Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

MEHMET ALTAN’LA KARL MARX KARDEŞTİR!

Geçenlerde görev şehidimiz merhum Barış Manço ile Cem Karaca’nın kardeş olduğu iddiası şok bir gelişme olarak gündeme oturmuştu ya!

Esas benim büyük bir bombam var, iyi haber alan kaynaklardan öğrendiğime göre, büyük âlimimiz ve mütefekkirimiz Prof. Mehmet Altan ile Karl Marx’ın kardeş oldukları ortaya çıktı!

Her ne kadar Karl Heinrich Marx (okunuşu: Karl Haynrih Marks) (5 Mayıs 1818 Trier – 14 Mart 1883 Londra) arasında, yâni 19. Asır’da yaşamışsa da, bu kardeşlik tezini asla çürütmemektedir.

Önce hazretin âile hayatını hayatını hülâsa edelim:

Karl Marx, bir Prusya baronunun eğitimli ve güzel kızı ile evlenir. Marx ve Westphalen âilelerinin istememesi yüzünden bu beraberlik önceleri saklı kalır, daha sonra gene de evlenirler. Âile, 1850’li yıllarını sefâlet içerisinde Londra’nın Soho semtinde bulunan üç odalı bir evde geçirir (burası hâlen de Londra’nın sefahat merkezidir).

Marx ve Jenny’nin bu yıllarda dört tâne çocuğu olur, daha sonra Jenny üç çocuk daha doğurur, fakat yedi çocuktan sâdece üç tânesi hayatta kalarak ergenliğe erişebilir (bu 3 çocuktan 2’si ise olgunluk yaşlarında intihar etmiştir).

Manchester’da âile işini yürütmekte olan Engels, bu yıllarda Marx’ın en büyük maddî destekçisi olur. Bu Mevlânâ ile Şems’i aratmayacak sâdık dostluk ve fedakârlık her türlü takdirin ötesindedir…

Sözüm ona New York Daily Tribune’de muhabir olarak çalışan Marx, buradan da bir miktar ücret alır ve hayatı boyunca kazandığı tek para da budur; emeği takdis eden bu Yeniçağ peygamberi, hayatı boyunca beş kuruş kazanmamıştır!

Okumaya devam et
  3880 Hits
  1 yorum
3880 Hits
1 yorum

Meral Akşener’den: BALKANLARDA UNUTULAN TÜRK SOYKIRIMI

Balkanlar’da Balkan Savaşı’nda işgâl edilen bölgelerdeki Müslümanların savaştan önceki ve sonraki nüfusları ele alındığında, 100 yıldır görmezden gelinen büyük bir insanlık suçu ortaya çıkar.

Osmanlı’nın 1906 yılı nüfus istatistiklerine göre Makedonya’da 1 milyon Türk, 750 bin de Arnavut olmak üzere toplam 1 milyon 750 bin Müslüman (Selânik’te 485 bin, Kosova’da 752 bin, Manastır’da 460 bin). Ulahlar ve Sırplar da dâhil olmak üzere 627 bin Rum, 575 bin Bulgar, 200 bin civarında da Yahudi, Ermeni, Katolik ve Protestan bulunuyordu.

Avrupalı kaynaklar da Müslümanları 1 milyon 200 bin ilâ 1 milyon 500 bin arasında gösteriyordu. Ama Avrupalılar, Hristiyanların toplam nüfusunu biraz daha fazla göstermeye gayret ediyorlardı. Balkan Savaşları’ndan önceki nüfus hareketlerini de hesaba katan McCarthy, yeni göçlerle 1911'de Makedonya'yı oluşturan üç vilâyette (Kosova, Manastır ve Selânik) Müslümanların iki milyona ulaştığını söylüyor. Osmanlı Rumelisi’ndeki diğer Müslümanların sayısının da (Edirne vilâyetinde 760 bin, Yanya vilâyetinde 245 bin, İşkodra vilâyetinde 218 bin olmak üzere) 1 milyon 223 bin olduğunu hesap ediyor. Buna göre Balkan Savaşları’ndan önce Osmanlı Avrupası denen Rumeli topraklarında (Arnavutluk ve Bosna Hersek hâriç) toplam 3 milyon 242 bin Müslüman (Türk, Arnavut, Boşnak, Pomak, Çerkez) yaşıyordu. Bulgarların sayısı 1 milyon 220 bin (Makedon ve Sırplar, Bulgar nüfusu içinde sayılıyor), Rumların ise 1 milyon 558 bin idi.

Müslümanlar tek tek her vilâyette ve bölgenin tamamında mutlak çoğunluğu ellerinde tutuyorlardı. Savaşla birlikte Edirne vilayeti dâhil, Osmanlı toprakları tamamen işgâl edildi. Daha sonra Osmanlılar Edirne’yi kurtardı ve buradaki Bulgar’larla, Bulgaristan’da kalan Türk’lerin bir kısmı mübâdele edildi. 1911 yılı istatistiklerine göre hesaplandığında Yunanistan, Bulgaristan ve Sırbistan tarafından işgâl edilen bölgelerde bulunması gereken Müslüman nüfus 2 milyon 315 bindi.

Savaşın başladığı 1912 yılından itibâren Osmanlı topraklarına (Anadolu ve Trakya’ya) sağ sâlim ulaşabilmiş sürgün sayısı 413 bin 922 kişiydi. Türk-Yunan mübâdelesi gereğince, 1921-1926 yılları arasında gelen göçmen sayısı da 398 bin 849 idi. Bu da Balkanlar’dan Türkiye’ye 1912’den 1926’ya kadar toplam 812 bin kişinin ulaştığını gösteriyordu.

Bulgaristan, Sırbistan ve Yunanistan’da 1920’li yıllarda yapılan sayımlar ise buralarda kalan Müslüman sayısını 870 bin olarak veriyordu. Bunlar, Türkiye’ye sığınanlarla birlikte 1 milyon 682 bine ancak ulaşıyordu.

Okumaya devam et
  8520 Hits
  0 yorum
8520 Hits
0 yorum

FAŞOMANİ

Monomani” terimi Fransız Psikiyatrisi’nin dünyâya hediyesi.

Her şeye âdeta perseveratif bir şekilde, peşin ve değiştirilemez bir hükümle yaklaşmak, bakmak ve bunu hep yapmak demek. Yâni taşkınlık hastalığı olan Mani ile ilgisi yok.

Her ne kadar Amerikan Psikiyatrisi bu lâfı pek tutmamışsa da Piromani, Trikotillomani gibi terimler nozolojiye sızmayı başarmış… Monomaninin hezeyandan (sanrı: delusion) farkı, normâl addedilen kişiler arasında da çok yaygın olarak varlığını sürdüren bir “aşırı değer verilmiş fikir (over-valued idea) olmasıdır. Ben de ilim ve irfan dünyâmıza birkaç yeni kavramı teklif etmek istiyorum: Fashomania (Faşomani), Communistomania (Komünistomani), Ziyonistomania (Siyonistomani).

Şimdi bunları teker teker, lâfı da fazla uzatmadan arz edeyim…Bu yakınlarda internetten şöyle bir haber düştü bilgisayarıma: http://www.samanyoluhaber.com/index.php?khide=1&ghide=1&hid=24821&sec=18 web adresinde “darbeci profosör” (vallahi aynen böyle: profosör) başlığıyla bir de fotomontaj eklemişler. Tarih ve saat 2006–10–12 10:16:54. Sanırsınız ki bendeniz İstanbul Üniversitesi kapısında darbe yapmışım, “acaba dissosiye olup da yapmış mıyımdır” diye geçirmedim değil aklımdan!

Önce Türkçesi’ni düzelterek haberi yazayım:

Darbeyi öven profesör kürsüyü terk etmek zorunda kaldı.

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. M. Kerem Doksat, katıldığı konferansta darbecileri öven bir konuşma yapınca sert tepki gördü. Panelistlerin ve dinleyicilerin protestolarıyla karşılaşan Doksat, “Burada daha fazla durmam hoş olmayacak” diyerek toplantıyı terk etti. Panelistlerden Prof. Dr. Cemil Oktay, Doksat’ın söyleminin “üçüncü dünyacı” olduğunu belirtirken, Radikal Gazetesi yazarı Murat Belge, “Bu üçüncü dünyacılık da değil. Düpedüz Neo-Nazizm” yorumunu yaptı. Söz konusu olay, Mülkiyeliler Birliği İstanbul Şubesi’nin Bilgi Üniversitesi’nde düzenlediği “linç” konulu konferansta yaşandı.

 

Prof. Dr. Cemil Oktay: “Türkiye, Türk’lerin değildir” diyen adam!

Toplantıda, linçin psikolojik yönünü anlatması beklenen Doksat, konunun dışına çıkarak siyasî değerlendirmelerde bulundu.

Okumaya devam et
  4090 Hits
  0 yorum
4090 Hits
0 yorum

HEPAR HAKKINDA KISA BİR YAZI

Sayın Osman Pamukoğlu ile tanışmamız ve benim bu partiye üye olmamın ilginç bir hikâyesi var…

Tâ beş sene kadar önce bu partiye ilgi duymuş ve Başkan Yardımcısı sıfatlı bir hanımefendiye önce e-mesaj yollayıp, sonra da telefonla konuşmuştum.

Efendim, sizi arayacağız derhâl” dediler ama ne ses ne de soluk çıktı!

Daha sonra HEPAR İstanbul İl Başkanı Mehmet Aziz Göksel (kariyeri için http://mimarliknew.maltepe.edu.tr/mehmet_aziz_goksel_oz adresini tıklayınız) yakın dostumdur, beni aradı ve “Hocam, bu partinin size ihtiyacı var” dedi.


Aman estağfurullah ama başımdan böyle bir şey geçti” diyerek anlattım. O da “biraz dağınıklık var, kusura bakmayın, ben sizi Başkan’la bizzat tanıştıracağım” dedi.

Okumaya devam et
  7842 Hits
  10 yorum
7842 Hits
10 yorum

CHP NASIL YOK EDİLDİ?

Yok, Çirkin Kral’mış, yok büyük sinema üstâdıymış, yok şuymuş buymuş!

Yâhu Yılmaz Pütün (sonradan Güney) kelimenin tam anlamıyla kaatildir, Kürtçüdür ve Fransa’nın koruması altında kanserden oralarda ölmüştür.

Babası Siverekli Zaza ve annesi Varto’lu Kürt olmakla birlikte, aslen Adana doğumludur. Kendisini “asimile edilmiş Kürt” olarak tanımlamıştır.

Yâhu, bir de edilmese neler yapardı acaba? 

Bakın seyredin:

,

Bu videoları mutlaka da indirin, yarın öbür gün bir Atatürkçü dernek tarafından(!) gene yasaklanmadan önce…

Arşivde bulunsun…

Okumaya devam et
  4385 Hits
  5 yorum
4385 Hits
5 yorum