Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

GÜNÜMÜZDE PSİKİYATRİK TEDAVİNİN İLKELERİ

Mükemmellik arayışımız gitgide artıyor. Mükemmel eş, anne, iş kadını olmak, mükemmel çocuk yetiştirmek, mükemmel vücutlara sâhip olmak için irréel bir dünyâda yaşıyor, “gerçek Benliğimizden kopuyor, farklı kimliklerle özdeşleşiyoruz. Mükemmel olma yolunda ideâl bir Benliğin peşinden koşarken gerçek Benliğimizi kaybediyoruz.

Ne olacak?

 

Fransızca irréel kelimesinin İngilizcesi unreal, Türkçesi Gerçek Dışı.

Bunların felsefî ve çapraz kültürel açılımları olduğu için üzerinde durdum. Fransızlar için irréel olan bir şey, Bir Ortadoğu veya Uzakdoğu kültürü için son derecede reel olabilir. Örnek olarak, bizim coğrafyada “ben Tanrı’yım” diyene şizofren denirken, bir Hint için bu çok normâldir (Sai Baba örneğinde olduğu gibi). Gene Fransızlar için irréel olan bir şey, İngiltere’de çok reel olabilir (Fransızların Sağlıklı dediği kişiye İngilizler “Hipomanik” hâttâ “Manik” teşhisini kolayca koyabilirler. Türkiye, Atatürk ve arkadaşlarının getirdiği lâik, demokratik ve müspet bilimi en önemli “mürşid” yâni yol gösterici olan yol olarak gören, etnik farklılıklara aldırış etmeksizin herkesi Türk olarak kabul eden eşsiz (yegâne, unique) paradigmasından gayet bilinçlice bir şekilde koparılıyor. Dünyâda da artan savaşlar, göçler, sosyal belirsizlik ev anomi, kaos sebebiyle özdeşim-benimseme (identification) nesneleri altüst olmuş durumda.

ed]

Herkes fırsatçı ve Bencil (Egoist), en azından Ben-merkezci (Ego-centric). Birey olma, demokrat olma, sürünün parçası hâline gelmek yerine “kendi” olma güdüsü artık kalmadı. İnsanlar kendi yarattıkları sofistike ve rafine değerlere (values) karşı olarak piyasaya sürülen rol modellerini kolayca benimseyerek, gittikçe basite ve sıradana rücu ediyorlar (regrese oluyorlar). Sağlıksız veya bayağı identifikasyon nesneleri her gün pompalanıyor ve sıradan halk gittikçe bunların büyüsüne kapılıyor. Bu, kelimenin tam anlamıyla bir yabancılaşmadır (alienation) ve benimsediği yeni yeni kimlikler (identity) arasındaki âhenk kayboldukça, âdeta tamamen “mış gibi” hâlindeki kişilik kozervatlarına dönüşüyor.

Okumaya devam et
  5188 Hits
  3 yorum
5188 Hits
3 yorum

DİN MÜESSESESİNİN SÛİİSTİMÂLİ

Klâsik teolojik ve semâvî-merkezli ifâdeyle, bir peygamber tarafından kurulan ve kitabı olan ilâhî kurumlara din denirse de, bu tanımın bilimsel tarafı yoktur.

Daha da açık konuşacak cesareti gösterirsek, saçı sakalına karışmış, denizleri yaran, elinde âsâsıyla yürürken çıktığı dağda Allah’la sohbet ve hâttâ pazarlık eden Musa,


Joseph isminde Yahudi bir marangozla evli ama bâkire olan Meryem’den babasız dünyâya gelen ve ölüleri dirilten mahcup, “sağ yanağına vurana sol yanağını uzat” diyecek kadar nârin, ürkek yapılı İsa,


hiç kahkaha attığı görülmeyen, zaman zaman çökkünlük ve sıkıntı hâlleri yaşayan, genellikle derin düşüncelere dalmış ve yere bakarak yürüyen, yıllarca bir dağa çıkıp mağarada tefekkür eden, kat be kat göğe uçup Allah’la halvet olan Muhammed gerçekten aklı başında insanlar idiyse, şimdikilere neden deli gözüyle bakıyoruz?

Okumaya devam et
  8032 Hits
  5 yorum
8032 Hits
5 yorum

PSİKANALİZ: DİN Mİ, BİLİM Mİ?

Sayın Arkadaşım, İçgörü Merkezi Yöneticisi Psikolog Yavuz Erten’in http://www.pppdernegi.org/index.php?option=com_content&task=view&id=22&Itemid=13 web mekânından indirdiğim konuşmasını aşağıda okuyacaksınız. Kendisiyle bu konuda akademik seviyede (bir kongrede veya toplântıda) tartışmak istedim ama henüz bunu yapacak konumda olmadığını söyledi, başka birisini haberdar edeceğini ekledi ve şunu da ifâde etti: “Haklısın, konunun bu kadar mistifiye edilmesine ben de taraftar değilim”.

]

Epey süre haber çıkmayınca, ben de bu yazıyı mekânıma koymayı uygun gördüm. Onun imlâsına dokunmayacağım. Sonra, kendi transkripsiyonumda kendi bildiğim şekilde yazacağım.

Psikolojik ve Psikiyatrik Bilgi ile Psişik Olanın Ayrımı – Psikanalist Adayı Yavuz Erten
(7 Eylül 2006 tarihinde, Hacettepe Üniversitesi’nde gerçekleştirilen 14. Ulusal Psikoloji Kongresi’nde “Türkiye’de Psikanaliz” başlıklı panelde sunulmuştur).

Psikanaliz bir asırlık gelişimini psikoloji, psikiyatri, pedagoji gibi bilim dalları ile yakın ilişki içinde geçirmiştir. Ayrıca uygulamalı psikanalizin ilgi alanları olan sosyoloji, tarih, sanat, felsefe ile de çeşitli alışverişlerde bulunmuştur. Psikanalizin uygulamacıları çoğunlukla psikiyatrist ve psikologlar olmuşlardır. Bu yakınlıklar, akrabalıklar ve alışverişler çeşitli melezlikler yaratsa da, geleneksel psikanaliz kurumu ve de kuramları açısından baktığımızda, psikanalizin kuramsal, teknik, kurumsal ve etik yapısı bu disiplinlerle ve onların uygulamaları ile kendi arasına belirgin bir sınır çizer. Bu anlamda, yukarıda değinilen alışverişler birleşme ve yekvücut haline gelmeler değil, sınır ticaretine benzetilebilir.

Psikanalitik bilginin üretimi ve uygulanması ve bu uygulamalardan gelen yeni bilgilerin bütüne katılımı süreci bir çerçeve gerektirir. Her şeyden önce şunu iletmek gerekir. Psikanalizin hedeflediği bilgi türü ile psikiyatri ve psikolojinin bilgi türünü birbirinden ayırmak için, psikanalizin bu bilgisel malzemesine “psişik” adını vermek uygun olur. Bu psikanaliz içinde sıkça başvurulan bir adlandırmadır. Bu kavram bir tartışma yaratabilir. Belki bazı çağrışımları kabûl görmeyebilir. Ancak burada önemli olan “psikolojik bilgi” ile “psikiyatrik bilgi” ile bir ayırım yapmaktır.

Okumaya devam et
  4615 Hits
  0 yorum
4615 Hits
0 yorum

AYNALAMA ve AYNALANMA: DOĞUMDAN ÖLÜME KADAR İHTİYACIMIZ OLAN ŞEY…

İngilizcesi “mirroring” olan bu kavram çok ama çok önemlidir.


Artık biliyoruz ki, henüz ana rahmindeyken, fetüs beşinci aydan itibâren (henüz doğmamış bebek) işitmeye ve görmeye başlar.

Ana rahminin huzurlu ve güvenli ortamında zâten huzur içindedir.

Evrimsel ve evrensel bir kodla oradan çıkınca, yâni doğar doğmaz da temel güven, bağlanma, sevgi, âidiyet ve mensubiyet ihtiyaçlarıyla dopdolu olan düşmanca bir dünyaya gözlerini açar. Diğer bütün primatlar içerisinde, bakıma tamamen muhtaç olarak ve nâtamam (tamamlanmamış) olarak doğan insan yavrusudur.

İlk şaplağı kendisini doğurtan hekim veya ebenin elinden poposuna yer. Buradaki amaç onun “ilk ağlamasını” sağlamaya, yâni nefes almaya yöneliktir.

İnsanoğlu dünyaya gelirken ağlar ama bâzılarının romantikçe değerlendirdikleri gibi üzüldüğünden veya ana rahmini terk ettiğinden perişan olduğundan dolayı değil, soluk alıp, akciğerlerini havayla şişirebilmek için…

Nitekim kendini huzurda ve güvende hissettiği ânda bu ağlama gider, mutluluk ve sevgi içerisinde annesinin memesine yönelir; emer de emer.

Sonra da bol bol uyur.

Sonra uyanır, “gooork” diye kocaman bir sesle gaz çıkarır, bu arada azıcık da kusar ve altını kirletir. O kadar şirindir ki o âa, küçücük yavrudan ses nasıl çıkar diye şaşırır ilk defa ebeveyn olanlar… Hiçbir sağlıklı ana baba bunlardan iğrenmez, hâttâ büyük bir hazla, şefkatle onun ihtiyaçlarını karşılar.

Hemen temizlerseniz ve gene beslerseniz, hiç mi hiç ağlamaz. Biraz gecikince ise, başka türlü ifâde yolu bilmediği için, bir kütle tepkisiyle başlar ağlamaya. Bu devran da böyle sürer…

O minnâcık hâliyle annesinin gözlerine bakar; oradan gelecek sevgi ve tasdik mesajına acıkmış olarak. Birkaç hafta içerisinde bu ilişkiye baba da dâhil olacaktır.

Annesinin sevecen, gülümseyerek, şefkatle yolladığı bakış, yavrucağın beyninin en derin bölgelerinde (bâdeme benzediği için amigdala denen nöron havuzunda) ömür boyu sürecek güzel izler bırakır.

Sağlıklı Bağlanma uyum sağlamaya yönelik bir sistemdir. Hedefi, çocuğun güvenliği için, çocuğun anneye olan yakınlığını düzenlemektir. Zarardan korur, tehlike ve tehdit edilmeye karşı korku cevabını azaltır,rahatlama sağlar.

Bakımveren (genellikle anne), çocuktan gelen sinyallerle hassas bir şekilde ilgilenir. Çocuklarda, Güvenli Bağlanma gelişir. Sıkıntıda olduklarında ebeveyn tarafından destek gören çocuk, kendisini değerli bir varlık olarak idrak eder.

Bir nev’î Güvenli Limanda Olma, fırtınalardan korkmama sürecidir bu… Çocuğun, bakımvereniyle ilgili olarak, güvenli limanda, alacaklarını tam almadan, dünyâ ile ilgili keşfe çıkamayacağını vurgular.

Bu sâyede Korunma ve Rahatlama amacına hizmet edilir; ebeveynin yorgun, pişman ve kızgın olmadığının hissedilmesine hizmet edilir; anne, çocuğuna yakın olmaktan keyif alıyorsa, çocuk onun kuvvetini ve mevcudiyetini hisseder, olumlu ve zengin bir kendilik (Ego: Benlik/Kendilik) değeri geliştirir. Sonra, ileri dönemde, bakımveren olarak temsilî kendilik değerini kurmasına hizmet eder. Çocuğun duygusal açıdan düzenlenmesine zemin hazırlar, tecrübeden ders almayı öğrenir.

Çocuk, hem kendi duygularını düzenlemeyi hem de ilişkilerde duygularını kullanmayı öğrenir.

Bebeklikten itibâren, bakımverenin gereken ânda orada olup, gereken ilgiyi vermesi ve paylaşımlarla, olumlu rol modeli içselleştirilir. Özgüven yerleşir.

Şartlara göre şekillenen ilişki (goal corrected partnership), dört-beş yaşlarında şekillenir ve kişilik gelişiminin temelini oluşturur.

Sevgi dolu bakımverenle, çocuk kendini “sevilmeye değer” olarak idrak eder. Kararlı temsilî hâle ulaşır (steady representation state).

Ergen, ebeveynin düşünce ve davranışları ve kendisi arasında ilişki kurup, özerk stille (otonom) davranmaya başlar.

Aynalama ve aynalanma…

Okumaya devam et
  9033 Hits
  0 yorum
9033 Hits
0 yorum

ÇOCUK PORNOSU

Son günlerde çocuk pornosuna yönelik ilginin arttığına dâir haberler medyada geniş şekilde yer almakta. Haberlere göre, bu siteleri ziyaret eden, bunları arşivleyip ve dağıttıkları için yakalanıp gözaltına alınan kişilerin sayısı artış göstermekte. 15 Aralık 2006 tarihli Milliyet Gazetesi’nde Şükran Pakkan’ınhaberi şu şekilde: “Türkiye, hızla yaygınlaşan internetle birlikte, sanal ortamda çocuk pornosu tehlikesiyle de tanıştı. Ardı ardına yapılan operasyonlar çocuk pornosundaki artışı ortaya koyarken, emniyet birimlerinin verdiği bilgilere göre, Türkiye’de son bir yıl içinde 50 ayrı ilde çocuk pornosuna ilişkin operasyon yapıldı. Yüzlerce kişi takibe alınırken, operasyon sayısı bir yılda 2.5 katı arttı".

Türkiye’de çocuk pornosundaki asıl tablo, emniyetin bilişim suçları merkezleri kurmasıyla ortaya çıktı. Emniyet Genel Müdürlüğü’nden alınan bilgilere göre, 2004′te 6 ülkeyle yapılan işbirliği sonucunda 11 ilde operasyon yapıldı. Yakalananlar tutuksuz yargılandı. Geçen yıl, 12 ülkeyle yapılan ortak çalışmalar sonucunda, 20 ilde operasyon yapıldı. Bir kişi tutuklandı.

Okumaya devam et
  47478 Hits
  0 yorum
47478 Hits
0 yorum