Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

AKP KAPATILACAK MI?

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2390 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Önce Yeniçağ Gazetesi'nde Sabahattin Önkibar imzasıyla neşredilen bir tahlili nakledeceğim.

***

Kapatılma davası sonunda olacaklar ve olmayacaklar?

(Sabahattin Önkibar, Yeniçağ, 12.5.2008)

1) AKP'ye açılan kapatılma davası siyasîdir.

2) Yüzde 47 oy ile iktidar olan bir partiye dava açılması bireysel bir teşebbüs olamaz.

3) Açılan dava, bir büyük siyaset mühendisliği projenin eylemli ilk adımıdır.

4) Bu proje her hâl ve şartta başarıya ulaştırılacaktır.

5) Davanın ardında AKP'nin etki alanının dışında olan devletin tamamı vardır.

6) AKP'ye kapatılma davasının açılacağı ya da operasyon yapılacağı Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı seçilmesi ile kesinleşmiştir.

7) Cumhurbaşkanlığı makamı cumhuriyeti kuran irade için bayrak gibi önemlidir.

8) Cumhurbaşkanlığına Abdullah Gül'ün seçilmesinin dışında, devlette yapılan ideolojik kadrolaşmalardan yeni İslâmcı zengin bir zümrenin yaratılmasına, medyanın ele geçirilmesinden polisin askere karşı alternatif bir silâhlı devlet gücü şekline dönüştürülmek istenmesine, Kerkük'ün statüsünün AKP hükümetince önemsenmemesinden ABD'nin dayatması ile K. Irak'ta bağımsız bir Kürt devletine razı olunmasına ve de Kıbrıs'taki teslimiyete kadar pek çok neden kapatılma davasının gerçek gerekçeleridir.

9) Türban, lâikliği sabote anlamında önemlidir, ancak gerçek fonksiyonu açılan davaya ambalaj olmasıdır.

10) AKP mutlak şekilde kapatılacaktır. Kapatılmama ihtimâli binde bir bile değildir.

11) Tayyip Erdoğan dâhil 40 kişinin tamamına yakınına siyaset yapma yasağı getirilecektir.

12) Cumhurbaşkanı Abdullah Gül için de yasak kararı çıkacaktır.

13) Çıkacak yasak kararı sonrasında Abdullah Gül'ün Çankaya'da kalıp kalamayacağı tartışmaya açılıp Gül'ün istifa etmesi istenecektir.

14) Kapatılma kararı ile beraber sümen altında tutulan yolsuzluk bombaları bir bir patlatılıp AKP cenahında panik yaratılacaktır.

15) Somut yolsuzluk dosyalarının ifşası ile beraber yargı Tayyip Erdoğan için ardı ardına davalar açacaktır.

16) İşe tam bu süreçte dalgalanacak olan AKP grubundan kopmalar olacak ve yeni siyasî oluşumlar AKP'den kopanların ekseninde şekillendirilecektir.

17) Yasaklar veya istifalarla Anayasa gereği zorunluluk hâline gelecek olan ara seçime işte böylesine dalgalı ve parçalı tablolarla gidilecektir

18) Bâzılarının ileri sürdüğü gibi Tayyip Erdoğan bağımsız milletvekili adayı olamayacaktır. Anayasa Mahkemesi buna set çekecektir. Erdoğan'ın bağımsız adaylığına izin verilmesi kapatılma projesinin ters yüz edilmesi olacağından böyle bir şeyin olma ihtimali yüzde bir bile değildir.

19) AKP'den ilk etapta ANAP ve liberal patentliler ayrılacaktır. Bunu Abdullatif Şener'le irtibatı olan az sayıdaki Millî Görüşçüler izleyecektir. Ardından ılımlılar da bir bir kopacaktır. Erdoğan'ın etrafında Güneydoğu kökenlilerle yakın çevresi kalacaktır.

20) AKP içinden yeni oluşuma doğum için Abdüllatif Şener ve Köksal Toptan'ın dışında Cemil Çiçek, Abdülkadir Aksu ve Ali Çoşkun üçlüsü de ortak olarak zemin yokluyor. Bu üçlüye yine çok ünlü bir AKP'li isim perde gerisinde destek oluyor ve hâttâ taktik veriyor.

21) Erdoğan'ın muhtemel emanetçisi Ali Babacan veya Mehmet Ali Şahin olacak.

22) Mahallî seçim sürecinde İstanbul belediyesindeki yolsuzluklar için yayın sağanağı başlayacak ve bu şekilde Tayyip Erdoğan'ın en büyük kalesi düşürülmeye çalışılacak. Dahası, Tayyip Bey'in emanetçiye teslim edeceği yeni partinin oyları da düşürülmeye çalışılacak.

23) Tayyip Erdoğan efsanesinin tamamen sönmesi için açılacak davalar bağlamında yargı kararı beklenecek. Bu şekilde bir mahkûmiyet durumunda Erdoğan tarih olacak.

24) Bir aksilik olur da ters bir süreç şekillenirse (hiç arzu etmesek de) demokrasi perdesi bir süreliğine inecektir.

NOT: Bunlar temenni değil, bilgiye dayalı analizimizdir.

***

MKD: Bu okuduklarınız bana çok mantıklı geldi.

Bir eksik var: Kürt istilâsı ve Kürtleşme mes'elesiyle, dolayısıyla ABG işgaliyle ilgili olarak büyük siyaset mühendisliği projesinin başka adımları var mı? Aynı paralelde mütalâa edilebilecek Fethullah konusu için ne düşünülüyor?

Bakın bununla alâkalı internetten ne düştü ekranıma, yazanı bilmiyorum:

***

Yıl 2040, kızım 18, ben 47 yaşındayım...

Baba bizim bayrağımızda sizin zamanınızda Ay Yıldız varmış neden şimdi Haç İşâreti ve anlamını bilmediğim renkler var?

2 arkadaş okulda tavan arasında eski bir atlas bulmuştuk, o atlasta gördük daha önce Edirne'den Kars'a kadar Türkiye toprağı imiş, şimdi neden o haritanın 1/5'ine Türkiye diyoruz?

Eskiden her mahallede bir iki câmi varken, şimdi neden her ilde bir câmi var, dedem bahsetmişti daha önce ezan denen bir şey varmış, günde 5 defa câmilerden okunurmuş şimdi bu çan sesleri ne baba?

Filistinlilerin zamanında topraklarını parça parça satarak İsrail'in kurulmasına sebep olduklarını hiç mi bir yerde okumadınız da, topraklarımızı sattırıp şimdi bu ufacık alana bizi hapsettiniz? Siz atalarınızdan böyle mi aldınız bu toprakları? Emaneti böyle mi korudunuz? Günden güne topraklarımız satılırken siz uyuyor muydunuz baba?

Baba küçükken herkesin beni Ayşegül diye çağırdığını hatırlar gibiyim, şimdi neden bana Angel diyorlar, beni kulağıma Angel ismini ezanla sen mi söyledin?

Bizim evin önünden tanklarla geçen Amerikan askerleri kim baba? Her gün bize hakaret ederek ve sizi her gördükleri yerde coplayarak demokrasi mi getirdiler baba? Bize okulda demokrasinin tanımını daha farklı öğrettiler sanki.

Elime geçen gün bir kitap geçti baba, senin gençliğinden kalan. Biz Ankara'ya taşınmazdan önce memleketimizin ismi Gaziantep'miş ve 6317 şehit vererek "Gâzilik unvanını kazanmış.

Neden şimdi oraya Kürdistan diyorlar baba. Baba hani sizlere "Kürtler'le Türkler kardeştir demişler, peki kardeşlerim neden bizi öldürüp ülkemizde ayrı devlet kurdular?

Baba o kitapta Atatürk diye birinden de bahsetmişti. O her kimse 1933'te Bursa'da bir nutuk vermiş, ben şimdi bile ne kastettiğini anlayabiliyorken, sizin gençliğiniz bu kadar mı câhildi de o ikazları dikkate almadınız?

Şimdiki Kürdistan toprağında yer alan Süleymaniye'de askerimizin başına çuval geçirmişler ve sen o dönemde gençtin, hiç mi kanın donmadı baba? Neden hesap sormadınız? Bunları görmezden gelen yöneticilerinize?

O az önce bahsettiğim Atatürk size bir hitâbe yazmış ve sizi hâin yöneticilere ve uşaklara karşı uyarmış ve hitâbenin sonunda da "Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur demiş. Baba kanınız o kadar bozuk mu ki ülkemizi bu hâle getirenlerin yakasına yapışmadınız?

Baba, Türkiyeli ne demek? Biz Türk çocuğu değil miyiz? Soyumuz belli değil mi bizim? O kitapta okumuştum "Ne mutlu Türk'üm diyene yazıyordu. Peki, baba ben neden mutlu değilim? "Türk'üm" demek suçsa ve kötü bir şeyse siz eskiden neden söylerdiniz?

Baba biz Kurtuluş Savaşı veya İstiklâl Harbi denen bir şey yaşamışız. Kitaba göre dünyanın gördüğü en şanlı savaşmış ve o savaşta dört milyon şehit vermişiz. Mâdem bu vatandan bu kadar kolay vazgeçecektiniz, neden o kadar şehit verdiniz?

Hiç mi kitap okumadınız? Hiç mi sizi uyaran olmadı, hiç mi göremediniz ülkemizin peşkeş çekildiğini? Eğer farkında olduysanız ve duygusuzca evinizde oturduysanız sizin o hâinlerden ne farkınız kaldı?

Senin eski cd'lerden dinledim baba, bizim de bir İstiklâl Marşımız varmış. O marşı yalnızca körü körüne mi ezberlediniz? Atalarımız sizi her fırsatta ikaz etmiş, demiş ki "Ey Türk titre ve kendine dön. Baba ne zaman titreyeceksiniz? Ankara'yı da kaybettikten sonra mı? Bundan 13 yıl önce titremediyseniz eğer artık hiç bir şey titretemez sizi.

Bir Hasan Tahsin, bir Şehit Şahin, bir Sütçü İmam yok muydu aranızda?

Yazıklar olsun baba sizin gençliğinize!

Bu günleri göreceğime hiç doğmasaydım baba. Türklüğünüz'den utanmadınız, hiç olmazsa insanlığınızdan utansaydınız baba!

***

MKD: Allah'a şükür bu temsilî baba ben değilim. Her ortamda ve vasatta, bu mütevâzı web mekânımda ve her imkân bulduğumda fikirlerimi haykırıyorum. Buna mukâbil, yorum yazarken dahi müstear (takma, uydurma) isim kullanıyor insanlar. Korku dağları sarmış, yâhu, verecek bir canınız var; zâten böyle giderse onu da alacaklar, ABG'ye satacaklar! Bu kadar mı ödlek oldunuz!

Canım Cânan'ım kızım hukuk fakültesinde talebe; kendisinin ulusalcı/milliyetçi olmasıyla dalga geçen, bunu "çağ dışılık olarak gören arkadaşları varmış ve çok üzülüyor, çeyrek kan Kıbrıslı olduğu için de katmerleşiyor üzüntüsü.

***

Geçen gün Bolu'da TED grubumuzla toplandık; yiyip içip eski günleri yâd ettik. Kaldığımız otelin ismi Hotel Yurdaer: Mutfak Sanat Merkezi. Web adresi de http://www.hotelyurdaer.com/yurdaer1.asp. Sâhibi Yurdaer Kalaycı'nın hayat hikâyesini kendi web mekânından:

***

1940 yılında Bolu'da doğdu. İlkokul, ortaokul ve liseyi Bolu'da okudu. İÜ İktisat Fakültesi'nden mezun olduktan sonra işletmecilik ihtisası yaptı. Askerlik görevini Karaman İli'nin Taşkale Köyü'nde yedek subay öğretmen olarak tamamladı.

Ortaokul ve lise döneminde Mehmet Yücetürk, Fethi Kayalp ve Nihat Bezzaz'ın öğrencisi oldu. Bu öğretmenler kendisine âdeta özel hocalık yaptılar (Onların kendisine Güzel San'atlar Akademisi eğitimi verdiklerini yıllar sonra anladı). O dönemde Osman Zeki Oral, Orhan Ersoy'dan da faydalandı.

Üniversiteye başladığında Güzel San'atlar Akademisi'nde Bedri Rahmi Eyüboğlu kendisini misafir öğrenci olarak kabûl etti. Öğrencilik yıllarında Akbaba, Zübük, Amcabey, Pardon vs. mizah dergilerinde yazısız karikatürler çizdi.

Ortaokul başlangıç yıllarında yağlıboya ile tanışan san'atçı resim yapmayı hiç bırakmadı, devamlı çalıştı.

Taşkale Köyü'nde yedek subay öğretmenlik yaptığı dönemde kâidesi ile birlikte Atatürk'ün tam boy bir heykelini yonttu.

Üniversite eğitiminden sonra bir süre İstanbul'da profesyonel yöneticilik yapan san'atçı, 1973 sonunda Bolu'ya döndü ve ticaret işine başladı. 1996'da Bolu'da Yurdaer Otel Mutfak Sanat Merkezi'ni kuran san'atçı, burada resim çalışmalarını sürdürmektedir.

Uzun yıllar öğretmeni Mehmet Yücetürk'ün san'at etkisinde kalan ve bundan gurur duyan sanatçı, bu etkiden kurtulmak için epey mücadele etti, epey uzun arayış yılları geçirdi. Nihayet, tuval üzerinde sonsuz özgürlüğü olduğunu fark eden san'atçı, tüm etkileri bir yana bırakıp kendi yolunu çizdi.

Niçin yaratıldık?

Kâinat nedir ne değildir?

Nereden geldik nereye gidiyoruz?

Ruh nedir?

Neden her insan olaylar karşısında farklı tepkiler verir?

Işık nedir, karanlık nedir?

Hep ve hiç ilintisi nasıldır?

Bir çiçek nasıl yetişir, onu var eden güç nedir vs. gibi soruları tuval üzerinde sorgulama çalışır. Bu uğraşının hiç de kolay olmadığını, fark edebilmenin imkânsız gibi olduğunu bildiği halde kafasında arı kovanı gibi vızıldayan düşüncelerin dürtüsü ile tuval üzerinde arar, sorar, bu uğraştan bir türlü vazgeçemez. Metafizik düşünce tüm benliğini sarmıştır. Kör olduğunu bilir, tüm körlerin görebilmeleri için yüreği dua eder, beyni sorgular, gözü ve bileği çalışır.

***

Belli ki tam bir gönül ve aşk adamı; ticareti de, sevdâyı da biliyor. Arzdan arşa uzanabiliyor. Yüreği vatan sevgisi, Türk kültürüyle dolu ama ulusaldan evrensele, hâttâ ilâhîye ulaşıyor. Kabına sığmıyor, taşıyor. Tam bir Homo mysticus yâni. Otel de, yemekler de, hizmet de muhteşem. Taze sıkılmış portakal suyu yok diye şaşırdım bir tek, sonra düşündük ki, Türk-Osmanlı harsında bu itiyat yok. Otelin bir başka hoşluğu da Ankara, İstanbul ve Bursa'ya eşit mesafede olması.

Neyse, yemeğimizi yerken ve demlenirken Türk Musikîsi ile şenlenelim diye bir udî geliyor yanımıza. Şarkılar söylüyoruz, hâttâ ben biraz ileri(!) gidip 3. Selim'den sûzidil bir şarkı da geçiyorum, eh tabii ki fırçayı da yiyorum birkaç arkadaşımdan "ağır kaçtığım için, semer meseli, ol'cak o kadar.

Gene dönüyoruz "mavi nurdan bir ırmak, gölgede bir salıncaklara.

Derken, araya bir garip, kimsenin bilmediği ezgi sıkıştırıveriyor udîmiz. Kimse anlamıyor ama saygıdan ve serler de hoş olduğundan dinliyorlar ama ben anlıyorum. Kürt şarkısı söylemekte yarı Türkçe olarak, araya sıkıştırıp bitirince de, tekrar bizim dimağ lezzetlerimize teveccüh ediyoruz.

Buna "eşikaltı uyaranla beyin yıkama yöntemi denir; reklâmcılıkta da yasaklanmıştır. Bunun tesadüfî olduğunu hiç zannetmiyorum.

Muhayyel Ayşegül'ün babasına isyanını düşünüyorum.

O udî dahi misyonuna vâkıf. Biz Kürtlüğü reddetmemişiz; Acem Kürdî makamı acep neyi ifâde eder bir düşünün; Acem de, Kürt de bizden demek. Ama o udî ve onun gibi milyonlarcası bizi reddediyor ve milletçe uyuyor, uyutuluyoruz! Sistematik duyarsızlaşma ve eşikaltı uyaranla şartlanma uygulanıyor her yerde.

Benim hiçbir talebim yokken, üstelik her gün militanlarıyla savaşıp Mehmetçikler şehit düşerken, Kürt türküsünün soframda ne yeri var!

Tıpkı, müstevliler öyle emretti diye TRT'den Kürtçe neşriyat yapılması ve bunun da demokratlık diye yutturulması gibi.

Beyinlerimiz yıkanıyor, hem de devleti yönetenlerin emriyle ve bunu "liberallik diye hicapsızca övmesiyle.

"Antalya bitmiştir dediğim yazımı hatırlarsanız. Geçen gün güzel mi güzel bir genç kızımız müracaat etti. Anlattıkları dehşetengiz: "Doktor Amca, ben tahsilime İstanbul'da devam etmek istiyorum. Antalya'daki birkaç büyük kolej tamamen dincilerin yönetiminde, halk okullarında ise Kürtler terör estiriyor, sürekli olarak kızlara sarkıntılık ediyorlar, karşı çıkınca alay ediyor ve erkek arkadaşlarımız bir şey deyince de on - on beş kişilik gruplar hâlinde meydan dayağı çekiyorlar. Öğretmenlere bıçak çekiliyor, müdürler kurşunlanıyor ve hepsi korkudan sinmiş vaziyette. Kimse bir şey yapamıyor. Benim âilemin imkânları var, İstanbul'a alıyorlar beni ama olmayanlardan okullarını terk edenler başladı.

Benim güzel kızım henüz farkında değil ki İstanbul da, İzmir de, hâttâ Ankara da hep kuşatılmış durumda. Muhayyel Ayşegül bile fazla iyimser.

ABG askerleri Irak'a demokrasi getirirken ilk işleri Nüfus Dairesi'ni basıp Türk(men)'lerin kayıtlarını ebediyen yok etmek oldu. Hâlis Türk(men) şehri olan, Sünnî'siyle Şiî'sinin aynı câmide ibâdet ettikleri bu bizim insanlarımız katledilmeye başlandı ve plânlı programlı göçle Kerkük Kürtleştirildi (bkz. Kerkük Türkleri'nin Ruhuna el Fâtiha yazım).

Beynim ellerime "dur dedi, "şimdilik dur.

Ona itaat edeceğim.

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 20 Mayıs 2008 Salı

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Cumartesi, 19 Ağustos 2017