Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

SÜLEYMAN VELİOĞLU: BİR FENOMEN ADAM

Çek Bir İnsan

Sâde Olsun...

                 Süleyman Velioğlu

Genelde sâde insanlar san’atçıyı ya kendilerinden ayrı, gizemli, yarı tanrısal bir varlık sayarlar; veya toplumsal kuralların dışında yaşayan, garip, acayip, yarı deli bir kişi sanırlar. San’atçının yarı tanrısal bir varlık sayılması, yaratıcının hekim, hakîm ve sihirbaz olduğu Şamanizm dönemlerinin bir kalıntısı olarak yorumlanabilir. (...) San'atçının yarı deli sanılması ise, onun dünya görüşündeki özgünlüklerden ve yaratma süreci ile ilgili psikodinamik nedenlerden doğar”.

Değil sâde insanlar, san’at tarihçileri bile, psikotik sanatçıları mitleştirme eğilimindedirler. Psikoz gösteren sanatçıyı trajedi kahramanı gibi algılarlar. Kişiliğinin bir boyutunda imrenilen, sanatta çığır açmış bir kişi olmak;  bir başka boyutunda acınan, hakkında ‘... şu kulağını kesen garip adam...’ denilen bir kişi olmak. Bu garip sentez sâde insanlara çekici gelir.

Bunlar onun lâflarıdır.

Prof. Dr. Süleyman Velioğlu, Akatünvel Sanat Topluluğu’nun öncülüğünü yaptı, bu topluluğun Tangül Akakıncı, Tamer Akakıncı, Güven Zeyrek ve Nâfi Çil’den oluşuyordu, 30 yıllık yaratım birikimlerini Atatürk Kültür Merkezi’nde sergilediler...

Böylesine bir konuyu, hem de günümüzden 20-23 yıl önce yazmak için pek de akıllı olmamak gerek, herhalde... Sâde insanlar cenneti Türkiye’de, akıl hastası san’atçılar için dirsek çürütmek, kalem sivriltmek pek hayra alâmet değildi...

Süleyman Velioğlu, bu 'küçük çalışmasının' amacını “insanı, psikiyatrik disiplinler alanında ontik bütünlüğü, evren içindeki yeri ve boyutlarıyla incelemenin gerekliliğini işaret etmek” olarak açıklıyordu...

Anlamış mıydı peki?

Nev-i şahsına münhasır, acayip bir adamdı.

İnananlarından biri de Ayla Algan’dı.

İnternet’i karıştıralım biraz…

İstanbul Drama Sanat Akademisi’nde gençlere oyunculuk dersleri veren Ayla Algan, konservatuarda kamera önü eğitimi olmadığından dem vuruyor ve “biz bu konudaki eksiği kapatıyoruz” diyordu. Dizilere oyuncu yetiştiren akademinin kurucusu Bilge Nur Katipoğlu ve eğitmenlik yapan usta oyuncu Ayla Algan eğitimciydiler.

Konservatuarda kamera önü oyunculuk dersleri yok. Biz bu konudaki eksiği kapatıyor ve sinemanın ‘kamera önü oyunculuk’ alanını öğretiyoruz. Senaryo yazımı, kamera arkası, montaj konuları, montajlı oyunculuk, senaryo incelemesi, oyunculuk, kişilik incelemesi gibi teknikleri de veriyoruz. Dizilerdeki gibi senaryoyu inceliyor ve çekiyoruz. Öğrencimiz kendisini ekranda izliyor. Birlikte eleştiriyoruz. Öncelikle ne yapmayacaklarını öğreniyorlar. Royal Academy’nin kurucusu, hocası ve oyuncu L. Olivier’a sormuşlar: “Kovboy filminde oynar mısınız?” Cevabı şu olmuş: “Oynarım ama onlarca filmde kötü kovboyu canlandıran oyuncunun sahnelerini izleyeyim de, ne yapmayacağımı öğreneyim, öyle”. Doğru ve yararlı eğitim, kişinin kimliğini oluşturuyor, onu yaratıcı kılıyor. 

Bir doktor gibi sinema veya tiyatro için eksiklerine bakıyorum. Bedenin sesi oturmamışsa, sesini bulduruyoruz. Zihin ve beden eğitimiyle, hem biyografik hem de gireceği rolün biyografisini çıkarmayı öğreniyor. Diksiyon ve dublaj tekniği kazandırmaya çalışıyoruz.

Kim ki yaratma süreci içindedir, onun adı insandır.”

Prof. Dr. Süleyman Velioğlu söyler bunu. Biz derslerimizde sadece sanatsal yaratımdan bahsetmiyoruz, kazandığı yaratma edinimini sağlıyoruz, kişi böylece kendinde var olan yaratma edimini tanıyor. Özbenliğini kazanıyor. Özgüven, liderlik, iletişim becerileri, duyu farkındalığı gibi yetileri en üst seviyeye çıkaran yaratıcı drama eğitimi de farklı bir kariyer çizen gençlere büyük kazanımlar getiriyor.

Kardeşim Yasemin Güven’le faaliyete geçirdiğimiz Netbil Eğitim Danışmanlık bünyesinde İstanbul Drama Sanat Akademisi’ni kurduk. Bu, üçüncü yılı. Netbil olarak, öğrencilerin okul başarılarına katkı sağlarken, sosyal ve duygusal açıdan da gelişimlerini desteklemek için böyle bir oluşuma karar verdik. 

Ayla Algan, Prof. Süleyman Velioğlu’yla birlikte resim, tiyatro, yaratıcı drama, resimle terapi, ontoloji konularında felsefî ve pratik çalışmalar yapmış. Ayrıca hem sanatçı hem de eğitimci kimliğini bir arada yürüten, küçük bir çocuktan 80 yaşına kadar herkesin kâlbine dokunabilen bir usta... Onunla çalışmak bizim için onur verici.

Cambridge Üniversitesi’ni Türkiye’de temsilcisi Horizon Eğitim Danışmanlık işbirliğiyle, drama ve sanat eğitimlerimizi “Cambridge A level” programlarımızla zenginleştirdik. Üniversiteyi yurt dışında okumak isteyen öğrenciler, güzel san'atlar, oyunculuk gibi alanlarda dünyanın marka üniversitelerine hazırlanabiliyor veya burs olanaklarından yararlanabiliyorlar.

***

Rahmetli Pederim tanıştırmıştı bizi.

Aynı neslin hocalarıydılar...

Bembeyaz uzun saçlarının arkasından insanın gözüne pek az bakıp, elinde fırça sürekli olarak bir şeyler çiziktiren ilginç bir kişiydi.

Psikotik hastaları resim yaptırarak tedavi ederdi.

Psikotik hastaların tedavilerinin etkisini resim yaptırarak takip ederdi.

Bir Şizofren Hastanın Sanat Ürünleri kitabı, tarikatın Kitabı Mukaddesiydi.

 

Prof. Dr. Kâzım Dayıoğlu ile Süleyman Velioğlu'nun ortak çalışmasıydı. 1962 çıkışlı kitapta o sırada otuz beş yaşında olan bir erkek hastanın tedavi süresince çizdiği resimler, yazdığı metinler ve sahne oyununa yer verilmekteydi. Kapağını da tabii ki Süleyman Velioğlu'nun şizofrenik kaligrafiyi göz önünde bulundurarak hazırladığı kitap, bulunabilecek birçok araştırma arasında insani duygularını akademik çalışmalar adına rafa kaldırmadan, vicdanî tutumlarını semâlara fırlatmadan hazırlanmış olması sebebiyle son derece sempatiktir.

Kitabın önsözü ve girişinde hayata gelen insanların bir şekilde sosyal toplumla uyum sağlama hakları olduğunu, bilimin buna yardımcı olması gerektiğini özellikle vurgulayan Kâzım Dayıoğlu'nun, hastanede tedavi gören hastaların hayatlarını bir yatak yâhut tahta bir bank üzerinde geçirdiklerine dikkat çekmesi, incelemeye değer gördükleri bu san’at eserlerinin üzerine bu kadar düşmelerindeki sebebi açıkça göstermekteydi…

Şizofreni gibi hastalıkların kimi zaman ürkütücü hâle gelen tedavilerinin olduğu bir dönemde, hastaların sosyal varlıklar olduğu gerçeğini unutmadan, yine insanî yönlerine yoğunlaşarak yaptıkları bu çalışma kesinlikle son derece önemliydi. Kitabın içeriğinde tedaviye yönelik uygulamalara pek yer verilmese de, asıl gösterilmek istenen iç dünyanın terimlerden ibâret olmadığıydı.

Kitabın devamında hastanın kendi biyografisini döktüğü metinler, üzerine çalıştığı sanat eserleri ve oyun hem hasta hem de yazarlar tarafından açıklanmış ve anlamlandırılmıştı.

Dünya üzerinde eşine çok nâdir rastlanan bir çalışma ile yüzlerce eser arasından seçilmiş, üstelik birçok modern san’at müzesinde görebileceğiniz eserler kadar dikkat çekici ve ustalık gerektiren tabloların bir araya getirilmesiyle oluşturulan sergi de yine bu incelemenin bir devamı niteliğindeydi. Çığlığın ışıkla buluşması isimli sergi yazarların hastalarına ait çalışmalardan oluşmuştu.

Ya tek ya da bir çift bardaktan bütün gelenlere çay ikram ederdi (tam hatırlamıyorum), ben çaktırmadan yandaki çiçeğin saksısına dökerdim ama çiçeğe bir şey olmazdı.

Resmen bir tarikattı kurdukları.

Özel toplantılarda, kendi Ontoloji anlayışını müritlerine anlatırdı, kitaplarında da yazmıştı. Bende hepsi var.

Bir kompozit halindeydi ruhanî öğretisi: Hegel’den, Jung’dan, birazcık Freud’dan mülhem bir kozmogoni…

En dışta İnorganik Varlık Sferi, onun altında Organik Varlık Sferi, onun da altında İnsan Varlık Sferi ve hepsinin altıda ve üstünde de Geist Varlık Sferi.

Anlaması hem çok basit, hem de çok zordu; nereden baktığınıza bağlı olarak...

Yaratıcı san’atçı da, deli de, veli de Geist’e girip çıkar ve eser yaratılardı. Geist ise ruh, spirit, chi, zeele, solul, god, tanrı, Tanrı, Planck zamanı... Ne anlarsanız oydu.

Hani benim assosiyatif dissosiyasyonlar dediğim şey.

Daha da ileri gidip bir Manifesto yayınladılar takipçileri…

Eserler inanılmaz fiyatlarla satılıyor. 

 

   Süleyman Hoca’nın nesi mi vardı?

     İsmiyle müsemma.

        Veli oğlu veliydi.

           Şimdi kliniğinde psikomitoloji toplantıları yapılıyor.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 06 Temmuz 2013 Cumartesi

KEKEMELİK HAKKINDA
ADALET Mİ?
 

Yorum

Already Registered? Login Here
Şu ana kadar herhangi bir yorum mevcut değil
http://pornobis.org http://sexualfire.com http://insexmovies.com http://pornovidio.com