Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

M. Kerem DOKSAT

M. Kerem DOKSAT

Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ
5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.
İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.
Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.
Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.
Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.
Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.
53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar,

Mars’a yerleşecek kolonicilerin akıbeti hakkında ilginç bir teori ABD'den

geldi. ABD'li akademisyenler, burada yaşayacak kişilerin evrim geçireceğini

iddia etti. 

 

Mars’ta koloni kurmak için kolları sıvayan Amerikan Havacılık ve Uzay

Dairesi'nin (NASA), bu plan çerçevesinde çözmesi gereken ilk sorun Mars’ın

insanoğlunun hayatına elverişsiz yapısı.

*** 

Ancak bu sorun ortadan kaldırılıp Mars’ta ilk insan kolonisi kurulduğunda

buraya gidecek insanları ilginç bir süreç bekliyor olacak.

***

Zira bir iddiaya göre Mars'a koloni kuracak astronotlar evrim geçirecek.

Bu iddianın sahibi ABD'deki Rice Üniversitesi'nde evrim üzerine araştırmalar

yapan Dr. Soloman'a göre, burada yaşayacak olan kolonicilerin ten renkleri

koyulaşacak, yer çekiminin gezegenimize olan farkından dolayı burada

yaşayan kişilerin kemikleri kalınlaşacak.

***

Ay'a ise ilk defa Yuri Gagarin ayak basmış ve garip bir kazada katledilmişti!

 

yuri gagarin ölümü ile ilgili görsel sonucu

 

Evrim devam ediyor.

Bilimsel düşünce rehberimiz, akıl ve hikmet de yol göstericimiz olsun.

Dilerim öyle olur…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 18 Ekim 2017 

Etiketler: evrim mars NASA
70 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Kadınlar, uzun zamandır bu ülkede seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Her gün manşetlerde, TV ekranlarında öldürülen, şiddete maruz kalan, tecavüze uğrayan ve her yerde arka plana atılan kadınlar. Dertlerini dinleyecek, dertlerine derman olacak bir otorite bulamayan kadınlar.

 

Aklı başında hemcinslerim de dertli; söyleniyorlar, söyleniyoruz:

“Anladık… Erkek egemen toplumda yaşıyoruz. Ama bu kadarı da olmaz ki kardeşim… Ne olacak kadının bu hâli?”     

 

Kadını fitne olarak gören akıl ve çağ dışı bir zihniyet hortlaması ortalığı kuşatmış durumda.  Bu kendini bilmezlik en yakınımızdan en uzağımıza, kadın olarak tâbir edilen annelerimizi, eşlerimizi, dostlarımızı, kız kardeşlerimizi, kız çocuklarımızı ve kendini, haddini bilen bütün erkekleri derinden etkilemiş vaziyette.

 

Şu hâle bakın Allah aşkına. Sözüm ona tıp doktoru adayı ama kadına, yumrukla saldırabiliyor. Ayşegül hemşireyi otobüste darp edebiliyor. Kadını pantolon giydiği için suçlanabiliyor. Üniversiteye gitmesi istenmiyor. Kaşlarını aldırdığı ya da yaptırdığı için –af edersiniz- tu kaka ediliyor. Velhasıl kadına şiddet bütün gücüyle hükmünü sürdürüyor. 

 

Kabahat kimde? Sorumlu kim? Bütün bunlara yanıt arasak karşımıza kimler ve neler çıkar? Kimi din der, kimi örf âdet. Kimi eğitim der, kimi de bir başka savı ortaya atar.

 

Allah’tan hâlâ daha bizler gibi düşünen erkekler de var. Ve biz diyoruz ki: Kadın ve erkek eşittir. Çünkü onlar bizim anamız, bacımız, eşimiz, dostumuz. Onlar özgürlüğü, eşitliği doya doya yaşamayı hak etmiş bireyler. Aynen eski Türk toplumlarında olduğu gibi.

 

Kadın Türk destanlarında, Türk kültür ve törelerinde yüce bir mertebeye oturtulmuştu. Kadın, Türk Ulusu’nun bereket kaynağı olarak görülmüştü. Kendisine verilen bir takım haklardan dolayı kağanların, hakanların bile önünde saygıyla eğildikleri bir şeref anıtı olmuştu. Erkeğin biricik yoldaşı olarak dikkate alınmıştı.

 

                                                                0000000

 

Sevgili dost! Bildiğiniz gibi günümüz kadını daha güçlü, daha özgür, daha alımlı, daha zeki özelliklere sahip olmak istiyor. Ama son derece de duygusal olduğu için devamlı el üstünde tutulmak, ilgi görmek… hatta korunup, gözlenmekten de hoşlanıyor.

 

Bir de madalyonun diğer yüzü var. Kadın, toplumda nasıl bir erkek profili arıyor? Hareketli mi? Sâkin mi? Sert mi? Maço mu? Maganda mı? Boş konuşan mı, yoksa hoş konuşan mı? Esprili mi? Sosyal mi? Ciddi mi? Güvenilir mi? Düşünceli mi? Saygılı mı? Zeki mi? Sıfatları çoğaltmak mümkün…

 

Kadın, az önce sıraladığım özelliklerden ziyâde kendisini dinleyen ve anlayan; sahiplenme duygusu içinde, dokunarak ve bakarak sevgisini ifade eden, anlayışlı erkek istiyor. Erkek dediğin güçlü ve lider özellikte olmalı, kendine güvenmeli; birlikte olduğu ve sevdiği kadına kol kanat germeli, özet bu...

 

Sevgili hemcinslerim, tekraren arz ediyorum. Kadın değerli olduğunu hissetmek istiyor. Bunu duyumsatmak ise çok kolay; kadının gururunu okşayın. Ona mültefit davranın. Şefkatli olun. Her daim yanında olduğunuzu hissettirin bu değerli varlığa.

 

Kadını aşağılamak, ötekileştirmek, olsa olsa İslâmiyet öncesi Cahiliye Dönemi kalıntısıdır. 21.yüzyılda yaşayan hemcinslerimin dikkatlerine sunulur.

 

 

 

Ali Rıza SAYSEN

120 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar,

James Bond 007Ian Fleming tarafından 1952’de yaratılan hayalî bir İngiliz ajanı karakteridir.

Aleksander Fleming, 1964 yılında ölünceye kadar bu karakter etrafında birçok roman ve küçük hikâyeler yazmıştır.

Karakterin adının basit ve akılda kalıcı olması gerektiğini düşünen Fleming, bir kuş bilimcinin Birds of West Indies kitabının yazarın adından esinlenmiştir.

***

Takibindeki James Bond hikâyeleri Kingley Amis, John Pearson, John Gardner, Raymond Benson ve Charlie Amis Gigson James Bond hikâyelerini yazmaya devam etmiştir. Christopher Wood da eski romanları kullanarak 2 senaryo yazmıştır. James Bond Filmleri Romanları da ünlü olmasına rağmen; James Bond Eon Film Şirketi film serisi sayesinde tanınmıştır.

***

2012 itibarı ile 23 film çekilmiş, 2 adet bağımsız olarak çekilmiş ve 1 film de Amerikan televizyonlarında yayımlanmıştır. 1975’e kadar yapımcısı Albert R Broccoli ve Harry Saltzman iken; Brocolli 1975’ten sonra tek yapımcı olmuştur. 1995 senesinden itibaren de kızı Barbaro Broccoli ve üvey oğlu Michael Wilson prodüktörlüğüne devam etmiştir. Bond filmleri aynı zamanda dünyanın en uzun serili filmi olma özelliğine de sahiptir.

James Bond’un şu ana kadar uğradığı ülkeler James Bond’un film ve romanlarda ziyaret ettiği ABD eyaletleri. Film karakterleri ve oyuncular James Bond Bir film dışında Eon Production tarafından yapılan serinin ana karakteri olan James Bond’u şu ana kadar 6aktör canlandırmıştır.

Bilinen seri dışında bir James Bond parodisi olan 1967 yılı yapımı filmde David Niven 007 karakterini canlandırmıştır Sean Connery (1962–67, 1971) George Lazenby (1969) Roger Moore (1973–85) Timothy Dalton (1987–89) Pierce Brosnan (1995–2002) Daniel Craig (2006–Devam ediyor).

M: İngiliz gizli servisi MI6'nın başında bulunan ve 007'nin amiri olan karakterdir. Bugüne kadar 4 oyuncu tarafından canlandırılmıştır. Bernard Lee: 1962–1979 Robert Brown: 1983–1989 Judi Dench: 1995–2012 Ralph Fiennes: 2012–günümüz Q: İngiliz gizli servisi MI6'nın teknoloji bölümünde çalışan, çeşitli icatları ile 007’ye destek olan karakterdir.

Q adı ingilizce Quartermaster (levazım subayı) kelimesinden gelmektedir… Bugüne kadar 6 oyuncu tarafından canlandırılmıştır. Peter Burton (1962) Desmond Llewelyn (1963–1999) Geoffery Baydlon (1967) Alec McCowen (1983) John Cleese (2002) Ben Whishaw (2012– günümüz) Miss Moneypenny M'nin sekreteri olan ve 007’ye platonik bir aşk duyan MI6 çalışanıdır. Bugüne kadar 6 oyuncu tarafından canlandırılmıştır. Louis Maxwell (1962–1985) Barbara Bouchet (1967) Pamea Salem (1983) Caroline Bliss (1987–1989) Samantha Bond (1995–2002) Naomic Harris (2012–günümüz)

Kötü Karakterler Filmlerde 007'nin mücadele ettiği düşmanlarıdır. Genellikle dünya hâkimiyeti kurmak, savaş çıkarmak, ülkeleri ve insanları yok etmek, kaçakçılık gibi amaçlarla kurdukları veya üye oldukları organizasyonların içinde tasvir edilirler. Seri boyunca soğuk savaş ve günümüzün siyasi manzarasına göre olaylar ve karakterler değişiklik göstermiştir.

Bond Kızları Filmlerde kimi zaman 007 ile iş birliği içinde, kimi zaman da düşman olarak görülen aynı zamanda 007 ile bir gönül ilişkisi yaşamış veya birlikte olmuş karakterlerdir.

James Bond, 1969 yapımı Kraliçe’nin Hizmetinde filminde bir evlilik de yapmıştır.

En fazla sayıda James Bond filminde aynı rolü üstlenmiş oyuncu Desmond Llewelyn’dir…

Llewelyn 17 James Bond filminde Q rolündeydi. Llewely’in ilk yer aldığı film olan Rusya’dan Sevgilerle’de (1963) Q’nun filmdeki adı Major Boothroyd’du.

Desmond Lleweyn’in Q’yu Desmond Llewelyn'in Q 'yu son canlandırdığı film ise Dünya Yetmez’dir (1999).

Llewelyn o yıl hayata veda etmişti.

James Bond’un isim hakkını elinde tutan Eon Productions’un yaptığı 24 James Bond filmi dışında ortaya çıkan yasal boşluklardan yararlanılarak yapılmış iki James Bond sinema filmi daha vardır.

Bunlar Bond’u David Niven’ın oynadığı Casino Royale ve yine ilk Bond Sean Connery’in başrolü oynadığı “Asla Asla Deme”dir.

Sinema için çekilmiş toplam 26 (24+2) James Bond Filminde ajan 007’yi en çok canlandırmış olan aktörler sırasıyla şöyledir: Sean Connery (7 film (6+1)), Roger Moore (7 film), Pierce Brosnan (4 film), Daniel Craig (4 film), Timothy Dalton (2 film), George Lazenby, David Niven bir filmdir. *** Bond hep haklıdır ve öldürme hakkına sahiptir. Bu filmlerin hepsi birer şaheserdir. Bilimle, Evrimle, Dostluk ve Kardeşlikle kalın. Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 16 Ekim 2017

 

Karakterin adının basit ve akılda kalıcı olması gerektiğini düşünen Fleming, bir kuş bilimcinin Birds of West Indies kitabının yazarın adından esinlenmiştir.

***

Takibindeki James Bond hikâyeleri Kingley Amis, John Pearson, John Gardner, Raymond Benson ve Charlie Amis Gigson  James Bond hikâyelerini yazmaya devam etmiştir. Christopher Wood da eski romanları kullanarak 2 senaryo yazmıştır.

James Bond Filmleri

Romanları da ünlü olmasına rağmen; James Bond Eon Film Şirketi  film serisi sayesinde tanınmıştır.

***

2012 itibarı ile 23 film çekilmiş, 2 adet bağımsız olarak çekilmiş ve 1 film de Amerikan televizyonlarında yayımlanmıştır. 

1975’e kadar yapımcısı Albert R Broccoli ve Harry Saltzman iken; Brocolli 1975’ten sonra tek yapımcı olmuştur.

1995 senesinden itibaren de kızı Barbaro Broccoli ve üvey oğlu Michael Wilson prodüktörlüğüne devam etmiştir.

Bond filmleri aynı zamanda dünyanın en uzun serili filmi olma özelliğine de sahiptir.

James Bond’un şu ana kadar uğradığı ülkeler

James Bond’un film ve romanlarda ziyaret ettiği ABD eyaletleri.

Film karakterleri ve oyuncular

James Bond

Bir film dışında Eon Production tarafından yapılan serinin ana karakteri olan James Bond’u şu ana kadar 6aktör canlandırmıştır.

Bilinen seri dışında bir James Bond parodisi olan 1967 yılı yapımı filmde David Niven 007 karakterini canlandırmıştır 

Sean Connery(1962–67, 1971)

George Lazenby (1969)

Roger Moore (1973–85)

Timothy Dalton (1987–89)

Pierce Brosnan (1995–2002)

Daniel Craig (2006–Devam ediyor).

M: İngiliz gizli servisi MI6'nın başında bulunan ve 007'nin amiri olan karakterdir. Bugüne kadar 4 oyuncu tarafından canlandırılmıştır.

Bernard Lee: 1962–1979

Robert Brown: 1983–1989

Judi Dench: 1995–2012

Ralph Fiennes: 2012–günümüz

Q: İngiliz gizli servisi MI6'nın teknoloji bölümünde çalışan, çeşitli icatları ile 007’ye destek olan karakterdir.

 

Q adı ingilizce Quartermaster (levazım subayı) kelimesinden gelmektedir…

Bugüne kadar 6 oyuncu tarafından canlandırılmıştır.

Peter Burton (1962)

Desmond Llewelyn (1963–1999)

Geoffery Baydlon (1967)

Alec McCowen (1983)

John Cleese (2002)

Ben Whishaw (2012– günümüz)

 

Miss Moneypenny

M'nin sekreteri olan ve 007’ye platonik bir aşk duyan MI6 çalışanıdır. Bugüne kadar 6 oyuncu tarafından canlandırılmıştır.

Louis Maxwell (1962–1985)

Barbara Bouchet (1967)

Pamea Salem (1983)

Caroline Bliss (1987–1989)

Samantha Bond (1995–2002)

Naomic Harris (2012–günümüz)

 

Kötü Karakterler

Filmlerde 007'nin mücadele ettiği düşmanlarıdır. Genellikle dünya hâkimiyeti kurmak, savaş çıkarmak, ülkeleri ve insanları yok etmek, kaçakçılık gibi amaçlarla kurdukları veya üye oldukları organizasyonların içinde tasvir edilirler.

Seri boyunca soğuk savaş ve günümüzün siyasi manzarasına göre olaylar ve karakterler değişiklik göstermiştir.

Bond Kızları

Filmlerde kimi zaman 007 ile iş birliği içinde, kimi zaman da düşman olarak görülen aynı zamanda 007 ile bir gönül ilişkisi yaşamış veya birlikte olmuş karakterlerdir.

James Bond, 1969 yapımı Kraliçe’nin Hizmetinde filminde bir evlilik de yapmıştır.

En fazla sayıda James Bond filminde aynı rolü üstlenmiş oyuncu Desmond Llewelyn’dir…

Llewelyn 17 James Bond filminde Q rolündeydi. Llewely’in  ilk yer aldığı film olan Rusya’dan Sevgilerle’de (1963) Q’nun filmdeki adı Major Boothroyd’du.

Desmond Lleweyn’in Q’yu Desmond Llewelyn'in Q 'yu son canlandırdığı film ise Dünya Yetmez’dir (1999). Llewelyn o yıl hayata veda etmişti.

James Bond’un isim hakkını elinde tutan Eon Productions’un yaptığı 24 James Bond filmi dışında ortaya çıkan yasal boşluklardan yararlanılarak yapılmış iki James Bond sinema filmi daha vardır.

Bunlar Bond’u David Niven’ın oynadığı Casino Royale ve yine ilk Bond Sean Connery’in başrolü oynadığı “Asla Asla Deme”dir.

Sinema için çekilmiş toplam 26 (24+2) James Bond Filminde ajan 007’yi en çok canlandırmış olan aktörler sırasıyla şöyledir: Sean Connery (7 film (6+1)), Roger Moore (7 film), Pierce Brosnan (4 film), Daniel Craig (4 film), Timothy Dalton (2 film), George Lazenby, David Niven bir filmdir.

***

Bond hep haklıdır ve öldürme hakkına sahiptir.

Bu filmlerin hepsi birer şaheserdir.

Bilimle, Evrimle, Dostluk ve Kardeşlikle kalın.

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 16 Ekim 2017

57 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Değerli Mekânlıcılar

Bu sefer size çok sık örülen bir hastalıktan bahsetmek istiyorum.

Anoreksia, kelime olarak iştahsızlık anlamına gelmektedir. Fizyolojik olarak kadınlarda âdet her 28 ila 30 günde bir görülür. Genellikle bu süre 30 gün civarındadır.

***

Müzmin formlarından Anoreksiya Nervoza ve Bulimiya Nervoza ağır seyirli olabilir ve öldürücü sonuçlar doğurabilirse de, Bulimik vakaların büyük çoğunluğu tamamen iyileşir.

ANOREKSİYA NERVOZA ile ilgili görsel sonucu

Psikolojik nedenlere bağlı olarak, kısa dönemli veya uzun dönemli veya müzmin olabilir.

 

Belirtileri: Kilo kaybetmek için uğraşma,yaş ve boya uyumsuz kilo verme, kilo almaktan korkup, yemek yememek

Üç dört ay üst üste âdet olmama (Kadınlarda)

Halsizlik, nefes darlığı, kendini bir şeye verme bozuklukları

Cilt kuruluğu

İlerleyen dönemlerde ise;

Kemiklerde zayıflama ve çabuk kırılma

Büyümede gerilik

Kalp ritminde düzensizlik

Vücut sıcaklığının düşmesi gibi belirtiler gözlenir.

***

Anoreksiya Nervoza, özellikle genç kızlarda veya  görülebilen, yemek yememek, çok az uyumak, buna rağmen çok faal olmakla beliren psikiyatrik bir bozukluktur.

 

Bu hastalık genellikle ergenlik döneminde, nadiren de erişkin çağında başlar.

Çok genel olarak denebilir ki, aşırı zayıflama tutkunu her bireyde oluşabilir.Bu durum genellikle kişinin çok şişmanladığı kanaati ile mübalağalı bir şekilde rejim uygulaması ile başlar, önceleri kontrol edilebilen iştah bir süre sonra yok olur ve zayıflama normal ölçüleri aşar.

Çağın hastalığı olarak adlandırılan yeme bozukluğu sendromu olan Anoreksiya Nervoza, sadece genç kızlarda değil, erkekler de görülür.

Bu vakaların tamamına yakını eşcinseldir.

Tedavisi zor olan vakalarda hayati tehlike söz konusudur.

Ayrıca anoreksiya yoğun psikolojik sorun yaşayanlarda da görülebilir. Vücutta lanuga denen tüyler çıkabilir.

BULİMİYA NERVOZA ile ilgili görsel sonucu

Diyet yapma, kilo verme takıntısı olmayan insanlarda dahi çok sorunlu bir hayat yaşama evrelerinde yeme bozukluğu söz konusudur.

Ailevî, okul, iş veya duygusal konularda çökkünlük yaşayanlar yemek yemeyi reddeder, zorla yediği parmağını ağzına sokarak veya idrar söktürücü, gaita tahliye edici bir şeyler yiyerek artıklarını dışarıya çıkarır.

Sonuç olarak kısa vadede çok kilo kaybetme söz konusudur ve bu hastalığın bütün etkilerini yaşarlar.

Sorunların çözülmesiyle birlikte yeme sorunları da ortadan kalkar; ancak bu evre içerisinde ciddi ve kalıcı fizyolojik sorunlar yaşayabilirler.

Teşhis ölçütleri:

Kişinin normal kilosunu kabul etmemesi

Kilo almaktan ve şişmanlamaktan aşırı korku duyma

Beden imgesinde bozukluk gözlenmesi

En az 3 ay âdet  görmemesi

Tedavisinde fluoksetin (Prozac) veya diğer Serotonin Geri-Alım Engelleyicileri kullanılır. Üçlü mono amin geri alıcısı olan vanlafaksin da 37.5 ila 300 (çok özel durumlarda 600) mg verilir.

Hipnoterapiden, hastaların çoğu ilaçla birlikte alındığında fayda görürler.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya -  16 Ekim 2017 Pazartesi

97 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Ankara neden ve nasıl başkent oldu? 

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk NUTUK’ta detaylarını şöyle anlatıyor:

“Efendiler, Lozan Antlaşması’nın eklerinden olan düşman işgali altındaki topraklarımızı boşaltma protokolü uygulandıktan sonra, yabancı işgalinden tamamen kurtulan Türkiye’nin toprak bütünlüğü fiilî olarak sağlanmıştı.

Artık yeni Türkiye Devleti’nin başkentini bir kanunla tespit etmek gerekiyordu. Bütün düşünceler, Yeni Türkiye'nin başkenti Anadolu’da ve Ankara şehri olarak seçme lüzumunda birleşiyordu.

Bu seçimde, coğrafî durum ve askerî strateji en büyük önemi taşıyordu.

Devletin başkentini bir an önce tespit ederek, içten ve dıştan gelen kararsızlıklara bir son vermek şarttı.

***

Gerçekten de, bilindiği üzere, başkentin İstanbul olarak kalacağı veya Ankara olacağı konusunda öteden beri içeride ve dışarıda kararsızlıklar görülüyor, basında demeçlere ve tartışmalara rastlanıyordu.

Bu arada İstanbul'un yeni milletvekillerinden bazıları, Refet Paşa başta olmak üzere, İstanbul'un hükûmet merkezi olarak kalması gereğini bazı örneklere dayanarak ispat etmeye çalışıyorlardı.

***

Ankara’nın gerek iklim, gerek ulaştırma araçları ve gelişme kabiliyet ve istidadı ve gerekse mevcut tesisler ve kuruluşlar bakımından hiç de uygun ve elverişli olmadığını söylüyorlar; İstanbul'un “payitaht” olması lâzımdır ve mutlaka olacaktır, diyorlardı.

***

Bu ifadeye dikkat edilirse, bizim “başkent” deyimiyle kastettiğimiz anlam ile bu ifadelerdeki “payitaht” deyimini kullananların görüşleri arasında bir fark bulmamak mümkün değildir.

Bundan dolayı, bu konuda zaten kesinleşmiş bulunan kararımızı resmen ve kanunî yoldan ilân ettirerek, “payitaht” sözünün de yeni Türkiye Devleti'nde kullanılmasına gerek kalmadığını göstermek lâzım, geldi.

Dışişleri bakanı İsmet Paşa, 9 Ekim 1923 tarihli tek maddelik bir kanun tasarısını Meclis'e teklif etti.

Altında daha on dört kadar zatın imzası bulunan bu kanun teklifi, 13 Ekim 1923 tarihinde uzun görüşme ve tartışmalardan sonra çok büyük bir çoğunlukla kabul edildi.

Kabul edilen kanun maddesi şudur: “Türkiye Devleti'nin başkenti Ankara şehridir.”

Prof. Dr. Cihan Dura ise bu kanun tasarısının detaylarını şöyle aktarıyor:

“Dışişleri Bakanı İsmet Paşa, 9 Ekim 1923'de Meclis’e tek maddelik bir kanun tasarısı teklif etti. Tasarı 13 Ekim 1923 tarihinde, uzun görüşme ve tartışmalardan sonra büyük bir çoğunlukla kabul edildi. Kabul edilen kanun maddesi şudur: “Türkiye Devleti’nin başkenti Ankara şehridir.”

***

Sevgili milletimizin bağımsızlık mücadelesi tarihinde Ankara adının, en aziz bir yeri vardır. Yunus Nadi Bey’le 6 Mayıs 1924'de yaptığım söyleşinin bir konusu da Ankara idi. Bu ilimizin coğrafi konumu, tarihteki yeri, oraya ilk gidişim, Ankaralıların yurtseverliği ve Ankara’yı başkent yapma düşüncemin doğuşu hususlarında şunları söylemiştim:

Ankara, durumu itibariyle ülkemize idare merkezi olması bakımından çok çekici ve güven verici bir noktadır. Bu nedenle benim kararlarım, harekât ve girişimlerim üzerinde doğal olarak etkilerini göstermiştir.

Gerçekten işe ülkenin Doğusundan, Doğu sınırından başladım. Sonra daha batıya gelmek zorunluluğunu hissettim.

Nihayet Ankara'da durdum ve ülke işlerini, milletin arzusu doğrultusunda sevk ve idare etmek için başka yere gitmeye gerek duymadım. Türkiye'nin ve Türk milletinin ve millî menfaatlerin en emin savunmasının da ancak Ankara'dan olabileceği, olaylarla sabit olmuştur.

*** 

En zor şartlar içinde, en az hazırlıklı olduğumuz halde en büyük darbelerin tersine çevrilebilmesinin en kuvvetli etkenleri arasında Ankara'nın coğrafî konumu da vardır.

 ***

Ankara'nın doğal ve coğrafi konumuna değer katan bir yön daha vardır: En acı ve felâketli günlerde millet her taraftan çeşitli araçlarla zehirlenirken, Ankaralılar ülke ve milletin gerçek kurtuluşuna yönelik girişim hakkındaki iman ve güvenlerini bir an dahi sarsmamışlardır.

***

Ankara'ya ilk kabul olunduğum gün, ben sadece bir vatandaş, milletin bir bireyi idim. Hiçbir sıfatım, yetkim ve unvanım yoktu. Böyle olmakla birlikte Ankara ve çevresi hep birden, çocuklarıyla, kadınlarıyla, yaşlılarıyla Ankara şehrinden Dikmen tepesine kadar bütün ovayı doldurmuş ve beni karşılamıştır.

***

İstasyondan hükûmet dairesine kadar uzayan caddenin iki tarafı eski Türk kıyafetini giymiş, bıçakları ve tabancaları ellerinde Ankara gençleriyle dolmuştu.

Bu gençler ve onlarla birlikte bütün halk: “Vatanı ve milleti düşmandan kurtarmak için hepimiz ölmeye hazırız, emrinizi bekliyoruz” diyerek bağırıyorlardı.

O zaman Ankara istasyonu yabancı subay ve askerlerinin işgali altında bulunuyordu.

O güne kadar Ankaralıları ölü ve Ankara’yı bir harabe sanan bu yabancılar, bu yüce tezahürat karşısında ilk kaygılarını göstermekten kendilerini alamamışlardır.

***

Ben Ankara'yı coğrafya kitabından çok tarihte öğrendim ve cumhuriyet merkezi olarak öğrendim. Gerçekten Selçuklu idaresinin parçalanması üzerine Anadolu’da kurulan küçük hükûmetlerin adlarını okurken, birtakım beylikler arasında bir de Ankara Cumhuriyeti'ni görmüştüm.

Tarih sayfalarının bana bir Cumhuriyet merkezi olarak tanıttığı Ankara’ya ilk defa geldiğim o gün de gördüm ki, aradan geçen yüzyıllara rağmen Ankara’da hâlâ o cumhuriyet yatkınlığı devam ediyor.

***

Beni Türkiye'ye en uygun merkezin Ankara olabileceğini düşünmeye iten ilk vesile çok eskidir ve tekniktir.

Bu noktaya ait düşüncelerim her İstanbul’da bulunduğum defalar uyanmıştır (Hayatımın çok az günleri İstanbul’da geçmiştir).

Özellikle Dünya Harbi'nden sonra girdiğimiz mütareke günlerinde İstanbul sokaklarını dolduran yabancı süngüleri, Boğaziçi’nin sularını karartan düşman zırhlıları bu fikirlerimi saplantı haline getirdi ve artık hiçbir şahsa, hiç bir fikre ve hiçbir programa zerre kadar iltifat etmeksizin, bu boğucu havadan çıkmak hususundaki dünyaca bilinen kararımı verdim.

***

16 Ocak 1923'de İzmit’te gazetecilerle yaptığım mülakatta, hükûmet merkezinin seçiminde hangi hususların hesaba katılması gerektiğini, bunlara göre en uygun tercihin Ankara olduğunu, 1924 yılı Meclis açış konuşmamda ise çağdaş Ankara’nın devletimizin önemli bir dayanağı olacağını belirtmiş, şunları söylemiştim:

Hükûmet merkezi neresi olmalıdır?

Bence iki bakımdan inceleme yapmak gerekir. Biri her tür taarruz ve saldırıya karşı yerinden kıpırdamayarak kuvvet ve sükûnetini muhafaza edecek bir yer olmalı.

Bu bakımdan doğal olarak ülkenin merkezini araştırmak lazım... Yoksa bir geminin topundan telaşa düşecek bir yerde hükûmet merkezi olamaz.

 ***

İkincisi, hükûmet merkezi öyle bir yerde olmalıdır ki, hükûmet bakışlarını ülkenin bütün yörelerine eşit surette atf edebilsin.

Eğer ülkenin bir köşesine çekilirsek, bu durumda bayındır olmayan ve bizden uzak olan yerleri unutabiliriz.


Anadolu'nun bugün istisnasız her noktası bir harabe halindedir, baykuş yuvası halindedir.

Ne için böyledir? Bunun birçok sebepleri vardır. Fakat o sebeplerden biri de hükümet merkezinin İstanbul'da olmasıdır. İstanbul lâtif ve geniştir, ülkemizin en bayındır ve medenileşmiş bir yeridir.

Fakat bu medeniyet ve genişlik içinde bütün bakışlarımız, bütün varlığımız içe dönük kalmıştır.

Asıl gerçek ve doğal kaynaklar gözlerden uzak kalmıştır. Onunla iştigal edememişizdir.

Bu ülkede çalışmak isteyenler ve bu ülkeyi idare etmek isteyenler ülkenin içine girmeli ve bu zavallı milletle aynı şartları yaşamalı ki, ne yapmak lazım geleceğini ciddi olarak hissedebilsin.

Bir insan Ankara’da başka türlü düşünür; İzmir’de, İstanbul’da başka türlü düşünür; Paris'te büsbütün başka türlü düşünür.

Dolayısıyla, onun için hükûmet merkezinin Anadolu'da olması lazım gelir.

Anadolu'nun ortasında merkez olacak bir şehir ancak Ankara-Kayseri-Sivas üçgeni dâhilinde bir noktada olmak gerekir.

Bu üçgenin bir ucunda bulunan Ankara Türkiye’nin pek güzel merkezi olabilir ve olaylar da orasını merkez yaptı, hem de verimli bir merkez yaptı.

Hiç şüphe etmemelidir ki, Anadolu ortasında hızla vücuda getirilecek çağdaş ve bayındır bir Ankara, yüzyıllarca ihmal edilmiş olan Türk vatanı için başlı başına bir medeniyet merkezi, Türk devleti için pek önemli bir dayanak noktası olacaktır.

Ben Ankara’yı hükûmet merkezi yapmakla büsbütün başka bir hedef daha güttüm. Türk'ün imkânsızı mümkün kılan kudretini dünyaya bir kere daha göstermek istedim.

Bir gün gelecek o çorak tarlalar, yeşil ağaçların çevirdiği villaların arasından uzanan yeşil alanlar asfaltlarla döşenecek. Hem bunu hepimiz göreceğiz.

O kadar yakında olacak. Son olarak şunu da ekleyeyim ki, Ankara çok eski zamanda Orta Asya'dan gelme bir isme sahip olabilir.

Dahası, bundan üç bin yıl önce Türklerin başkentleri yine Ankara civarında idi. Bu davamda haklı olduğumu ispat ettiğime kaniyim.”

 

Kaynak: ATANAME: Cumhuriyetçilik İlkesi, Derge: Ankara.

161 kez okundu
0