Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

Neslim G. DOKSAT

Neslim G. DOKSAT

Neslim G. DOKSAT has not set their biography yet

Posted by on in Genel

Sevgili gençler, uzun zamandır yazmak istediğimiz bir konuyu işlemek istiyoruz bu yazımızda. Aslında önceden de değinmiştik bir miktar. Nedir bu "üç yüz otuz üç sendromu" dediğinizi işitir gibi oluyoruz.

Efendim, son zamanlarda zarâfet ve asâlet modası aldı başını gidiyor. Bu konuda okullar, seminerler, eğitimler devrede. Özellikle hanımefendilere bu başlıkların ana hatları ve ayrıntıları öğretiliyor. Pek çok "ince rûhlu" beyefendi de nasipleniyorlar.

Otururken hangi bacağınızı üste atacaksanız o taraf kalçasının hafifçe yukarı çevrilmesi, mini etekle nasıl oturulup kalkılacağı, yırtmaçlı eteğin bayağılığa kaçmadan nasıl baştan çıkarıcı "frikiklerle" kullanılacağı gibi konular işleniyor. Göğüsleri dik tutacak şekilde dik oturmak, boynu çevirirken kuğu zarafetiyle yapmak çok önemli. Hanım kızlarımıza biraz buğulu ama fazla zekice bakmamayı da öğretiyorlar; çünkü erkek kısmı fazla zeki kadını sevmez(miş); hâttâ kadim Roma'daki muaazam seks partilerinde onlara atropa belladona (güzel avrat otu) verip hem salaklaşmalarını, hem de kocaman kocaman gözbebekleriyle bakmalarını sağlarlarmış.

Yâni, koketliğin ve sofistike baştan çıkarıcılığın incelikleri anlatılıyor.

Bu "gustonun" en önemli sacayaklarından biri de dudakları mümkün olduğunca öpüşmeye hazırmışçasına ve parlak hâlde tutmak. İşte, bunun en kolay yollarından biri de sürekli olarak "üç yüz otuz üç" diye sessizce söyleyerek dudakları böyle durma konusunda eğitmek, şartlamak; parlatıcı hâttâ dudağı yakarak dolgunlaştıran rujlar ve arada bir yalanmalar da pek mühim tabiatıyla.

Buraya kadar her şey tamam ve güzel; zâten bütün Lady School'larda da benzeri eğitimler bütün ayrıntılarına kadar verilir. "Lady" yâni "hâzâ hanımefendi" olan kişi meselâ bir kumaşın kalitesini "yerinden" (dokunup elleyerek) tanımayı, hangi yemekle hangi içkinin içileceğini, sofra âdâbını vs. çoook çok iyi bilecektir. Yoksa olmaz!

İyi de, son senelerde artan bir ivmeyle gencecik kızlarımızın dudaklarına silikon taktırdıklarını görmekteyiz. Yâni otomatikman "üç yüz otuz üç" hâlinde dolaşıyorlar sokaklarda, "in mekânlarda".

3162 kez okundu
0

Posted by on in Genel

1400 kişiden birinde rastlanır. Doğum sonrası ilk 2 sene içinde başlar. Birkaç aylık veya senelik normâl gelişimden sonra da ortaya çıkabilir.

Genellikle bebeklikte bir miktar konuşabilen çocuk bu yeteneğini bir süre sonra kaybeder, ismiyle seslenildiğinde dönüp tepki vermez. Bununla birlikte, ayrılırken el sallama veya "ce-ee gibi sosyal tepkileri kaybolur.

İnsanlarla iletişime girmekten hoşlanmaz, göz temâsı kurmaktan kaçınır. Yüz ifâdesi ilgisizdir. İlgilendiği bir şeyi paylaşmaz.

Konuşmasında ânında ekolali (karşı tarafın söylediklerini bire bir tekrar etme), gecikmiş ekolali (gün içerisinde duydukları kelime ve cümleleri zaman geçtikten sonra anlamsız bir şekilde tekrarlama), monoton veya robotik bir konuşma, zamirleri cümle içinde karıştırma ("ben yerine "sen deme), anlamlı gelişmiş cümleler oluşturamama, karşılıklı konuşmayı başlatma ve/veya sürdürmede güçlük çekme tipiktir.

Zekâ genellikle normâlin altındadır, bâzı otistikler müzik, resim veya hâfıza konusunda aşırı gelişmiş yeteneklere sâhip olabilir.

Uygun yaşıt ilişkisi kuramaz, hayâlî oyun oynayamaz, canlılardan ziyâde cansız nesnelere ilgi gösterir: Bir şişe kapağını gün boyu yanlarından ayırmayabilir. Seslenildiğinde bakmadığı hâlde, zile veya elektrikli süpürge gibi bâzı seslere aşırı tepki verebilir.

Sürekli, amaçsızca ve tekrarlayıcı el çırpma, parmak ucunda yürüme, eşya döndürme tipiktir.

2670 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Gerek gençlerimizin gerekse âilelerinin arada derede kaldıkları ve bir sorunları olduğunda nereye müracaat edecekleri hususunda kafalarının karıştığı bir karmaşaya anlaşılır cevap getirelim istedik bu sayımızda. Televizyonlarda, gazetelerde, dergilerde, velhâsıl bütün medyada insanların ruh sağlığıyla ilgili beyanlar veriliyor, tavsiyelerde bulunuluyor, programlar yapılıyor. Bu işlerle meşgûl olanları şöyle bir sıralayabiliriz:

1. Psikiyatrlar
2. Psikologlar
3. Pedagoglar
4. Özel danışmanlar
5. Sosyal Hizmet Uzmanları
6. "Yaşam Koçları"
7. Medyumlar
8. Astrologlar
9. Mânevi şifâcılar, biyo-enerjiciler
10. Falcılar, büyücüler, cin çıkarıcılar, üfürükçü hocalar.

Bunlardan ilk beş tanesi bilimsel ve ahlâklı çalışmak şartıyla, doğru olan adresler ve meslek erbâbıdır.

Yaşam Koçluğu kendine ve topluma yabancılaşmış, dostlukları kalmamış Batı insanı için yaratılmış bir meslek: Ücreti mukabilinde dostluk ve hâmilik satın alınıyor! Bize yabancı. Yedinci ilâ onuncu gruptakiler ise şarlatanlar, üçkâğıtçılar ve inanç-cehâlet sömürgenleri (sürüngen lâfından ilhamla bu terimi de biz uydurduk). Ne hazindir ki, en çok da onlara müracaat edilir!

3272 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Obsesyonlar (takıntılar): Kişinin aklına istemeden gelen düşünceler, hayâller veya dürtülerdir. Kişi bunların saçma olduğunu bilir, ama kafasından uzaklaştıramaz. Çocuklar bâzen bu takıntıların saçma olduğuna dâir ayrımı gerçekleştiremeyebilirler. Bu takıntılar gün içinde bir saatten fazla zaman alır. Kişinin soysal, akademik ve meslekî uyumunu bozar.

Obsesyonlar en sık şu şekillerde görülür:

Dinî obsesyonlar: Bir yere bakınca, bir hareketi yapınca, bir yerden geçince Allah'a küfür ediyormuş gibi düşünme, Allah'a şart koşuyor gibi olma şeklinde ortaya çıkar.

Mikrop kapma ve hastalanma obsesyonları: Kapalı yerlerdeyken veya hasta birisinden enfeksiyon kapacağına dâir aşırı kaygı duyma, halka açık yerlerdeki koltuklara oturamama, kapı kulplarına veya musluklara dokunamama, kendi evinin dışındaki tuvaletleri kullanamama şeklinde ortaya çıkar.

Cinsel obsesyonlar: Kafasından uygun olmayan kişilerle cinsel ilişki yaşadığına/yaşayacağına dâir senaryolar geçmesi, bunları düşünmekten ötürü aşırı suçluluk duyma, sosyal ilişkilerin bu nedenle bozulması şeklinde ortaya çıkar.

3497 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Gerek gençlerimizin gerekse âilelerinin arada derede kaldıkları ve bir sorunları olduğunda nereye müracaat edecekleri hususunda kafalarının karıştığı bir karmaşaya anlaşılır cevap getirelim istedik bu sayımızda. Televizyonlarda, gazetelerde, dergilerde, velhâsıl bütün medyada insanların ruh sağlığıyla ilgili beyanlar veriliyor, tavsiyelerde bulunuluyor, programlar yapılıyor. Bu işlerle meşgûl olanları şöyle bir sıralayabiliriz:

1. Psikiyatrlar
2. Psikologlar
3. Pedagoglar
4. Özel danışmanlar
5. Sosyal Hizmet Uzmanları
6. "Yaşam Koçları"
7. Medyumlar
8. Astrologlar
9. Mânevi şifâcılar, biyo-enerjiciler
10. Falcılar, büyücüler, cin çıkarıcılar, üfürükçü hocalar.

Bunlardan ilk beş tânesi bilimsel ve ahlâklı çalışmak şartıyla, doğru olan adresler ve meslek erbâbıdır. Yaşam Koçluğu kendine ve topluma yabancılaşmış, dostlukları kalmamış Batı insanı için yaratılmış bir meslek: Ücreti mukabilinde dostluk ve hâmilik satın alınıyor! Bize yabancı. Yedinci ilâ onuncu gruptakiler ise şarlatanlar, üçkâğıtçılar ve inanç-cehâlet sömürgenleri (sürüngen lâfından ilhamla bu terimi de biz uydurduk). Ne hazindir ki, en çok da onlara müracaat edilir!

Psikiyatrlar 6 sene tıp fakültesi okuyup bitiren, akabinde 5 sene ruh sağlığının korunması ve hastalıklarının teşhis ve tedavisi yönünde eğitim alan bilim insanlarıdır. Her türlü teşhisi koymak, tedaviyi plânlamak, ilâç ve diğer tedavi yöntemlerinin yanı sıra, uygun görülen psikoterapiyi uygulamak da tamamen psikiyatri uzmanlarının sorumluluğu ve yetkisi içindedir. Başka hiçbir meslek erbâbı bunu yapamaz.

2386 kez okundu
0