Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

M. Kerem DOKSAT

M. Kerem DOKSAT

Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ
5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.
İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.
Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.
Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.
Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.
Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.
53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Sevgili Mekâncılar,

Sadece bir an için gözlerinizi kapatın ve bir odaya girdiğinizi ve orada bazı arkadaşlarınızı ve meslekdaşlarınızı gördüğünüzü düşünün, birden yere doğru bakıyorsunuz ve üzerinizde hiçbir elbisenin olmadığının farkına varıyorsunuz. Adeta çırılçıplaksınız! Sosyal fobisi olan kişilerin bir toplumsal durumla karşılaştıklarında neler hissettiklerini bu senaryo çok iyi anlatmaktadır.

Büyük bir utanç duyarsınız, odadan kaçıp gitmek istersiniz, sanki ölecekmiş gibi olduğunuzu hissederseniz, hiç kimseyi yeniden görmek istemezseniz”.

SOSYAL FOBİ HANGİ YAŞLARDA BAŞLAR?

Sosyal fobi alt tipine göre değişmekle birlikte erken ve geç ergenlik dönemi arasında başlar (10-17 yaş) Yaygın tipin daha erken yaşta başladığına dair bilgiler vardır.

Ne sıklıkta görülür?

SAB’nun hayat boyu görülme oranı %2-13 arasındadır. En sık görülen psikiyatrik hastalıklardan biridir. Türkiye’de üniversite öğrencilerinde yapılan araştırmada %24’ünde bu hastalığın olduğu tespit edilmiştir. 

SF bireyin başkaları tarafından yargılanabileceği kaygısını taşıdığı toplumsal ortamlarda mahcup veya rezil olacağı konusunda belirgin ve sürekli korkusunun olduğu bir kaygı bozukluğudur.

sosyal anksiyete bozukluğu ile ilgili görsel sonucu

 

Kişiler başkalarıyla etkileşimde bulunmalarını gerektiren yahut bir eylemi başkalarının yanında yerine getirmeleri gereken durumlardan korkarlar ve bunlardan olabildiğince kaçınmaya çalışırlar. Başkalarının kendileriyle ilgili olarak kaygılı, zayıf, kaçık veya aptal gibi yargılarda bulunacağını düşünürler. Ellerinin veya seslerinin titrediğinin farkına varacaklarıyla ilgili kaygılarından ötürü toplum önünde konuşmaktan korkabilirler veya düzgün bir biçimde konuşamıyor gibi görünmekten korktukları için başkalarıyla karşılıklı konuşurken aşırı kaygı duyabilirler. Diğer insanların ellerinin sallandığını görmesinden utanç duyacaklarından korktukları için başkalarının yanında yemekten, içmekten yahut yazı yazmaktan kaçınabilirler.

Sosyal fobinin tipleri var mıdır?

Sosyal fobi iki şekilde görülür:

1-Korkular birçok toplumsal durumları kapsıyorsa yaygın tip,

2-Bazı durumları kapsıyorsa (başkalarının önünde imza atmak, yemek yemek, konuşma yapmak gibi) yaygın olmayan tiptir.

KİMLERDE DAHA SIK GÖRÜLÜR?

Maddî durumu ve sosyal konumu yetersiz, hiç evlenmemiş, işsiz ve eğitim düzeyi yüksek olmayanlarda sık görülmekle birlikte, hastalığın erken dönemlerinde toplum içine yeterince çıkmama  da risk etmenleri arasındadır. Kalıtımdan daha çok, çocuk yetiştirme tarzı, ailenin başkalarıyla yeterince görüşmemesi  ve ebeveyn modeli önemlidir. Çocukluk çağından itibaren aşırı çekingen olan kişilerde, gelecekte SF gelişme riski daha yüksektir 

Sosyal Fobi mi çekingenlik mi?

Toplulukta konuşma, sosyal ortamlarda kendini ifade edebilme gibi konularda çekingenlik  sık görülen bir durumdur. Bunların büyük bir kısmı hastalık kapsamında değildir.

Hatta bir işe başlamadan önce “yapamazsam rezil olur muyum?” düşüncesi kişiyi motive eder ve daha iyi hazırlanmasına yardımcı olur.

Sosyal fobi demek için ise kişide korkunun yanı sıra kaçınma davranışlarının olması gerekmektedir.

Veya kişi kaçmıyorsa, bu duruma katlanmaya kendisini zorluyorsa; büyük bir sıkıntı yaşar. Ayrıca SAB’de kişi korkularının aşırı yahut anlamsız olduğunu bilir. Eğer gerçekten korku duyulabilmesi anlamlı bir olay varsa, teşhis SAB değildir.

Mesela sözlüye hiç çalışmamış bir öğrencinin sınıfta adının çağrılmasından korkması gibi. 

Sosyal Fobinin Belirtileri Nelerdir

Sosyal Fobi’de korkulan durumla karşılaşıldığında bedensel belirtiler ortaya çıkar. Bunlar yüz  kızarması, terleme, ağız kuruluğu, çarpıntı, nefes kesilmesi, nefes darlığı, mide barsak sisteminde rahatsızlık, ishal, adale gerginliği, titreme gibi. Bu sırada aklından geçen düşünceler “güçsüzüm, yetersizim, çirkinim, beğenilmiyorum, sevilmeye lâyık değilim, hata yapmamalıyım, mükemmel olmalıyım, kaygılı olduğumu belli etmemeliyim, rahat davranmalıyım, kusursuz görünmeliyim, herkesin takdirini kazanmalıyım” şeklindedir. Bu düşünceler sonrasında oluşan kaçınma belirtileri ise korkulan ortama girmeme, korkulan ortamı terk etme, göz temasından kaçınma, ilgisiz şeyler düşünme şeklinde olabilir.

Liebowitz Sosyal Fobi Ölçeği’nde belirlenen sosyal durumlar şu şekildedir:

Toplum içinde telefonla görüşme

Küçük bir grup faaliyetinde yer alma

Toplum içinde yemek yeme

Toplum içinde bir şeyler içme

Yetkili biri ile konuşma               

Dinleyiciler önünde konuşma, rol yapma

Partiye/ eğlenceye gitme

Başkaları tarafından seyredilirken çalışma

Başkaları tarafından seyredilirken yazma

Çok iyi tanımadığı biriyle telefonda görüşme

Çok iyi tanımadığı biriyle yüz yüze konuşma 

Yabancılarla karşılaşma

Genel tuvaletleri kullanma

Birilerinin oturduğu odaya girme

İlgi odağı olma                    

Bir toplantıda hazırsızlık konuşma yapma

Yetenek, yeti veya bilgi testine tabi tutulma 

İyi tanımadığı birine onaylanmadığını veya aynı düşüncede olmadığını ifade etme            

Çok iyi tanımadığı birinin gözlerinin içine bakma

Önceden hazırlanmış bir raporu bir gruba sözel olarak sunma

Romantik veya cinsel ilişki amacıyla birini tavlamaya çalışmak

Alınan bir malı parasını geri almak üzere iade etmek                                      

Parti / davet vermek

Israrlı bir satıcıya karşı koyma      

SEBEPLERİ NEDİR?

Sosyal fobide kalıtımsalsal geçişin rolü çok güçlü olmasa da vardır. Akrabaları arasında sosyal fobik olan kişilerin bu hastalığa yakalanma riski bir miktar daha yüksektir. En önemli etmenlerden biri  beyinde birtakım kimyasal ve elektriksel bozukluklar olduğudur, özellikle serotonin adı verilen bu  kimyasal maddenin Sosyal AB’ların beynindeki oranının normalden az olduğu veya iletimde aksaklıklar bulunduğu ileri sürülmüştür. Ayrıca zihinsel altyapısı önceden hazırlanmış olan SAB bazen belirli bir olaydan sonra gün yüzüne çıkmış ve travmatik bir yaşantı ile şartlanarak  yerleşmiş olabilir.

Mesela öğrenci sınıfta ders anlatırken bir hata yapmış ve arkadaşları ona gülmüştür. O da küçük düştüğünü, rezil olduğunu düşündüğü için utanç hissine kapılmış ve bedensel belirtiler göstermiştir. Bir dahaki sefere ders anlatmak için yine tahtaya çıktığında önceki deneyimi olumsuz beklentilere yol açacak, bulunduğu ortam duygularını tetikleyecek ve belirtiler ortaya çıkacaktır. Çocuk yetiştirme biçimi de hastalığın oluşmasında önemli etmendir. Genelde aşırı koruyucu veya reddedici, duygusal sıcaklıktan yoksun, katı anne babalar olabilir. Tavuk anneler ve horoz babalar!

Bazen çocuktan yüksek beklentileri olduğunda bunlara ulaşılamayınca çocuk cezalandırılabilir, böylece başarısızlık korkusu gelişebilir. Tanıdık olmayan ortamlara, insanlara ve nesnelere aşırı korku duyma olarak tanımlanan davranışsal ket vurulmanın, SAB gelişiminde öncül belirti olduğu söylenmiştir.

SOSYAL ANKSİYETE BOZUKLUĞU NASIL TEDAVİ EDİLEBİLİR?

Sosyal Fobi (SAB) tedavisi olan bir hastalıktır. Her şeyden önce gerçekçi beklentiler içinde olmak gerekir. Beraberinde diğer psikiyatrik hastalıkların olması, başlangıç yaşının erken olması, kişinin tedavi isteği gibi birçok etken tedavinin başarısını etkilemektedir.

SOSYAL ANKSİYETE BOZUKLUĞU NASIL TEDAVİ EDİLİR?

SAB’de ilaç tedavisi ve psikoterapi (konuşmaya dayalı ruhsal tedavi) uygulanır. Hastanın durumuna göre bazen tek başına psikoterapi, bazen ilaç tedavisi uygulansa da genelde her ikisinin beraber uygulanmasında başarı daha yüksektir. İlaç tedavisinde özellikle serotonin sistemi üzerinde etkili olan ilaçlar seçilir. Fluoksetin (Prozac), sertralin (Lusrtal), fluvoksamin (Faverin) veya hem serotonin hem dopamin hem de noradrenalin üzerinden etki yapan venlafaksin (Efexor) gibi ilaçlar orta ila yüksek dozda verilir (sonuncudan 150-300 mg/gün).

Tedavinin ilk günlerinde hafif bulantı, baş ağrısı, uyku bozukluğu, midede huzursuzluk gibi geçici yan etkiler oluşabileceği, zamanla bu belirtilere vücudun alışabileceği hastaya bildirilir. Bu ilaçlar bağımlılık yapmaz, kalıcı hasar veren yan etkileri yoktur. İlaç etkisinin ortaya çıkması için iki-üç hafta kadar beklemek gerekir. İlacın etkili olup olmadığına karar vermek için en az 10 hafta süre geçmelidir. Tedavi süresi, ortalama  9-12 aydır.  

Hipnoterapi, genellikle ilaçlarla kontrol altına alınana alınan vak’alarda kombinasyon hâlinde işe yarar.

Sosyal Fobi’de (YAB) en sık uygulanan Terapi şekli Bilişsel ve Davranışçı Terapidir. 

Bilişsel terapide kaygı duyguları ve bu kaygıya karşı oluşan bedensel tepkileri tanıma, kaygı doğuran durumlardaki düşüncelerin ne olduğunu anlama, bunlara karşı başa çıkma stratejileri geliştirme gibi aşamalar vardır. Davranışsal terapide ise model olma, yakınmaların üstüne gitme, belirtileri daha net algılayabilmesi için rol oynama, gevşeme eğitimi, sosyal beceri eğitimi gibi her hastada farklı uygulanabilecek yöntemler vardır. Ayrıca aile ve grup terapisi de uygulanabilir.

Hipnoz etkili olabilir ama ilaçlarla kontrol altına alındıktan sonra

Ne yapmalıyım?

Her şeyden önce Sosyal Fobi’nin bir hastalık olduğunun kabul edilmesi gerekmektedir. Çekingen kişilik bozukluğu ile birlikte sık görülmesi,  toplum tarafından bu özelliklerin genellikle efendilik olarak kabul edilmesi kişileri tedavi arayışından alıkoymaktadır.

Böyle bozukluğu olanların tedavisi için mutlaka psikiyatrlar yardımcı olmalıdır. Klinik psikologlar ise yardımcı olurlar.

Müslümanlıkta hastaya, seferiye ve gebeye oruç tutmanın farz olmadığını da hatırlatmak isterim. İlaçlarınızı ihmal etmeyin

Sevgi, saygı ve bilimle kalın.

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 29 Mayıs 2017 Pazartesi

28 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar,

Kelimenin kökeni hemikraniya (yani yarım baş ağrısı).

Sıradan bir baş ağrısı olmayıp tedavisi mümkün nöropsikiyatrik bir hastalık olan migren, doktora en fazla başvurulan rahatsızlıklardan biridir.

***

Hormonlarının faal olduğu genç yaşlardaki kadınlarda görülme sıklığı erkeklerin üç katına ulaşmaktadır. Kadınların yaklaşık %20’sinin, erkeklerin ise %8’inin migrenli olduğu bilinmektedir. Migren baş ağrısı, zonklayıcı veya keskin olarak özellikle şakak bölgesinde sabit olur.

***

Migren Nedir?

***

Eğer baş ağrınız ataklar hâlinde ortaya çıkıyorsa bu ağrıya migren ağrısı diyebiliriz. Migren atakları kiminde yılda 1-2 defa, kiminde ise ay içerisinde defalarca görülebiliyor. Migren ağrılarının çoğunun çok şiddetli seyrettiğini söyleyebiliriz.

Migren ağrılarını şiddetli baş ağrısı olmasının dışında diğer ağrılarından ayırt eden en önemli özellikle ise ağrı ile birlikte ortaya çıkan bulantı, ses ve ışığa duyarlılıktır. Migren ağrısı olanlar baş ağrına eşlik eden bu rahatsızlıklar sebebiyle günlük işlerini tamamlamakta zorlanırlar.

***

Yine de tam bir migren teşhisi koymak için uzun bir süreç ve uzman doktor kontrolü çok önemlidir.

Migrenin Sebepleri

Migrenin nedenlerinin en başında genetik faktörler gelir.

Ailenizden birinde migren varsa migren hastası olma ihtimaliniz %40’tır. Hem annesi hem babası migren hastası olan bir kişi ise %75 oranında migren şikâyetleri yaşayabilmektedir.

***

Migren ağrısının sebeplerinden biri de hormonal değişimlerdir. Bu sebeple migren, en sık kadınlarda görülür. Kadınlarda görülme sıklığı erkeklere göre 3 kat fazla olan migren atakları özellikle âdet dönemlerinde hormonal değişimden dolayı şiddetini artırabilir.

Âdet döneminde şiddetli baş ağrısının çoğalmasını da migrene bağlayabiliriz. Bulantı kusma, ışığa ve sese hassasiyet olabilir. Genellikle tek taraflı, yoğun ve zonklayıcı tarzdadır.

***

Migren Belirtileri

Migrenin en büyük belirtisi şiddetli, zonklayıcı ve ilke olarak tek taraflı baş ağrısıdır. Migren baş ağrısı o kadar şiddetlidir ki; bir işlevin yapılmasını etkileyebilir veya kişiyi yetersiz hâle getirerek yatak istirahatını zorunlu kılar.

Migren belirtilerinden biri de tek taraflı baş ağrısıdır. Zaman zaman taraf değiştirebilen bu tek taraflı baş ağrılarında genel de bir yarıma diğer yarımdan daha fazla eğilimi vardır. Migrende baş ağrısı sıklıkla şakaklarda ve bazen göz veya gözün arkasında yerleşir.

Alın, başın arka tarafı ve kulağın hemen arkası migren baş ağrısının en çok görüldüğü yerlerdir.

***

Baş ağrısının yanı sıra migren belirtileri olarak aşırı duyarlılık-tepkisellik, depresif duygudurum, aşırı ve gereksiz neşelenme, durgunluk/donukluk, konsantrasyon ve dikkatte azalma, düşüncede yavaşlama, kelime bulma güçlüğü, konuşurken takılma, artmış ışık-ses-koku duyarlılığı (foto-fonofobi), kenarlardan titreyerek ışık gelmesi (scintillating spectrum) esneme, uyuma isteği, açlık, tatlı yeme isteği, iştah artışı veya iştahsızlık, aşırı su içme, karında şişlik hissi, kabızlık veya ishal hali de sıklıkla gözlenir.

Migren ağrısı esnasında ışığa ve sese karşı artmış hassasiyet artışı o kadar şiddetli olabilir ki; bunlara maruz kalma ağrının şiddetini artırabilir. En bilinen bir başka migren belirtisi ise kokuya karşı artan duyarlılıktır. Bu sebeple parfüm gibi hoş kokulardan dolayı bulantının artması ve kusma görülebilir.

***

Migrenin Aurası

Migren belirtilerinden bir diğeri de “auralardır”. Şiddetli baş ağrısından hemen önce görülen bazı nörolojik belirtilere “aura” denir. Görmeye ait veya duyusal olabilir. Migren aurası ağrının başlamasından önce veya ağrının ilk gelişme döneminde olur. Oldukça kısa sürelidirler; 10 ila 30 dakika arasında ortaya çıkıp, genellikle 20 dakika sürerler.

Görsel aura: Hastalar titrek parıldayan ışıklar tarif ederler.

Duyusal aura: Migrenin duyusal aurası. El ve dilde veya ağız ve çenede uyuşma, karıncalanma şeklindedir.

Migren Çeşitleri

Migren çeşitlerinde doğru tedavi için çok önemlidir. Migrenin doğru değerlendirebilmesi için mutlaka ne tip migren olduğunu uzman bir doktora danışmalısınız.

En sık görülen migren tipi “aurasız migrendir”. Migren ağrısına sahip olanların çoğunda aurasız migrene rastlanır. Migrenin diğer bir çeşidi olan auralı migrene sahip olanlarda da kimi zaman  aurasız ataklar görülebilir. Bu anlamda, migren biyo-davranışsal bir bozukluk olup, Bipolar Bozukluk’la da iç içedir. Adeta kısa çekilmiş filmi gibidir. Böyle hastalarda Duygudurum Dengeleyicileri (ağrı üzerinde etkisi olan) verilebilir: Valproik asid + valproat (Depakin) gibi. Lyrica (pregabalin) da Yaygın Anksiyete Bozukluğu ile beraber seyreden vak'alarda etkili olur. Bazen novamin sülfon (Novalgin Ampul) içilerek kullanılırsa çok etkili olabilmektedir.

Migreni Neler Tetikler?

Migren tetikleyicileri kişiye göre farklılık gösterebilir. Aynı kişide bir atağı farklı bir neden tetiklerken, bir başka migren atağını farklı bir sebep tetikleyebilir. Bu nedenle bütün tetikleyicilere dikkat etmenizde fayda vardır.

Mesela peynir ve çikolata gibi bazı yiyecekler migreni tetikleyebilir. Bunun yanı sıra öğün atlamak veya öğünü geciktirmek, yeterli su içmemek de migren ataklarına neden olabilir.

Uyku düzeni de migren için önemlidir. Az veya faza uyumak, yoğun egzersiz yapmak ve uzun süreli yolculuklar da migren ağrısına neden olabilir. Çevresel etkenler de migren ağrılarınızı tetikleyebilir.

Çok parlak ve yanıp sönen ışıklar, keskin kokular ve iklim değişiklikleri migren ağrılarınızı etkiler. Bunların yanı sıra duygusal ve psikolojik faktörler ve kadınlardaki hormonal değişimler de migreni en çok tetikleyenler arasında sayılır. 

Migrene iyi gelen yiyecekler olmasa da migrene iyi gelmeyen yiyeceklere mutlaka dikkat etmek gerekir. Mesela çikolata, kakao, bakla, kuru fasulye, mercimek ve soya ürünleri, çeşitli deniz ürünler, sakatatlar, alkollü içecekler,  hazır et ve tavuk suyu tabletleri, konserveler, çağ kahve ve asitli içecekleri,  incir, kuru üzüm, papaya, avokado, muz ve kırmızı erik,  fıstık ezmesi gibi migreni tetikleyebilecek yiyecek ve içecekler konusunda dikkatli olunmalıdır.

Migren Tedavisi

Migren tedavisinde ilk süreç, migren hastasının şikâyetleri doktor tarafından değerlendirildikten sonra klinik olarak teşhis konulmasıdır.  Beyne ait bazı hastalıklardan şüphelenildiği zaman bunları dışlamak üzere incelemeler yapılır. Tekrarlayıcı baş ağrısı olan hastalara hiç olmazsa bir kez beyin görüntülemesi (beyin tomografisi BT) yapılarak migreni taklit edebilecek hastalıklar araştırılmalıdır. Uygun tedavi ile hastalar migren ataklarından kurtulabilirler. Migren tedavisinde migren teşhisi konduktan sonra ağrılar seyrek ise; ağrı ataklarını geçirmeye yönelik kriz tedavisi planlanır.

Haftada 1-2 kere veya daha fazla atak olduğunda koruyucu tedavi yapılmalıdır. Migren tedavisinde bazen sadece migreni tetikleyen faktörlerin (açlık, uykusuzluk, hormon kullanımı gibi) ortadan kaldırılmasıyla ağrı atakları kaybolabilir veya sıklığı, şiddeti azaltılabilir.

Aynı şekilde uzman kontrolünde kullanılan ilaçlar da migren tedavisinde çok önemlidir. Günde sadece bir kez doktor kontrolünde alınan ilaçlarla yıllar boyu ağrısız bir hayat sağlanabilmektedir.

Etkili bir baş ağrısı tedavisi için ilaçlar ve günlük rutininin değiştirilmesi çok önemlidir.  Eğer günlük hayatınızı migrene göre planlamazsanız sadece migren ilaçlarını kullanmanız fayda sağlamayacaktır.

Günlük hayatınızda bu konulara mutlaka dikkat edin;

Baş ağrısı takvimi veya baş ağrısı günlüğü tutmak

Az ya da fazla uyumamak.

Düzenli egzersiz yapmak

Stres ile başa çıkma yollarını öğrenmek

Uygun bir kiloya erişmek

Alkolden kaçınmak

Migren İlaçları

Migren tedavisinde ilaç kullanmak ilk akla gelen koruyucu yöntemlerden biri olsa da mutlaka uzman bir doktorun tavsiyesi ile alınmalıdır. Doğru migren ilaçları migren ataklarını sonlandırabilir. Migren ağrınıza eşlikçi bir bulantınız da varsa bulantı (Motilium) ve migren ağrısını önleyen ilaçları bir arada kullanmak faydalı olabilir. Ancak eş, dost tavsiyesi ile migren ilacı kullanılmamalıdır. Arkadaşınıza iyi gelen bir migren ilacı size iyi gelemeyebilir.

Migren ilacı kullanıyorsanız dikkat etmeniz gerekenlerin başında ilacı her zaman yanınızda bulundurmanız gerektiğidir. Atak belirtilerini anlar anlamaz migren ilacını kullanmanızda fayda var. Ne kadar erken alınırsa o kadar etkili olur. Aynı şekilde haftada 2-3 gün migren ilacı kullanmak da bir süre sonra vücutta tolerans geliştireceği için migren ağrınızın sebebi hâline gelmeye başlarlar. Bu da migren tedavisini daha da zorlaştırabilir.

Eğer migren ilaçları işe yaramıyor ve ataklar çok sık ve şiddetli şekilde ilerliyorsa “koruyucu tedavi” denemelisiniz. Koruyucu tedavi sırasında alınan ilaçlar ağrı kesici ilaçlardan farklı olup, daha çok migren eşiğini yükseltmeye yöneliktir.

Migrenden “Botoks” İle Kurtulun!

Migren tedavisindeki bir başka yaklaşım ise yüzdeki kırışıklıkları yok etme amacı ile kullanılan botoks. Botoks yaptıran migrenli hastaların baş ağrılarının azaldığının fark edilmesi migren tedavisinde botoks kullanımının yolunu açtı. Yapılan araştırmalar 3 aydan fazla bir süre boyunca, ayda 15 veya daha fazla gün, migren karakterinde baş ağrısı olarak tanımlanan kronik migren tedavisinde botoks uygulamasının etkili olduğu gösterdi. Bu etkinin, botoks’un, sinir sonlanma bölgelerinde bazı nörotransmitterlerin salıverilmesini engellemesi yoluyla iltihabî ağrıyı önlemesinden kaynaklandığı düşünülüyor.

Migren tedavisinde Botoks; alın, şakaklar, ense ve boyun bölgesine uygulanıyor. Kozmetik amaçla sadece yüz bölgesinde uygulanan botoks, migren tedavisinde bundan farklı olarak alın, şakaklar, ense ve boyun bölgelerinde belirli noktalara cilt altına botulinum toksini iğne ile verilerek uygulanıyor. Çoğu durumda uygulamaların etkisi yaklaşık 3-4 ay süreceğinden tedavinin devamı için tekrarlanması gerekiyor.

Migren için botoks tedavisi güvenilir olması için nöroloji uzmanı tarafından uygulanmalı…

Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’den sonra ülkemizde de onaylanmış olan kronik migren tedavisinde botoks uygulanmasının güvenilir olması için bir nöroloji uzmanı tarafından yapılması büyük önem taşıyor.

Nöral terapi Migren Ağrılarına İyi Geliyor

1926 yılında migrenli bir hastanın tedavisi sırasında keşfedilen Nöral terapi tedavisi dünyada ve 2008 yılından itibaren Türkiye’de de uygulanan bir yöntemdir. Nöralterapi; kısa etkili lokal anesteziklerle yapılan bir iğne tedavisidir. Otonom sinir sisteminin yeniden düzenlenmesi esasına dayanmaktadır. Komplikasyonu yok denecek kadar azdır ve hamileler dâhil bütün yaş gruplarına uygulanabilmektedir.

Nöral terapi ve bütüncül yaklaşım migren tedavi başarı şansını yükseltmiştir. Nöral terapi, migrenin derecesine bağlı olarak tetik nokta enjeksiyonları, elle terapi, gangliyon blokajları, ilaç ve şelasyon gibi kombine tedavilerle desteklenebilmektedir.

Kişiye Özel Bir Tedavi Planı Belirlenmeli

Migren şikâyeti yaşayan kişilerin geçmiş hikâyesi incelenmeli, baş ve boyun bölge muayenesinin ardından nedene yönelik olarak kişiye özel bir tedavi planı çıkartılmaktadır.

Muayene sırasında kas yapılarını incelemek gerekir. Boyun ve sırt bölgesindeki bir tetik nokta örneğin adale kasılması, kulunç girmesi (adale spazmı) de enseden başlayan, tek taraflı göz ve yüz ağrısına neden olabilir.

Hastanın su tüketimi, nasıl beslendiği, uyku düzeni, stres derecesi, çevresel şartları, mide bağırsak durumları belirlenmelidir. Çünkü fizyolojik bozukluklar da ağrının fazla algılanmasını sağladığı gibi ağrıyı tetikleyebilir.

Günümüzde pek çok insan boyun ve sırt ağrısı yaşamaktadır ve bunlara ek olarak gelişen baş ağrıları da migren teşhisiyle oldukça sık karıştırılmaktadır.

Migren hastalığında beyin cerrahisi, nöroloji, psikiyatri, fizik tedavi bölümleri ile mültidisipliner bir yaklaşım gereklidir. Yapılan çalışmalar göstermektedir ki; hastaların aslında %53’ü psikojenik faktörlere veya hastalık sonrası gelişen psikiyatrik bozukluğuna bağlı olarak ağrılar çekmektedir. Bu sebepten her hastaya aynı yöntemi kullanmak doğru bir yaklaşım değildir.

Migreni Olanlar Hangi Egzersizleri Yapmalı?

Yapılan araştırmalar migrene iyi gelenler arasında hafif egzersizler yapmanın öneminin büyük olduğunu gösteriyor. Hafif egzersizler migren ataklarının sıklık ve şiddetini azaltabilir ve migrenin koruyucu tedavisinde faydalı olabilir. Migren ağrılarınız var ise sizi çok fazla yormayacak, düzenli bir aerobik egzersiz programı uygulayabilirsiniz. Bunun yanı sıra hayatınızda migren varsa jogging, yüzme, dans, bisiklet ve tempolu yürüyüş de tercih edebileceğiniz egzersiz seçeneklerinden.

Migren Depresyona Neden Olur mu?

Kronik migren ağrıları olan kişilerde depresyon ve anksiyete belirtilerine daha çok rastlanır. Kronik migrenin tanımı ise 3 ay süre ile iki günde bir veya daha sık baş ağrılarına sahip olmanızdır. Migren ağrılarınız kronik olmasa da eğer depresyon ve anksiyeteye sahipseniz bu durum migren ağrılarınızın artmasına neden olur. Migren tedavisinde depresyon ve anksiyetenin de (endişe) tedavi edilmesi çok önemlidir.

Hangi Besinler Migren Atağına Neden Olur?

Migrene neden olan besinleri peynirler ve tiramin içeren besinler şeklinde özetleyebiliriz.

Tiramin, besin bekletildikçe, proteinlerin yıkılması neticesinde ortaya çıkar. Yıllandırılan yüksek protein içerikli besinlerde tiramin miktarı da artar. Özellikle peynirler ve şaraplar Chianti), alkollü içecekler ve işlenmiş etlerin bol tiramin içermesi nedeniyle migrene neden olduğunu söyleyebiliriz.  Hangi peynirler migreni daha çok etkiler sorusunun cevabı ise yüksek tiramin içermeleri sebebiyle; rokfor ve benzeri küflü peynirler (stilton, gorgonzola), Çedar, Beyaz peynir, Mozzarella, Permesan, İsviçre peyniri diyebiliriz.

Alkol: Kırmızı şarap, bira, viski ve şampanya migren dostudur. Migren ağrısını çabucak tetikleyebilir.

Gıda koruyucuları: Gıda koruyucuları içlerinde bulunan nitratların damarları genişletmesi nedeniyle migreni tetiklerler.

Soğuk gıdalar: Özellikle vücut ısısının yükseldiği egzersiz, yürüyüş esnasında veya sıcak havalarda tüketilen soğuk gıdalar bazı kişilerde migren ağrısına sebep olabilir. Özellikle alın ve şakaklarda hissedilen ağrı genellikle birkaç dakika sürer. Ayrıca çok soğukta kalmak da migreni tetikleyebilir.

Bunların dışında migrene iyi gelmeyen gıdaları şöyle sıralayabiliriz;

Kuruyemişler ve kabuklu yemişler

Tütsülenmiş veya kurutulmuş balık

Fırınlanmış mayalı yiyecekler (kek, ev yapımı ekmek, sandviç ekmeği)

Muz, narenciye ürünleri (portakal, mandalina, turunç vb), kivi, ananas, frambuaz, kırmızı erik

Bazı kuru meyveler (hurma, incir, üzüm)

Et, bulyon ile yapılmış çorbalar (gerçek et suyu için geçerli değildir)

Aspartam ve diğer tatlandırıcılar

Kafein Migrene İyi Gelir mi?

Evet, kafein migrene iyi gelir.  Migren ilacınıza kafein eklemeniz ilaçların baş ağrısına karşı nerdeyse %40 daha fazla etki etmesini sağlıyor (mesela asetaminofen: Vermidon Tablet gibi). Migren ilacı kullanırken kafein içeren ilaçlar kullanırsanız hem daha düşük dozda ilaç kullanır hem de ilacın daha etkili olduğunu görebilirsiniz. Ancak kafein içeren ilaçların da diğer bütün baş ağrısı ilaçları gibi çok fazla kullanılması rebound baş ağrısına (geri tepme baş ağrısı) neden olur.

Ayrıca kafein içeren ilaçlar faydalı olsa da kafein içeren gıdalar tavsiye edilmez. Kahve, çay, meşrubatlar veya çikolata kişiyi rebound (geri tepme) baş ağrılarına daha duyarlı hale getirebilir. Migren ilaçlarının hepsi doktor gözetiminde kullanılmalıdır.

Hemikraniya Kontinua’da ise sadece indometasin (Endol süppozituar) etkilidir. Çok eskiden bir hastam “Doktor Bey, baş ağrım geçti ama basurum kanıyor” deyince karşılıklı gülüp Hemoralgine Pomad yazmıştım.

ENDOL ile ilgili görsel sonucu

Surmatriptan artık pek kullanılmıyor; zolmitriptan, Aspirin ve diğer non-steroid antienflamatuar ilaçların yanı sıra, 75 ila 150 mg amitriptilin (Laroxyl) en çok tercih edilen ilaçlardır.

Yatkın vakalarda hipnoterapi işe yarayabilir. Akupunktur da faydalı olabilir.

Sağlık, esenlik, kardeşlik ve akılla dolu yaşamaya devam…

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 27 Mayıs 2017 Cumartesi

55 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar,

 

Bu sefer sevimli ama bir o kadar da meyhoş bir konuyu ele aldım. Sürekli olarak yapılan zamlarla ona ulaşmak güçleşiyor ama hâlâ paylaşmak mümkün.

 ANTABUS İLAÇ ile ilgili görsel sonucu

 

Alkol bağımlılığı nedir?

Alkolün birçok çeşidi vardır. Etanol denilen türü içki olarak tüketilmektedir. İçki olarak tüketilen alkol birçok hastalığa neden olmaktadır. Bunun yanında alkol iradeyi zayıflatır, kişi kontrol kaybı yaşar ve uyuşturucu maddelere açık hâle getirir. Uyuşturucu kullananların yüzde 57’si alkol kullanmaktadır. Alkolden uzak durmak diğer madde bağımlılıklarından korunma noktasında önleyici bir role sahiptir.

Çok miktarda ve sıklıkla alkol tüketen, bedensel, ruhsal ve toplumsal sağlığının bozulmasına rağmen alkol almak isteyen, tedavi edilmesi gereken kişiye alkolik denir. Dünyada alkol kullanan 2 milyar kişinin 76 milyon kadarı alkol bağımlısıdır. Yılda 1 milyon 800 bin kişi bu nedenle hayatını kaybetmektedir. Ülkemizde ilk tüketim yaşı 11’e kadar inmiştir. İlk kullanım yaşı düştükçe ileriki yaşlarda bağımlı olma riski artmaktadır.

 

Alkolün Vücutta İzlediği Yol

Alkol mide yüzeyinden hücrelere geçiş yapar. Yüzde 20’si mideden, yüzde 80’i ince bağırsaklardan kana karışır. Sonraki durak karaciğerdir. Karaciğerin önceliği yağ asitlerini yakarak enerji üretmektir. Ancak alkol olunca bu öncelik değişir. Normalde parçalayacağı yağ asitleri karaciğerde birikmeye başlar ve karaciğer yağlanır. Alkol, kanla, kalbe, akciğerlere ve bronşlara ulaşır.

Akciğerlerden dakikalar içinde beyne ulaşır ve uyuşma etkisi yapar. Alkol, vücuda alındıktan 3 dakika sonra tüm hücrelere ulaşmış olur. Alınan alkol miktarı, belirli seviyeyi geçerse solunum yavaşlayarak kişide komaya ve hatta ölüme neden olur.

Alkol bağımlılığı belirtileri

Kişi tarafından alışkın olduğu etkinin sağlanabilmesi için kullanılan alkol miktarının giderek arttırılıyor olması; eskiden kullanılan, alışkın olunan alkol miktarı ile aynı hissin ve etkinin sağlanamaması (tolerans)

Kişinin kullandığı alkolün miktarını azaltması ya da alkolü bırakması sonucunda yoksunluk belirtisi dediğimiz bir takım ruhsal ve bedensel sıkıntılar içerisine girmesi ve yoksunluk belirtisi hisseden kullanıcının alkol alması ile rahatlama hissetmesi

Kullanılan alkolün kişi tarafından almayı tasarladığı miktardan fazla miktarda ve sürede kullanılması

Alkol sağlamak, alkol kullanmak veya alkolün etkilerinden kurtulmak için çok fazla zaman harcanması

Alkol kullanımı yüzünden önemli toplumsal, mesleki etkinliklerin ya da boş zamanları değerlendirme etkinliklerinin azaltılması ya da bırakılması

Alkol kullanımını bırakmak ya da denetim altına almak için başarısız girişimlerin varlığı

Alkolden zarar gördüğü bilinmesine rağmen alkol alımına devam etmek

Yol açtığı sorunlar

Yemek borusu, gırtlak, mide ve pankreas kanserleri

Doğru düşünme, karar verme ve hareket etme gibi beynin işlevlerini bozması

Uyku bozuklukları, baş ağrısı, göz tahribatı

Kalp ve kan dolaşımı hastalıkları

Kan pıhtılaşmasını engelleme

Karaciğerde ağır hasar

Tedavi için

Alkol sosyal kullanımı da olan bir psikoaktif madde olduğu için alkolün kötüye kullanımını veya alkol bağımlılığının geliştiğini kabul etmek zaman alabilir. Alkol kullanan birçok kişi sosyal kullanım düzeyinde devam ederken alkol bağımlılığı gelişmektedir. Alkol kullanan ve tedavi olmak isteyen, bu konudaki problemlerine çözüm arayan kişi ve yakınları hastanelere bağlı Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezleri (AMATEM) ile psikiyatri kliniklerine başvurarak tedavi olabilirler.

Tedavi hastanın ihtiyaçlarına göre seçilmelidir.

Hedef ayıklıktır (sobriety). Eşlik eden psikiyatrik bozuklukların ayırıcı tanısı ve tedavisi için bu önemlidir.

Tedaviden sonra uzun süreli izleme gereklidir. Kişi uzun süre hastanede kalsa bile daha sonra izlenmezse tekrar alkol almaya başlaması muhtemeldir. Düzenli aralıklarla psikolojik danışma almak veya yardım gruplarına katılmak tekrar başlama riskini azaltır.

Nüksler (tekrarlamalar) ilk 6 ayda sıklıkla görülür.

Alkoliğin ailesi alkolizm tedavisinde önemli bir faktördür. İçmeyi sürdürdüğü sürece onunla kalamayacağını belirten eşi alkoliğin alkolü bırakma denemesine girmesi için tek başına yeterli bir sebep oluşturabilir.

Alkol bağımlısı birey alkolizm için orijinal bir tedavi programını görmeyi reddediyorsa, hekim alkolik ilişkisini kesmemeli, tedaviyi kabul edeceği bir psikososyal krizi beklemelidir.

Alkollüyken Araç Kullanımı!

Alkol kandaki oksijen oranını azaltır. Yeterince oksijen alamayan beyin, fonksiyonlarını kaybetmeye başlar. Alkolün etkisiyle korkunun azalması ve kendine güvenin artması sonucu sürücü risk alma eğilimine girer ve kaza yapma olasılığı artar. Kişi normal hayatında kurallara uyan biri olsa bile, alkolün etkisi altındayken bu durum değişebilir. Kişinin denge, görme, işitme gibi beyinsel fonksiyonların azalması sonucu kas kontrolü ve dikkat azalır. Önüne aniden bir canlının veya bir aracın çıkması hâlinde sürücünün tepki gösterme süresi uzar. Bu da kaza yapma ihtimalini artırır.

Dikkat!

Alkol anne kanından plasenta yoluyla direkt bebeğin kanına geçer. Anne kanındaki alkolle bebeğin kanındaki alkol miktarı aynıdır. Gebelikte kullanılan alkol düşük ve ölü doğumlara, bebekte gelişme geriliğine, sosyal gelişim ve zekâ geriliği gibi durumların oluşmasına neden olur.

 


 

Biliyor musunuz?

·         Her yıl 3,5 milyon insan alkole bağlı nedenlerden dolayı hayatını kaybetmektedir.

·         Alkol tüm dünyada önlenebilir ölüm ve yaralanmaların üçüncü temel nedenidir.

·         Alkolden doğan maddi zarar alkolden elde edilen gelirden çok daha fazladır.

·         Eğitimde başarısızlık, suça eğilim, alkole bağlı sağlık problemleri alkol kullanımıyla doğru orantılı olarak artar.

Ne yapmalı?

Bağımlı kişinin davranışlarının sonuçlarını görmesine yardımcı olun.

Samimi ilgi gösterin, alkol probleminin bir hastalık olduğunu unutmayın.

Bağımlılık tedavi metotları hakkında bilgi sahibi olun. Bağımlıya bunlardan bahsedin.

Bağımlı kişinin yardım kabul etmesine hazırlıklı olun. Tedavi merkeziyle önceden görüşün, gerekli ayarlamaları yapın. Böylece harekete geçmesini engelleyecek bahaneleri ortadan kaldırmış olursunuz.

Ne yapmamalı?

Nefret, düşmanlık, kötü söz söyleme, lanetleme, ahlak dersi vermek gibi yaklaşımlardan uzak durun ve ona yardım etmeye çalıştığınızı unutmayın.

Saklamak, çevreye belli etmemeye çalışmak sorununun daha derinleşmesine neden olacaktır.

Alkol bağımlılığı nedir?

Alkolün birçok çeşidi vardır. Etanol denilen türü içki olarak tüketilmektedir. İçki olarak tüketilen alkol birçok hastalığa neden olmaktadır. Bunun yanında alkol iradeyi zayıflatır, kişi kontrol kaybı yaşar ve uyuşturucu maddelere açık hâle getirir. Uyuşturucu kullananların yüzde 57’si alkol kullanmaktadır. Alkolden uzak durmak diğer madde bağımlılıklarından korunma noktasında önleyici bir role sahiptir.


Çok miktarda ve sıklıkla alkol tüketen, bedensel, ruhsal ve toplumsal sağlığının bozulmasına rağmen alkol almak isteyen, tedavi edilmesi gereken kişiye alkolik denir. Dünyada alkol kullanan 2 milyar kişinin 76 milyon kadarı alkol bağımlısıdır. Yılda 1 milyon 800 bin kişi bu nedenle hayatını kaybetmektedir. Ülkemizde ilk tüketim yaşı 11’e kadar inmiştir. İlk kullanım yaşı düştükçe ilerideki yaşlarda bağımlı olma riski artmaktadır.

Alkolün Vücutta İzlediği Yol

Alkol mide yüzeyinden hücrelere geçiş yapar. Yüzde 20’si mideden, yüzde 80’i ince bağırsaklardan kana karışır. Sonraki durak karaciğerdir. Karaciğerin önceliği yağ asidlerini yakarak enerji üretmektir. Ancak alkol olunca bu öncelik değişir. Normalde parçalayacağı yağ asitleri karaciğerde birikmeye başlar ve karaciğer yağlanır. Alkol, kanla, kalbe, akciğerlere ve bronşlara ulaşır.

Akciğerlerden dakikalar içinde beyne ulaşır ve uyuşma etkisi yapar. Alkol, vücuda alındıktan 3 dakika sonra tüm hücrelere ulaşmış olur. Alınan alkol miktarı, belirli seviyeyi geçerse solunum yavaşlayarak kişide komaya ve hatta ölüme neden olur.

Alkol bağımlılığı belirtileri

Kişi tarafından alışkın olduğu etkinin sağlanabilmesi için kullanılan alkol

miktarının giderek arttırılıyor olması; eskiden kullanılan, alışkın olunan alkol miktarı ile aynı hissin ve etkinin sağlanamaması (tolerans)

Kişinin kullandığı alkolün miktarını azaltması ya da alkolü bırakması sonucunda yoksunluk belirtisi dediğimiz bir takım ruhsal ve bedensel sıkıntılar içerisine girmesi ve yoksunluk belirtisi hisseden kullanıcının alkol alması ile rahatlama hissetmesi

Kullanılan alkolün kişi tarafından almayı tasarladığı miktardan fazla miktarda ve sürede kullanılması.

Alkol sağlamak, alkol kullanmak ya da alkolün etkilerinden kurtulmak için çok fazla zaman harcanması.

Alkol kullanımı yüzünden önemli toplumsal, mesleki etkinliklerin ya da boş zamanları değerlendirme etkinliklerinin azaltılması ya da bırakılması

Alkol kullanımını bırakmak ya da denetim altına almak için başarısız girişimlerin varlığı.

Alkolden zarar gördüğü bilinmesine rağmen alkol alımına devam etmek.

Yol açtığı sorunlar

·         Yemek borusu, gırtlak, mide ve pankreas kanserleri

·         Doğru düşünme, karar verme ve hareket etme gibi beynin işlevlerini bozması

·         Uyku bozuklukları, baş ağrısı, göz tahribatı

·         Kalp ve kan dolaşımı hastalıkları

·         Kan pıhtılaşmasını engelleme

·         Karaciğerde ağır hasar

Tedavi için

Alkol sosyal kullanımı da olan bir psikoaktif madde olduğu için alkolün kötüye kullanımını veya alkol bağımlılığının geliştiğini kabul etmek zaman alabilir. Alkol kullanan birçok kişi sosyal kullanım düzeyinde devam ederken alkol bağımlılığı gelişmektedir.

Tedavi hastanın ihtiyaçlarına göre seçilmelidir.

Hedef ayıklıktır (sobriety). Eşlik eden psikiyatrik bozuklukların ayırıcı tanısı ve tedavisi için bu önemlidir.

Tedaviden sonra uzun süreli izleme gereklidir. Kişi uzun süre hastanede kalsa bile daha sonra izlenmezse tekrar alkol almaya başlaması muhtemeldir. Düzenli aralıklarla psikolojik danışma almak veya yardım gruplarına katılmak tekrar başlama riskini azaltır.

Nüksler (tekrarlamalar) ilk 6 ayda sıklıkla görülür.

Alkoliğin ailesi alkolizm tedavisinde önemli bir faktördür. İçmeyi sürdürdüğü sürece onunla kalamayacağını belirten eşi alkoliğin alkolü bırakma denemesine girmesi için tek başına yeterli bir sebep oluşturabilir.

Alkol bağımlısı birey alkolizm için orijinal bir tedavi programını görmeyi reddediyorsa, hekim alkolik ilişkisini kesmemeli, tedaviyi kabul edeceği bir psikososyal krizi beklemelidir. 

Alkollüyken Araç Kullanımı!

Alkol kandaki oksijen oranını azaltır. Yeterince oksijen alamayan beyin, fonksiyonlarını kaybetmeye başlar. Alkolün etkisiyle korkunun azalması ve kendine güvenin artması sonucu sürücü risk alma eğilimine girer ve kaza yapma olasılığı artar. Kişi normal hayatında kurallara uyan biri olsa bile, alkolün etkisi altındayken bu durum değişebilir. Kişinin denge, görme, işitme gibi beyinsel fonksiyonların azalması sonucu kas kontrolü ve dikkat azalır. Önüne aniden bir canlının veya bir aracın çıkması hâlinde sürücünün tepki gösterme süresi uzar. Bu da kaza yapma ihtimalini artırır.

Dikkat!

Alkol anne kanından plasenta yoluyla direkt bebeğin kanına geçer. Anne kanındaki alkolle bebeğin kanındaki alkol miktarı aynıdır. Gebelikte kullanılan alkol düşük ve ölü doğumlara, bebekte gelişme geriliğine, sosyal gelişim ve zekâ geriliği gibi durumların oluşmasına neden olur.

Biliyor musunuz?

Her yıl 3,5 milyon insan alkole bağlı nedenlerden dolayı hayatını kaybetmektedir.

Alkol bütün dünyada önlenebilir ölüm ve yaralanmaların üçüncü temel nedenidir.

Alkolden doğan maddi zarar alkolden elde edilen gelirden çok daha fazladır.

Eğitimde başarısızlık, suça eğilim, alkole bağlı sağlık problemleri alkol kullanımıyla doğru orantılı olarak artar.

Ne yapmalı?

Bağımlı kişinin davranışlarının sonuçlarını görmesine yardımcı olun.

Samimi ilgi gösterin, alkol probleminin bir hastalık olduğunu unutmayın.

Bağımlılık tedavi metotları hakkında bilgi sahibi olun. Bağımlıya bunlardan bahsedin.

Bağımlı kişinin yardım kabul etmesine hazırlıklı olun. Tedavi merkeziyle önceden görüşün, gerekli ayarlamaları yapın. Böylece harekete geçmesini engelleyecek bahaneleri ortadan kaldırmış olursunuz.

Ne yapmamalı?

Nefret, düşmanlık, kötü söz söyleme, lanetleme, ahlak dersi vermek gibi yaklaşımlardan uzak durun ve ona yardım etmeye çalıştığınızı unutmayın.

Saklamak, çevreye belli etmemeye çalışmak sorununun daha derinleşmesine neden olacaktır.

Ayrıntılı bilgi için tbm.org.tr ve alkolgercekleri.com adresini tıklayınız.

Alkol bağımlılığı nedir

Alkolün birçok çeşidi vardır. Etanol denilen türü içki olarak tüketilmektedir. İçki olarak tüketilen alkol birçok hastalığa neden olmaktadır. Bunun yanında alkol iradeyi zayıflatır, kişi kontrol kaybı yaşar ve uyuşturucu maddelere açık hâle getirir. Uyuşturucu kullananların yüzde 57’si alkol kullanmaktadır. Alkolden uzak durmak diğer madde bağımlılıklarından korunma noktasında önleyici bir role sahiptir

Çok miktarda ve sıklıkla alkol tüketen, bedensel, ruhsal ve toplumsal sağlığının bozulmasına rağmen alkol almak isteyen, tedavi edilmesi gereken kişiye alkolik denir. Dünyada alkol kullanan 2 milyar kişinin 76 milyon kadarı alkol bağımlısıdır. Yılda 1 milyon 800 bin kişi bu nedenle hayatını kaybetmektedir. Ülkemizde ilk tüketim yaşı 11’e kadar inmiştir. İlk kullanım yaşı düştükçe ilerdeki yaşlarda bağımlı olma riski artmaktadır 

Alkolün Vücutta İzlediği Yol

Alkol mide yüzeyinden hücrelere geçiş yapar. Yüzde 20’si mideden, yüzde 80’i ince bağırsaklardan kana karışır. Sonraki durak karaciğerdi. Karaciğerin önceliği yağ asitlerini yakarak enerji üretmektir. Ancak alkol olunca bu öncelik değişir. Normalde parçalayacağı yağ asitleri karaciğerde birikmeye başlar ve karaciğer yağlanır. Alkol, kanla, kalbe, akciğerlere ve bronşlara ulaşır.

Akciğerlerden dakikalar içinde beyne ulaşır ve uyuşma etkisi yapar. Alkol, vücuda alındıktan 3 dakika sonra bütünhücrelere ulaşmış olur. Alınan alkol miktarı, belirli seviyeyi geçerse solunum yavaşlayarak kişide komaya ve hatta ölüme neden olur. 

Alkol bağımlılığı belirtileri

Kişi tarafından alışkın olduğu etkinin sağlanabilmesi için kullanılan alkol miktarının giderek arttırılıyor olması; eskiden kullanılan, alışkın olunan alkol miktarı ile aynı hissin ve etkinin sağlanamaması (tolerans)

Kişinin kullandığı alkolün miktarını azaltması ya da alkolü bırakması sonucunda yoksunluk belirtisi dediğimiz bir takım ruhsal ve bedensel sıkıntılar içerisine girmesi ve yoksunluk belirtisi hisseden kullanıcının alkol alması ile rahatlama hissetmesi

Kullanılan alkolün kişi tarafından almayı tasarladığı miktardan fazla miktarda ve sürede kullanılması.

Alkol sağlamak, alkol kullanmak ya da alkolün etkilerinden kurtulmak için çok fazla zaman harcanması.

Alkol kullanımı yüzünden önemli toplumsal, mesleki etkinliklerin ya da boş zamanları değerlendirme etkinliklerinin azaltılması ya da bırakılması

Alkol kullanımını bırakmak ya denetim altına almak için başarısız girişimlerin varlığı

Alkolden zarar gördüğü bilinmesine rağmen alkol alımına devam etmek

Yol açtığı sorunlar

Yemek borusu, gırtlak, mide ve pankreas kanserleri

Doğru düşünme, karar verme ve hareket etme gibi beynin işlevlerini bozması

Uyku bozuklukları, baş ağrısı, göz tahribatı

Kalp ve kan dolaşımı hastalıkları

Kan pıhtılaşmasını engelleme

Karaciğerde ağır hasar

Tedavi için

Alkol sosyal kullanımı da olan bir psikoaktif madde olduğu için alkolün kötüye kullanımını veya alkol bağımlılığının geliştiğini kabul etmek zaman alabilir. Alkol kullanan birçok kişi sosyal kullanım düzeyinde devam ederken alkol bağımlılığı gelişmektedir. Alkol kullanan ve tedavi olmak isteyen, bu konudaki problemlerine çözüm arayan kişi ve yakınları hastanelere bağlı Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezleri (AMATEM) ile psikiyatri kliniklerine başvurarak tedavi olabilirler. Biz de anlaşmalı olduğumuz La Paix gibi vakıf hastanelerinde yüksek başarıyla tedavi ediyoruz.

Tedavi hastanın ihtiyaçlarına göre seçilmelidir.

Hedef ayıklıktır (sobriety). Eşlik eden psikiyatrik bozuklukların ayırıcı tanısı ve tedavisi için bu önemlidir.

Tedaviden sonra uzun süreli izleme gereklidir. Kişi uzun süre hastanede kalsa bile daha sonra izlenmezse tekrar alkol almaya başlaması muhtemeldir. Düzenli aralıklarla psikolojik danışma almak veya yardım gruplarına katılmak tekrar başlama riskini azaltır.

Nüksler (tekrarlamalar) ilk 6 ayda sıklıkla görülür.

Alkoliğin ailesi alkolizm tedavisinde önemli bir faktördür. İçmeyi sürdürdüğü sürece onunla kalamayacağını belirten eşi alkoliğin alkolü bırakma denemesine girmesi için tek başına yeterli bir sebep oluşturabilir.

Alkol bağımlısı birey alkolizm için orijinal bir tedavi programını görmeyi reddediyorsa, hekim alkolik ilişkisini kesmemeli, tedaviyi kabul edeceği bir psikososyal krizi beklemelidir. Gerekiyorsa ömür boyu sürmelid

Alkollüyken Araç Kullanımı nasıl olmalı?

Alkol kandaki Oksijen oranını azaltır. Yeterince Oksijen alamayan beyin, fonksiyonlarını kaybetmeye başlar. Alkolün etkisiyle korkunun azalması ve kendine güvenin artması sonucu sürücü risk alma eğilimine girer ve kaza yapma olasılığı artar. Kişi normal hayatında kurallara uyan biri olsa bile, alkolün etkisi altındayken bu durum değişebilir.

Kişinin denge, görme, işitme gibi beyinsel fonksiyonların azalması sonucu kas kontrolü ve dikkat azalır. Önüne aniden bir canlının veya bir aracın çıkması hâlinde sürücünün tepki gösterme süresi uzar. Bu da kaza yapma ihtimalini artırır.

Dikkat!

Alkol anne kanından plasenta yoluyla direkt bebeğin kanına geçer. Anne kanındaki alkolle bebeğin kanındaki alkol miktarı aynıdır. Gebelikte kullanılan alkol düşük ve ölü doğumlara, bebekte gelişme geriliğine, sosyal gelişim ve zekâ geriliği gibi durumların oluşmasına neden olur.

Biliyor musunuz?

Her yıl 3,5 milyon insan alkole bağlı nedenlerden dolayı hayatını kaybetmektedir.

Alkol bütün dünyada önlenebilir ölüm ve yaralanmaların üçüncü temel nedenidir.

Alkolden doğan maddi zarar alkolden elde edilen gelirden çok daha fazladır.

Eğitimde başarısızlık, suça eğilim, alkole bağlı sağlık problemleri alkol kullanımıyla doğru orantılı olarak artar.

Alkol Bağımlılığı

Ne yapmalı?

Bağımlı kişinin davranışlarının sonuçlarını görmesine yardımcı olun.

Samimi ilgi gösterin, alkol probleminin bir hastalık olduğunu unutmayın.

Bağımlılık tedavi metotları hakkında bilgi sahibi olun. Bağımlıya bunlardan bahsedin.

Bağımlı kişinin yardım kabul etmesine hazırlıklı olun. Tedavi merkeziyle önceden görüşün, gerekli ayarlamaları yapın. Böylece harekete geçmesini engelleyecek bahaneleri ortadan kaldırmış olursunuz. 

Ne yapmamalı?

Nefret, düşmanlık, kötü söz söyleme, lanetleme, ahlak dersi vermek gibi yaklaşımlardan uzak durun ve ona yardım etmeye çalıştığınızı unutmayın.

Saklamak, çevreye belli etmemeye çalışmak sorununun daha derinleşmesine neden olacaktır.

Çarpraz Tolerans

Benzer GABA sistemi etkili maddelerin verimesi şimdiki en iyi yöntem. Bunlar arasında Selincro, Mikropallet Kapsülle şeklinde naltrekson içeren preparatlar ve cilt altına takılıyor. Artık bunları veriyoruz.

Eskiden kullandığımız ve ağızdan alınınca serotonin sendromuna yol açan disülfiram’ı (Antabus) 500 mg nadiren veriyoruz.

Özellikle etil alkolün 10 cc’si kör eder,  1500 cc’si öldürür.

Alkolsüz de yaşamaya illaki dikkat edin; her şeyin ortası karar, azı zarar.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 15 Mayıs 2017 Pazartesi

181 kez okundu
0

Sevgili Mekâncılar,

 

Gene ilginç bir psikiyatrik bir Bozukluğu sizlere tanıtmak isterimi

 

Vücut (Beden) Dismorfik Bozukluğu (Dismorfofobi),

 

***

 

50 yaşlarında HK evliydi ve ABD’deyken bir dönem eşcinsel deneyimleri olmuştu. Bir lokanta işletiyordu ve şakacı bir karısı vardı. Ciddi alkol sorunu için tedavi görmüştü. Hemen hiç arkadaşı yoktu; köpeklerini dolaştırarak vakit geçiriyorlar, rantiye bir hayat yaşıyorlardı. Ağır hasta olan annesi vefat etti. Terapisti hobi olarak yaptığı resimlerde hiçbir insan figürü göremeyince, bir sonraki görüşmeye gülümseyen bir surat eklemesini rica etti. Acting out şeklinde öfkelendi ve terapistini devalüe etti.

 

gülümseyen surat ile ilgili görsel sonucu

 

***

 

Saçlarındaki görünümle ilgili hayali bir kusur ile aşırı ölçüde uğraşıp durmasıyla belirgin bir klinik görünümü vardı. Hastada küçük bir kusur varsa bile, ortaya çıkan sıkıntı kusura oranla çok şiddetliydi. En sık üzerinde durulan vücut bölgeleri, görülme sıklığına göre yüz, saçlar, burun, cilt ve gözlerdir; b kişide saçlardı

 

***

Kusurlu olduğuna ilişkin kaygı duyulan vücut bölgeleri zamanla değişebilir. Sürekli aynada kusurlu bölgesini inceleme, kusurunun önemli olmadığına dair onay beklentileri, vücudunun yansımasını gösteren yüzeylere bakmaktan, toplumsal faaliyetlerden kaçınma ve hayali kusuru aşırı makyaj, giyim tarzını değiştirme gibi çabalarla saklama girişimleri vardır. Bu vak’ada yoktu. Hayattak tek dostu karısıydı.

 

***

Hastaların yaklaşık üçte biri bu kaygılarından ötürü eve kapanıp kalır, beşte biri kadarı da intihar girişiminde bulunur. Özellikle ergenlerde yapılan çalışmalarda yaklaşık %50 oranında dismorfofobik belirtiler olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu vak’alardan az bir bölümü klinik teşhis alacak şiddettedir.

 

***

 

Başlangıç yaşı 15-20 yaşları arasındadır. Kadınlarda erkeklere, bekârlarda ise evlilere oranla daha sıktır. Vücut dismorfik bozukluğu olan hastaların sözde kusurlarını tedavi etmeye yönelik cerrahi girişimler, dermatolojik yaklaşımlar veya diğer tıbbi tedaviler hemen her zaman başarısızlıkla sonuçlanır. Başka bir vak’a bir avukatın yabancı asıllı karısıydı ve bir göz kapağı öbüründen bir buçuk milim düşük diye beş kere ameliyat olup, sonunda fasiyal sinirinin motor kolu dejenere olduğundan gözkapaklarına izole bant yapıştırarak dolaşmaya başlamış ve avukat kocası da kahrından miyokard enfarktüsü geçirmişti.

***

Yapılan çalışmalar antidepresanların hastaların % 50'sinde etkili olduğunu bildirmektedir.

 

Vücut dismorfik bozukluğun belirtileri aşağıdakileri içerir:

 

Görünüşteki kusur sık sık diğerlerindekiler ile kıyaslama
Belirli bir vücut kısmının görünüşünü, aynalarda veya diğer yansıtıcı yüzeylerde defalarca kontrol etmek
Resimlerinin çekilmesine reddetmek
Fark edilebilir kusuru gizlemek için aşırı / abartılı giyinmek, makyaj yapmak ve şapka takmak
Hayali kusuru saklamak için elleri veya duruşu kullanmak
Sıklıkla fark edilebilir kusura dokunmak
Kişinin cildini yolması
Hayali veya abartılmış kusuru sıklıkla ölçmek
Tuvalet ve bakım ritüellerini özenle yerine getirme
Fark edilebilir kusura sahip olan vücut kısmı hakkında abartılı araştırma


Kusurun minimal olduğu veya var olmadığı yahut bir tedavinin gereksiz olduğu yolunda diğerlerinin kişisel görüşleri ve doktorların tavsiyelerine rağmen cerrahi girişim yahut tıbbi tedavi aramak

***

Fark edilebilir kusur hakkında içini rahatlatma arayışı veya diğerlerini bunun anormal yahut aşırı olmadığına ikna etmeye çalışma

Fark edilebilir kusurun görünebileceği sosyal durumlardan kaçınma

Hayali kusurdan dolayı diğerlerinin yanında endişe ve çekingenlik hissetme (sosyal fobi)

***

Şiddetli VDB olan kişiler, okulu bırakabilir, işlerinden istifa edebilir veya evden dışarı çıkmaktan kaçınabilirler.

 

En şiddetli vakalarda BDD olan kişiler intiharı düşünebilir veya teşebbüs edebilirler.

 

VDB olan kişilerde belirli fiziksel obsesyonlar (takıntılar) yaygındır. Bunlar aşağıdakileri içerir:

 

Burnun ebadı veya şekli gibi belirli bir yüz uzvunun tüm ebadı, şekli veya simetrisi

Çok büyük veya çok bariz olarak idrak edilenen ben veyaya da çiller,
akne yahut lekeler,

Küçük izler veya cilt sıyrıkları
Çok fazla yüz veya vücut kılı
Kellik
Göğüs ebadı
Çok küçük olarak algılanan kaslar
Genital (cinsel) organların boyut veya şekilleri

 

SEBEPLERİ

 

Bozukluğun sebebi bilinmemektedir. Buna karşın depresyonla birlikte görülmesinin sıklığı, aile içinde duygudurum bozukluğu ve obsesif-kompulsif bozukluk öyküsünün fazla oluşu ve serotonin üzerinden etki eden ilaçlara verilen olumlu cevap en azından bu tür hastaların bir bölümünde serotoninerjik işlev bozukluğu olabileceğini düşündürmektedir.

***

Güzellikle ilgili abartılı değer yargıları olan aile ve alt kültürlerde yetişenlerde beden görünümünün abartılı biçimde önemsenmesinin de VDB’nin oluşumunda yeri olduğu düşünülmektedir.

 

KOMPLİKASYONLAR

 

Tedavi edilmeyen depresyonlar yetersizlik, bağımlılık ve intihara doğru giderek düşüş gösteren bir eğriye yol açabilir

VDB yaygın olarak sosyal izolasyon, sosyal fobi ve okulu bırakma, işten ayrılma veya tamamen eve bağlı hâle gelme gibi diğer olumsuz etkiler ile ilişkilidir. Vücut dismorfik bozukluğa sahip bazı kişiler, saldırganlık ve hırs içinde gerçek veya fark edilebilen fiziksel kusuru düzeltme veya anlamlı olarak iyileştirme teşebbüsü ile kozmetik cerrahi gibi gereksiz ve aşırı tıbbi bakım ve girişimleri araştırırlar. Böyle teşebbüsler bazen fazladan tıbbi sorunlar oluşması ile ve hatta kusurun daha da kötüleştirilmesi ile de sonuçlanabilir.

 

***

Genel olarak her tıbbi veya cerrahi müdahale ciddi enfeksiyon ve hatta ölüm gibi belirli bazı komplikasyon risklerini taşır. Bu bozukluğu bulunan bir kişi, sağlık komplikasyonları oluşmasındaki artmış risk ihtimalini tartmadan, görünümdeki fark edilebilir kusurdan kurtulmak için birçok umutsuz girişimde bulunabilir.

 

TEDAVİ

 

VDB tedavisi güç bir hastalık olmakla beraber serotonin geri alım inhibitörlerinin (SSGİ) ve bilişsel-davranışçı yaklaşımların etkili olduğunu gösteren bulgular vardır. Birinci vak’a 2 mg pimozid de alıyordu ve durumu iyiydi.

 

Sevgim, saygım ve esenlik dileklerimle…

 

 

Mehmet Kerem Doksat - Tarabya - 13 Mayıs 2017 Cumartesi

174 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar,

Uzun süre mevcudiyetini kabul etmekte direndiğim bir Psikiyatrik Bozukluk Grubundan bahsetmek istiyorum: Kişilik Bozuklukları.

Pratik amaçlarla bu tip durumları üç kümeye ayırıyoruz

Kişilik bozukluklarının çoğunda nedensel etkenler hakkında net bilgi mevcut değildir. Bu bozuklukların derinlemesine incelemeye açık olmaması ve birden fazla eş zamanlı kişilik bozukluğu görülme oranının yüksekliği bunda en büyük etkendir.

***

Psikiyatri hastalarının hemen hemen yarısında en az bir kişilik bozukluğu bulunmakta, bunların da yarısından fazlasında birden fazla kişilik bozukluğu görülmektedir. Bundan dolayı da kişilik bozukluklarının nedenlerinin tespit edilmesi iyice güçleşmektedir.

A Kümesi

-Paranoid Kişilik Bozukluğu:

A kümesi kişilik bozuklukları içinde ele alınan paranoid kişilik bozukluğuna sahip olan kişiler başkalarına karşı yaygın bir şüphecilik ve güvensizlik sergilerler. Bu da doğal olarak kişiler arası ilişkileri bozar.Bu kişiler başkalarının kötü emeller taşıdıklarına inandıklarından, sürekli gerginlik ve savunma durumundadırlar. Kendileri üzerinde oyunlar oynandığını düşünen paranoid kişilik bozukluğu olan kişiler, bu beklentilerini doğrulayacak deliller ararken, aksi yöndeki gerçekçi bütün delilleri göz ardı ederler.Kendi hatalarının, başarısızlıklarının ve yanlış giden her şeyin sorumlusu başkalarıdır. Bu bakış açısıyla hep başkalarını suçlarlar (yansıtma). İyi niyetli söz ve davranışlarda kötü niyet veya tehditkâr anlamlar ararlar.

Arkadaşlarının, eşlerinin veya cinsel eşlerinin sadakati konusunda kuşkucu ve endişelidirler. İnsanlara güvenmediklerinden, başkalarına kolay kolay açılamaz, yakınlık kuramazlar.

Kuşku ve güvensizlik pençesindeki paranoid kişilik bozukluğuna sahip olan bireyler, bunun gerginliğiyle öfkeli tepkilere, hatta şiddet içerikli davranışlar sergilemeye açıktırlar.

Çoğu kez kinci olan bu kişiler, ufak kusurları bile kolay kolay bağışlayamazlar. En ufak bir eleştiri, kişiliğine veya saygınlığına yönelik bir saldırıdır.

Paranoid kişilik bozukluğu olan kişiler, paranoid şizofreni hastalarından ayrılmalıdır. Bu kişiler ağır stres altında psikotik belirtiler sergileseler de çoğu zaman gerçeklikle bağlarını kaybetmezler.

Nedensel olarak bu bireylerde zayıf bir genetik aktarımın rolünün olduğu kanaati vardır. Yüksek düzeyde antagonizma (düşük geçinilebilirlik) ve nörotisizmin ( öfke-düşmanlık) genetik aktarımı söz konusu olabilmektedir.

Ebeveyn ihmali veya aile içi şiddete maruz kalma gibi psikososyal etkenler de paranoid kişilik bozukluğu sebepleri arasında gösterilmektedir.

Şizoid Kişilik Bozukluğu:

Duygularını ifade edemeyen, sosyal ilişkiler kuramayan, aynı zamanda buna ihtiyaç da duymayan, soğuk ve mesafeli kişilerdir. Yakın ve iyi arkadaşları yoktur. Bazen yakın bir akraba tek dost, sırdaş olabilir.Şizoid kişilik bozukluğu olan bireyler cinsellik de dâhil pek çok faaliyetten hoşlanmaz ve uzak dururlar. Bu kişiler nadiren evlenir, evlenseler bile çocuk yapmaktan, hayata kök salmaktan kaçınırlar.Sosyal becerilerinden yoksun, yalnız olmayı seven ve başkaları tarafından içine kapalı olarak tanımlanan bu bireylerin kendine özgü münzevi ilgi alanları ve işleri olur. Nadiren eşya kolleksiyonu, antika eşya toplamak gibi tek başına sürdürülebilen hobilere sıklıkla rastlanır.

Duygusal açıdan çok tepkisel olmayan şizoid kişilik bozukluğu olan kişiler, genellikle kayıtsız bir ruh hâli içinde olup, güçlü negatif veya pozitif duyguları nadiren yaşarlar. Duygusal soğukluk, kopukluk ve tekdüze duygular yaşama hâkimdir.

Bu kişiler başkalarının övgülerine de kayıtsızdırlar. “Dünya yansa umurunda değil” deyişi bu kişileri çok güzel tanımlar.

Beş faktörlü kişilik özellikleri modeline göre “sıcaklık, girginlik ve pozitif duygulardan” oluşan içe dönüklük düzeyleri yüksek, ayrıca deneyime açıklık kriterlerinden olan duygulara açıklık düzeyleri düşüktür.

Yalnız olmayı seven, içe dönük yaşayan herkes şizoid kişilik bozukluğu olarak tanımlanmamalıdır.

Şizoid kişilik bozukluğu nedenleri daha çok bilişsel şemalarla açıklanmıştır. “Aslında yalnızım”, “ilişkiler karmaşık ve nahoş”, “tek başına yetebilirim” gibi uyumsuz şema ve inanışların şizoid kişilik bozukluğuna neden olduğu ileri sürülmektedir.

Şizofreninin öncüsü olduğuna ve genetik bağlara dikkat çeken teoriler günümüzde tercih edilmemektedir.

Şizotipal Kişilik Bozukluğu:

Bu bozukluk şizotipal kişilik bozukluğu olarak da isimlendirilir. Şizoid özelliklerin yanında bilişsel ve idrak bozuklukları, iletişim ve davranışlarda tuhaflıklar, ekzantriklikler (alışılagelmişin dışında, aykırı, ilginç, acayip, farklı davranışlar) bulunur. Göz bebeklerinde sıçrayıcı hareketler (sakkadik göz hareketleri) dikkati çeker.

Gerçeklikten kopma olmasa da sihirli güçleri olduğuna dair inanışlar, büyüsel düşünceler, referans (itisafi) düşünceleri denen başkalarının söylediklerinin veya beden dillerinin özel anlamları veya kişisel önemleri olduğu inancı ve tuhaf konuşmalar birçok hastada görülür.

Birçok psikiyatr tarafından şizofreninin hafif bir biçimi olarak kabul edilen şizotipal kişilik bozukluğunda, düşünme, konuşma ve davranışlardaki tuhaflıklar tipik özelliklerdir.

Şizotipal kişilik bozukluğu sebepleri arasında, genetik bağlantı ve şizofreni ile biyolojik bağlantı olduğu bilimsel olarak ispatlanmıştır.

Uygunsuz veya kısıtlı duygulanım, yakın arkadaş ve sırdaşların olmaması, yakınlaşmayla azalmayan aşırı sosyal kaygı şizotip kişilik bozukluğunun diğer belirtileridir.

İstismara uğrama ve erken dönem travma geçmişi etiyolojik nedenler arasındadır.

Şizotipal kişilik bozukluğu da, şizoid kişilik bozukluğunda olduğu gibi A kümesi kişilik bozuklukları içindedir.

Histriyonik Kişilik Bozukluğu:

B kümesi kişilik bozuklukları içinde yer alan histriyonik kişilik bozukluğu, dikkat çekmeye yönelik aşırı davranışlar ve duygusal tepkilerle karakterizedir.İlgi merkezi olmak bu kişiler için vazgeçilmezdir. Canlı, dramatik ve aşırı dışa dönük tarzlarının sebebi budur. Samimi ilişkiler içinde görülse de kalıcı ve doyurucu ilişkiler kuramaz. Çünkü diğer insanlar bunlara karşı sürekli yüksek düzeyde ilgi göstermek durumunda kalmakta, bir süre sonra da yorularak kendilerini geri çekmektedir. Seksten başka her şeyi seksüalize ederler.Dış görünüş ve davranışlarında abartılı tavırlar sergileyen histriyonikler cinsel açıdan kışkırtıcı ve baştan çıkartıcı olabilirler. Tarzlarıyla insanları manipüle ederek kontrol etmeye çalışan histriyonik kişiler, aynı zamanda çabuk etkilenen, bağımlılık düzeyleri yüksek bireylerdir.Histriyonik kişilik bozukluğu olan kişiler diğer insanlar tarafından bencil, kibirli, içtenliksiz, aşırı tepkisel olarak algılanırlar.Daha çok kadınlarda görülen histriyonik özellikler aslında her iki cinste de görülebilmektedir. 

Aşırı heyecan arayışı ve düşük benlik bilinci olan erkeklerde sıklıkla rastlanabilir.

Histriyonik kişilik bozukluğu nedenleri arasında genetik yatkınlığın rolü büyüktür. Bilişsel olarak, “insanları etkileyip büyülemediğim sürece ben bir hiçim”, “insanları eğlendirip, hoş tutmazsam beni terk ederler” gibi benlik değerini doğrulamaya yönelik uyumsuz şemalar söz konusudur.

Kişilik testlerinde aşırı düzeyde gerginlik, heyecan arama ve olumlu duygular dışa dönüklük puanı olarak yüksek çıkarken, yüksek düzeyde nörotisizm özelliklerinden depresyon ve benlik bilinci ön plandadır.

Dikkati üzerine çekmek için sürekli fiziksel görünüşünü kullanan histriyonik kadınlar, sıklıkla cinsel arayış içindeymiş gibi algılanırlar.

Narsisistik Kişilik Bozukluğu

Muhteşemlik duygusu narisistik hastaların temel özelliğidir. Burada başkalarının yetenek ve başarılarını küçümseme, kendi yetenek ve başarılarına aşırı değer verme söz konusudur. Kişi her türlü aşırı beklentisini hak ettiği inancındadır.

Psikiyatride abartılı benlik önemi duygusu, takdir edilme endişesi ve başkalarının duyguları ile empati kuramama üçlemesi ile tanımlanan narsisizmde, abartılı muhteşemlik duygusunun altında çok kırılgan ve tutarsız bir benlik duygusunun yattığı bilinir.Zihnin sınırsız başarı, güç, deha, güzellik fantezileri ile dolu olmasının, her şeyin en iyisine, en güzeline layık olduğuna dair inancın, özel ve eşsiz olduğu inancının temelinde kırılgan, zayıf benlik değeri duygusunun önemi büyüktür.

Bütün bu muhteşemlik duygularının benlik değerini koruması, diğer kişilik bozukluklarına göre narsisizmi psikiyatrik ve psikolojik olarak daha az rahatsızlık veren bir hastalık durumuna sokmaktadır.

Narsisistik kişiler olan biteni kendi bakış açıları dışında değerlendiremezler. Tek doğru, kendi doğrularıdır.

***

Narsisistik kişilik bozukluğu ölçütleri arasında başkalarını kıskanma veya başkalarının onu kıskandığını düşünme, kendini beğenmişlik, kibirli davranma ve iddialı olma da bulunur. Bazen küfürlü konuşur ve her şeyi denetim almayı severler (acting out).

***

Beş faktörlü kişilik özellikleri modelinde, narsisistik kişilik bozukluğu olan bireyler düşük geçinilebilirlik/yüksek antagonizm (düşük alçak gönüllülük, yüksek kibir, kendini beğenmişlik, üstünlük hissi), düşük diğerkâmlık (kayırılma beklentisi ve başkalarını istismar etme), yüksek düzeyde nörotisizm (öfkeli düşmanlık ve benlik bilinci), yüksek düzeyde fantezi eğilimi (deneyime açıklık) puanlarına sahiptir.

*** 

Kışkırtıcı davranışlar ve teşhirci tavırlar histriyonik ve narsisistik kişilerde ortak gibi görünse de histriyoniklerin amacı dikkat çekmek, narsisisitlerin ise hayranlık uyandırmaktır.

 ***

Narsisistik hastalar psikiyatri ve psikoterapide bizi en fazla zorlayan, tedavide uyumsuzluk yaratan gruptur.

 ***

Erkeklerde daha sık rastlanan narsisistik kişilik bozukluğu, toplumda %1 civarındadır. Narsisistik kişilik bozukluğu sebeplerine psikodinamik modeller daha fazla ağırlık vermektedir.

 ***

Bütün çocuklar bir dönem bütün dünyanın kendilerine bağlı olduğunu düşündükleri ilkel bir muhteşemlik duygusu döneminden geçerler. Sağlıklı bir gelişim için anne babalar çocuğun muhteşemlik davranışlarını yansıtmalıdır. Bu durum çocukların muhteşemlik duygularını törpüleyecek, hayat gerçekliğini görmelerini kolaylaştıracak, normal düzeyde benlik güveni ve benlik değeri geliştirmelerini sağlayacaktır.

 ***

Ebeveynlerin çocuğa empatiden yoksun, ihmalkâr ve aşağılayıcı yaklaşımlarının da narsisistik kişilik bozukluğu eğilimini arttırdığı bilinmektedir.

 ***

Bandura’nın sosyal öğrenme teorisinde narsisistik kişilik bozukluğu nedeni olarak, anne babanın gerçekçi olmayan aşırı değer biçmesinin rolü gösterilmiştir. Çocuğun her isteğinin bir emir olarak kabul edildiği bir aile yapısı narsisistik kişilik bozukluğuna sebep olmaktadır.

bandura sosyal öğrenme kuramı ile ilgili görsel sonucu

 

 ***

Psikodinamik model ve sosyal öğrenme terorisi narsisistik kişilik bozukluğunda birbirine zıt iki görüşü savunurlar. Günümüzde sosyal öğrenme teorisinin geçerli olduğuna inanılmaktadır.

 ***

Antisosyal Kişilik Bozukluğu:

 ***

Bu kişiler itkisel, asabi ve saldırgan olma eğilimi gösterip, vicdan azabı veya birisine bir minnet duymadan, başkalarının haklarını ihlâl veya göz ardı ederler. Yasaların suç, dinlerin günah, genel ahlâkın ayıp olarak gördükleri şeyleri tekrar tekrar yaparlar. Sorumsuzca davranırlar. İnsan ve hayvanlara saldırganlık, mülkiyete zarar verme, aldatma, hırsızlık, kuralları ihlâl ile giden ağır bir kişilik bozukluğudur.

 ***

Sınırda (Borderline) Kişilik Bozukluğu:

Bu kişiler ilişkilerinde, benlik/kendilik imgesinde ve duygu durumlarında tepkisel ve dengesiz davranışlar sergilerler. Çevresel tetikleyicilere olağandışı yoğunlukta duygusal tepkiler veren sınırda kişilik bozukluğu olan bireyler, bir duygudan diğerine şiddetli ve hızlı geçiş gösterirler. Bipolar Bozukluk’la sıklıkla iç içe girerler.

 ***

Kişiler arası ilişkilerde yüksek düzeyde tutarsızlık gösteren borderline hastalar, yoğun ve fırtınalı ilişkiler yaşar, arkadaş veya sevgililerini yüceleştirip, idealleştirirken, daha sonra derin hayal kırıklıkları ve öfkeye kapılabilirler (aşırı değer verme, devalüasyon ve splitting: ayırma).

 ****

Yoğun bir terk edilme duygusu içinde olan borderline hastalar, gerçek veya hayali terk edilmeyi önlemek için aşırı çaba gösterirler.

Aşırı duygulanımsal dengesizlik ile birleşen yüksek tepkisellik sebebiyle sınırda kişilik bozukluğu olan kişilerde cinselliğe düşkünlük, kumar, madde bağımlılığı, kuralsız ve dikkatsiz araba kullanma, kendini yaralama davranışları ve tekrarlayan intihar girişimleri sıktır. İntihar girişimlerinin %8-10’u ölümle sonuçlanır.

Bitip tükenmeyen boşluk duyguları ve yoğun öfke de sınırda kişilik bozukluğu ölçütlerindendir.

 ***

Borderline hastaların geriye dönük incelemelerinde duygusal, fiziksel ve cinsel tacize uğrama oranları çok yüksektir. Bazıları terapistlerinin ikaz etmesine rağmen bunu uluorta itiraf ederler.

 ***

Aile içi geçimsizlik ve şiddet de sınır kişilik bozukluğu nedenleri arasında gösterilir.

 ***

Kaçıngan Kişilik Bozukluğu:

 ***

Sosyal ket vurulma, yetersizlik duyguları ve olumsuz benlik imajı nedeniyle içe dönüklük ve hayat boyu sınırlı sosyal ilişki, sosyal etkileşime girme isteksizliği söz konusudur.

 ***

Eleştiriye ve reddedilmeye aşırı duyarlı olduklarından, kendisinden hoşlanılacağından emin olmadığı sürece insanlarla ilişkiye girmek istemezler. Utanma veya alaya alınma korkuları büyüktür. Kendilerini sosyal açıdan beceriksiz ve başkalarından aşağı görürler.

 ***

Bütün bunlardan dolayı kişisel riskler almaktan veya yeni faaliyetlerde bulunmaktan kaçınırlar.

 ***

Böyle bireyler şizoid kişiliklerin aksine yalnızlıktan zevk almaz, bundan dolayı kaygıya kapılırlar. Bu sebeple kolaylıkla depresyona girerler.

 ***

Psikiyatride C kümesi kişilik bozuklukları içinde yer alan Kaçıngan Kişilik Bozukluğu, bazı psikiyatrlar tarafından, sadece Genelleştirilmiş Sosyal Fobi’nin şiddetli bir görünümü olarak kabul edilirler.

 ***

Kaçıngan Kişilik Bozukluğu sebepleri arasında ilk sırayı doğuştan gelen engellenmiş bir mizaç yapısı almaktadır. Taciz ve reddedilmelerin de kaygılı ve korkulu bağlanma örüntüleri yaratarak etiyolojide yer alması mümkündür.

 ***

Bağımlı Kişilik Bozukluğu:

 ***

Psikiyatride C kümesi kişilik bozuklukları içinde yer alan bağımlı kişilik bozukluğu aşırı ilgilenme ihtiyacı ile seyreder. Hayatlarını başkalarına göre ayarlayan bu bireyler kendi ihtiyaç ve görüşlerinden feragat ederler. Başkalarının tavsiye ve güvenceleri olmadan gündelik karar vermede zorlanırlar, sorumluluğu başkalarının alması ihtiyacı duyarlar. Destek ve onaylanmayı kaybetme korkusuyla uyuşmazlıkları dile getirmekte güçlük çekerler, kolay kolay hayır diyemezler.

 ***

Kendi başının çaresine bakamayacakları endişesi sebebiyle bir yakın ilişki bittiğinde ilgi ve destek için acilen yeni bir ilişki arayışına girerler. Bağımlı Kişilik Bozukluğu nedenleri arasında, psikiyatri ve psikoloji dünyasında genetik temelli olarak bağımlı ve kaygılı olma eğilimindeki kişilerin, özerklik ve bireyleşmeyi desteklemeyen otoriter ve aşırı korumacı anne baba yaklaşımıyla patolojik boyut aldığına inanılmaktadır. Bunlara tavuk anneler de denir.

 ***

“Tamamen çaresizim”, “yanımda yeterli biri olmadıkça elimden bir şey gelmez” gibi bilişsel temel uyumsuz şemalarda etiyolojide yer alır.

 ***

Obsesif-Kompulsif Kişilik Bozukluğu (Anankastik Kişilik Bozukluğu):

 ***

Psikiyatrik ve psikolojik yönden tipik özellik mükemmeliyetçilik, düzeni ve denetimi sağlama konusunda aşırı endişelenmektir.

Ayrıntılara, kurallara, düzene takılarak faaliyetin önemli noktasını, ana temasını gözden kaçırırlar. Ahlaki, etik ve sosyal değerler konusunda aşırı katıdırlar. Kendilerine ve başkalarına karşı cömert olamaz, pintilik gösterirler.

 ***

Başkalarına tam olarak yapacaklarına dair güven duymadıklarından görev paylaşımına gidemez, her işi kendileri tamamlamak isterler. İşe kendilerini fazlaca adamaları sebebiyle eğlence, dinlenme ve arkadaşlıkları dışlayabilirler. İşleri delege edemezler.

 ***

Eskimiş veya değersiz nesneleri kolay kolay atamazlar, bir süre sonra ev ve iş yerleri lüzumsuz eşya ile dolabilir: Taraklar, tuzluklar, eski eşyalar gibi…

 ***

Obsesif-kompülsif kişilik bozukluğu, psikiyatri uygulamalarında narsisistik, antisosyal ve şizoid kişilik bozuklukları ile bazı noktalarda örtüşür.

 ***

Pasif Agresif Kişilik Bozukluğu

 ***

Her anlamda “vermeyen” tiplerdir. Kadınlarda daha çok görülür. Çok sık bedenselliştirme yaparlar ve oraları buraları ağrır. Arada bunu unutunca eşleri hemen fırsatı değerlendir.

 ***

Sadomazokistik Kişilik Bozukluğu

 ***

Sıfırcı hocalar, öğrencilerine sınavlarda eziyet çektiren tipler bu gruptan çıkar ve kolay kolay iflah olmazlar. Bazılarında cinsellik de tabloya eklenebilir.

 ***

Bilimle, sanatla ve sevgiyle kalın..

 ***

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 11 Mayıs 2017 Perşembe

177 kez okundu
0