Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

HER DEVRİN ADAMLARI

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 1522 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Sevgili Mekâncılar,

57 senede o kadar çok ilginç tipler gördüm ki bu Pazar biraz onlardan bahsetmek isterim size.

Öncelikle, lisanımı fazla eski bulanlara kusura bakmayın diyerek başlamak isterim söze…

Bir kısım insan vardır popülerdir ve kendisini herkes tanır.

Bazıları popülisttir, cambaz gibidirler, mecradan mecraya, kanaldan kanala atlarlar.  

Devir kimin devriyse ona göre şekil alırlar.

Kalemleri de, haysiyetleri de pek mühim değildir,

Su gibidirler, hani kendileri rüzgâra hangi yönden eserse ona göre şekil alırlar ve gerçekten bir şahsiyetleri olup olmadığı da tartışılır.

Bakarsınız filanca muktedirdir, hemen onun yanında yer alırlar,

Ertesi gün devran değişir, gün gelir ve muktedir değişir.

A, bir bakarsınız adam hâlâ makbul ve muteberdir çünkü fırıldak gibi döner, daldan dala atlar.

Herkesin telefonlarını bilir, illaki basın sektöründendir ve aralarında büyük bir dayanışma mevcuttur. Bunların ulaşamayacakları da yoktur.


Aralarında kurdukları şebeke sayesinde herkese anında ulaşırlar ama renkleri belli değildir, istediklerini yaparlar.

Bir gün Paralelci olurlar, öbür gün başta safta yer tutarlar.

Ertesi gün iklim değişir, saf değiştirirler ve bakarsınız gene Muktedir gibi görünen ama öyle olamayanı tutarlar.

Bütün her yerde görebilirsiniz onları veya seyredebilirsiniz, çünkü renkleri yoktur ve akan suya göre renk değiştirirler.

Bukalemun gibidirler, derhal renk değiştirirler. O derece ki, beyaz gibi tamamen renkten mahrum bir format dahi kazanabilirler.

Bir kısmı da derhal satın alınıverirler çünkü tek ilahları da, Kâbeleri de paradır, bastırınca alırsınız karşılığını.

Bazıları ise hiç kendilerinden taviz vermediklerini iddia ederler ama aslında sadece kendilerini düşünen tiplerdir ve sınır tanımazlar ortalarda gözükmekten.

Bir kısmı ise renksiz ve şaşkındır, iki câmi arasında bî-namaz vaziyette dolaşır dururlar.

Ona perestiş, buna anam, gelene kral, gidene paşa derler ve asla pes etmezler.

Her şeyi bilirler, her konuda ve her yerde rastlanabilecek kadar da ucuzdurlar.

Herkesin bir fiyatı vardır” denir ya, bunlarınki ya pek ucuzdur ya da çok pahalı.

Bencileyin gibilerin ise maalesef parada gözleri yoktur.

Tek derdimiz hayatta kalıp ölünceye kadar mesleğimizi icra etmektir.

Meselâ cebinizde bütün sektörlerden hemen herkesin whats’up grubundan telefon listesi mevcuttur.

E-Maillerde de numaralılar ektedir.

Diyelim ki tanımadığınız da yoktur ve her saman bir “alo” mesafesi kadar yakındırlar size.

Nedense bir kısmı açar, bazısı açmaz çünkü burnu Kaf Dağı kadar havadadır.

Kendisini dev aynasında görür ve ukala yahut ulaşılmaz sanır.

Hâlbuki bir insanın en berbat sonu –ki buna vefat da dâhildir, telefonu açtığında o “la” sesini veren aparatı tutup da çevirdiğinizde veya tuşladığınızda, muhatap bulamamaktır.

Allah kimseleri Abraham Germ Well’in icadından mahrum etmesin ve telefonsuz, dostsuz ve insansız bırakmasın.

Demin bir hastam aradı, demek ki hayattayım, bir varoluş duyumsaması oldu bu.

Daha epey arayıp soracak dost, akraba ve tanıdık var.

Fakir Kerem der ki hayat kısa, hem de belki yarın öleceğiz, belki 500 sene sonra.

Âlem Mars’a gitmeye çalışırken hâlâ her tarafta sinek vızıltıları dolu ve kimse kimseyi kolayından aramaz oldu.

Bakın gökteki yıldızlara ve sayın, acep kaç adetler?

Bazıları hâlâ âdetle adeti de karıştırırlar ve kimseler yüz vermemeyi bir özellik sanırlar.

Demem o ki lâfım ortayadır ve kimseleri bilerek hedef almadım ve derdim de muhbirlik değil, ibretlik bir şeyler yazmaktır.

Ölümün belki bir başka tanımı da “alosuz” kalmaktır.

Şükür ki hâlâ arayanımız ve aradıklarımız var, hem gitar akordu için de bire birdir: La sesi verir.

Dün, Güler’le, David Russell’ın konserine gittik. Okşadı gitarı ama pek basmadı, galibe o da yaş almış bencileyin ve Lütfi Kırdar’daki salonun dörtte üçü boştu.

Onun da telefonunu alabilmek isterdim ama bis olarak Grand Jota’yı çaldı ve pek çok da alkış topladı.

Gene de Julian Bream’in performansını yakalayamadı trompetli kısımda.

Rafi Ağabey pek ortalarda değil, Büyükada’dan aradı geçen gün ve çağırdı, “gitara başla Keremciğim, sakın bırakma” dedi bana.

Neslim de ben de hayattayız ve pek memnunuz çalışmaktan.

Bakalım bugünkü nasip kime, evimizde kiminle paylaşacağayız aşımızı, ikramımızı, kime “merhaba” diyeceğiz gene…

Belki de Tahir gelir bugün, bir ihtimal de maziden bir dost zıplar yuvamıza.

Hani, ümitsiz kalmayın ama herkese de cevap verin arandığınızda.

Belki de bu çağrılar bittiğinde hayatın anlamı kalmayacaktır…

Rabbim kimseleri telefonsuz ve Alosuz bırakmasın.

Şimdi tekrar üst kata çıkacağım ve yardım edeceğim can yoldaşıma.

Birgül Anne daha iyi, Siyavuş da komadan çıktı.

Neslihan da azıcık dertliymiş galiba.

Üzüntü yok, dert yok, elinizde bu teknoloji harikası oldukça her yere ulaşırsınız.

Bakın keyfinize, birazdan arayacaklarımız da cabası.

Ha, Esra Ceyhan henüz kızakta, programlara başlamadı.

Ayşe Özgün gene canavar gibi esip gürlemeye başladı.

İclal ise psikiyatr rolü oynamakta, hâlbuki “artık sadece şiir seslendireceğim” demişti geldiğinde.

Pınar Afşar sanırım Salı’ya kaldı.

Belki bir Şamdan’a gider, Sevgili Mehmet Tuna ve Ailesini de görürüz., vazgeçilmez mekânımızdır orası. Aslı da büyümüş anlaşılan.

Neyse, daha fazla kafanızı şişirmeyeyim ve sizi bu muhteşem eserle baş başa bırakıp karıma yardım için kalkayım.

Nice Pazar günlerine…

Not: Daha mitingler sürmekte ve Sayın Doğu Perinçek de gelmek bilmiyor.


Reyimin rengini daha sonra açıklarım.

Dilerim hep “Alo”lu kalın ve hep arayıp soranınız, sanatla iştigaliniz size yoldaş olsun.

Dilerim ki herkes sevgi ve saygı ile kalsın.

Bu arada aşkın ve zıddının formülünü de çözdüm:

Aşk,                                                 Nefret        

Saygı,                                              Nobranlık

Sahicilik,                                         Sahtekârlık

Sevgi,                                               İlgisizlik

Sadakat,                                          Aldatma

Bağlılık                                            Cambazlık her anlamda

Fedakârlık.                                      Karşılıklı olunca kâfi!

İnadına, ısrarla Atatürkçüyüm ben, Neslim de, Kızım da, ailemin bütün fertleri de öyledir umarım. Herkese kefil olunamıyor bugünlerde…

Alperciğim, sana da hediye bu Dostum:

Not: Bu aralar pek nâhoş şeyler oluyor, onlara ayrıce değineceğim...

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 24.05.3015

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Çarşamba, 20 Eylül 2017