Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

ERGENLİĞE GİRME YAŞI ÖNE Mİ ÇEKİLDİ!

Posted by on in Bilimsel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 5558 kez okundu
  • 1 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Klâsik olarak kız çocuklar 12 ilâ 14 yaşında, erkek çocuklar ise 13 ilâ 15 yaşları arasında ergenlik dönemine girerler. Bu dönemden birkaç sene önce ise, ön ergenlik belirtileri ortaya çıkar. Yâni, ebeveyne yönelik söz dinlememe ve isyankârca davranışlar görülmeye başlar. Boy uzar, kıllanmada artış ve beden şeklinde değişiklikler ortaya çıkar.

Son senelerde, gerek beslenme şekline bağlı olarak, gerekse de genel uyaran bombardımanına erken yaşta mâruz kalmanın yarattığı etkiyle, hormonal dalgalanma daha erken yaşlarda başlayabilmektedir. Dolayısıyla ergenlik dönemi belirtileri alışılmış olan yaştan birkaç sene önce başlayabilmektedir. Bunun etkisiyle, fiziksel olarak gelişmiş olmakla beraber, ruhsal olgunluk açısından dış görüntüsüyle uyumlu olmayan çocuk-gençleri etrafımızda sıkça görmeye başladık. Genç kızlarda bu durum daha da belirgin olarak kendisini göstermektedir.


Üç ay kadar süren bir yaz tatilinin ardından birbirine kavuşan çocukların bâzıları “kanka” oldukları arkadaşlarını, giyim şekli, saç ve makyaj tarzı ile birden bire çok farklılaşmış olarak görebilmekte ve nasıl yaklaşacaklarını bilemez hâle gelebilmektedir. Kezâ, bu çocuk-gençlerin sohbetleri, zamanı değerlendirme şekilleri, hayata bakış tarzları da dış görüntüleriyle paralel olarak değişim göstermektedir.

Son zamanlardaki popüler kültürün de bu erken gelişime katkısı olduğunu inkâr etmemek gerekiyor. Görsel medyanın sürekli olarak öne sürdüğü çok genç yaştaki Lolitalar ve jönler, çocuklarımız tarafından rol modeli olarak kabul edilmektedir. Bu durum, onlarla özdeşim içerisine girmelerine yol açmaktadır. Konuşma jargonu, giyim tarzı, hâl ve tavırlar bire bir kopyalanmaktadır. Hâttâ eskilerin meslekî idealleri arasında yer alan doktor, avukat, mühendis olma hayâlleri giderek nostaljik bir değer kazanmaya başlamıştır.

Pek çok gencin hayâlinde, “futbolcu olmak”, “dizi oyuncusu olmak” gibi meslek idealleri oluşmaya başlamıştır. Hafta sonları küçük yaştaki çocuk-genç kızlarını stüdyolara götürüp, makyaj ve kıyafetle, “Lolita” hâline dönüştürüp fotoğraflarını çektiren ebeveynler baş göstermektedir.  Bâzı gençlerin geleceğe yönelik beklentileri, “iyi bir fakülte okuyup, iyi bir meslek sâhibi olmaktan” çıkıp, “marka cep telefonu, bilgisayar ve kıyafetlere sâhip olmak, gezip eğlenmek ve çok para kazanmaya” yönlenmiştir.

Ebeveyn olarak bu durumun çok iyi farkında olmak gerekiyor. Özellikle popüler kültürün etkisini, ailevî değer yargılarımıza göre süzüp filtre etmek ve çocukları bu şekilde yönlendirmek son derece önemlidir.

Aksi takdirde, sâdece hızla tüketmeye meraklı, belli bir yaşa gelince hiçbir konuda hiçbir hevesi kalmayacak, mutsuz olmaya aday bir nesil yetiştiririz.

Fiziksel gelişime ruhsal olgunluğun da eşlik etmesini hedeflemek ve beklemek çocuk ve genç ruh sağlığı açısından son derece önemlidir.

Unutmamalıyız ki, “her şey zamanında ve tadında güzeldir”.

Dr. Neslim G. Doksat, Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrı – Tarabya – 01.09.2012

Not: Lolita veya az bilinen adı ile Beyaz Irktan Dul Bir Erkeğin İtirafları, Vladimir Nabokov’un İngilizce bir romanıdır. Roman, ana karakter Humbert Humbert’in “su pericikleri” adını verdiği ergenlik çağındaki genç kızlara karşı cinsel tutkusunu konu eder.

Humbert Humbert, Amerika’ya yerleşmiş, orta yaşlı, Fransız bir dilbilimi profesörüdür. Çocukluğunda bir tatil sırasında âile dostlarının kızı ile aralarında geçen kısa süreli bir ilişkinin ardından birkaç ay sonra sevgilisinin ölüm haberini alır. Bu tâlihsizce ve yaşanamamış ilişkinin ardından, genç hâttâ çocuk yaştaki kızlara karşı ilgisini yıllar sonra da üzerinden atamaz. Başından geçen bir evlilikten sonra, Amerika’ya yerleşir. Tesadüfen pansiyoner olarak yerleştiği evde Bayan Haze’nin on iki yaşındaki kızı Dolores Haze’i görür ve yıllar boyunca güçlü hâfızasından hiç silmediği çocukluk aşkını Dolores Haze ile özdeşleştirir. Romanda L, Lo, Lola, Lolita, Dolly takma adları ile anılan Dolores ile Humbert Humbert arasında böylece bir aşk başlar.


Humbert’e âşık olduğunu her hâliyle belli eden Bayan Haze ise bir süre sonra Humbert’e aşkını itiraf eder. Humbert, evlenmeyi kabûl etmediği takdirde Lolita’yı görmekten mahrum kalacağından evlenmeyi kabûl eder. Haze ile evlenir. Bu arada Lolita’ya duyduğu ilgiye günlüğünde yer vermektedir. Bu günlüğü ele geçiren Haze delirmiş hâlde evden çıktığında bir trafik kazası geçirip ölür. Humbert’in istediği olmuştur. Yaz kampındaki Lolita’yı alır ve o günden sonra Amerika’da eyalet eyalet seyahatler ve kaldıkları otellerde yaşadıkları gönüllü veya zorakî aşklar başlar. Humbert artık Lolita’ya bağlanır ve onsuz edemez hâle gelir. Gittikleri bir şehirde Lolita okula yazılır ve eğitimine devam ederken, oynadığı bir tiyatro oyununda, oyunu seyretmeye gelen bir tiyatro yazarı ile tanışır. Gezilerine kaldıkları yerden devam etmek üzere yola çıkan Humbert daha ilk durakta Lolita’yı kaybeder. Aradan geçen birkaç sene sonra Lolita 17 yaşına geldiğinde Humbert kendisinden ödünç para istemek için gönderilen bir mektup alır. Lolita’yı, kaldığı yerde Dick adında bir gençten hâmile halde bulur. Oyun yazarı ile sapıkça ilişkiler yaşadığını öğrenir. Oyun yazarının evine gidip onu öldürür ve teslim olur.


Amerikalı-Rus yazar Nabokov'un en çok sevilen ve tanınıp ses getiren romanı olma özelliğini taşıyan Lolita, trajikomik bir romandır. Hikâyesindeki ölümlerin, küçük bir kızın annesiz kalışı ile duyduğu üzüntünün arasında okur, yazarın nükteli anlatımı sâyesinde kendisini gülmekten alamaz. Oldukça nev-i şahsına münhasır ve eğlenceli bir lisanla yazılan Lolita, Nabokov’un san’at hakkındaki görüşlerini dile getirdiği bir epilogla sona erer. Nabokov bu epiloğun sonunda nev-i şahsına münhasır anlatımının sırrını şu çarpıcı sözle verir: “Hiçbir lisanın sihirbazı, elinde dudak ısırtan bir ayna, siyah kadife perdeler ve örtük çağrışımlarla gelenekler olmadan, bir lisanın sınırlarını frakının kuyruğunu sallayarak aşmayı başaramaz”.

Lolitalık her devrin ve her zamanın problematiği...

Bu sebeple, bu makaleyi asla bitirmeyecek ve sürekli olarak güncelleyeceğim.

Devam:

Son zamanlardaki gelişmelere göre, İran'da ve Arap Emirliklerinde 9 yaşındaki kızların evlenmesine izin verildiği gibi, Muta nikâhı denen şey de serbest bırakıldı ama aldırış eden yok!

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    Algın Çarşamba, 07 Kasım 2012

    Çıkma yaşı

    Üstadım,

    Benim kızım 19 yaşında ve ergenliğinin zirvesinde. Duyduğum kadarı ile ergenlikten çıkış yaşı da artık gecikmiş. Bizim zamanımızdaki gibi 1-2 yılda çıkılmıyormuş. 25-26 yaşına kadar sürüyor diyenler var. Bu konuda da bir yazı yazmanızı bekliyorum.
    Saygılarımla...

    MKD: Tamamdır kardeşim, buna örnek olarak Devletlû'ya bakabilirsiniz ;-).

Yorumunuzu bırakın

Misafir Çarşamba, 20 Eylül 2017