Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

VAHŞET, ŞİDDET, KAVGA, DÖVÜŞ. NE OLUYORUZ, NELER OLMAKTA?'

Memleketimizin hemen her yerinde, her ortam ve mekânda sür''atle artan bir ivmeyle vahşetin, şiddetin, kavga ve dövüşün arttığını müşahede etmekteyiz.

Ne oluyor, neden bu hâle geldik?

Aslında sorunun cevaplarını çok yönlü soruşturmak lâzım.

Gâzi Mustafa Kemâl Atatürk''ün hür, bağımsız, lâik ve muasır medeniyet seviyesinin (çağdaş uygarlık düzeyinin) üstüne çıkacak bir Türkiye ve etnik ayrım gözetmeksizin Türklük temeli üzerine inşa ettiği, bu uğurda nice ocakların söndüğü, savaşıldığı, iç yakıcı ağıtların ve çığlıkların atıldığı Türkiye Cumhuriyeti''nin bugünkü hâline bir bakalım.

O zamanlar bir Dolar bir Türk Lirası''ndan daha ucuzdu. Maddî imkânlarımız düşüktü ama millî gururumuz, kendimize olan güvenimiz ve hayâllerimiz güçlü idi.

Ümmetlikten milletliğe geçiş, bunu farkına varış süreçleri yaşandı. Kadını erkeği bütün herkes el eleydi, umutluydu, kendini güvende ve istikbâlini güvencede hissediyordu vatandaşlarımız.

Yâni hayâlleri, ümitleri vardı.

Yıl 2006, aylardan Haziran Temmuz. Dolar 1500 YTL civârında, halk pek çok birbirinden nefret eden safa bölünmüş. Herkes herkesle kavgalı, küs ve gergin.

İnsanların "yarın ne olacak" endişesi, "ay sonunu getirebilecek miyim" kaygısı, "yolda yürürken birisi beni gasp veya tecâvüz eder yâhut öldürür mü" dehşeti inanılmaz boyutlarda!

Hayâller, masallar, dedelerimizin öyküleri yok olmuş, umut yitirilmiş, âileler parçalanmış, sevdâlar tükenmiş.

Televizyon kanallarında sürekli öfke, kavga ve saldırganlık pompalanmakta! Mahremiyet, iffet ve mahcubiyet tatile gitmiş âdeta.

Hanımların en çok televizyon seyrettiği saatlerde bütün "nasyonal" kanallarda kimin kimi nasıl aldattığı, eskiyip pörsümekte olan eski sözüm ona yıldızların sevgilileriyle nasıl düzmece kavgalar ettikleri, evde ne yaptıkları sergileniyor. Başka işi gücü olmayan halkımız da bunlara taraf ve saf olmuş, tutmuş, oradaki kişilerle özdeşleşerek yapay tatminler yaşamakta; yâni afyonlanmakta.

Son 25 senedir tamamen dezenforme (bilgisizleştirilme) ve misenforme (yanlış bilgilendirilme) edilmiş, hâlâ okuma yazma oranı çok düşük, bilenlerin de doğru dürüst şeyler okumadığı halkımız bunlarla oyalanıyor.

Bir yandan ekonomik, politik, etnik ve sosyal terör almış başını gidiyor.

Temel mekanizma şu: Temel güvenlik ihtiyacının göçmesi!

Tıpkı bir apartman gibi, en alttaki kat güvenlik (emniyet) ihtiyacıdır. Ancak ve ancak bu ihtiyaç karşılanırsa sevme sevilme, sayma sayılma, âidiyet mensubiyet ve kendini gerçekleştirme katlarına çıkılabilir.

Halkımızın %80''i açlık ve/veya sefâlet sınırının altında yaşar hâle gelmiş. "Açlıkla gurur bağdaşmaz" diye bir atasözü vardır.

İnsanımız gergin, güvensiz ve ne yapacağını şaşırmış durumda. En ufak bir kıvılcımda ateş değil yangın parlamakta. Cimbomcular sarı kanaryacılarla, dinciler lâiklerle, ülkücüler Komünist'lerle, filânca etnik grup falanca etnik grupla hasım olmuş durumda. Buna sosyolojide "anomi" deniyor; yâni anlamsızlık, belirsizlik.

Milletimiz zamkını, sevgi ve saygısını kaybetti.

Öyle olunca da en temel ve çiğ davranış örüntüsüne sığındı: Saldırganlık!

Küreselleşme masalı altında yeni sömürgeciliğin dayatıldığı çağımız dünyâsında Türkiye en stratejik coğrafî konumdaki ülkelerden birisidir. Bâkir petrol, su, Bor ve diğer doğal kaynaklarıyla yedi düvelin ağzının sulanmasını sağlayan bir konumdayız.

Depresyon ve anksiyete hastalıkları müthiş bir tırmanma içerisinde. İnsanların bunların tedavisi için elzem olan psikiyatrik yardıma ulaşacak, ulaşsa bile verilen ilâçları satın alacak parası yok!

Bu hâle gelmemizde sûret-i haktan gözüküp sürekli olarak bizi arkadan vuran tarihî düşmanlarımızın alenî rolleri var ama bizim hiç mi kabahatimiz yok?

Tabii ki var. Daha çalışkan, daha üretken, daha müteşebbis olmayı hızla, ışık hızıyla başarmamız lâzım.

Her şey para ve nüfûz değildir. Memleketi yönetenlerin de, muhalefetin de, aydınların da sorumlulukları var.

Özellikle de büyük medya patronlarının. Sürekli olarak cehâlet, saldırganlık, bâtıllık, bilim dışılık pompaladıkları bu halk bir gün sokaklara dökülürse, memleket çok daha karanlık günlere kayıverirse (ki kaymak üzeredir) acaba onlar memnun mesut koltuklarında oturabilecekler mi?

Toplumumuz âdeta bir şizofrenik çözülme içerisinde; bunun ilâcı da âcilen ulusal mutabakatla varılacak toplumsal barış.

   Hepimizin ilk amacı bu kutsal vazifeye hizmet etmek olmalı.

      Çocuklarımıza nasıl bir Türkiye bırakacağımızı düşünmenin tam zamanıdır.

            Sevgiyle, saygıyla, dayanışmayla kalın.

Mehmet Kerem DOKSAT

GENÇLERDE MARKA MERAKI
HA TERÖRİST HA MEHMETÇİK, HÂTTÂ BİR DE ÖZÜR DİLEME...
 

Yorum

Already Registered? Login Here
Şu ana kadar herhangi bir yorum mevcut değil