Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

FATİH ALTAYLI ve MURAT BARDAKÇI'YA BİR TENKİT

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 3520 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Önce genç dostum Seblâ Kutsal'ın geçenlerde yolladığı yazısını naklediyorum:

***

Türbancıların Golünü Bu Sefer Ünlü Tarihçi Attı

Fatih Altaylı, fikirlerine ve haberlerine itibar ettiğim bir gazetecidir. Bâzen kimsenin göremediği açılardan bakar olaylara, bâzen de herkesten evvel kulağımıza çıtlatır olup bitecek mühim mes'eleleri. Bu sebeplerle kendisini önemserim, görüşlerini takip ederim.

Epey süredir yeni bir gazete çıkarma telâşında kendisi. Bu telâşenin son deminde bir de yeni aşka yelken açtı: Tarih aşkı! Bunu kime borçluyuz? Murat Bardakçı'ya elbette. Yakında Fatih Altaylı'yı Murat Bardakçı ile elele sâhilde yürüyüş yaparken görsek şaşırmayacağız! Sürekli ekranda beraber boy göstermekteler. Altaylı, artık konuşurken dipnot verip Bardakçı'ya gönderme yapıyor. Biz de ekranın karşısında habire Osmanlı tarihi dinliyoruz.

Belli saatten sonra tatlı bir uykuya dalmaya elverişli oluyor programlar, çünkü Bardakçı'nın her konuğa sözlü için tahtaya kalkmış öğrenci muamelesi yapması ve "bi kodu mu oturtma tavrı bir yerden sonra heyecan vericiliğini yitiriyor.

Geçen gün sözlüde numara sırasına göre tahtaya çıkan Yaşar Nuri Öztürk vardı. Sevin veya sevmeyin ama kabûl edin ki bu hoca mürekkep yalamış, dirsek çürütmüş. Olur olmadık kızar, narsisistik kişilik özellikleri sergiler ama bu tutumları onu eleştirmek için sebep olsa da küçümsememizi haklı göstermez.

Sabrettim, programı sonuna dek izledim. Sonuç? Kim kimi dövdü? Bana kalırsa, göbeği daha büyük olanın kibri de daha büyüktü ama yine de skor hânesinin hesabını tam tuttuğum söylenemez çünkü başka bir noktaya takılıp kalmıştı aklım. Programın başında bahsi edilen, kişinin isminin sayısal değerinden bir takım hesaplar yapıp, kişi hakkında hükme varma diye kabaca târif edebileceğimiz Hurufîlik, yâni Batılı adıyla Nümeroloji denen ezoterik uygulama vesilesiyle Öztürk'ün isminin Nümerolojik karşılığını bulan Bardakçı'nın, Öztürk'e karşı ithamları beni derin düşüncelere sevk etmişti.

Bardakçı, Öztürk'ün isminin Nümerolojik yorumunun hayra alâmet olmadığını geveleyip durdu fırsat buldukça. Döndü dolaştı en sonunda Öztürk'ün başörtüsü hakkında genel İslâmî görüşe ters düşen fikirleri de dâhil olmak üzere beyan ettiği bâzı görüşleriyle açıkladı Yaşar Nuri hocanın Nümerolojik açıdan düştüğü "müşkül durumu!

Yâni ne oldu özetle? Tarih profesörü(!) olan Bardakçı ilâhiyat profesörüne başörtüsü meselesinde ayar çekti. Nasıl yaptı bunu? Din dışı olarak kabûl edilen, eskiden İslâm dışındaki dinlerde de çerez gibi eğlencelik edilmiş, hiçbir bilimsel ya da kutsal dayanağı olmayan Nümeroloji yöntemiyle.

Bu dakikadan sonra şaşırmayacağınız bir başka gelişme; elbette bir tânesi, nur tânesi Başbakanımız'ın isminin Nümerolojik yorumunun pek bir olumlu olduğunu öğrendik tarih profesörümüzden.

"Sana ne peki, niye gocundun? derseniz. Ben kadın olarak gocundum. Kadın olarak hakkımızı, hürriyetimizi savunan, İslâm'ın erkeği değil insanı yücelten bir din olduğunun altını çizen kaç ilâhiyatçı var ki Yaşar Nuri hocayı kurda kuşa yem edelim? Zâten radikal İslâmcı câmia kendisini eline geçirse bir kaşık suda boğacak, bu yetmezmiş gibi her konunun en iyi bileni olduğunu iddia eden bir tarihçiden de Nümerolojik bir sille yedi.

Aynı liseden olan Fatih ağabeyim gibi bitireyim yazımı:

Ne zaman adam oluruz?

Din âlimlerini ilgilendiren bir konuyu, gayri ciddi bir yöntem kullanmak sûretiyle yorumlayan tarihçilerin lâfına prim vermediğimiz zaman.

***

Şimdi MKD yorumları.

Fatih Altaylı'yla onun Teke Tek programının çok seyircili ilk yayınında yan yana gelmiştik. Konu da Zeki Müren'in memlekete ne getirip ne götürdüğü idi. Hâttâ İnci Çayırlı, Zeki Çetin ve bir de (ne işi vardı bilemiyorum) Özdemir Erdoğan konuktu. Programa katılan iki "gay Özdemir Erdoğan'ın bir kasetindeki Âdem Peygamber pozuyla epey kafa bulmuşlardı. Neyse.

Fatih Altaylı'nın çok tipik özellikleri "Ne Zaman Adam Oluruz" gibi köşeler yazacak kadar ciddi narsisist olduğu, bu lâfların içini dolduracak kadar da birikimli olmadığı ve çok müteşebbis ve zeki olduğudur.

Murat Bardakçı'yı ise epeydir tanıyorum. Sohbetine, sofrasına misafir olduk. O da sıkı bir narsisist ama mavi kanlı tam bir Beyaz Türk! Ettiği her lâfın hesabını verecek müthiş bir tarih bilgisi var; gerçekten de entellektüel yâni. Çok okuyor, çok yazıyor ama boş yapmıyor hiçbirini. Hurufîliğe özel bir ilgisi olduğunu, hâttâ bâzı metapsişik mevzulara merakla yaklaştığını biliyorum. Musıkîye de pek meraklı ama o konuda da keskin tercihleri var; meselâ Bekir Sıdkı Sezgin'in yorumlarını "kedi miyavlaması "olarak görüyor ama Münir Nurettin Selçuk'a bayılıyor!

Geçenlerde Tarihin Arka Sokakları programında da genç güzel bir hâtun kişiyi konuk etmişlerdi. Kızcağız ağzını açtığı anda Murat dalga geçiyordu. Kızın elleri titremeğe başladı, öfkelendi. Keskin zekâsıyla Murat bunu fark edip iyice istiskâl etti hâtun kişiyi. Bir ara kızcağız "fallosentrik" lâfını kullanınca, bu tavır şâhikasına yükseldi. "Neymiş o, aman aman, duymamış olayım" filân deyince kız, kızardı! "Ha dedim", "şimdi panik nöbeti geçirecek", hâttâ Murat'a mesaj yolladım. Hâlbuki "fallus, erkeklik organının ve erilliğin simgesidir" dese Murat tuş olacak ama kızcağızın mecâli kalmamış! Nitekim sonradan piyanosunun başına geçtiğinde stresten çuvalladı ve eseri yarım bırakıp oturdu. Akabinde de Murat aldı sazı eline, kimselerin bilmediği bir kadın bestekârımızın güzel bir şarkısını terennüm ettiler (usûl yanlıştı ama! Nitekim Devlet Korosu Başkanı da arada söyledi fakat Murat konuyu kaynattı).

***

Sevgili Arkadaşım Sayın Murat Bardakçı ile Sayın Fatih Altaylı'ya kısa birkaç tavsiyem olacak:

-Yapıcı narsisizm faydalı, kişiyi müteşebbis kılan ve iyi bir şeydir. Buna mukabil, sirkenin keskinleşip küpünü delmesi sınırının iyi korunması şarttır, yoksa yıkıcı narsisizm ortalığı kaplar. Sizlerle çok rahatça empati kuruyorum çünkü ben de narsisistim ama içgörümü sürekli olarak uyanık tutup, hele kendi TV programımda kimselerle dalga geçmemişimdir (Parola Şafak ve Terapi, toplam 3.5 sene her hafta televizyon programı yapıp sunmuştum zamanında).

-Sizler komedi programı yapmıyorsunuz. Okan Bayülgen (ki mizahçıdır) dahi hiçbir konuğunu aşağılamıyor Sâde Vatandaş'ta. Oraya gelen misafirleriniz sizin entellektüel ve aydın (münevver) yanınıza güvenerek programlarınıza iştirak ediyorlar. Âdeta namusları ve haysiyetleri sizlere emanet edilmiş misafirleriniz onlar. Dozunda bir mizah tabii ki şart ama saygıyı korumazsanız, reytingi çok yüksek ama itibarı aynı paralelde olmayacak yayınlar yaparsınız ve hâfızalarda da öyle nakşolunursunuz.

- Fatih Altaylı'yla özel muhabbetim olmadı, muhtemelen sevimlidir ve keyiflidir. Ama evinde bizi ağırladığında saatlerin nasıl geçtiğini anlayamadan sohbetin tadına vardığımız Murat Bardakçı'nın ev sâhipliği hususundaki olağanüstü dikkatini ve terbiyesini televizyondaki yayınlarında da görmek istiyorum. Hâttâ yeni nesillere örnek olmasını gönlüm çekiyor.

Seblâ gibi pırıl pırıl bir gencin öfkesini ve tepkisini yabana atmayınız.

O, bu halkın münevver tabakasının bir numunesi çünkü. Ma'şerî vicdanın sesi hani.

Benden dostâne ikaz etmesi, tabii ki en iyisini sizler bilirsiniz.

     Hem de en en iyisini.

           Ahî deyişiyle "edep yâhû".

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 10 Şubat 2009 Salı

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazar, 17 Aralık 2017