktada donup kaldı ve gelişmenin durma noktasına geldiği durağan, dengeli bir duruma sürüklendi ya da topyekûn silinip gitti. Hatta aslına bakarsanız, bugünkü medeniyetimizin sürekli ilerliyor olması tarihsel açıdan bir çeşit anomalidir.

Avrupa medeniyeti Rönesans, tarım ve bilim devrimleri, Aydınlanma ve nihayet Sanayi Devrimi boyunca ilerlemeye devam ederek, bugün içerisinde yasadığımız makineleşmiş, elektrik temelli, küresel olarak birbirine bağlı medeniyeti yarattı. Ama bilimsel ilerleme veya teknolojik gelişmenin gidişatında her şey mümkün ve en canlı toplumlar bile daha ileriye gitmek konusundaki enerjilerini kaybedebilir.

Bu noktada Çin özellikle ilginç bir örnek oluşturuyor. Yüzyıllar boyunca Çin medeniyeti teknolojik açıdan dünyanın geri kalanından çok daha ilerideydi Günümüzde kullandığımız at hamutu, el arabası, kâğıt, blok baskı, pusula ve barut gibi her biri çığır açan buluşların hepsi Çin’de icat edildi.

Çinli kumaş üreticileri merkezî bir güç kaynağı ve çoklu eğirme tezgâhları kullanarak iplikler üretti ve mekanik çırçır makineleri ve gelişmiş dokuma tezgâhları kullandı. Kömür çıkardılar, onu nasıl koka çevireceklerini keşfettiler, büyük dikey su değirmenleri, şahmerdanlar kullandılar ve döküm Demir üretmek için maden eritme ocakları kullanmak ve sonra onu dövme Demir’e dönüştürmek konusunda Avrupalılara 500 yıl fark attılar.

14. yüzyılın sonuna gelindiğinde, Çin 1700’lere kadar Avrupa'nın hiçbir yerinde görülmeyecek bir teknolojik düzeye erişmişti ve kendi sanayi devrimini başlatmaya hazır görünüyordu.

Ama şaşılacak şekilde, Avrupa kendi karanlık çağından çıkıp Rönesans’a girerken Çin’in gelişimi yavaşladı ve sonra durma noktasına geldi. Çin’in ekonomisi büyük oranda iç ticaretten dolayı büyümeye devam etti ve artan nüfus daima iyi bir yaşam kalitesine sahip oldu. Ama başka bir önemli teknolojik gelişme gerçekleşmedi ve hatta bazı icatlar daha sonra unutuldu. 350 yıl sonra Avrupa Çin'i yakaladı ve Britanya Sanayi Devrimi’ni başlattı.

Peki, bu dönüştürücü süreci başlatan neden 14. yüzyıl Çin’i veya hatta 18. yüzyıldan başka bir Avrupa halkı değil de aynı dönemin Britanya’sı oldu; neden “orada” ve “o zaman”?

İnsanların geleneksel olarak kullandıklarım yöntemlerle üretebildikleri şeyleri üretmek için karmaşık ve dolayısıyla pahalı makineler yapmanın ya da fabrikalar inşa etmenin bir nedeni olmalıydı. 18. yüzyıl Britanya’sı, sanayileşme için gerekli olan neden ve fırsatları sunan etmenlerin özel bir bileşimini temsil ediyordu.

O dönemde Britanya sadece bol bol enerjiye (kömür) sahip değildi, aynı zamanda emek pahalıydı (yüksek ücretler) ve sermaye ucuzdu (büyük projelere girişmek için ödünç para alınabiliyordu). Bu şartlar emeğin yerine sermayenin ve enerjinin gecmesini teşvik etti: İşçilerin yerlerini otomatik eğirme makineleri ve dokuma tezgâhları gibi makineler aldı. Britanya'daki ekonomik şartlar ilk sanayicilerin inanılmaz büyük kârlar elde etmesini sağladı ve bu durum onların makineleşmeye büyük miktarlarda para yatırmasına neden oldu. Öte yandan, 14. Yüzyılın sonunda Çin kömür madenciliğine, maden eritme ocaklarına ve makineleşmiş kumaş üretimine rağmen, bir sanayi devrimine yol açacak ekonomik şartlara sahip değildi.

Burada emek ucuzdu ve sanayici olabilecek kişiler verimliliği attıracak yeniliklerden pek kâr bekleyemezdi.

Yani bilimsel bilgi ve teknolojik yeterlilik, bir medeniyetin ilerlemesi için gerekli olsa da, her durumda kâfi değildir.

Dolayısıyla, Kıyamet sonrasının toplumu iptidai bir kırsal hayata geri dönmek zorunda kalırsa, bu kitapta verilen bilgilere rağmen, bir gün nihayetinde ikinci bir sanayi devrimi yaşayacağının garantisi yoktur. Sonuçta, bilimsel araştırmaların artırılmasında veya teknolojilerin benimsenmesinde belirleyici olan toplumsal ve ekonomik etmenler olacaktır.

Bütün bilimsel araştırmaların temeli, evrenin özünde mekanik olduğunun anlaşılması ve bileşenlerinin huysuz tanrılar tarafından değil, genel geçerliliği olan fizik kanunları tarafından yönetildiğinin idrak edilmesinde yatar. Bu temel kurallara ilk elden deneyime ve gözleme dayanan akıl yürütmeyle ulaşılabilir. Öncelikle ve en önemlisi, bilim deneye dayanır ve ilkesel olarak, her şeyin sağlaması yapılmalı ve bunlar birbirinden bağımsız olarak doğrulanmalıdır.

Ulaştığınız sonuçlar sadece mantığınıza dayanamaz, sadece geçmişteki ve yaşadığınız zamandaki otoritelerin (elinizdeki kitap da dâhil olmak üzere) vardığı sonuçlara da güvenemezsiniz. Dolayısıyla, çevrenizdeki dünyayı kendi çıkarlarınız için değiştirmek ve belirli şeylerden yararlanmak için aletler ve teknolojiler üretmek istiyorsanız, önce doğa kanunlarını iyi bir şekilde anlamalısınız.

Bunu ancak dünyayı gözlemleyerek ve isleyişindeki örüntüleri tespit ederek yapabilirsiniz.

Bugün dünyanın her yerindeki bilim topluluklarının kullandığı, ulusalidare ve ticaret konusunda neredeyse her yerde genel geçerliği olan metrik sistem, 1790’larda, Fransız Devrimi’nin yeniden düzenleme faaliyetlerinin bir parçası olarak geliştirildi.

Bu uluslararası birim sistemi (SI, Fransızca Systeme International'ın kısaltılması) uzunluk, kütle, zaman ve sıcaklık gibi sadece yedi temel birimi tanımlar ve diğer tüm ölçümler bu birimlerin kombinasyonları kullanılarak doğal bir şekilde türetilebilir.

Temel birimin kendisinden daha küçük ve daha büyük katları 10’a bölünebilir olmalı ve üzerinde anlaşılmış bir önekle tanımlanmalıdır. Mesela metre temel uzunluk birimiyken, küçük nesne1er metrenin kısımlarıyla (bir santimetrenin yüzde biri, milimetre binde biri seklinde), uzun mesafelerse katlarıyla (bir kilometre eşittir bin metre gibi) ölçülür.

Bilimsel bilginin gündelik hayattaki uygulamaları teknolojinin temelini oluşturur. Her teknolojinin çalışma sistemi belirli bir doğal olgu kullanır. Örneğin saatler, belirli uzunluktaki bir sarkacın her zaman aynı ritimde salındığı keşfine dayanır ve bu güvenilir düzenlilik zamanı ölçmekte kullanılır. Akkor lambalar elektrik direncinin telleri kızartması ve kızaran nesnelerin ışık yayması olgusundan yararlanır. Hatta en basit teknolojiler dışındaki teknolojiler, bir sürü olguyu birlikte kullanır, çeşitli etkileri kontrol ve organize ederek tasarlanan amaca ulaşırlar.

 

Yeni teknolojiler devamlı olarak eskilerin üzerine inşa edilir, daha önce geliştirilmiş çözümleri hazır bileşenler gibi ödünç alır ve onları yeni durumlara uygular. Bir icatta yeni olan, büyük oranda daha önceden kullanılan parçaların ustalıkla birleştirilmesidir ve bunun iki örneğini bu kitapta gördük: Matbaa ve içten yanmalı motorlar.

 

Her yeni teknoloji yeni bir işlev veya avantaj sağlar, onlar da birlikte kullanılarak başka yeni icatların yolunu açar; teknoloji, yeni teknolojiler yaratır ve tarihimiz bilim ve teknolojinin sürekli bir şekilde yakından etkileşimine sahne olmuştur. Ama tabii ki tüm icatlar yakın tarihli keşiflere dayanmaz. Mesela çıkrık, faydaya yönelik bir sorun çözme çabasının sonucudur ve Sanayi Devrimi'nin poster çocuğu olan buhar makinesi bile, başta teorik düşüncelerden çok mühendislerin deneysel bilgisine ve yapılan işe dair sezgisine dayanarak inşa edilmiştir.

 

Hatta tarihimizde mucitlerin, yarattıkları şeylerin nasıl işlediğine dair prensipleri bilmediği örnekler bile mevcuttur. Örneğin yiyecekleri konserveleme, mikrop teorisinin ve yiyeceklerin mikroorganizmalar tarafından bozulduğunun keşfedilmesinden çok daha önce başlamıştır.

 

Bir olgu bilimsel olarak doğru şekilde anlaşılmış olsa bile, işe yarar bir icat,yaratıcı hayal gücünde tek bir sıçrayıştan çok daha fazlasını gerektirir. Her başarılı icat, yaygın bir şekilde benimsenecek kadar güvenilir bir şekilde çalışmadan önce, uzun bir uğraşma ve hataları giderme süreci gerektirir; Amerikalı mucit Thomas Edison bunu, %1 ilhamı takip eden %99 ter dökme süreci olarak tanımlar.

 

Bilimin yürütücü gücü olan aynı titiz, yöntemsel araştırma burada da kullanılır, ama sefer doğal dünyayı değil, kendi yaptığımız şeyleri analiz etmek, yeni teknolojimize yönelik deneyler yaparak kusurlarını anlamak ve etkinliğini artırmak için. Kıyametten sağ çıkanlar, var olan teknolojileri olabildiğince uzun süreler boyu kullanabilmek için bilimsel bilgi ve eleştirel analizin ne kadar önemli olduğunu fark edeceklerdir. Ancak nesiller geçtikten sonra, insanlık kendisini bir batıl inanç ve büyü komasına girmekten korumalı ve kendi teknolojik yeteneklerini hızla kazanmak için araştırmacı, analitik, kanıtlara dayanan bir zihniyet benimsemelidir. Kıyametten sağ çıkanların yanmaya devam etmesini sağlamaları gereken ateş budur.

 

Yiyecek yetiştirmekteki verimliliğimizi büyük oranda geliştiren; sopalar ve çakmaktaşlarından başka malzemeler üzerinde uzmanlaşmamızı, kendi kas gücümüzü aşıp enerji kaynakları kullanmamızı ve bizi ayaklarımızın götürebileceğinden çok daha uzaklara götürebilen ulaşım araçları yapabilmemizi sağlayan, akla dayalı düşünme biçimimizdir. Günümüz dünyasını yaratan bilimdir ve bir gün tekrar inşa etmemiz gereken de odur…

 

SON

Bu kitap, günümüz bilgi ve teknolojisinin sınırsız yapısına dair sadece anlık bakışlar sunabilir. Öte yandan kitapta ele aldığımız alanlar, yeni yeni gelişmekte olan bir toplumun, hızlı bir yeniden başlama sürecindeki gelişimi için en hayati öneme sahip bilgileri içeriyor ve bu bilgiler onların diğer her şeyi baştan öğrenmesini mümkün kılmaya yeterli olacaktır. Umudum, tıpkı benim bu kitap için araştırama yaparken yaşadığım gibi, medeniyetimizin, günümüz hayatında verili kabul ettiğimiz bol ve çeşitli yiyecekler, inanılmaz etkili ilaçlar, zahmetsiz ve konforlu seyahat ve bol enerji gibi temel ihtiyaçlarımızı nasıl yarattığının ve bir araya getirdiğinin görülmesidir.

Homo Sapiens bu gezegen üzerindeki ilk izlerini, yaklaşık on binyıl önce, dünya üzerindeki memelilerin yarısının soyunun bir anda tükenmesiyle bıraktı. Sonraki on bin yıl boyunca insanlar Akdeniz civarında ve Kuzey Avrupa’da yayılıp çevredeki alanları temizleyip açtıkça ormanlar düzenli olarak azaldı.

Üç yüzyıl önce insan nüfusu hızla artmaya başladı ve tarım yapmaya uygun her arazi parçası giderek zirai alan haline geldi. Yüz milyonlarca yıldır biriken Karbon toprağın altından çıkarılıp, sürekli artan bir çabayla havaya pompalandıkça sadece toprakta değil tüm gezegenin kimyasında önemli değişimler yaşanmaya başladı.

Atmosferde artan karbondioksid seviyeleri dünyanın iklimini değiştirdi ve küresel ısınmaya, deniz seviyesinin yükselmesine ve okyanusların asid seviyesinin artmasına neden oldu.

Sera etkisi gittikçe artmaya başladı ve gezegenimiz ısınmakta. Tarihin en sıcak dönemlerinden birini idrak etmekteyiz.

Her yana yayılan kasabalar ye şehirler büyüdü veuzayıp giden sonsuz arazilerde kurdele gibi serdiğimiz, şehirlerin çevresine halka şeklinde sardığımız ve büyük kavşaklarda koca koca düğümler attığımız yollar sayesinde, bakteri kolonileri gibi birbirine bağlandı. Metal araç ordularımız dünya denizleri ve karaları üzerinde bir ileri bir geri gidip gidiyor, gökyüzünde zikzaklar çiziyor ve hatta bazıları atmosferi delip ötesine geçiyor. Geceleri sürdürdüğümüz sonu gelmez faaliyet, uzaydan bir yapay ışık denizi, parlayan bir çizgiler ve noktalar ağı şeklinde görülüyor.

Ve sonra birden sessizlik!

Dünyanın trafiği bir anda kesiliyor, ışıklar soluyor ve sönüyor, şehirler paslanıyor ve parçalanıyor.

Bütün bunları baştan inşa etmek ne kadar sürer? Teknolojik medeniyetimiz küresel bir felaketin ardından ne kadar hızlı bir şekilde toparlanabilir? Medeniyetimizi baştan inşa etmenin anahtarı pekâlâ bu kitapta olabilir.

KAYNAKÇA

UYGARLIĞI YENİDEN NASIL KURARIZ?

(Aftermath: How to Rebuild Civilization in Aftermath of a Cataclysm)

Lewis DARTNELL Çeviri: Özgür BİRCAN 

Koç Üniversitesi Yayınları: 91

 

1. Baskı: Haziran 2016 (274 Sayfa)

208 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Fethullah Gülen veya nüfustaki kaydıyla Fetullah Gülen (d. 27 Nisan 1941, Pasinler), eski imam, vaiz ve yazar. 2016 yılında kapatılan gezetecilein kurucuları arasındadır ve vakfın onursal başkanıdır. 1999 yılının Mart ayında, 28 Şubat sürecindeki Türkiye'nin içinde bulunduğu siyasi atmosfer sebebiyle ABD'ye giden Gülen, o tarihten bu yana Pensilvanya eyaletindeki Saylsburg kasabasında yaşamaktadır.

***

50'yi aşkın kitabı, çeşitli dergilerde makaleleri ve birçok vaazı yayımlanmıştır. Arapça, Farsça,ve Osmanlı Türkçesi bilmektedir.

***

28 Ekim 2015 yılından beri, Türkiye Cumhuriyeti tarafından yayımlanan "en çok aranan teröristler" listesinin kırmızı kategorisinde yer almakta, Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve Paralel Devlet Yapılanması (PDY) lideri olmakla suçlanmaktadır.

***

15 Temmuz 2016'da Pennsilvanya'da Türk Silahlı Kuvvetleri'nde  bulunan takipçilerine verdiği emirle 16 Temmuz 2016 sabahına karşı Türkiye Cumhuriyeti hükumetini yıkmak için bir darbe girişiminde bulunduğu iddia edilir. Gülen, demokrasiden yana olduğunu söyleyerek (darbe girişiminin Cumhurbaşkanı Eroğan ve çevresindekiler tarafından kurgulandığını iddia etti. 18 Temmuz 2016'da Erdoğan, Gülen'in iadesini ABD'den resmen talep etti. ABD makamları, Gülen aleyhinde yeterli delil olmadığı iddiası ve hâl böyleyken idam edilebileceği endişesiyle henüz bu başvuruya olumlu cevap vermedi.

***

Erzurum'un Pasinler ilçesi Korucuk köyünde 27 Nisan 1941'de doğan[ Gülen'in babası Ramiz Bey cami imamı, annesi Refia Hanım ev hanımıdır. Gülen, altısı erkek, ikisi kız, sekiz kardeşin ikincisidir.

1945'de Kur'ân öğrenmeye başlayan ve kısa zamanda Kur'ân'ı hatmeden Gülen, 1946 yılında ilkokula başlamıştır. Babasının 1949 yılında Alvar köyüne imam olması ve ailesinin oraya taşınması sebebiyle ilkokulu bırakmak zorunda kalmış, sonradan Erzurum'da dışarıdan girdiği imtihan ile ilkokul diplomasını almıştır. Babası Ramiz Efendi'den Arapça dersler, 

***

Hasankale'de bulunan Hacı Sıtkı Efendi'den tecvid ve Kur'ân dersleri alan Gülen, 1951'de hafızlığını tamamlamıştır. Gülen, 1954'de Erzurum'daki Kurşunlu Camii medresesinde Alvar İmamı Muhammed Lütfi'nin torunu Sâdi Efendi'den medrese dersi almıştır. İki buçuk ay içinde Emsile, Bina ve Merah'ı metin ezberleyerek okuyan ve İzhar'ı bitiren Gülen'in Kâfiye okumasına lüzum görmeyen Sâdi Efendi onu Molla Câmi'ye başlatmıştır. 1955'den 1959’da Edirne'ye gidinceye kadar Osman Bektaş'tan fıkıh ve din eğitimi almıştır.

***

Askerlik öncesi ve sonrasında Edirne'deki üç Şerefelili Cami'de toplam dört yıl süre ile imamlık yaptı. Askerlik acemi eğitim dönemini Ankara Mamak ve usta erlik dönemini İskenderun'da tamamladı.

Askerlik sonrasında, 1963 yılında, Erzurum'a giderek bir yıla yakın ailesinin yanında kaldı. Bu sırada Komünizmle Mücadele Derneği  2. şubesinin Erzurum'da kuruluşunda yer almış yönetimine girmiştir,

***

Edirne'deki görevi sırasında Dar'ul-Hadis Camii'nin imam odasında özel sohbetler başlattı. 1965’te Kırklareli'ne tayin olup burada bir yıl vaizlik yaptı. 1966'da İzmir'e merkez vaizliğine atanan Gülen, 1971 yılına kadar buradaki görevine devam etmiştir. Bu yıllarda Kestanepazarı Derneği Kur'ân Kursunda yöneticilik ve gönüllü öğreticilik yapmış, 1968 yılında resmi görevlendirme ile ilk kez Hacca gitmiş; ve gezici bölge vaizi olarak da Ege Bölgesi'nin çeşitli il ve ilçelerinde vaaz ve sohbetlerde bulunmuştur.[ Bu dönemlerde Turgut Özal ile de tanıştı. Turgut Özal ile tanışıklığının 1960'ların ortalarında olduğunu ifade eden Gülen, Turgut Özal hakkında "sık sık Bornova camiinde vaaz yaptığımda, vaaz dinlemeye gelirdi" demektedir.

***

5 Mayıs 1971 tarihinde, 12 Mart döneminde askerî cuntanın isteğiyle TCK'nın 163. maddesinden tutuklandı.7 ay tutuklu kaldıktan sonra, 5 Kasım 1971 tarihinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı ve 1974 yılında beraat etti. 23 Şubat 1972 tarihinde Edremit vaizliğine atandı aynı zamanda Manisa ilinde de vaizlik görevlerine devam etti. Gülen, daha sonra İzmir'in Bornova ilçesi vaizliği görevine atandı.

***

1975 ve 1976 yıllarında Anadolu’nun bazı şehirlerinde Kur'an ve İlim, Darwinizm, Altın Nesil, İçtimaî Adalet ve Nübüvvet isimli konferansları vermiştir. İlk sayısı Şubat 1979'da çıkan Sızıntı dergisinde Sızıntı dergisinde önce başyazıları, daha sonra orta sayfa yazılarını da yazmaya başladı.

1981-1990

1980'de 12 Eylül Darbesi'nden sonra askerî cuntanın İzmir ve Ege Ordu Sıkıyönetim Komutanlıkları tarafından yakalanma emri yayınlandı. Aynı tarihte İzmir'i terk etti. Anadolu'da çeşitli illerde dolaştı, dost ve akrabalarında kaldı. 20 Mart 1981 tarihinde Diyanet İşler, Başkanlığından Diyanet İşleri Başkanlığındaki vaizlik görevinden istifa etti.

***

1986'da Hacca giderek hacı oldu. İlk sayısı 1 Temmuz 1988'de çıkan ve üç aylık periyotlarla yayın hayatına devam eden Yeni Ümit dergisinde başyazılar yazmaya başladı. 1989'da İstanbul ve İzmir'de Diyanet İşleri bünyesinden bağımsız, gönüllü olarak vaazlarına yeniden başladı. Üsküdar'da Yeni Valide Külliyesi'nde 13 Ocak 1989 tarihinden 16 Mart 1990 tarihine kadar (62 hafta) verdiği vaazlar, daha sonra Sonsuz Nur adıyla üç cilt halinde kitaplaştırıldı. 1992 yılına kadar gönüllü olarak vaazlarını sürdürdü.

***

1990'lı yıllarda Turgut Özal, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit, Abraham ;Foxman Abraham Foxman, Morton Abramowitz, Papa II John Paul gibi tanınmış din ve devlet adamları ile görüşmeler yapmış, Amerika'da hayatını kaybeden CHP eski genel sekreterlerinden Kasım Gülek'in cenaze namazını vasiyeti üzerine kıldırmış[ ve çeşitli gazetelerde röportajları yayınlanmıştır. 1995’te Sabah'tan Nuriye Akmam ve Hürriyet'ten Ertuğrul Özkök'e Türkiye'nin içinde bulunduğu durum, Başbakan Tansu Çiller ile görüşmesi, İslam, siyaset, kadın ve eğitim konularında röportajlar vermiştir. Bu yıllarda ayrıca Cumhuriyet gazetesi ve Hikmet Çetinkaya dava yoluyla almaya hak kazandığı 150 milyonluk tazminatları Türk Polis Teşkilatını Güçlendirme Vakfı'na bağışladı.

***

1999 yılı Mart ayında sağlık sorunları nedeni ile giden Gülen, o tarihten bu yana, ABD'nin Pensilvanya eyaletindeki Saylorsburg kasabasında yaşamaktadır

2000 sonrası

Haziran 2008'de ABD'den Foreign Policy ve Birleşik Krallık'tan Prospect dergilerinin internet üzerinden okuyucu anketleri ile oluşturduğu Dünya'nın ilk 100 entellektüeli listesinde yer almıştır. Ayrıca 2013 yılında Time dergisi tarafından dünyanın en etkili 100 kişisinden biri olarak gösterilmiştir.[28]

Hakkında açılan davalar

 
Fethullah Gülen ,16 Temmuz 2016

28 Şubat süreci devam ederken 1999 yılı Haziran ayında ulusal televizyon kanallarında yayınlanan bazı video görüntüleri Türkiye'deki laik düzen yerine şeriata dayalı bir İslam devleti kurmak için taraftarlarını teşvik ettiği suçlamalarına neden oldu. Bunun üzerine, 22 Ağustos 2000 tarihinde aleyhinde dava açılmış, bu dava 2000 yılı Aralık ayında çıkan af ile askıya alınmıştır. 2006 yılında Terörle Mücadele Kanununda (TMK) yapılan değişiklik sonrasında Gülen'in avukatlarının başvurusu sebebiyle örülmüş. 2008'de cürüm ve şiddete başvurarak teşekkül oluşturduğuna dair delil olmadığından beraat etmiş ve karar Yargıtay Ceza Genel Kurulunca da oy birliği ile onanmıştır.

Ocak 2008'de devlet kadrolarına sızdıkları yolundaki iddialara değinen Gülen, bir insanın kendi millet fertlerini yine kendi memleketindeki bazı müesseselere girmesi için teşvik etmesine 'sızma' denemeyeceğini söyledi :

Teşvik edilen insanlar da o müesseseler de bu ülkeye ait. Kastedilen manadaki sızmayı belli bir dönemde Türk milletinden olmayanlar yaptılar hatta belli yere kadar geldiler. Belki endişelerinin altında o sızıntıların fark edilmiş olabileceği endişesi var. Bir milletin ferdi, kendi milleti için var olan müesseselere sızmaz; hakkıdır girer oraya; mülkiyeye de girer adliyeye de, istihbarata da girer hariciyeye de.

***

30 Ekim 2014 yılında gerçekleştirilen ve yaklaşık 10 saat süren MGK sonucunda Fethullah Gülen'e bağlı kurumlar ifade edilerek legal görünüm altında illegal faaliyet yürüten paralel yapılanmalar olarak kaydedilmiştir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan alınacak bu karar için öncesinde "Onlarla ilgili çok daha farklı bir adımı atacağız. Çünkü bu operasyon öyle lokal değildir. Geneldir ve bunun adımını atacağız. Bu ay yapacağımız Millî Güvenlik Kurulu toplantısında benim de önemli bir gündemim olacak, o da bunların yanında ülkemizi tehdit eden hangi unsurlar varsa, bunlara yönelik Milli Güvenlik Belgesi'nin gözden geçirilmesidir" demiştir. Bu karar sonrasında MGK Genel Sekreteri Seyfullah Hacımüftüoğlu tarafından Kırmızı Kitap veya Milli Güvenlik Siyaset Belgesi (MGSB) olarak adlandırılan resmi kitaba Fethullah Gülen ile bağlantılı kurumlar PDY/PÖ (Paralel Devlet Yapılanması/Pensilvanya Örgütü) adı altında eklenmiş ve Fethullah Gülen devlet düşmanı olarak kabul edilmiştir. MGK'da alınan bu kararlar 24 Kasım 2014 yılında gerçekleştirilen Bakanlar Kurulunda onaylanmış ve böylece resmiyet kazanarak MGK Genel Sekreterliği'ne gönderilmiştir.

***

İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliği, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının talebini şu gerekçe ile uygun görüp, Fethullah Gülen hakkında yakalama kararı çıkardı. İstanbul merkezli paralel yapı soruşturması kapsamında Fethullah Gülen hakkında verdiği kararda, "Şüphelinin soruşturma kapsamında, örgüt kurarak yönettiği yönünde kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu, 10 yılı aşkın süredir yurt dışında olduğu ve dönmediği, şüpheliye ulaşılamaması ve savunmasının tespitinin mümkün olmaması nedeniyle terör örgütü kurma ve yönetme suçundan hakkında yakalama kararı çıkarılması şeklinde hüküm kurulmuştur" ifadeleri yer aldı.

Fethullah Gülen Cemaatinin, "Molla Muhammed" olarak bilinen Mehmet Doğan ve grubuna yönelik soruşturmada kumpas kurduğu ve usulsüzlük yaptığı iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında hazırlanan iddianamede, Gülen'in "silahlı örgüt kurmak veya yönetmek" suçundan 15 ile 22,5 yıl, "resmi belgede sahtecilik" suçundan 3 ile 7,5 yıl ve "iftira" suçundan da 1 ile 4 yıl olmak üzere toplamda 19 ila 34 yıla kadar hapsi istenmektedir İddianamede Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca, eski emniyet müdürleri Tufan Ergüder, Ali Fuat Yılmazer, Yurt Atayün, Ömer Köse ve Mutlu Ekizoğlu'nun aralarında bulunduğu 15'i tutuklu 32 kişi de şüpheli olarak yer aldı.

***

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın da şüpheliler arasında yer aldığı kapatılan 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasında usulsüzlükler yapıldığı ve şüphelilere kumpas kurulduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında Gülen hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi. Gülen, ‘Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek’, ‘silahlı örgüt kurmak veya yönetmek’ ve ‘devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etmek’le suçlanıyor.

Gülen hareketi

 
Fethullah Gülen "Dinler Arası Diyalog" girişimi kapsamındaVatikan'da Papa II. Ioannes Paulusile birlikte.

Gülen hareketi, Risale-i Nur'larda Said Nursi tarafından sıkça kullanılan ve kendisinin ana hareket ekseni olarak tarif edilen "hizmet-i imaniye ve Kur'aniye" deyiminin zaman içerisinde kısaltılması ile oluşan bir terimdir. Cemaatin kendisini bir sivil toplum hareketi olarak konumlandırması ile cemaat'in her türden kurumsal faaliyetlerini de içine alan bir kapsam genişliğine ulaşmıştır.

Gülen hareketi, Türkiye başta olmak üzere çeşitli ülkelerde eğitim ve sosyal amaçlı faaliyetler gösteren bir organizasyondur. Eğitimde Gülen tarafından "altın nesil" olarak ifade edilen bir insan modelini yetiştirme amaçlı ev, okul, dershane, kültür merkezleri, üniversite gibi kurumlar oluşturulmuştur. Ayrıca cemaatin bu faaliyetlerini finanse etmek için kullandığı, yardım organizasyonlarını gerçekleştirdiği çeşitli vakıf ve dernekleri ile ticari faaliyet gösteren basın yayın kuruluşları, hastaneleri ve finans kurumları mevcuttur.

Hareket, çeşitli toplum kesimlerince Türkiye içi ve dışında, eğitime, Türk kültürünü tanıtmaya, dinler arası diyaloğa ve fakirlikle mücadeleye yaptığı katkılardan dolayı desteklenirken [47][48] başka kesimlerince de laiklik için bir tehlike olarak görülmesinin yanı sıra siyasî ve ekonomik bir güç haline gelmesi nedeniyle de eleştirilmektedir.

Gülen'in; çeşitli konuları ele alan çok sayıda kitap, makale, kaset, görüntülü video ve şiirleri mevcuttur. Eserleri başta İngilizceArapçaAlmancaİspanyolca ve Rusça olmak üzere değişik dillere çevrilmiştir.

Gülen hakkında birçok biyografi ve inceleme kitapları yayınlanmış ve yurt dışındaki çeşitli kurum ve üniversitelerde hakkında akademik konferanslar yapılmış ve bu konferanslarda 200'den fazla tebliğ sunulmuştur.

Fethullah Gülen'e ait olan Kırık Mızrap adlı şiir kitabından alınan 11 şiir; 2005 yılında Ahmet Özhan tarafından Hüzünlü Gurbet albümünde yorumlanmıştır. 2013 yılında ise aralarında Natacha Atlas , Bahroma, Ely Bruna gibi ünlü sanatçıların bulunduğu 12 sanatçı ona ait 12 şiiri İngilizce olarak Rise Up - Colours of Peace adlı albümde yorumlamıştır.

***

Kendisi Sünnî ve Kürt kökenli. CIA izin vermeden Türkiye'ye iadesi söz konusu bile olmaz. Şu aralar her tarafta bombalar patlıyor ve seri suikasttır olacağı rivayeti var.

***

Dilerim Sayın Cumhurbaşkanı bu konuda dirayetli davranır ve ülkemizin millî bütünlüğünü ve beraberliğini korumakta başarılı olur.

Mehmet Kerem Doksat - Tarabya - 23.08.2016

Etiketler: CIA PARALEL YAPI
219 kez okundu
0