Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

AĞIR AĞABEY YILMAZ ÖZDİL’E BİR RİCA

Posted by on in Magazin
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 4521 kez okundu
  • 10 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Sevgili Ağır Ağabey Yılmaz Özdil,

Hürriyet gazetesine getirilip Emin Çölaşan’ın yerine oturtuldun.


Bakın

Türkiye’nin lokomotifi diye bahsi geçen gazetede bir de güzel meşhur oldun.

Popülist ama avamın hoşuna giden, samimice, yüreklice şeyler yazmaktasın.

Ama şöyle yazmaktasın:

Türkiye’den sıkıldığım zaman... İzmir’e giderim ben.

Simide gevrek deriz biz.
Çekirdeğe çiğdem.
Kordon elektrik aleti değildir.
Kumru da kuş değildir.
Yengen'i yeriz.
Sen sigorta dersin...
Biz asfalya deriz.
Uzatmayız...
Gidiyom geliyom deriz.
Domates dediğin...
Domat işte.

***

Bak Ağır Ağabey,

Çeşme’de gezerken sana hayran ayran bakıp iltifat edenlere de çok ağırdan halk adamı takılıyorsun; en az 15 dakika seyrettim seni.

Tam bir İzmir bıçkınısın.

Üslûp, hitabet ve seviye olarak o gazetenin o köşesine yakışmıyorsun.

 

Kusura, lâflara bakın:

Ortalama zekâlılara nasıl hitap ediyorsun bak:

Rahmetli eniştem İzmir’de otururdu, halam hâlâ orada ve İzmir’e çok gittim.

Karım Neslim de İzmirli ama o da, arkadaşlarımızın hepsi de çok seviyeli, zarif ve nâzik insanlardır. Argoyu da sevmezler.

Benden sana Düz Ağabey tavsiyesi,

Hürriyet’te yazıyorsan, “Türkiye’den sıkıldığım zaman... İzmir’e giderim ben” diye, “bir” yerine “bi” diye, "geliyorum, gidiyorum" yerine “geliyom, gidiyom” diye yazamazsın.

Raconsa racon, o zaman ağız ve lehçe farkları yol olur, herkes kendine göre yazar.

Ama Hürriyet’te yazıyorsan, İstanbul Türkçesi’yle klavyeye almalısın makalelerini, çünkü seninle özdeşleşip seni benimseyen gençler var.

Bu yaptığına “ötekileştirmek” denir…

Yâni “benden olmayanlara” hitap etmek.

Sen” kimsin ki?

Foton yağmuruyla üçüncü türe dönüşenlerden misin?

İndigo musun?

Dost, acı söyler.

Ha, bu arada…

E-posta yolladığım bütün köşe yazarları okuyor,

   Çoğu da cevap veriyor.

      Aralarında okumayan “bi” sen varsın!

         Ayıp di mi J?

            Yarın oradan şutlanırsan n’olcak!

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 22 Ağustos 2012 Çarşamba

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    TS Çarşamba, 22 Ağustos 2012

    Yılmaz Âbi'mi rahat bırak

    İstediği gibi yazsın, ellerine kalemine sağlık.

    Okuyunca içim serinliyor. Adamda 6 okka t*şşak var, zâten merkez medyada hâlâ sesi çıkabilen kaç yazar kaldı, bırakıldı?

    Ayrıca, ötekileştirmekse ötekileştirmek.

    Sen İzmir'e, Çeşme'ye gidince ne hissediyorsun bilemem ama ben gerçekten farklı bir diyâra gittiğimi hissediyorum. Eskiden de Türkiye'nin genelinden farklı idi, şimdi fersah fersah ötesinde. İnsanlıksa insanlık, vatanseverlikse vatanseverlik, medenîlikse medenîlik. Bireyin, birey olduğunun bilincinde olduğu ayrı bir toplum.

    İzmir'de kimse kimsenin inancına, tercih ettiği hayat tarzına karışmaz. Ramazan'da oruç tutmadın, içki içtin diye kimseye dayak atılmaz, kimseye neden başını örttün diye de sorulmaz.

    Eksiği, kusuru vardır elbet ama İzmir başkadır.

    Neslim Ablam seni henüz yeterince İzmirlileştirememiş anlaşılan.

    İzmirlileştiremediklerimizden misiniz?

    Öptüm :D

    MKD: Ben de zâten epey skrotal bir adamım Tâhirim, bilmiyor musun? Derdim İzmirlileşememek değil ama o medeniyet merkezinin temsil ve temessülünün böyle yapılması.

    Ben de öptüm :D.

  • Misafir
    Serkan Ertürk Cuma, 24 Ağustos 2012

    Keremciğim

    Seni ne çok sevdiğimi bilirsin, ancak bir İzmirli olarak söylemeliyim ki, bu işe Erzincan'dan başlayıp Ankara'da devam eden birisinin durumu anlaması çok zordur (isterse psikiyatride 3 doktorası olsun).

    Evet biz nâzik, kimseye karışmayan, birbirimize saygılı insanlarız, meselâ bir İzmirli'nin yanındaki kıza lâf atarsan hafifçe gülümseyip "çapraz kasların" yeterince sağlamsa gel al deriz. Güler geçeriz.

    Ama evlerden uzak olsun, yanımızdaki kızın etek boyuna lâf edersen, görüp göreceğin obstetrics uzmanının patikasının tersten iz düşümü olur.

    Yapımız bu, kimseye karışmaz , kimseyi kendimize karıştırtmayız, yeri geldiğinde Alsancaklı yeri geldiğinde Eşrefpaşalıyız.

    Sözüm meclisten dışarı kalan nüfusun %90 ortalama zekâ ve altında olduğu için de onlarla iletişim kurmak için zaman zaman onların anlayacağı dilden konuşuruz.

    Kimseyi ötekileştirmek için bir çaba sarfetmeyiz, ama "ben ötekiyim" diye bas bas bağıranların sesini kısmak için zaman zaman kırmızı top ikram ederiz. Onlar hoşlarına giden şekilde kullanırlar.

    Bize elit diyemezsin çünkü hepimiz orta hâlli insanlarız. "Öteki"lerle tek farkımız düşünebiliyor olmamız ve yeri geldiğinde gerekli tepkiyi gösterebiliyor olmamız. Geri kalandan temel farkımız bu Sevgili Keremciğim.

    Seni çok seviyor ve yanaklarından üç defa öpüyorum...

    MKD: Gene İzmir Milliyetçiliği; ne gerek var?

    Rahmetli eniştemin İamir'de yaşadığını ve çocukluğumla delikanlılığımın epey kısmında İzmir'e sık sık gittiğimi, 8 küsur senedir de İzmir'in üst kastından bir hanımla evli olduğumu, oraları her mânâda çok iyi tanıdığımı acaba daha kaç kere yazmam gerekiyor?

    Öyle bir yazmışsınız ki, ben Anadolu'nun kırosuyu, siz asil İzmirli'leri anlamazmışım. Hele şu ifâdelere bir bakalım: "bu işe Erzincan'dan başlayıp Ankara'da devam eden birisinin durumu anlaması çok zordur (isterse psikiyatride 3 doktorası olsun". Psikiyatr zâten tıp doktorudur azizim.

    İstanbul'da doğdum, sâdece babam askerliğini orada yaptığı için 6-6.5 yaşımdayken Erzincan'da bulundum. Memleketimde de gitmediğim pek az belde vardır.

    Şu grandiyöziteyi aşabilseniz ne âlâ olacak...

  • Misafir
    Serkan Ertürk Cumartesi, 25 Ağustos 2012

    Günaydın...

    Canım kardeşim güldürdün beni bu sabah. :)

    Anlatmaya çalıştığım or(a)da doğup büyümediysen, ne yaparsan yap o algıyı anlamanın mümkün olamayacağıydı. Yazıyı yazan sen olduğun için sâdece senin geçmişini referans aldım. :) Tamamen durumsal l(û)tfen yukarıda yazdığım hiçbir şeyi şahsınla bağdaştırma.

    İzmir Milliyetçiliği diye birşey yoktur ayrıca, olsa olsa denizin karşı tarafındaki buçuklukların yöreye has fant(e)zileri vardır. Her insan doğup büyüdüğü yeri sever, İzmir'in tek farkı orda doğup büyümeyenlerin onun rûhunu değiştirmesine izin vermemesidir. Istanbul'un rûhu Boğaz'da ve tarihinde yatarken, İzmir'in rûhu insanlarındadır.

    Ayrıca İzmir'de Milliyetçilik olsa herkes birbirini tutar ve kayırırdı. Hâlbuki bizde hemşehricilik vs. yoktur, kimse karşısından destek, kayırma beklemez. Çünkü İzmir'de herkes kendi ayağının üzerinde durabilir. Gezdiğin illerde "İzmirliler Dayanışma Derneği" gördün mü hiç?

    İşte bu yüzden vıcık vıcık hemşehricilik, çıkar ilişkileri, köylü kurnazlığı, cin olmadan adam çarpma gibi ma(â)lesef köyden kente göçmüş (A)nadolu ah(â)lisinde görülen habis beyin urları bizde mide bulantısı yapar.

    Grandiyözite yerine arazöziyete terimini kullansan kire, çamura, paçalardan akan pisliğe karşı hassasiyetimizi daha iyi t(â)rif etmiş olurdun.

    Yanaklarından öper, hemşireme selamlarımı iletirim...

    Kardeşin...

    MKD: Serkan Kardeşim, İzmirliler Dayanışma Derneği yoktur ve olamaz da zâten çünkü öyle bir kavram mevcut değildir İzmirliler'de ;-).

  • Misafir
    Serkan Ertürk Cumartesi, 25 Ağustos 2012

    Çok haklısın kardeşim :)

    Çünkü biz dayanışmamızı şahsi menfaatlerimiz için değil, ülkenin bütününü ilgilendiren konularda gösteririz. Gerektiğinde birey gerektiğinde tek yumruk oluruz. Tashihler için teşekkürler... :) (Mac klavyesinde inceltme işareti koymak işkence rahmetlinin kusuruna bakma )

    MKD: Bravo, acaba servet paylaşımı ve âile içi çekişmeler sebebiyle adliyede neden o kadar çok var, anlaması basit: Aşırı medenîsiniz! Bu üstünlük yarışmasını daha ne kadar sürdüreceksiniz acaba...

  • Misafir
    Serkan Ertürk Pazartesi, 27 Ağustos 2012

    Yarışma yapmıyoruz...

    Canım kardeşim , ben aşırı medeni değiliz demedim zaten. 28 sene İzmir'de yaşayıp 15 yıl İstanbul'da yaşadıktan sonra kendi ailemin bile bazen aşırı steril davranışlarını görebiliyorum.

    Ve fakat:
    Servet paylaşımı davaları istatistiği bir şehrin insanlarının biribirlerine karşı tutumlarının göstergesi midir ?

    Bu istatistiki bilgiye nerden ulaştın ? Varsa lütfen diğer illerin de servet paylaşım davaları istatistiklerini paylaşırsan berhudar olacağım.

    Bilahare,

    Kadın Cinayetleri, taciz, çocuk tacizi, kamu dairesi başına düşen yolsuzluk oranı gibi istatistiklerimizi de paylaşırsan ak koyun kara koyun, Saruhanoğulları, Germiyanoğulları hepsi çıksın meydana...

    Öptüm sevgiler...

  • Misafir
    cem ekingen Cuma, 24 Ağustos 2012

    bende optum

    :)
    "Ben de" olacaktı...

  • Misafir
    Alper Üzmezler Pazar, 26 Ağustos 2012

    Alper Üzmezler

    Ötekileşmesi mi kalmış?

    Adamlar savaş hâlinde biz hala ötekileştirmeden bahsediyoruz.

    Batı kan istiyor, toprak istiyor. Ötekileşme nedir?

    Bu arada şiveler (â)henk katar bir dile. Ötekileştirmek olarak görülemez.

    Sıkıldığında ....lar ümmete gider, Yılmaz Özdil memleketi İzmir'e gelir ne olmuş bunda.

    Bu arada İzmir'in kapısı insan olana her zaman açık. Hiç Batı'nın hata BM dayatmaya çalıştığı İzmir Nazi t(â)rifine hiç uymayan bir şehir.

    Sizin bu yazınız biraz İzmir'i ötekileştirmek için yazılmış.

    http://haberkorsani.blogspot.com/2010/06/bmnin-icsavas-mudahale-taslagn-ele.html

    İnanmıyorsanız bur(a)dan okuyun ama harita gitmiş!

    MKD: Bu mesajdaki "...." kelimesi nefret suçu içerdiği için tarafımdan silinmiştir. Yazanın da iyi niyetinden kuşkuluyum.

  • Misafir
    Alper Üzmezler Pazar, 26 Ağustos 2012

    Buyrun harita

    https://sphotos-a.xx.fbcdn.net/hphotos-ash3/31863_397660840926_6878793_n.jpg

  • Misafir
    Mehmet Derin Pazartesi, 07 Ocak 2013

    Doğru saptamalar

    Geçenlerde dile getirdiklerinizi düşünmüştüm kendi kendime; fikirlerinin çoğunluğuna katılsam da kullandığı üslûp tartışma yaratır cinsten. Hürriyet her ne kadar içi boşaltılıp tarafsız postuna bürünmüş bir yandaş hâline gelmişse de, tüm ülkeye hitap eder ve İstanbul veya TRT Türkçe'si ile yazılmayı hak eder. Orada Yeni Asır'daymış gibi yazmanız doğru olmaz. Yazarsanız sırıtır ve bilerek veya bilmeyerek başkalarının ekmeğine yağ sürersiniz.

    Şöyle ki, bireyselleşmesini, özgün düşünme yetisini edinebilmiş insanların Trakya ve Anadolu'da birkaç irili ufaklı yerle beraber çoğunluk olarak yaşadığı önemli bir bölgedir İzmir.

    Ülkemizin vermek zorunda kalacağı Kurtuluş Savaşında önemli bir kale olacaktır. Bu durumdayken ülkenin diğer kesimlerine rol model olacak İzmirli'lerimizi burnu havada, antipatik göstererek İzmir kültürünün ulusallaşmasına darbe vurmaktadır Sayın Özdil.

    İzmir için önümüze koyduğu motifler; elinde birası, rakısı kadehinde, kordon müdavimi vs. Bunlar aklını liderine, şeyhine, şıhına emanet etmiş kesimlerde bunlar günahkar, namussuz vs. algılara yol açmakta, bu da aynı geminin yolcularını biraz daha yabancılaştırmakta.

    Sayın Özdil'in bu tarzının İzmir antipatisi uyandırmaması için belki de yüz yıllık bir toplumsal ortalama bazal frontal korteks evrimine ihtiyaç vardır desek yalan olmaz. Umarım üstâd yazdıklarınızı dikkate alır ve çakma Bekir Çoşkun olmaktan sıyrılır.

    Bunu yazan bir Trakyalı ve Bekir Çoşkun severdir.

    MKD: Ne diyeyim Sayın MD, dilerim öyle olur.

  • Misafir
    Kaan Özsayıner Pazartesi, 01 Şubat 2016

    Şaşırdım

    Şakalaşmamıdır, dostluğa dayanan bir takılma durumumudur anlamadım ama "izmirin üst kastından biri ile evlendim" ve "argodan hoşlanmayız" cümleleri beni rahatsız etti. Argo edebiyatta metaforlar kadar önemli yer tutar. Siz bir Türkçe aşığı olarak konuyu zaten biliyorsunuzdur tekrar etmek anlamsız. Üst kasttan olmak nasıl bir ruh hali anlamadım. Jakoben, yükseklik kompleksi barındıran bir cümlenin yükünümü taşiyor yoksa latife mi anlamadım. Daha önce de çokça kaldıgınız otelleri, gittiginiz konserleeri, tanıdıgınız önemli simaları blogunuzda yazmıştınız. İhtiyacınız olmayan, gereksiz bir bilgilendirme değilmi bu biz takipçileriniz için.

    Sevgi ve saygılarımla

    MKD: Argo, dozunda olunca, lisanın hasıdır, ne dersiniz?

Yorumunuzu bırakın

Misafir Cumartesi, 16 Aralık 2017