Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

AYNI GAZETEDEN İKİ YAZAR, KİM NEYİN TARAFI?

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2284 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Bakın, aynı gazetede İlker Başbuğ'un demeciyle ilgili olarak iki yazarın iki makalesi.

Önce Oray Eğin'inki:

Yine sızdırılan belgeler, yine Taraf gazeteciliği...

Büyük gazetecilik başarısı mı, yoksa "Bilgi belge sızdırma merkezinin Taraf'a bir kıyağı mı? Taraf, Aktütün baskınından önce oraya giden PKK'lıların fotoğraflarını yayınladı. Gazete bunu kendi kendine çekemeyeceğine göre, belli ki birileri vermiş bu fotoğrafları onlara. Zâten Yasemin Çongar, dün NTV'ye konuştuğunda kendilerine servis yapıldığını da itiraf etti: "Bize gelen her belgeyi haber değeri olduğu sürece yayınlamakta sakınca görmüyoruz".

Bu demek oluyor ki Aktütün'e ilişkin fotoğraflar da Taraf'a servis edilmiş. Onlar da yayın politikasının bir devamı olarak bu fotoğrafları bir kez daha orduya saldırmak için kullanmış.

Ancak, ortada çok ilginç bir durum var. Fotoğraflar insansız hava aracı tarafından çekildi. Ama Türkiye bir insansız hava aracına sâhip değil.

Zira Türkiye'de sâdece bir tâne insansız hava aracı var, o da İsrail'den kiralandı ve Batman'da duruyor. Dahası, Türkiye insansız hava aracı almak için İsrail'e her temâsa giriştiğinde bu iş bir türlü olamıyor.

Ortada iki ihtimâl var: Ya bu görüntüler Türkiye'nin kiralık aracı tarafından çekildi ya da Amerika veya İsrail'in. Ancak tekrarlıyorum, Türkiye'nin kullandığı insansız hava aracı da aslında İsrail'in malı.

 Bir de şu bilgiyi hatırlamakta yarar var: Birinci Cumhuriyet'i yıkmak isteyenlerin amacı Türkiye'yi askerî ve siyasî olarak Amerika ve İsrail'in yörüngesine sokmak; bunu biliyoruz. Askeri devreden çıkarma çabaları da baştan aşağı bu politikanın sonucu.

Dolayısıyla yandaş basında Türk Silâhlı Kuvvetleri'ne saldıran bütün haberleri de bu eksenden okumak gerekiyor. Bir büyük planın parçası olarak.

O hâlde Taraf'a bu bilgileri kim sızdırmış oluyor?

Genelkurmay'ın içinde bir köstebek olduğu kesin. Bu av kuşkusuz başlayacaktır. İlker Başbuğ'un açıklamasından bunu anladık.

Başbuğ'un da öfkesi dindikten sonra Taraf'ın bu haberinin ayrıntılarını kamuoyuyla paylaşması şart. Özellikle de görüntüleri sızdıranların kim olduğu afişe edilmelidir: Hangi bağlantılarla temin edilmiştir bu görüntüler? Daha da önemli bu haber doğru mu?

Türk Silahlı Kuvvetleri artık iki savaş veriyor: Hem karada düşmanla çarpışıyor, hem de psikolojik harbin hedefi oluyor.

Ancak bu psikolojik savaşta mücadelenin yönteminin susmak olmadığı ortada. Genelkurmay kendisi aleyhinde yapılan bütün haberlere karşılık sâdece öfkelenerek ve susarak karşılık verirse, bu sâdece askeri yıpratmak isteyenlerin işine yarar.

Bu gibi haberleri sızdıranların bizzat Genelkurmay tarafından teşhir edilmesi, psikolojik harbin propaganda bültenlerini zor durumda bırakacaktır.

Unutmamak gerekir ki, bu psikolojik hârbin taktikleri geçmişteki tecrübelere dayanarak çiziliyor. Genelkurmay bugüne kadar hep "kol kırılır yen içinde kalır" politikası izlemişti. Ancak İlker Başbuğ göreve geldiği ilk günden beri şeffaflaşma yönünde çağrılar yapıyor. Bu şeffaflama çağrısını saldırılan muhataplarının teşhir edileceği şeklinde okumak zorundayız.

Yoksa hepimiz bu psikolojik hârbin ortasında büyük bir kafa karışıklığının esareti altına gireceğiz. Bugün medyada askere yönelik tek yanlı bir yayın var. Paşa'nın da şikâyet ettiği bu. Gazetecilikle de bağdaşmayan bir yöntem. Tepeden inme gazetecilik yapılıyor. Ama Genelkurmay da sessizliğiyle bu tek yanlı haberlerin önüne geçilmesine imkân tanımıyor.

***

Şimdi de 540 derecelik bir dönüşle arkaik Ülkücülükten çok eski solcu geleneğe tebenni eden (bu nasıl olur demeyin, belli ki bir [ko]misyonu var) aziz ve muhterem arkadaşım Hâlit Kakınç'ın değerlendirmelerini okuyun:

Başarılar konuşsun!

Yazımı bitirmek üzereydim ki, Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ'un basın toplantısı yayınlandı (MKD: Hâlitçiğim, böyle yazılarda kısaltma kullanılmaz, Orgeneral diye yazılır). Beyanlarını dinledim. Şaşırdım. Bir Türk Vatandaşı ve bir Medya Mensubu (MKD: Hâlitçiğim, "medya mensubu" olacak, ilkokulda öğretilir bu) olarak bu aşırı sertlik karşısında irkildim. Üzüldüm.

Anlaşılan, Ordu'nun PKK ile mücadelede hedeflerinin doğru olup olmadığı ve askerî usûllere göre yanlış yapılıp yapılmadığına ilişkin soruları dillendirerek sınırlarını aşmışız.

Baskın sırasında Hava Kuvvetleri Komutanı'nın golf oynadığını ve 24 saat sonra haber aldığını öğrenince tepki vermekle, hainlerle aynı safa girmişiz... PKK'ya destek vermişiz.

Sayın Başbuğ'u anlamakta güçlük çekiyorum. Ortada birtakım hatalar varsa, medya sussun ve bunları duyurmasın mı demek istiyor? Bölücükle mücadelenin böyle ilerleyeceğini mi düşünüyor? (MKD: Hâlitçiğim, biliyorum biraz zor anlıyorsun; Genel Kurmay Başkanı'nın tepkisi o hâdiseye dâir değil, 17 şehitlik olana; birkaç kere daha haberlere bak, vallahi sen dahi "kapacaksın").

Dikkatliyim ve doğru yerdeyim. Sayın Başbuğ'un da Türk Milleti'ne karşı Silahlı (MKD: Hâlitçiğim, "Silâhlı olacak) Kuvvetler'in PKK karşısındaki başarıları ile konuşmasını bekliyorum... Böyle basın toplantıları ile değil!

***

Fazla yorum yapmayacağım. Türkiye'de "sol ileriye gitmeyi, vatanı kalkındırmayı ve sosyal adaleti isteyeceğine, Batı'ya perestiş ve hizmet ediyor". "Sağ da Arap Kürt Partisi, Milliyetçi Hareketsizlik Partisi gibi gruplarla bunlara çanak tutuyor".

     Hâlit ve alenî ABG + AB tarafgirleri, Atatürk Cumhuriyeti'nin bütün düşmanları
        Ben öbür TARAFTAYIM
           Dün Fatih Terim'in takımı bir mahalle takımıyla berabere kaldı
              Beş yeni şehit daha var, şimdi öğrendik!
                 Taraf gene TSK'yı yıpratacak haber yapar garanti,
                     Kına mı yakarsınız, ne yaparsınız acaba?

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 16 Ekim 2008 Perşembe

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazartesi, 23 Ekim 2017