Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

ALİ RIZA SAYSEN’den: ATEŞ PAHASI

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 1063 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Evimizde çoluk çocuk, torun tombalak oturuyoruz, velhasıl “ağır konuklarımız” var. Yemek faslından sonra kahvelerimizi yudumlarken konu konuyu açtı; dünyayı sarsan terör olaylarını konuştuk.  İstanbul’da oynanan son Türkiye - Yunanistan futbol karşılaşması öncesi yapılan saygı duruşunda seyircinin ıslıklamasına karşın; Londra’da Wembley Stadı’nda, Paris’teki terör saldırılarının ardından yapılan İngiltere-Fransa dostluk maçında 90 bin kişiden çıt çıkmadığına değindik. Dereden tepeden derken, piyasada her gün yavaş yavaş artan fiyatların hayatın tadını tuzunu iyice kaçırdığı konusuna geldik.  

Burcu kızım “bir alış verişe çıkmaya görün. Birkaç saatini çarşı pazarda geçirecek olanların Allah yardımcısı olsun. Hepimizi tatsız sürprizler bekliyor. Meyve-sebzeden başlayarak, yiyecek ve içecekler başta olmak üzere her şeyin fiyatı el yakıyor...” dedi.

Sena kızım, “haklısın ablacığım, her şey ateş pahası…  ama bu arada ülkemizde ucuz şeyler de var. meselâ biz kadınların canı sudan ucuz; öldür öldür at kenara, sonra mahkemede pişmiş kelle gibi sırıt.” dedi.

Bendeniz de: Demek ki ülkede en kolay ve ucuz eylem; ölmek ve öldürmek…” deyivermişim.

Konu tam bu mecraya doğru yönelme eğiliminde iken Sena kızımın oğlu, en genç torunum 6 yaşındaki Ali Selim söze karıştı:

“Annecim bir şey söylicem, ateş pahası neeeee?”.

Sena topu bana attı: “deden cevap versin çocuğum.”

Eh! Serde dedelik olunca, torunun taleplerini yerine getirmek bir nevi sevgi görevi oluyor. Aklıma bir fıkra geldi anlatmaya koyuldum:

“Vaktiyle dere-beyinin biri maiyetiyle avlanmaya çıkmış.”

“Dede derebeyi ne demek? Maiyet ne?” Aldık başımıza işi.

“Yavrum derebeyi,  orta çağda halkı yöneten mutlak otorite sahibi yöneticiye deniyor. Senin anlayacağın dilde söylersek derebeyi astığı astık, kestiği kestik bir adam. Maiyet de, dere beyinin yanında bulunan, onun buyruğu altında çalışan kimseler. Anladın mı?” 

Hiçbir şey anlamadığını, soran gözlerinden anladım ama hikâyeme devam ettim: “işte o derebeyi avda bir ceylanın peşinden koşarken, güneşin battığının yeni farkına varmış.  Maiyetine acele edelim emrini vermeye kalmadan gök kararmış, ortalığı şiddetli bir rüzgâr ve ardından da sağanak bir yağmur bastırmış. Derebeyi ve yanındakiler sırılsıklam, civarda gördükleri en yakın kulübeye, bir garibanın yaşadığı her haliyle belli bir kulübeye kendilerini zor atmışlar. Odunculuk yapan gariban konuklarını içeri almış”

Derebeyi ev sahibini tedirgin etmemek amacıyla kimliğini açıklamama yoluna gitmişse de, fakir ama ârif oduncu durumu kavramış ve asil konuklarının hastalanmamaları amacıyla ocağa büyük odunlar atıp kulübeyi iyice ısıtmış. Tiril tiril titreyen misafirler bu durumdan memnun, geceyi kulübede geçirmişler. Derebeyi bir ara, “Doğrusu şu yaktığın ateş bin altın eder” diye söylenmiş.

 

Ertesi gün yola çıkma vakti geldiğinde derebeyi oduncuya sormuş: “Bizi ihya ettin, yaktığın ateş sayesinde geceyi pek rahat geçirdik. Söyle bakalım borcumuz ne kadar!

Oduncu, fırsatı değerlendirmenin zamanıdır deyip rayici yüksek tutmuş: “Bin altın beyzadem!”

Vekilharç hemen atılmış: “Ne masraf ettin ki bin altın istersin bre densiz?

Oduncu:” Sabaha kadar ateşi aynı kıvamda tuttum. Dağın başında bu ateş az bulunur.”

Vekilharç:” Ama ateş bu denli pahalı mıdır?”

O sırada derebeyi vekil harcına dönmüş ve: “Ağa, ateş iyiydi. Şimdi pahasını verin!”

İşte sevgili torunum… Oduncunun bu tavrı halk arasında kulaktan kulağa yayılmış. O günden beri değerinin üzerinde fiyat biçilen şeyler hakkında “ateş pahası” deyimi kullanılmaya başlanmış ve bu söyleyiş günümüz dek gelmiş. Şimdi anladın mı?

 

Ali Selim: “Hiç bir şey anlamadım dede…” cevabını verince bendeniz: ”aklını boşuna yorma sevgili yavrum. İlerde hayatın gerçek yüzünü mutlaka anlayacaksın” deyiverdim.

Sevgili Okur, “Paha” kelimesinin eş anlamlılarından biri de “değer” sözcüğü. Ve ne yazık ki, astığı astık, kestiği kestik bir derebeyi bile “değer” bilebiliyor da aramızdaki bazı insanlar, bu önemli sözcüğün farkında bile değiller, ne acı değil mi?

MKD: Bu güzel yazı, tam bir soru cevap yöntemiyle, ârif olanın anlayacağı şekilde anlatıyor her şeyi, ne dersiniz?

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 01 Aralık 2015 Salı

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Çarşamba, 23 Ağustos 2017