Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

APEX RESTORAN

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 6785 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Cerrahpaşa’da geçen senelerim boyunca fırsat buldukça öğle yemeği için gittiğimiz restoranın ismidir “Apex”.

 

Bu isim bir simgeydi aslında. Kâlbimizin en alttaki, yüzeysel kısmına “apex” denir. Yüreğin, gönlün, kâlbin simgesidir hâttâ.

Her türlü içki servisi yapılırdı ve yemekleri de çok iyiydi. Ayran da vardı. Onca sene boyunca kafayı bulup da rezil olan, kusan yâhut etrafa saldıran kimseyi görmedim.

Büyük İzmit depreminden sonra oradaki monobloklar perişan hâle gelip de “oturulamaz” kararı çıkınca, lokanta da kapatılmıştı. O hâldeydi ki bu binâlar, tavandan içeri güneş ışığı giren ameliyathânelerde operasyonlar yapılıyordu.


Aslında aynı İstanbul Üniversitesi’nin iki tıp fakültesinde de ağır hasar vardı. Ciddi bir tamirat yapılmamıştı, personel ve hastalar endişeliydi.

İstanbul ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastâneleri’ne âit monoblok ve kliniklerinin bâzılarının duvar ve kolonlarında depremden sonra çatlaklar oluşmuştu.

Hekim, sağlık personeli ve hastalar tedirgindi, “deprem ânında hastalar nasıl tahliye edilir, hastâne bir sahra hastânesine nasıl çevrilir” gibi soruların cevabı yoktu.

Son depremde yatan hastalardan isteyenler kaldıkları binânın kapısına kadar hastâne personeli tarafından dışarı çıkarılmıştı. Yürüyebilenler ise kendileri çıkmıştı. Birkaç dakika sonra da hiçbir şey olmamış gibi yerlerine dönmüşlerdi.

Kimi hekimler ise ağır hastaların ameliyat sırasında deprem olur korkusuyla ameliyatlarını ertelediklerini söylüyordu: “Nöbet tutuyoruz. Yerin kaç kat altındayız. Deprem olduğunda hastaları nasıl tahliye edeceğiz? Doğrusu endişeliyiz”.

Her iki üniversite hastânesinin talebelerinin ders gördüğü temel bilim binâsında da hasar vardı. Özellikle Çapa’nın Dekanlık binâsının yanındaki öğrenci amfisinin girişinde zeminden ene doğru yaklaşık beş metrelik bir anahtarın gireceği kadar çatlak oluşmuştu.

Aynı hastânenin öğrenci yemekhânesinde çatlakların yanı sıra kolon demirleri dahi gözüküyordu.

Belki hastâne binalarının taşıyıcı sistemlerinde bir hasar yoktu. Ama çalışanları ve hastaları en çok huzursuz eden, cerrahî monobloklar gibi bâzı binaların dokuz kat olması, patoloji gibi her gün yüzlerce hastanın giriş çıkış yaptığı birimlerin en alt katta olmasıydı.

Çapa’da ve Cerrahpaşa’da ciddi bir bakım ve tamirata ihtiyaç vardı!

Birtakım güçlendirme çalışmaları yapıldı, ameliyathâneler gene güneş ışığından mahrum kalma şerefine nâil oldular.

Açıkçası sonradan ne yapıldı, ne oldu çok iyi bilmiyorum ama İstanbul Belediyesi tam bunların karşısında toprak altında kazı yapınca, hepsi gene yamulmuştu.

Her neyse, konuyu fazla uzatmayacağım…

Alkolik bir öğretim üyesi veya görevlisi eğer kafayı çekecekse, bunu kendi odasında da yapardı.

Nitekim buna örnek gördüm az da olsa…

Nitekim böyle tabipler muayenehânelerinde de içer. Kokuyu izale etmek için de votka, cin ve nane likörü kombinasyonu yaparlar genellikle. "Şarıbülleyli ven nehar" herhâlde böyleleri olsa gerek.

Bâzıları doğrudan viski götürür ama rakı çok koktuğu için “noktürnal” bir millî içkidir…

Multi-blended Blue Label, en sevdiğim viski ama çok pahalılandı arkadaş...

 

Gururlanma "Tekirdağ Altın", senden pahalı Yeni Rakı Âlâ var ve yeni şişelerin de itici.

Onları öylece kabûl eden hastaları gene gider ama farklı düşünenler de başka kapıya yönelirler bittabi.

Simdi bakıyorum da DevletlûEsed” hakkında konuşuyor Reyhanlı’da ama acaba kaç hakiki dinleyici var, kaçı taşıma bilmem.

Tezâhürat daha cümlesini bitirmeden başlıyor çünkü, doğal değil…

Bu kadar ağır travma yaşamış bir yörenin halkı böylesine coşkulu olamaz, psikolojiye aykırıdır.

“Benim Bakanım”, “Benim Vâlim” diyor.

   Ve eminim ki…

      Kendi söylediklerine kendisi de inanıyor.

         Haydi hayırlısı…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 25 Mayıs 2013 Cumartesi

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Salı, 12 Aralık 2017