Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

ASSOSİYATİF KİMLİK BOZUKLUĞU

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 3967 kez okundu
  • 6 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Bütün psikiyatrik tasnif, semiyoloji ve nozoloji sistemlerini tetkik ettim.


Hiçbirinde kendime uyan bir “Entité Morbide” bulamadım. Demek ki ben ya eşsizim, ya yokum, ya da No Men’s Land’deyim. Yâni Âraf’tan da beter bir bölgedeyim.

Ta bebekliğimden beri bir garip mahlûktum, öyle derdi annem beni pataklarken. Babam da imâ ederdi zâten. Eh, bu bir “solutide” idi ama “loneliness” değildi ama hiç bîmekân kalmadım, gelin görün ki lâmekân da olamadım.

Nev’i şahsına münhasır bir hilkat garibesiyim.

Hep Allah’a inandım ama dindar ol(a)madım.

Komünist olamadım çünkü eşyânın tabiatına aykırıydı, tekâmüle ters düşüyordu.

Bilim adamı oldum ve bâtıl olanın, alenen irrasyonel olanın hep karşısında durdum ama Rasyonalist değilim.

Bu üçünü aynı kaba doldurup hür tefekkürle müdafaa etmeye kalkınca Ulusalcı geçinen Komünistlerden az daha dayak yiyordum. Türk-Fethullahçılık sentezcileri ânında Çin seddini karşıma diktiler ve persona non grata da oldum.

Garb’a Şark gözüyle, bedevînin devesine aklın treniyle baktım ve hep her şeyden kuşkulandım ama paranoid ol(a)madım.

Hep her şeyden kuşkulandım ama Agnostikliği başaramadım çünkü Kaosun içinde bir Kozmos olduğunu hep sezinledim.

Gnostik de, Hermetik, Hümanist veya Okültist de olamadım çünkü hepsi Hakikat’ten bir şeyler yansıtsa da, bana tamamını veremiyordu yâhut ben alamıyordum. Olsam olsam Hümaniter yâni İnsancıl olabiliyorum...

Benim şahsi ve ferdî mes’ûliyetimi bana bırakan ama daha fazlasının bilinemeyeceğini, bilen bir Yüce Yaratıcı’nın varlığını anlatan Vahdet-i Vücûd felsefesi benim güvenli limanım oldu ama bu bile sâdece bir hermeneütikten ibâret, biliyorum.

Çok küçük yaşlardan beri hep bilgiye ve emeğe hürmet etmem öğretildi; kul hakkı yememem öğütlendi. Bu arada bol bol bilgiyle şişirildim ama kendimce de hep hazmettim. Doydukça iştahım da arttı ve hep aşırı çalıştım; okudum da okudum. O kadar ki, evde bulunduğu için Nûr Risâleleri’ni bile kıraat ettim. Söylediğimde hâlâ inanmayanlar var, hâlbuki bâzı “beyaz yâhut pembe renkli” olanlar hâricinde, ben bilhassa hayatî mevzûlarda yalan söylemem.

Eh, “hayatta her şeyi kompartımanlarıyla ve dengeli olarak yaşayacaksın” kuralına uyamadım çünkü nasıl yapılacağını bilmiyordum.

Âileme hiçbir yokluk veya eksiklik çektirmemeye yeminliydim ama ölçüleri tutturamadım; ebeveynim de tutturamamıştı zâten. Nihâyette ve bidâyette iyi bir koca da, işe yarar bir baba da olamadım. Muhasebesine girsem çok şey çıkar ama fenomen bu! Kızım beni elinden geldiğince sever, bir tek Neslim var ortada sâhiden sarılan...


Bugün yılbaşı, evde bu deli saçması şeyleri yazıyorum. Çünkü “muayenehâneye gitsem, bugün oraya gelecek bir deli çıkmaz” diye düşündüm. Bâri bunda haklı çıktım, sekreter “kimsenin aramadığını” söyledi ama bir hastam borcunu ödemiş. Çocuk gibi sevindim...

Şimdi, Neslim, bunu Oral Dönem’de Fiksasyon olarak değerlendirip gülecek ama evlendiğimizden beri fikse olmadığım dönemimi bırakmadı zâten…

Millet-Din Sentezi fikri hep bana absürt geldi, nitekim haklı çıktım. Dünyanın ileri kısmı bunlardan uzaklaşırken, geri kalan kısmında bu iş habis bir tümör gibi büyür oldu.

Babam gençliğinde Spiritüalizm'le ilgilenip rûh çağırmıştı defalarca, hiç inan(a)madım. Zâten sonradan kendisi de bunları beynin oyunlarından başka bir şey olmadığını söyler olmuştu ama o da bana yetmedi, kuşkuculuğum geri tepti... Şimdilerde de âlemlerin âlemlerinin mündemic olduğu Vahdet’i arar oldum. Bu amaca asla ulaşamayacağımı bilmeme rağmen, her gün gölgeler yok olduğunda, öğle vaktinde arayışıma yeniden devam etmekteyim…

Hep milliyetçi oldum ama ırkçılıktan nefret ettim. Atatürk Türkiye’sinin bana verdiği bu öğreti şiârım oldu hep. Eh, ister istemez anti-emperyalist oldum. Şimdilerde emperyalizm Kürt kartını kullanarak Türklüğü yok etmek istiyor; muhalefet ettim. Kimselere yaranamadım! Ne ironiktir ki, Türk-İslâm sentezcileri en başta kızdılar, Komünistler zâten “dışlıyorlar”; etnik ayrılıkçılar ise kelimenin tam mânâsıyla bana bayılıyorlar!

Psikanalizciler ise hem kızıyor, hem dışlıyor, hem de kelimenin tam mânâsıyla bana bayılıyorlar.

Avamın dayatmalarından çok rahatsız olduğum ve hep işin daha doğru olanını aradığım için çok araştırdım, soruşturdum ve bermutat, hep okudum, tefekkür ve tefelsüf ettim.

Aydınlar Ocağı’nda dinleyici olarak katıldığım bir konferansta Masonluk aleyhinde o kadar bol sövülüp sayıldı ama hiçbir rasyonel, sâhici gerekçe gündeme getirilmedi ki, bende merak hâsıl oldu; üstelik bu zevâtın hepsi de Millî Görüş diye diye milyonları hortumlayan, cenazesinde Türk Bayrağı Yokluğu Sendromu yaşanan Necmettin Erbakan’a biât edenlerdi. Milletten kasıtları ümetti, tıpkı şimdilerde olduğu gibi…

Bu arada Atatürk’e ve Rauf Denktaş’a tek sâhip çıkan, kent-soylu ama ABD doğumlu Lions’ta iki dönem başkanlık yaptım, Rotary’e devam ettim; vakitsizlikten birkaç sene ayrıldım ama geçenlerde geri döndüm.

Sonunda imanla lâikliği, ahlâkla bütün insanlığın kardeşliğini beraberce savunan Masonluğu keşfettim. Son senelere kadar çok mutluydum orada ama şimdilerde kafam epey karışık. “Quo Vadis (Yuhanna 16:5: Şimdiyse beni gönderenin yanına gidiyorum. Ne var ki, içinizden hiçbiri bana, ‘Nereye Gidiyorsun’ diye sormuyor)” diye gezinir oldum, eşikte patinaj çekmekteyim.

Hop, bitmedi!

Şimdi canım ciğerin Rafi Arslanyan Ağabeyim aradı ve eski bir talebesinin nasıl dünyâ çapında bir virtüoz olduğunun müjdesini vardi:

Birazdan iç pilâvı ve kuzu kol yiyeceğiz ve sitede komşu gezeceğiz. Pilâvı Hâtun yaptı, kolu Neslim pişiriyor.

Aklıma Sevgili Fatih Erkoç’un şarkısı geliveriyor gene:

Senden ayrılmadan önce bilmiyordum hiç
Hayatın anlamsızlığını
En güzel şeylerin bile yavan kaldığı
Aklımın ucundan geçmezdi

Sen misin bu hâllerde olmama sebep
İnanmak gelmiyor içimden
Oysaki durmaksızın süren kavgalar
Meğer aşkın cilveleriymiş

Ellerim bomboş yüreğimde bir sızı
Ateşe atılmış bir demir gibi kor hala
Ellerim bomboş gözümde yaşlarla
Güneşin kavurduğu bir çöldeyim

Sen misin bu hâllerde olmama sebep
İnanmak gelmiyor içimden
Oysaki durmaksızın süren kavgalar
Meğer aşkın cilveleriymiş

Ellerim bomboş yüreğimde bir sızı
Ateşe atılmış bir demir gibi kor hâlâ
Ellerim bomboş gözümde yaşlarla
Güneşin kavurduğu bir çöldeyim

Hani, Sevgili Ulaş biraz hoşlaşmayacak ama…

Beş eksenli sınıflamada bir yerim bile yok.

İşin kötüsü, ben bu kimliklerimin hepsine sımsıcak sarılıyorum.

Yâni, ben bir İçgörüsüz Assosiyatif Kimlik Bozukluğu vak’asıyım.

Au revoir 2012.

Willkommen in2013.

Ne entelim değil mi?

   Google Tercüman Çevirmeni sağ olsun.

      Sâhi, bir kuşla bir uçağın en önemli farkı nedir?

         Kuş uçarsa, uçak da dalarsa boğulur…

            Yoksa değil miydi Yâ Hû!

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 31 Aralık 2012 Pazartesi

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    Ali Aydın Salı, 01 Ocak 2013

    AYDIN.

    Hocam, sizi yılbaşı sabahı bu saatte okuyup, yorum yazan "deli" okuyucularınız da var! Bugün muayenehânenize gelen olmamış ama mekânda en azından bir ârıza mevcut :D.

    Sevgili Hocam, siz bu kadar birbirinden farklı bilgi türlerine yeterince vâkıf olduğunuz için, hiç bir kaba sığ(a)mamanız doğaldır. Ve tabii ki sizi taşıyacak kabın olmaması da aşikâr...

    Bırakın onlar, bunlar, şucular, bucular sizi dışlasın, siz düşündüklerinizi dile getirmeye ve yazmaya devam edin. Kavrayan kavrıyor alıyorum ben şahsen almam gerekeni. Ve anlıyorum gâliba sizi...

    Bilim insanı duyarlılığı bu olsa gerek ama sonuç her taraftan dışlanmışlık, yersizlik. İllâki!

    Alâkasız belki ama sizin düşünce yapınızı bilimi bilim yapan insan, hem fizikçi, hem de çok ciddi metafizikçi Sir Isaac Newton'a benzetiyorum (çok mu abarttım kesin gülümsüyorsunuzdur şimdi).

    İslâm'ın düşün dünyâsında parlak olduğu dönemlerindeki bilginleri andırmıyor da değilsiniz hani...

    Ayrıca makâleniz yine beni benden aldı sabah sabah. Kendinizle ilgili düşüncelerinizi ne kadar içten, samimi paylaşmışsınız. Koskoca Psikiyatri Prof'u Kerem Doksat, hiçbir kibir göstermeden öylece yazmışsınız, kederleri ortaya saçmışsınız hayatınıza dâir, ülkeye dâir...

    Ben sizi seviyorum samimi söylüyorum Hocam. Bu mekândaki paylaşımları da.

    Bâzı görüşlerinize katılmasam da sizden çok şey öğrendim hem dalınız ve bağlılarıyla ilgili hem de genel anlamda.

    Son olarak Türk aydınısınız vesselâm, nice mutlu yıllara...

    MKD: Size de Sayın AA, sâhiciliğiniz için de şükran ;-).

  • Misafir
    Özgür Salı, 01 Ocak 2013

    Hüzün

    Ulaşılamaz olana ulaşma çabası esnasında hissedilen çâresizlik ve hüzün! Fakat O'na biraz daha yakın olabilme arzusu ve ümit ile yola hep hevesle devam etme. Bu arzuyu içimizde yaşatan da aslında bu hüzün değil mi?

    Şükürler olsun ki; sizin gibi hikmet ve Hakikât âşığı muhterem bir büyüğümün, bu yolculuktan öğrendiklerini, çok küçük bir kısmını dahi olsa, bu ortam aracılığıyla okuma, öğrenme fırsatı buluyorum. Yine şükürler olsun ki, bunun ne değerli bir şans olduğunun farkındayım. Bizlerle paylaştığınız için, bu konu vesilesiyle minnettârlığımı ve şükranlarımı ifâde etmek isterim. Allah'tan, size uzun bir ömür nasîb etmesini dilerim. Hüznünüz eksilmesin. Biz de nasîbimizi almaya devâm edelim. Sizi seviyoruz!
    Saygı ve şükranlarımla...

    MKD: Teşekkürler ve sevgiler...

  • Misafir
    Kaan Özsayıner Çarşamba, 02 Ocak 2013

    Keşke Yazınızı 31 Aralık gecesi okusaydım..

    Keşke yazınızı 31 Aralık gecesi okusaydım, içtiğim rakı anlam kazanırdı belki, içmeye derğer bir ruh hâlim olurdu. Sarhoş olmayı becerebilirdim. Kaotik bir gürültüden ibâret gecenin sonunda sabaha karşı sızanların üstünü örtmek yerine ben de bir köşede sızar, muhtemelen topluca popomuz açıkta kalırdı.

    Neyse akşam demlenmek için bahane çıktı, zihin ifrazatınızından mütevellit. Ne güzel kaleme almışsınız beyninizdeki kaosu. Bir ömrü üç beş satıra sığdırmış, küçük insanların dünyâsına yine büyük bir armağan vermişsiniz. Nice mutlu senelere arkadaşlarında belirttiği gibi sizi seviyoruz...

    MKD: Bilmukabele Sayın KÖ.

  • Misafir
    Barbaros Yıldırım Perşembe, 03 Ocak 2013

    Başlıksız

    Ne mutlu size yahu :D

  • Misafir
    Ulaş Çamsarı Cumartesi, 05 Ocak 2013

    Çok düşündüren, çok güzel bir yazı...

    Sayın Hocam, Ağabeyim, Dr Doksat,

    Yazınızı okuma fırsatını yeni buldum. Yeni yıl heyecanı, koşuşturması, 30 yaşımı geçmiş olmama rağmen (nedense anlamlı gelmeye başladı) aynı kıpırtısıyla devam ederken, yazınız içimde bir yerlere dokundu. Bir macera gibi başladı, hüzünle devam edip, ağır bir roman gibi bitti. Ben daha tıp öğrencisiyken, sizi TV'de izlerdim, size bir "düşünce ustası" olarak hayran olurdum. Neyi savunduğunuzdan çok, savunduğunuzu "nasıl" savunduğunuz dikkatimi çekerdi. Sizden daha o günlerde psikiyatrinin "p"'sini bilmezken çok şey öğrendim. Bugün psikiyatri uzmanıyım ve sizden halen çok şey öğreniyorum. Onca zaman sonra geçen yıl sizinle yüz yüze tanışma şansına erişmek çok güzeldi. Üretkenliğiniz o kadar fazla ki sizi eksiksiz takip etmek olanaksız, bu güzel yazınıza rastladığım için mutluyum, beni düşündürdü.

    Size ve ailenize yeni yılda mutluluklar dilerim, yeni yılda yeniden görüşmek dileğiyle...

    Dr. Ulaş Mehmet Çamsarı,Psikiyatri Uzmanı, Mayo Clinic, Rochester, A.B.D.

    MKD: Sağ ol, var ol kardeşim...

  • Misafir
    Murat Şaşzade Pazartesi, 14 Ocak 2013

    Küçük Benzerlikler

    Sevgili Hocam,

    Ben de sizi ilk televizyon programlarında izleyerek keşfettim. Sizi kendime yakın bulmamı temel iki nedeni, gençliğinizde Taekwon-Do yapmanız ve Atatürkçü olmanızdı. Daha sonra mekânınızın izini buldum. Hayatımın zor bir döneminde okuduğum "Sevgi ve Bilgi Hakkında Kısa bir Hikâye" adlı olağanüstü denemeniz, bana yeniden mücadele gücü aşıladı. Bu makalenizden sonra, bilgi deryânızdan kendi hacmimin izin verdiği kadar içmeye karar verdim.

    Ben makalenizde ifâde ettiğiniz duyguların bir bölümün paylaşıyorum. Küçüklüğümden itibâren rahmetli babamın bir kitapçı olması ve rahmetli annemin de kitapları seven bir kadın olması nedeniyle, hep okudum. Sanki, yaşamla, âilemle ve toplumla arama kitapları okudum. Kitapları çok sevdim. Sonra büyüdükçe hiç bir yere âit olmadığımı hissettim. Tüm okul yaşamım boyunca, tüm gruplar tarafından dışlandım. Girdiği her grupta, kurumda ve iş yerinde dışlanan biri olarak kendimi yalnız hissettim. Farklı gruplar ve hâttâ cemaâtler tarafından bile aralarına alınmak istedim.

    Çocukluğumda beri Atatürk ilkelerini sindirmiş olduğum için hep reddettim. Marjinal gruplar içinde yok olmaktan hep son anda kurtuldum. Yaşamım boyunca bağımsızlığımdan tâviz vermedim. Özgürlüğe tutkuyla bağlandım. Yıllar geçip olgunlaştıkça, tüm ideolojilerin ve dinlerin sâdece birer dogma olduğunu anladım. Yaradana giden sonsuz yol olduğunu, aslolanın insanın kendisine ulaşmasını olduğunun bilincine ulaştım. Yaşamım boyunca bana hiç kimse yatırım yapmadı. Her şeyi deneme-yanıılma yöntemiyle ve kendi çabalarımla elde ettim. Gözümü hep zor hedeflere diktim. Bana hayatımda sâdece iki insan inandı. Sâdece çok muhterem, ağabeyim kadar sevdiğim bir insanın el vermesiyle meslek edindim. Yaşamım boyunca, kelimenin tam anlamıyla bilgi arsızı ve bilgi oburu oldum. O kadar çok bilgi biriktirdim ki, ancak kırk yaşımdan sonra kafamdaki dağınık ardiyeyi toplama olgunluğuna ulaştı. Hiç bir ideolojiye inanmıyorum. Bir tek Tanrı inancım var ve ben de Ömer Hayyam, Yûnus Emre, Mevlânâ ve İbn Arabî'yle ilgili araştırmalar yaptıktan sonra mutluluğu Panentezim ya da Vahdet-i Vücûd'da buldum. Evrenin anlamlı bir parçası olduğumu hissederek, kimsesizlik duygumdan kurtuldum. Ve sonunda, hayatımda beni anlayan tek kadın olan, yüreği sevgi dolu Nesrin'i bularak kendi aynama kavuştum. Ve artık biriktirdiğim bilgiyi, gün yüzüne çıkartarak işlemeye karar verdim.

    Tüm amacım, kendi zirveme çıkmaya çalışmak ve çıkabilirsem de oranın keyfini sürmek. 2012 yılında yaşamımdaki en güzel an, sizinle tanışmak oldu. Bize verdiğiniz yaşamın tüm renklerini barındıran, yoğun duygularla dolu ziyafeti unutmayacağım. Sizden sürekli bir şeyler öğrenmenin tadını çıkartıyorum. Özellikle dinler tarihi ve mitoloji konusuna eğilmeme neden olduğunuz için çok teşekkür ederim.

    İzmir'den özlemle,
    Sevgim ve Saygımla...

    MKD: Ne mutlu bana. Bilmukabele Sevgili Murat Şaşzade ve sevgili Karısı...

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazar, 20 Ağustos 2017