Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

MENOPOZ

Sevgili Mekâncılar

Menopoz, kadınlarda âdet kanamalarının (menstrüasyon) ve dolayısıyla üremenin sona ermesi demektir. 

Menopoz zaman zaman “hayatın değişimi” olarak idrak edilse de da bu tarif, negatif bir anlam taşır ve yerinde değildir. Zira menopoz esnasında fiziksel, zihinsel ve cinsel değişiklikler olduğu doğrudur ancak bunlar “kötüye gidiş” olarak nitelenemezler.

***

MENOPOZ ile ilgili görsel sonucu

 

Çoğu kadında menopoz 45-55 yaşları arasında başlar. 

Ortalama menopoz yaşı 50 olarak kabul edilse de bazı durumlarda 40 yaşından önce bile başladığı veya 50’li yaşların sonlarına sarktığı görülebilir.

Menopozun kişide erken veya geç başlaması muhtemelen genetik olmakla birlikte iyi beslenme ve sağlıklı bir hayat menopozu geciktirebilir.

***

Kadınların yüzde %8’inde menopoz 40 yaşından önce başlar.

Bu duruma erken menopoz denir. Yumurtalıkların cerrahi operasyon ile alınması veya Röntgen ışını veya da Radyum ile alınması ile sunî menopoz başlatılabilir.

***

Belirtileri arasında aniden ortaya çıkan ateş basması, baş ağrısı ve baş dönmesi, beden ağırlığı değişiklikleri sayılabilir.

Meno- öneki, Yunanca men (ay) kelimesinden gelir ve  menstrüastyon (âdet kanaması) ile ilgili' anlamında kullanılır.

Poz kelimesi ise yine Yunanca pausein (durmak) kelimesinden gelir.

Âdet

Âdet (menstrüasyon), kadınlarda rahmin iç yüzeyini kaplayan ince mukus zarının, salgıların, salgıların ve bir miktar kanın periyodik olarak vajinadan boşalmasıdır.

Kadınlarda normal âdet görme döngüsü (menstrüel siklus) her 28 günde birdir. Ancak hiçbir kadın düzenli olarak 28 günde bir âdet görmez. 21 ila 35 gün arası normal kabul edilir. 

Âdet kanamaları azalarak üç ilâ yedi gün devam eder. Bu süre zarfında yaklaşık 35-40 ml. kan kaybedilir. Bu miktar çoğu kadında 50 ml’nin altındadır.

Menopozun ortaya çıkışı

Menopoz, yumurtalıkların görevlerini yerine getirememeye başlaması sonucu ortaya çıkar. Yumurtalıkların tabii ömrü yaklaşık olarak 35 yıldır ve çalışamaz hâle gelmeleri yaşlanmanın tabii bir sonucudur.

Kadınların üretken yılları boyunca yumurtalıklarındaki foliküler olgunlaşır ve hipotalamus  eksen uyarılması sayesinde yumurtalarını düzenli olarak bırakırlar.

Menopoz yaklaştıkça foliküllerin önce bir kısmı, zamanla tamamı yumurta bırakamaz hâle gelirler.

Bu durum âdet düzenini düzenini bozar.

Âdet kanamaları gecikmeye veya sıra atlamaya başlar. Belirtiler bazen gebelik ile karıştırılabilir.

Âdet araları iyice uzar. Bazı kişilerde kanamanın miktarı azalırken, bazı kişilerde aşırı kanama görülebilir.

Talihli bir azınlıkta ise âdet kanamaları menopoza girince birden kesilir.

Yumurtalıklar çalışamaz hâle gelince giderek daha az östrojen hormonu üretmeye başlarlar.

Östrojen azalması, üreme faaliyetlerini kontrol eden bezelerdeki (glandlar) hormonal aktivitelerde belli belirsiz değişikliklere ve yeniden düzenlemelere neden olur.

Östrojen seviyelerinin düşmesi, hipotalamusun nörovasküler mekanizmasını bozar ve menopozun tipik özelliklerinden olan “ânî ateş basmasını" tetikleyen damarsal değişiklikleri başlatabilir. 

Hipofiz bezelerinin metabolizması değişir ve kan ve idrarda ile idrarda yüksek miktarlarda folikül stümilasyonuna yardımcı olan hormonlara (FSH) rastlanılır.

Adrenal ve tiroid bezlerinim hormonal dengesi de bozulur. Bütün bu değişiklikler birçok kadında fiziksel veya zihinsel rahatsızlıklara neden olmazlar.

Menopozun belirtileri

Menopozun en önemli belirtisi âdet düzeninde meydana gelen değişmelerdir. Diğer belirtiler şöyle sıralanabilir:

Ânî ateş basması

Ânî ateş basması genellikle göğüste bir ısınma hissiyle ortaya çıkar. Oradan boyuna, yüze ve bazen de bütün vücuda yayılır.

Bazen ateş basması hissiyle birlikte iğnelenme de görülür. Yüzde ateş basması sonucu ortaya çıkan kızarıklık başkaları tarafından rahatlıkla fark edilebilir. Geceleri ateş basması uyku düzenini bozabilir.

Bazen de aşırı terleme veya üşüme uykuyu bölebilir.

Ânî ateş basması menopozdan hemen önce başlar ve yaklaşık 2-3 yıl devam eder.

Yumurtalıkları ameliyatla alınmış genç bayanlarda da, operasyondan yaklaşık bir hafta sonra ânî ateş basması görülür.

Baş ağrısı ve baş dönmesi

Menopozun birçok belirtisi vardır ancak bu belirtilerin kaynağı menopoz ile alakası olmayan rahatsızlıklar da olabilir: Gerginlik, baş ağrısı ve baş dönmesi bunlardan birkaçıdır.

Ayrıca menopoz nedeniyle sıklıkla karşılaşılan “yaşlanma endişesi” de bir takım rahatsızlıklara yol açabilir.

Kilo Değişiklikleri

Birçok kadın menopoz esnasında kilo aldığından yakınmaktadır. Bunun nedeni bazen tiroid bezindeki faaliyetlerindeki azalma olabilir.

Ancak menopoz esnasında kilo almanın nedeni genellikle azalan fiziksel faaliyetler ve aşırı yemedir.

Menopozun dış görünüşü veya zindeliği etkilediği yönünde net bir bilgi yoktur.

Hormon tedavisi

Yakın zamanlara kadar kadınlık hormonu alımının menopoz belirtilerini azalttığına ve (damar tıkanıklığı) ile damar sertliğini yavaşlattığı düşünülmekte, hastalara ve menopozdaki bayanlara yaygın olarak verilmekteydi. Ancak günümüzde östrojenin endometriyal (rahim mukozası) ve bâzı meme kanserleri ile ilgili olabileceği, düşünülmektedir.

Östrojen hormon tedavisi alanlarda kalp krizi ve inme riskinde artış olduğuna ilişkin veriler nedeniyle östrojen tedavisi (postmenapozal hormon yerine koyma tedavisi) tekrar gözden geçirilmektedir).

Erken menopoz

Menopoz dönemi genellikle 45-50 yaş arasında kabul edilen bir olgudur. Bu yaşlarda oluşan menopoz dönemi doğurganlık özelliğinin bitişi olarak kabul edilmektedir. Menopoza giren bir kadın artık çocuk doğurma özelliğini kaybetmiş demektir. Ancak 35-40 yaş altı kadınlarda kesilen âdet kanamaları erken menopoz olarak adlandırılmaktadır. Bu durum ile karşı karşıya kalan kadınların bazıları kendiliğinden gebe kalabilirken bazıları ise yardımcı üreme tedavileri ile gebe kalmaktadır.

Kadının âdet döngüsü bir yılı geçmiş ve bu süre içinde kanama olmamış ise menopoz tanısı konabilir. Erken menopoz hariç normal menopozun geri dönüşü gibi bir ihtimali söz konusu değildir. Artık doğurganlık özelliği kaybedilmiştir ve kadının gebe kalma gibi şansı yoktur. 40 yaş altında bir kadında erken menopozun tanısını koymak önemlidir.

Küçük yumurtalık yetmezliği erken menopozdan daha farklı gelişen bir durumdur.

Bu sorun ile karşı karşıya kalan bir kadında âdet kanaması kendiliğinden tekrar oluşabilir ve hiçbir yardımcı üreme tedavisine gerek kalmadan gebe kalabilir.

Bu hasta gruplarında yumurtalıklarda bulunan folliküller ya tamamen tükenmiştir ya da herhangi bir bozukluğa uğramıştır.

Hastalığın genetik olduğu da düşünülmektedir. Ailesinde bu tür bir sorun olan kadınların %20’sinde bu hastalık görülmektedir.

Menopozdan sonra migren başta olmak üzere pek çok ağrı da kendiliğinden düzelir.

Sağlıklı, güven, barış ve fedakârlığın hepimize hâkim olduğu günlere…

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 17 Ocak 2018

Okumaya devam et
  1075 Hits
  0 yorum
1075 Hits
0 yorum

KORE

Sevgili Mekâncılar

Kore Savaşı veya Kuzey Kore’de yani Vatan Kurtuluş Savaşı), 1950-1953 yılları arasında yapılan, Kuzey Kore ile Güney Kore ile arasındaki savaştır.

Biz Kore’de zamanında epey şehit vermiştik

Soğuk Harbin ilk sıcak çatışması olmuştur. Savaş, ABD ve Müttefiklerinin, daha sonra da Çin’in müdahalesiyle uluslararası bir boyut kazanmıştır.

***

Kore Savaşı sonunda Kore’nin bölünmüşlüğü korunmuş ve bugüne kadar gelen birçok sorun miras kalmıştır.

Harp 1953 yılında fiilen bitmesine rağmen, 2009'da Güney ve Kuzey Kore arasında imzalanan ateşkes antlaşmasına kadar resmen devam etmiştir.

***

Savaş öncesinde Kore, kolera salgınlarına uğrayan, okuma-yazma oranı düşük ve endüstrileşmeyi kaçırmış bir ülkeydi.

Son yüzyıl boyunca, Uzakdoğu güç oyunlarında satranç tahtasındaki bir piyon gibi oynanmıştı.

***

Kendi güvenliğini arttırmak ve Çin üzerinde daha rahat nüfuz kurmak için 1905 senesinde Japonya, Rus İmparatorluğu’nu yenerek Kore’ye sahip olmuştu.

Kore, 1945 yılında Japonya’nın teslimiyetinden sonra, ABD ile o zamanki SSCB arasındaki anlaşmazlığın yüzeye çıktığı ilk yerlerden birisi oldu.

***

Bu iki süper güç Japonya’dan aldıkları Kore toprakları üzerinde yerli ama kendilerine bağımlı hükumetler kurduktan sonra 1948-1949 yıllarında askerlerini çektiler.

Böylece Sovyet yanlısı Kuzey Kore ile Amerikan yanlısı Güney Kore kuruldu ve 38. enlem aralarında sınır oldu.

***

ABD'nin tepkisi

ABD Başkanı ve başımızın belâsı olan Truman’a göre (Yeşil Kuşak Doktrininin mimarı) bu harekât Sovyetler Birliği tarafından yönetilmekteydi ve geniş ölçekli bir Çin-Sovyet ortak saldırısının ilk adımıydı.

Truman Japonya’daki Amerikan birlikleri komutanı 5-yıldızlı General Mareşal Douglas Mac Arthur’a Güney Kore'ye malzeme yardımı yapılması için emir verdi.

***

Ayrıca sözüm ona dostumuz ve müttefikimiz olan ABD derhal toplantıya çağırdı.

Amerikan tasarısı dokuz olumlu ve bir çekimser (Yugoslavya oy ile kabul edildi.

Hun Türklerinin kafasına Han Çinlilerini saldırtan ve kafalarına çip takan Birleşmiş Milletlerde temsil edilmemesini protesto etmekte olan SSCB (Sovyetler Birliği), temsilcilerini konseyden çekmiş olduğu için kararı veto edemedi.

]

 

Güvenlik Konseyinin aldığı bu kararla Kuzey Kore’nin saldırgan olduğu belirtiliyor ve birliklerini 38. enlemin Kuzeyine çekmesi isteniyordu.

Kuzey Kore'nin Birleşmiş Milletler kararını dinlememesi ve askeri durumun Güney Kore açısından gittikçe kötüleşmesi, Amerika'nın Hava ve Deniz birliklerini harekete geçirmesine yol açtı. 8. Amerikan Filosu Tayvan Adası'na yollanarak Kore’nin düşmesi durumunda adanın savunulmasında güçlü olunması sağlandı.

***

Aynı gün, yani 27 Haziran'da, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, üye devletleri Güney Kore'ye yardım etmeye çağıran karar tasarısını kabul etti (7'ye karşı 1 oyla; Yugoslavya karşı, Mısır ve Hindistan çekimser).

Çin’in Savaşa dâhil Olması

Birleşmiş Milletlerin Güney Kore’ye birlikler yollamasıyla (bu birliklerde kara kuvvetlerinin %50’si, hava kuvvetlerinin %93'ü ve deniz kuvvetlerinin %86'sı Amerikalıydı) Kuzey Kore yenilmeye ve geri çekilmeye başladı.

***

Kuzey Kore'yi 38. paralelin kuzeyine iten Birleşmiş Milletler kuvvetleri, eski sınırlarda durmadı ve iki Kore'yi birleştirme amacıyla Kuzey’i işgale başlayıp Çin sınırına kadar yaklaştı.

Bu durum savaşa daha önce ilgisiz olan Çin’in tepkisine yol açtı.

O zamana kadar Çin, bütün ilgisini milliyetçi Çin Hükumeti'nin idaresinde olan Formoza (Tayvan) Adası’nın geri alınmasına vermişti.

Ancak Amerikan müttefiki bir Kore kurulması Çin'i ciddi bir şekilde tehdit ediyordu.

***

38. enlemin geçilmesi durumunda savaşa gireceğini açıklayan Çin, Birleşmiş Milletler birliklerinin durmaması sebebiyle aktif olarak Kuzey Kore'yi desteklemeye başladı.

24 Ekim 1950'de ABD Genelkurmay Başkanı Douglas Mac Arthur "savaşı bitirecek bir hücuma" girişeceğini söylemesiyle, Gönüllü Çin Halk Ordusu adında yüz binlerce Çinli “gönüllü”, 25 Ekim 1950 tarihinde sınırdaki Yālù nehrini geçerek gizlice Kore’ye girdi ve birçok Amerikan/BM birliğini savaş dışı bıraktı.

Birleşmiş Milletlerin zaferi, kısa süre içinde toplu geri çekilme halini almıştı.

***

Bu süre zarfında ABD pek çok kez Çin Halk Cumhuriyeti’ne saldırarak Çin Komünist Partisi’nin iktidarını yıkmak istemişti.

McArthur, bu amaçla atom silahlarının kullanılabileceğinden söz etmişti ama bu saldırganlık Çin ordusunun Çin Halk Gönüllü Ordusu sayesinde başarısızlıkla sonuçlandı.

1951’de Başkan Truman, savaşı yürütebilmek için Amerikan Kongre'sinden özel yetkiler istedi.

50 milyar Dolarlık bir savaş bütçesi oluşturuldu.

Amerikan ordusu kısa süre içinde mevcudunu %50 arttırdı ve bölgeye ek hava birlikleri yolladı.

Kore Savaşı artık Kuzey-Güney Kore Savaşı değil Çin-ABD Savaşı olmuştu.

Savaşın Sona Ermesi

Gönüllü Çin Halk Ordusu BM birliklerini 38. paralelin güneyine püskürterek Güney’i işgale başladı.

Ancak, Birleşmiş Milletler ordularının karşı saldırısı sonucunda cephe 38. paralel boyunca sabitlendi.

Bu arada Mareşal Douglas Mac Arthur’un, Başkan Truman’ın aksi yöndeki emirlerine riayet etmeyerek ordularını tekrar Çin sınırına kadar ilerletmek istemesi üzerine, bizzat Truman tarafından derhal re’sen emekliye sevk edildi.

Savaşın durağan bir nitelik alması ve iki tarafın da herhangi bir kazanç elde edememesi, tarafları barış görüşmeleri yapmaya itti.

1951 Nisan'ında başlayıp 159 oturum boyunca devam eden görüşmeler sonucunda ancak 1953 Temmuz’unda ateşkes antlaşması imzalandı.

***

Kore Savaşı sonucunda Kuzey Kore, Çin ile Batı Bloğu arasında tampon bölge hâline geldi.

***

Savaştan yine en çok Koreliler zararlı çıktı. Kore yakılıp yıkıldı; yaklaşık olarak 3 milyon insan katledildi.

Bunlardan yaklaşık 36.000'i Amerikan askerinden, 600.000'i Koreli askerlerden ve 500.000'i Çinli askerlerden oluşmaktadır…

Bu savaş Amerika Birleşik Devletleri'ne atom silahların gücüne güvenmemeyi öğretti.

Amerika’nın atom silahı üstünlüğüne karşın Çin’in ve Sovyetlerin Kuzey Kore’yi desteklemesi, Batı Bloğu'nu konvansiyonel savaş gücünü arttırmaya itti.

***

Türkiye, TBMM'nin onayını almaksızın Kore'ye asker gönderdi. Kore'ye asker gönderme fikri, hâlihazırdaki hükümetin politikası gereği artan Sovyet Rusya tehdidine karşı NATO'ya üye olabilmekiçin bir fırsat olarak görüldü.

Tuğgeneral Tahsin Yazıcı komutasındaki 259 subay, 18 askeri memur, 4 sivil memur, 395 astsubay, 4414 erbaş ve er olmak üzere 5090 kişilik 1. Türk tugayı, 17 Eylül 1950'de İskenderun limanından hareket ederek 12 Ekim 1950'de öncü takım olan Pusan limanına ulaştı ve 17 Ekim'de ana birliği de Pusan'dan karaya çıktı.

***

Aynı gün Pusan’dan hareket ederek 20 Ekim'de Taegu’ya vardı.

Burada Amerikan teçhizatıyla donatılarak talimlere başladı. Türk Tugayı bir müddet cephe gerisindeki Komünist gerillalarla mücadele ettikten sonra süratle Kuzey’e doğru ilerlemekte olan Birleşmiş Milletler ordularına iştirak etti.

10 Kasım'da Taegu'dan hareket ederek 21 Kasım’da Kunuri’ye vardı ve Amerikan 9. Kolordusu’nun sağ kanadına mevzilendirildi.

24 Kasım 1950 sabahı Kuzey’e Çin sınırına doğru ilerleme emrini alan tugay Kunuri'den hareket ederek Kaechon, Sinnimni, Wawon boyunca Tokchon'a doğru yola çıktı.

Ancak Çin Halk Gönüllü birlikleri cephenin arkasına sızmaya başladı. Durumu fark eden Amerika ve Güney Kore birlikleri ricat etmeye başladılar.

***

Ancak Türk tugayına ricat emri geç ulaştı. 1. Taburun etrafı kuşatılıp süngülü çatışmaya girmek zorunda kaldı. Ricat harekâtını sağlamak için sonuna kadar direnen 3. Tabur 9. Bölük imha edildi. Geri kalan Türk birlikleri ise Chongchon nehri boyunca geri çekildi.

***

Epeydir kamuoyunun farkında olduğu bir olguyu buradan dile getirmek isterim: Artık Doğu Batı kutuplaşması değil, Kuzey Güney kutuplaşması mevzuubahis.

***

Dostlar, arkadaşlar ve hastalarımla görüşüyoruz ve memleketi pek de hoş günlerin beklemediğini düşünüyoruz.

***

Gene de halimize şükredip ayakta duruyor ve Epiküryen bir şekilde, ayaklarımıza yorganımızın üzerine çıkarmadan yaşamaya devam ediyoruz.

***

Bilim, sevgi, evrim ve fedakârlık şiarımız olsun ve dilerim öyle olsun.

***

İncirlik'te iki Hidrojen Bombası var!

 

Gitara yeniden başladım ve seyahatlere devam ediyoruz.

***

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 11 Ocak 2018

Okumaya devam et
  1107 Hits
  0 yorum
1107 Hits
0 yorum

Enrico Macias

Sevgili Mekâncılar

 

Enrico Macias (d. Gaston Ghrenassia, 11 Aralık 1938), Cezayir’in Konstantin kentinde doğdu.  Yahudi  kökenli Fransız şarkıcıdır.

Babası Arap-Endülüs müziği türü olan Maluf kemancısı olan Macias, 15 yaşındayken daha sonra kayınbabası olacak olan Cheikh Raymond Leyris'in orkestrasında çalmaya başladı. İş yaşamına öğretmen olarak başladı, ancak bu arada gitar çalışmalarını da sürdürdü.

1961 yılında, Cezayir Bağımsızlık Harbi kızışırken, Yahudi ve Avrupa kökenliler genellikle Fransa'nın yanını tuttular, bu nedenle de bağımsızlık yanlılarının tepkisini çektiler.

]

 

22 Haziran 1961'de kayınbabası Cheikh Raymond Leyris bağımsızlığa karşı olduğu ve Fransa’nın tarafını tuttuğu için katledildi.

Bunun üzerine şarkıcı 29 Temmuz 1961'de, karısı Suzy ile Cezayir'den ayrılıp Fransa'ya gitti.

O zamandan beri Cezayir’e dönmesine izin verilmemiştir.

Fransa’ya geldikten kısa bir süre sonra Paris’e yerleşen Macias, iş hayaqtını müzik alanında sürdürmeye karar verdi.

Önceleri Arap Maluf parçalarını Fransızcaya tercüme edip söylemeyi denedi.

Daha sonra yeni Fransızca parçalar yaparak kafelerde ve kabarelerde seslendirmeye başladı.

Genel olarak Fransa’da Arap-Endülüs müziğinin, Arap-Musevi müziğinin bir yorumcusu olarak tanındı.

Bu dönemde adını Gaston Ghrenassia’dan “Enrico Macias'a” çevirdi.

1962 Yılında Cezayir'den Fransa'ya gelirken gemide bestelediği "Adieu mon pays" ("Hoşça kal ülkem") adlı parçayı yayınladı.

Parçayı TV'de seslendirmesi bir günde Fransa’da tanınmasını sağladı.

Bunun sonucu olarak ilk Fransa turunu 1963’te Paola ve Billy Bridge’in alt şarkıcısı olarak yaptı.

1964 Yılında da Türkiye, İsrail ile Yunanistan’da ilk yurtdışı dinletilerini verdi. 

Bunu Güney Avrupa ülkelerindeki, Sovyetler Birliği, Japonya ve daha sonra ABD ile Kanada’daki konserleri takip etti.

Şarkıları daha çok Fransızca konuşulan ülkelerde ve eski Fransız sömürgelerinde tutuldu.

Türkiye’de de bir dönem çok tanınan şarkıcının birçok şarkısı Türk şarkıcılarca Türkçe seslendirildi.

İsrail’e olan sevgisi, desteği ile bilinen Enrico Macias, 14 Şubat 2007'de Fransa’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sağcı Nicolas Sarkozy’yi desteklediğini açıklamıştır.

Büyük sanatçılar da bazen yanılabiliyor demek ki!

 

***

Genel olarak sol görüşlü olarak bilinen şarkıcı, bu desteğinin nedeni olarak sosyalist aday Ségolène Royal’in İsrail ile Hizbullah’ı eşit seviyede görmesi olarak açıklamıştır.

Şimdi sizi bu nedense ABD’de hemen kimsenin tanımadığı sanatçının vatan hasreti dolu ezgileriyle baş başa bırakıyorum.

Bilim, Atatürk, Evrim ve sevgi dolu günlere…

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 10 Ocak 2018 

Okumaya devam et
  1088 Hits
  0 yorum
1088 Hits
0 yorum

HABABAM SINIFI

Sevgili Mekâncılar,

Hababam Sınıfı, yönetmenliğini Ertem Eğilmez’in  üstlendiği, Rıfat Ilgaz’ın  romanından uyarlanan 1975 çıkışlı Türk filmidir.

Özel Çamlıca Lisesi’ne yeni atanan müdür muavini ve tarih öğretmeni olan Mahmut Hoca (nam-ı diğer Kel Mahmut) kopya çeken, okuldan kaçıp maçlara giden, hocalarla sürekli kafa bulan öğrencilerle dolu okulun 6 Edebiyat A sınıfını (nam-ı diğer Hababam Sınıfı) ilginç ceza yöntemleriyle disiplin altına almaya çalışır.

Fakat aynı zamanda öğrencilerin haylazlığı dışında ciddi olaylar da yaşanmaktadır.

 

Oyuncular

Kemal Sunal - İnek Şaban

Adile Naşit – Hafize Ana

Halit Akçatepe- Güdük Necmi

Tarık Akan – Damat Ferit

Münir Özkul – Kel Mahmut, tarih hocası ve müdür muavini

Muharrem Gürses- Okul müdürü Muharrem Gür

Feridun Şaylı- Domdom Ali

Sıtkı Akçatete - Paşa Nuri, Fizik hocası

Cem Gürda- Tulum Hayri

Akil Öztuna - Akil Hoca, Felsefe hocası

Kemal Ergüvenç - Kemal Hoca

Ayşen Gruda - Yarışma Sunucusu

Ergin Orbey - Hüseyin Şevki Topuz

Ahmet Arıman- Hayta İsmail

Ertuğrul Bilda - Külyutmaz Necmi, Biyoloji hocası

Talat Dumanlı - Kürt Sıtkı, Matematik hocası

Hayri Karabey - Rıza Hoca, Coğrafya hocası

Cengiz Nezir- Bozum Cahit

Bülent İğdiroğlu - Kalem Şakir

Hakkı Karadayı - Veysel Efendi

Ekrem Düner - Doktor Bekir

Bilge Zobu - Beden Hocası

Dilaver Gür – Dilaver

Selim Naşit – Süslü Selim

Tuncay Akça – Bacaksız

Gazanfer Şener- Kikirik

Ercan Gezmiş - Postal Rıza

Bülent Onaran- Palamut Recep

Harikulâde bir filimdir; herkese hararetle tavsiye ederim.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 8 Ocak 2018

Okumaya devam et
  1221 Hits
  0 yorum
1221 Hits
0 yorum

Normal Basınçlı Hidrosefali (Adams Hakim Sendromu=

Sevgili Mekâncılar

Hastalığın ilk tanımlandığı yıllarda alçak basınçlı hidrosefali olarak tanımlanmakta idi. Yürüme, idrar yapma, algılama ve idrakte bozulmalar, normal basınçlı hidrosefalinin klasik kliniği olan bir üçlemedir (triad)

 


 

Ancak bu, üçleme her zaman görülebilir demek değildir. Hastalığın seyri ve hastalığın saptandığı dönemdeki bulgular kişiden kişiye farklılıklar gösterebilir.

Hastalığın erken dönemlerinde hastalarda sadece yürüme bozukluğu var iken bazı hastalarda henüz hastalık ilerlemesi devam ettiğinden diğer belirti ve bulgular görülebilir.

***

Bu üçleme, genellikle sinsi bir şekilde yürüme bozukluğu olarak başlar. 

İdrar tutamama şeklinde olan idrar yapma problemleri ve algılama akabinde de idrak kusurları daha sonra gelişir.

Bu ikisinden hangisinin daha erken geliştiği hakkında kesin bir yargı yoktur. 

Bu klinik tablodaki belirtilerin nasıl geliştiği hakkında genel görüş birliği sadece idrar tutamamanın da olduğudur.

Diğer ikisi hakkında genel görüş birliği yoktur.

***

İki tip normal basınçlı hidrosefali vardır: Primer (idiyopatik) normal basınçlı hidrosefali): Yapılan bütün araştırmalara rağmen belirli bir sebep bulunamaz.

***

Sekonder normal basınçlı hidrosefali: Bulaşıcı hastalık, subaraknoid kanama veya geçirilmiş kafa travmasına bağlıdır.
Görülme sıklıkları eşittir.

Her ikisinin de gidişatı aynıdır.

Aralarındaki tek fark görülme yaşıdır.

İdiyopatik (sebebi belirsiz) olanlar genellikle 60 yaştan sonra görülür, ikincil olanlarının belirli bir yaş dağılımı yoktur.

Sekonder tip (sebebi belli) olduğu yazılmadıkça birincil idiyopatik olan tip ile ilgili bilgiler bulunmaktadır.

Karar verme sürecinde, izlenecek olan yol:

Hasta gerçekten İdiyopatik normal basınçlı hidrosefali  (İNBH) mi?

Ameliyat uygulanmalı mı konuları üzerine odaklanır.

Hasta gerçekten İdiyopatik normal basınçlı hidrosefali  (İNBH) mi?

FİZYOPATOLOJİ

Yapılan çok sayıda araştırmaya rağmen, kesin fizyopatolojik bir mekanizma ortaya konulamamıştır.

Beyin omurilik sıvısının emilimine karşı direnç artması, genel olarak kabul edilen mekanizmadır.

Klasik görüş Beyin Omurilik Sıvısının emiliminin venöz sinüslere Pacchinion granülleri yolu ile olduğudur. 

Son zamanlara intraventriküler emilimin bozulmasının daha ön planda olduğu bildirilmektedir.

Her ne kadar bu hastaların ventrikül içi basıncı normal veya hafif yüksek olsa da, olayın başlangıcında ventrikül içi basıncı yüksek olmalıdır.   
                                               ***

Adams ve Hakim’e göre (sendromu ilk tanımlayanlar) BOS geri  emilimi azalınca kafa içi basıncı artar.

Zaman içerisinde ventriküller genişler ve yeni bir kafa içi basıncı oluşur.

Bu basınç normal kafa içi basıncına eşittir veya hafif yüksektir

Bir başka görüş, kranio-spinal kompliyansın (ventriküller, subaraknoid mesafe ve intrakranial sisternaların hacim olarak BOS bulundurabilme kapasitesi) azalması sonucu normal basınçlı hidrosefalinin geliştiği yönündedir.

Bu teoriye göre; olaylar, kranio-spinal bölgede BOS hacim olarak bulundurma kapasitesinin (kraniospinal kompliyans) azalmasına bağlı olarak gelişir.

Normal şartlarda, her kalp atımında kafa bölgesinde bulunan Boyun Omurilik Sıvısı (BOS) omurilik aralığa doğru kaçar.

Eğer omurga kanal uyumu yeterli değil ise  bu durum zaman içerisinde  ventriküllerin genişlemesine yol açar. 

Normal basınçlı hidrosefali ile birlikte, Alzheimer ve diğer beyin damar hastalıkların görülmesi oldukça sıktır.

Tedaviye riayette veya damar sertliği durumlarında, Willis poligonunda Wind kessel (elastik arterlerin kalp sistolünde genişleyip, kalp diastolünde (sistol öncesi duruma dönmesi) etkisini azaltır.

Azalan bu etki sonuçta beyin dokularının aşırı kanlanmasına ve en sonunda da oluşan bu durum nedeni ile beyin parenkiminde (dokusunda) zedelenmelere yol açar.

İdiyopatik normal basınçlı hidrosefali de serebral, serebellar derin gri cevher bölgelerinde (putamen, globus pallidus ve nucleus kaudatus) beyin kan akımının azaldığı saptanmıştır.

Bu doku zedelenmesi sonucunda oluşan doku kaybı ventriküler genişlemesinin nedenidir.

Kan dolaşımı azalması sonrasında toksik metabolitlerin beyin dokusundan temizlenemediği ve Alzheimer hastalığının gelişiminin bu şekilde olduğu öne sürülmektedir. 

Bir başka araştırmaya göre, venöz dural sinüsler de kompliyansın azaldığı (atardamar kan barındırma kapasitesi) gösterilmiştir.

Bu durumun BOS emilimini azaltacağı tabiidir.
Aşırı kanla beslenme, periventriküler alanlarda daha belirgindir.

Şant takılmasından sonra, hipoperfüzyonun bu bölgelerde düzelme göstermesi hipoperfüzyonu ispatlamıştır.

***

İdiyopatik hidrosefali saptanan hastalarda BOS alınması (tap testi) ile bölgesel kan akımının arttığı saptanmıştır,

Hikâye

Hastanın şikâyetleri, belirtileri ve bunların gelişimi, hastanın bunama tablosu olabileceği de göz önüne alınarak, hasta yakınlarına sorularak alınmalıdır.

a-   Hastanın yaşı: Hastalar genellikle 40- 45 yaşın üzerindedir.

b-  b- Şikâyetlerinin başlangıcı: Sinsi başlangıçlıdır, genellikle en az 3- 6 aylık öykü vardır. İlerleyici özelliktedir.
c- Bu yakınmaları açıklayacak, ilave nörolojik, psikiyatrik veya sistemik hastalık yoktur.
d- Şikâyetlerinin başlamasının hemen öncesinde şikâyetlerin nedeni olabilecek beyin zarı iltihabı, kafa travması, kafa içi kanaması yoktur.
2- Klinik

c-   Yürüme bozuklukları

Hastalar geniş tabanlı olarak (ayaklar arasındaki açıklık) olarak dengesiz bir şekilde yürürler,

Adımlar arası mesafe kısadır.

Adım atıldığında, ayağın yerden yüksekliği kısadır,

Yürüme esnasında sağa-sola, öne-arkaya sallanma artmıştır,

Kendiliğinden veya itilme ile arkaya doğru devrilme eğilimi görülebilir.

Hasta kendi etrafında 180 derece dönerken, tek hareket ile dönmeyi yapamaz, bir kaç hamle ile dönmeyi tamamlayabilir,
Yürürken, ayak parmakları dışa doğru döner. 

Yürüme bozukluğu, zaman zaman Parkinson ile karıştırılabilir.

Ancak aralarında farklar vardır.

Parkinson’lu hasta yürürken hafif öne kasılarak yürürken, İNBH dik olarak yürür, Parkinson’lu hasta yürürken genellikle kollarını sallamaz, İNBH de ise sallanır.
Fizyopatolojisi:

Yürüme bozukluklarının oluşumunda, genel kabul edilen bir görüş olmayıp çok farklı teoriler bulunmaktadır.

Bunlar III ventrikül dilatasyonuı kapsüla internada bacaklara giden kortiko-spinal ileti yollarını bası altında tutması sonucu geliştiğini ileri sürer. Ancak yapılan uyartılmış motor potansiyel çalışmalar (MEPs) bu yollarda böyle bir olayın olmadığını ortaya koymuştur.

Mesezensefalon basısı veya  atrofisi: Mezensefalonun arka bölümünde, motor hareketin başlamasını sağlayan mezensefalik lökomotor bölge bulunmaktadır.

Basınç değişiklikleri ile bu bölge bası altında kalabilir veya atrofiye gider. Bu durum MR ile de ortaya konmuştur.

Sonuçta yürüme bozuklukları görülür. Bu teoriyi savunanlar, şant uygulamasından sonra mezensefalonun normal çapa geldiğini göstermişlerdir.

Ancak bu konuda genel görüş birliği yoktur.

Kortikal işlev: Eski görüşlerde, yürümenin otomatik bir fonksiyon olduğu ve minimal bir kortikal veri alınımı ile oluştuğu düşünülürdü. Ancak son çalışmalar, yürümenin algılama, dikkat ile ve uygulama şeklinde olduğunu ortaya koymuştur.

Bu işlevler, alın lobunun Brodmann’ın 9., 24. ve 32. alanlarından sağlanmaktadır. Bu bölgenin basısı ile ortaya çıkan işlev bozukluğu yürüme bozuklularını ortaya çıkarır.
b- İdrak ve kavrama işlev bozuklukları
Belirtiler;
1- Hastaları uyaranlara karşı tepki verme süreleri uzar (Psikomotor yavaşlama),
2- İnce motor işlemlerin hızında ve doğru gerçekleştirilmesinde yavaşlama,
3- Dikkat etme ve dikkatin sürdürülmesinde zorluk,
4- Hatırlamada, özellikle de yakın hatırlamada bozukluklar,
5- Kişilik ve davranış bozuklukları,
6- Birbirini takip eden işlemlerin yapılmasında zorluklar
görülebilir. 

Fizyopatolojisi ile ilgili teoriler

1- Beyaz cevher ve subkortikal gri cevherin (bazal ganglionlar) mekanik olarak gerilmesi sonucu gelişebileceği öne sürülmüştür. Ancak, çok belirgin ventrikül dilatasyonun olmadığı idiyopatik hidrosefali olan vak’alarında görülmesi ve şant uygulanmasından sonra belirgin ventrikül küçülmesi olmaksızın düzelmenin görülmesi bu varsayımı tartışılır hâle getirmiştir.

2- Basınç etkisi ile ortaya çıktığı öne sürülmüş, ancak bu çok az basınç değişikliği ile nöronal işlev bozukluğu olma ihtimalinin çok az olması nedeni ile genel kabul görmemiştir.

***

BOS’un aquaductus Sylvii’den hiperdinamik bir şekilde geçmesi öne sürülmüştür. Genel olmasa bile bazı vak’larda olabileceği kabul edilmektedir.

***

Toksin birikmesi: BOS dolaşımında yetersizlik ve yeterli BOS yapımının olmaması, bunun sonucunda da metabolitlerin atılmasındaki azalma nedeni ile böyle bir klinik tablonun oluşabileceği öne sürülmüştür.

İnterstisyel ödem: Hidrostatik olarak periventriküler bölgelerde oluşan bu ödemİn, diğer belirti ve bulgular gibi algılama ve idrak ile ilgili bozukluklara da yol açtığı düşünülmektedir.

Beyin kan akımının azalmasının, algılama ve idrak bozukluklarına yol açabileceği öne sürülmektedir.

c- İdrar Kaçırma

İdrar kaçırma şeklinde olabileceği gibi, normal sıvı alımına rağmen çok sık idrar yapma ihtiyacı olarak da görülebilir. Dikkat edilmesi gereken nokta nörojenik mesane, üriner sistem patolojileri veya diabetes mellitus' tur.

Fizyopatoloji
Detrusor kasların hiperaktivitesine bağlıdır. Olayın, sağ frontal lobda bulunan işeme merkezleri ile ilgili olduğu ileri sürülmüştür.

RADYOLOJİ

Teşhiste çok önemlidir. Sadece ventrikülün genişlemiş olarak bulunması genellikle bir anlam  ifade etmez. MR en uygun tanı yöntemidir.
MR Özellikleri
Hastalarda ventrikül dilatasyonuna (ventrikülomegali) ek olarak
- BOS dolanımını engelleyen bir patoloji yoktur (non komünike hidrosefali)
- Evans indeksi > 0.3 ten büyüktür  (Şekil 4). Bu değer yaşlı hastalarda varyasyonlar gösterebilir. Frontal hornların en geniş yeri le ( şekilde A), karnyumun en geniş iç ölçümü( şekilde B) orantısı ( A / B ) bu değeri verir. 

Frontal bölgeler yuvarlak olarak görülür

 Kallosal açı < 50  derece 

Ölçüm, ventriküllerin orta bölümü seviyesinden yapılır.

Bu açının normal değeri 100-120 derecedir. Bu açının normal değeri 100-120 derece arasındadır.

- Ventrikül dilatasyonu ile mukayese edildiğinde daha az olan sulcus genişlemeleri (Şekil 1 E) görülür. Vertekse yakın bölgelerde sulcus genişlemeleri çok azdır  Bu durum Corpus callosumun incelmesi ve  yukarı doğru kalkması nedeni iledir

- Hippokampal atrofiye (Alzheimer hastalığı) bağlı olmaksızın lateral ventriküllerin temporal boynuzlarında ve 3. ventrikülde genişleme görülür. Bunun nedeni, bu bölgelerde atrofiye uğrayabilecek kadar geniş kortikal ve subkortikal doku olmamasıdır. İlerlemiş vak’alarda 4.cü ventrikül dilatasyonu görülebilir.
- Subependimal BOS kaçağının görülmesi. Beyaz daire içindeki alanlar BOS kaçağını göstermektedir.

-BOS akım boşluk sinyalinin (void sign) artmış olması: BOS boşluk görüntüsü, aslında tamamen fizyolojik bir olaydır. Bu hareket en belirgin olarak Sylvian sisterna ve Aquaduct' ta görülür. 

Kalbin her sistolünde BOS hareket eder. BOS’uun akuadukt'tan geçişinin hızlı olması sonucu görülen bir belirtidir. Bazı yazarlar, bu belirtinin görülmesinin şant' a iyi cevap alınacağının bir göstergesi olarak kabul eder, ancak bunun tam aksi görüşte olanlar da vardır.

MR görüntülerinden en az bir tanesinin olması idiyopatik  normal basınçlı hidrosefali kuşkusu için yeterli görülür.

Birden fazla  MR bulgusunun varlığı teşhis açısından daha değerlidir.

Belden sıvı alınması ile BOS basıncının ölçülmesi
İdyopatik normal basınçlı hidrosefalide normal BOS basıncı ifadesi tartışmalıdır. 
Normal kişilerde yan yatar durumda yapılan ponksiyon lomber ile BOS açılış basıncı: Ortalama  34 - 122 mm Su (0.9 - 8.8 mm Hg)
İdiyopatik normal basınçlı hidrosefali bulunan hastalara yan yatar durumda yapılan ponksiyon lomber ile BOS açılış basıncı 45 - 150 mm Su ( 3.3 - 11 mm Hg) basıncıdır.

***

İdiyopatik normal basınçlı hidrosefai de açılış basıncı normal kişilere göre biraz daha yüksektir.
Açılış basıncını 105 - 190 mm Su basıncından yüksek olması, diğer kriterlerin (anamnez, belirti, radyoloji) varlığında teşhis açısından önemli bir veridir. 

TEŞHİSTE SONUÇ:
Yukarıda yazılanların hepsinin varlığında, hastalar %100 olarak İNBH teşhisi alabilir mi?

Bu kadar kesin olarak söylemek maalesef mümkün değildir. 
İdiyopatik normal basınçlı hidrosefalinin teşhisinde zaman zaman kuşkuda kalındığı bilinen bir durumdur.

Bunun nedeni, serebrovasküler olaylar, Parkinson hastalığı ve Alzheimer gibi dejeneratif hastalıkların ileri yaşlarda görüme sıklığıdır.

Hidrosefali ex vacuo da zaman zaman teşhiste zorluklara yol açabilmektedir. Normal basınçlı hidrosefali de kesin teşhisten söz etmek mümkün değildir.

Sadece, olma ihtimali vardır. Bu durum, yüksek ihtimal (probable) veya bir ihtimal (possible) olarak tanımlanmaktadır.

***

İdiyopatik normal basınçlı hidrosefali genellikle ileri yaş gruplarında görülmektedir. Bu yaş gruplarında sıklıkla beyin damar hastalığı, Parkinson hastalığı, Alzheimer gibi beyin dejeneratif hastalıkların da sık görülmesi sebebi ile klinik uygulamada 1-Tek başına normal basınçlı hidrosefali olan hastalar, 2- Normal basınçlı hidrosefali ile birlikte beyin doku kaybına yol açan hastalığın bulunduğu hastalar olmak üzere iki tip hastadan söz edilebilir. 

***

Burada önemli olan nokta, hastada normal basınçlı hidrosefalinin bulunup bulunmadığıdır. Bu iki grup arasındaki fark, tedavi sonuç farkı, yani hastanın bütün şikâyet ve belirtilerinin düzelip düzelmeyeceğidir. Hastalarda ilave patoloji var ise bazı şikâyet ve belirtilerin özellikle de demansiyel tablonun ve demansiyel tabloya bağlı idrar kaçırmaların düzelmeyeceği söylenebilir.

Bu durum, hasta ve hasta yakınları tarafından da bilinmelidir.
Ameliyat uygulanmalı mı?
Yüksek ihtimalle, İNBH teşhisi alan hastalara ne gibi tedavi uygulayacağız?

Öncelikle, cerrahi dışında bir tedavinin olmadığını söylemeliyiz. Uygulama cerrahidir (şant takılması)
İyi seçilmiş hastaların  yaklaşık 80%' i cerrahiden yarar görürler.

Burada, en önemli noktalardan biri, belirtilerin ortaya çıkışı ile cerrahi arasında geçen süredir. Cerrahi ne kadar geç uygulanır ise, düzelmenin derecesi ve düzelen belirtilerin sayısı azalmaktadır.

Geç kalınmış vak’alarda dahi, en azından yürüme bozukluğunun düzeldiği görülmektedir. 

Burada en önemli sorun, yüksek veya daha düşük ihtimalli İNBH olan hastaların, şant uygulamasından yarar görüp göremeyeceğidir. Bunun belirlenebilmesi için Tap testi (TT) uygulanmaktadır.

TAP TESTİ
Lomber ponksiyon ile BOS alınması temeline dayanır. Amaç BOS miktarını azaltmak ve sonuçta hastanın belirtilerinin geçip geçmediğini saptamaktır.

40 - 50 ml BOS alınır. Hastanın test önce ve sonrası belirtileri takip edilir. Düzelme olup olmadığı gözlenir.
Bir defa yapılan tap testi duyarlılığı düşüktür (low sensisitivity) (21 - 61%). Negatif çıkması, hastalara ameliyat uygulanmaması yönünde kullanılmamalıdır. Sonucun negatif çıkması durumunda, bu test bir birini takip eden 3 gün içinde 3 kez tekrarlanır.
 Bazı kliniklerde, devamlı BOS boşalması ile cerrahinin yararlı olup olmayacağı araştırılmaktadır. Bu uygulamada lomber kateter ile devamlı olarak BOS drenajı yapılır.

Bu uygulamada günde en az 150 ml BOS 3- 5 günlük uygun iğne ile alınır. Bu testin bu klinikler tarafından daha doğru sonuç verdiği bildirilmiştir. 
Tap testi, ilk 24 saat içerisinde her hangi bir zaman diliminde değerlendirilebilir.

Savaşsız, sevgi ve dayanışma dolu günler temennisiyle hayırlı bir 2018 diliyorum.

***

Bu arada tarih tekerrür ediyor. Bunu bilahare yazacağım…

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 6 Ocak 2018 Cumartesi

Okumaya devam et
  1390 Hits
  0 yorum
1390 Hits
0 yorum