Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

ANSİKLOPEDİCİLER KİMDİR veya HER OKUYAN BİR MİDİR?

1731-1777 yılları arasında Fransa’da, Rönesans yıllarında bir grup aydın (münevver) ortaya çıkar ve bunlara Ansiklopedistler (encyclopédistes) denir. Encyclopedie’yi çıkarırlar. 17 ciltlik ansiklopedi, zamanın bütün bilgilerini toplar. Ansiklopedistler, bir gün dünyâ medeniyet topyekûn yok olsa ve insanlık her şeyi yeniden inşa etse, bu ansiklopediye başvuracaklardır diye düşünerek bunu neşrederler. Bütün filozoflar arasındaki en entellektüel (tafsilâtlı bilgi sâhibi, malûmatfuruş) grubu teşkil ederler.

Ansiklopedistlerin başında 990 madde yazan Diderot gelir. D’Alembert, Rousseau, Buffon, Daubenton, Marmontel, d’Holbach, Bordeu, de Jaucourt, Turgot, Quesnay, Haller, Condillac, Montesquieu, Necker, Grimm bu ansiklopedide yazan mütefekkir, san’atçı ve bilim adamlarıdır.

Ansiklopedistler, 18. Asır’da burjuva devirimleri sırasında ortaya çıkarlar. Otoriterciliğe karşı çıkarlar. Newton’u ve Locke’u baş tâcı ederler. Bilimcilik, akılcılık, deneycilik şiarları olur. Hümanist, seküler, din dışı, modern bir yazma yöntemi uygularlar. Mısır, Siyam, Çin gezilerinde bu insanların dindar olmayışlarına rağmen erdemli olduklarını görürler. Bütün insanlarda sağduyu düzeyinde saf bir îman olduğunu keşfederler.

Doğal Din dedikleri de budur.

Meselâ bizlerden El Birunî de (4 Eylül 973 - 13 Aralık 1048, 1061?), bu grubun temsilcisidir. Matematik, astonomi ve sezaryen doğum gibi pek çok konuya el atar ve bilimsel bakış açısı olarak İbn Sînâ’nın Aristo tarzı düşüncesine karşı çıkar, tek Tanrı inancını benimseyerek Evren’in bir başlangıcının olduğunu, öncesiz bir Evren’in tanrının gereksiz sayılması demek olduğunu savunur. İbn Sînâ’nın bu tarz yaklaşımına sürekli karşı çıkan Bîrûnî'nin, İbn Sînâ ile yazışırken yaptığı tartışmalardan bir kısmı günümüze kadar ulaşmıştır.

Peki, böyle “natürel bir din” olabilir mi?

Bu târif veya yaklaşım, bizatihi kendi içerisinde tam bir oksimorondur ve safsatadır çünkü bilimsel düşünceyle böyle bir şeyi iddia edemezsiniz. Hani hermeneütik olarak kabûl edebiliriz ama hepsi o kadar…

Günümüzde okumak, okuduğunu eleştirel bir şekilde ve kıyaslama yöntemiyle değerlendirmek, varılan sonucun da dâima yanlışlanabileceğini akılda tutmak sine qua non (olmazsa olmaz) şartlardır.

Hani, “okuyanla okumayan bir olur mu” diye sorsak, cevabı da “eğer bir Ansiklopedici tarzında okuyorsa ve kendi sentezini yapamıyorsa, ancak kör bir nakilci olur” şeklinde verilebilir…

“İkra” yâni “oku” ama hem mükâşefe, hem de bilimsel kuşkuculukla oku!

Benim ilk vahiyden de anladığım bu…

Ha, bu arada, İbn. Rüşt, nakilciliğin cezasını pek fena çekmiş.

Sen misin Yunan klâsiklerini tercüme edip edip Müslüman Âlemi'ne sunan...

Muhiddin İbn. Arabî onu eşeğin bir kefesine, eserlerini öbürünü diğerine asmış.

Sonra da mezarına kendi elleriyle gömmüş!

Hiç olmazsa, Mozart'ın cenazesinde a1ltı (6) kişi vardı...

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 18 Mayıs 2013 Cumartesi

MÜZİK HAKKINDA
AHMET DURSUN’UN İLGİNÇ BİR MAKALESİ

Related Posts

 

Yorum

Already Registered? Login Here
Şu ana kadar herhangi bir yorum mevcut değil