Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

GÜNÜMÜZDE PSİKİYATRİK TEDAVİNİN İLKELERİ

Posted by on in Bilimsel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 4041 kez okundu
  • 3 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Mükemmellik arayışımız gitgide artıyor. Mükemmel eş, anne, iş kadını olmak, mükemmel çocuk yetiştirmek, mükemmel vücutlara sâhip olmak için irréel bir dünyâda yaşıyor, “gerçek Benliğimizden kopuyor, farklı kimliklerle özdeşleşiyoruz. Mükemmel olma yolunda ideâl bir Benliğin peşinden koşarken gerçek Benliğimizi kaybediyoruz.

Ne olacak?

 

Fransızca irréel kelimesinin İngilizcesi unreal, Türkçesi Gerçek Dışı.

Bunların felsefî ve çapraz kültürel açılımları olduğu için üzerinde durdum. Fransızlar için irréel olan bir şey, Bir Ortadoğu veya Uzakdoğu kültürü için son derecede reel olabilir. Örnek olarak, bizim coğrafyada “ben Tanrı’yım” diyene şizofren denirken, bir Hint için bu çok normâldir (Sai Baba örneğinde olduğu gibi). Gene Fransızlar için irréel olan bir şey, İngiltere’de çok reel olabilir (Fransızların Sağlıklı dediği kişiye İngilizler “Hipomanik” hâttâ “Manik” teşhisini kolayca koyabilirler. Türkiye, Atatürk ve arkadaşlarının getirdiği lâik, demokratik ve müspet bilimi en önemli “mürşid” yâni yol gösterici olan yol olarak gören, etnik farklılıklara aldırış etmeksizin herkesi Türk olarak kabul eden eşsiz (yegâne, unique) paradigmasından gayet bilinçlice bir şekilde koparılıyor. Dünyâda da artan savaşlar, göçler, sosyal belirsizlik ev anomi, kaos sebebiyle özdeşim-benimseme (identification) nesneleri altüst olmuş durumda.

Herkes fırsatçı ve Bencil (Egoist), en azından Ben-merkezci (Ego-centric). Birey olma, demokrat olma, sürünün parçası hâline gelmek yerine “kendi” olma güdüsü artık kalmadı. İnsanlar kendi yarattıkları sofistike ve rafine değerlere (values) karşı olarak piyasaya sürülen rol modellerini kolayca benimseyerek, gittikçe basite ve sıradana rücu ediyorlar (regrese oluyorlar). Sağlıksız veya bayağı identifikasyon nesneleri her gün pompalanıyor ve sıradan halk gittikçe bunların büyüsüne kapılıyor. Bu, kelimenin tam anlamıyla bir yabancılaşmadır (alienation) ve benimsediği yeni yeni kimlikler (identity) arasındaki âhenk kayboldukça, âdeta tamamen “mış gibi” hâlindeki kişilik kozervatlarına dönüşüyor.

Geçen sene yaptığım ABG seyahatinde, en büyük büyük müzik hipermarketlerinde dahi Klâsik Batı Müziği CD’si, DVD’si veya plâğı bulamadım. “Bach var mı” dediğimde suratıma bön bön baktılar. Vahşi kapitalizm, bireyleşmeyi engelleyip bir nev’î kütle hipnozu ile (mass hypnosis) insanları homojenize ederek, tefekkür etmeyen (fikir yürütmeyen) ve tefelsüften (felsefî düşünceden) kopuk hâle getiriyorlar.

Eh olgu bu olunca da, mazruf değil, zarf mühim hâle geliyor.

Herkes benzer şeyleri giyiyor, beğeniyor ve sokaklar âdeta kopya makinesinden çıkmış tiplerle doluyor. Kendi gibi olmayanı da hemen “ötekileştiriyor” ve sekterlik, hizipçilik başını alıp gidiyor. Gencecik kızlar dudaklarını şişirtiyor, hiç gerekmezken meme ameliyatı yaptırıyor, aynı basit ve zevksiz müzikle saatlerce dans edip kendilerinden geçiyorlar. Tabii ki bütün bunlar evrimsel ve evrensel kodlara tamamen ters düşüyor; paralel olarak da her türlü sapkın (deviant) davranış, alkol, uyuşturucu ve benzeri madde kullanımı şiddetle artıyor.

Me Generation denen bu güruh sâdece hazza ve maddî değerlere öykünüyor (adore: perestiş etmek). Kolay mı öyle senelerce kendini geliştirmek için çabalayacaksın, okuyacaksın, dinleyeceksin, emek harcayacaksın ve bir arpa boyu yol gittiğin için memnun olacaksın! Aynı şey ilişkilere de yansıyor: Sağlıklı ve güvenli bağlanma (secure attachment) sistemleri çöküyor. İlişkiler çok çabuk tüketiliyor, seks ve romans bayağılaşıyor, boşanmalarda tam bir patlama yaşanıyor. Boyalı medya da sırf reyting uğruna bunları besleyip lanse ediyor ve bu kısır döngü kartopunun çığ hâlini alması gibi büyüyüp yayılıyor!

Gerçek benlikle ideâl benlik arasındaki fark, uçurum büyüdükçe kişi ne gibi sorunlarla baş başa kalabilir?  Bu sorunlardan kurtulmak için nasıl tedavi yöntemleri var?

Gerçek Benlik veya Gerçek Kendilik ile İdâalize Edilen Benlik/Kendilik arasındaki uçurum ne kadar artarsa, bilhassa depresyon riski de o kadar büyür. Bâzen bu bir Kendilik Konfüzyonu’na dönüşür ve ergenler ve gençlerde zâten yüksek olan intihar riski iyice katlanarak büyür! Bu hazin sondan uzak durabilmek için öncelikle memleketleri yönetenlerin halkın refah seviyesini, kültürel ve kendini aşmayı kolaylaştırıcı tedbirleri almaları icap eder. Bu, artık psikiyatrik bir sorunsal değildir. İstikrarlı bir millî eğitim ve öğretim politikası tatbikata geçirilmelidir. Ne hazin ki bütün dünyâda, bilhassa da Türkiye’de son senelerde bunun tam tersi yapılır oldu ayaklar baş hâline geldi. Seviyesizlik, bayağılık, saldırganlık ve seks dolu filmler, diziler, ahlâkî değerlerin canına okuyan izdivaç programları ile bütün moral kodlarımız tarumar edildi!

Psikiyatri, bu kaosun kurbanlarını tedavi etmekte sorumluluklarının sınırları belli olan son aşama hâline düşürüldü. Buna karşılık büyüsel ve dinsel düşünceyi besleyen, pozitif bilime aykırı ne varsa, onlar empoze edilir oldu.

Dinler ve büyüsel düşünce tabii ki çöpe atılamaz ama endüstri devrimini yapabilmiş, haklarını korumayı öğrenebilmiş bireylerden oluşan toplumlarda bu toplu regresyonlar çok daha az görülür. Bizde ise hâlâ nüfusun %80’i feodal yapıda ve büyüsel düşünceyle yaşıyor.  Aynı oranlar açlık ve sefalet sınırları için de geçerli maalesef…

Gerçeklikten kopuş, gerçek dışı bir dünyâda yaşamayı konuşurken, sürekli maskelerle dolaştığımız bakış açısını da ele almak gerekir. Öyle ki toplumda hiçbirimiz gerçek benliğimizi göstermiyor, beğenilmek, takdir edilmek ve dikkat çekmek doğrultusunda aslında sahip olmadığımız ama olmak istediğimiz bir kimlikle geziyoruz. İçinde yaşadığımız gösteriş ve tüketim toplumunun da sonuçlarından biri aslında bu... Moda, makyaj, estetik cerrahinin temeli de bu duygudan kaynaklanıyor zaten. Taşıdığımız kıyafetler, taktığımız takılar birer simge olarak gerçek kimliğimizi saklıyor ve farklı bir “ben” yaratıyor.

Böyle bir çağda aslında çevremizdeki çoğu insanın çeşitli depresyon haplarıyla gezdiğini biliyoruz. Neden böyle bir topluma sürüklendik?

Evrimsel psikiyatri ve klinik psikiyatrinin buluştuğu ortak nokta da bu zâten: Bunalan, iç ve dış çatışmaları içerisinde yaşama sevincini yitiren, çaresizliğe düşen insanların (aslında bütün primatlarda var bu ama biz en çok farkındalık ve bilinçlilik içerisindeyiz) ilk girecekleri davranışsal hâl (behavioral state) depresyondur. Aslında bir adaptasyondur bu ama tedavi edilmezse öldürücü olan bir adaptasyon! Bu sebeple de antidepresanların kullanımında patlama yaşanıyor. Gerek ülkemizde, gerekse bütün dünyada anksiyete ve depresyon yelpazesi hastalıklarında müthiş bir patlama var.

İnsanların çoğu reçetesiz olarak gelişigüzel haplar kullanıyor. Gerçeklikten kopuş, depresyon gibi durumlarda tavsiye ettiğimiz belli ilâçlar var mı? İsimlerini ve ne işe yaradıklarını yazabilir miyim?

Bu da bir başka felâket! En büyük medya kurumlarında dahi benim Zerzevat Hekimliği dediğim bir safsata patlaması var. Unvanını nereden aldığı ve nasıl aldığı belirsiz birtakım adamlar sürekli olarak baş tacı yapılarak lanse ediliyor. 1400 sene öncesinin yöntemlerini destekleyen kongreler tertipleniyor.

Başta Psikanaliz olmak üzere, hiçbir tedavi edici yönü olmayan kâzip (yalancı, sahte) yöntemler, NLP, Feng Shui, Kozmik Enerjiyle Spritiüel Arınma terapisi ve Koçluk gibi saçmalıklar devlet desteğiyle halka dayatılıyor. İlâhiyat fakülteleri teoloji (din-bilim) konusunda bilimsel araştırmalar olması gereken kurumlarken, diplomalı ve unvanlı imamlar yetiştirir oldu. Şimdi bir de psikiyatrik hastalığı olanlara mânevî destek vermek üzere istihdam edilecekler.

Bu bir felâkettir!

Psiko-onkoloji diye bir psikiyatrik bilim dalı var. Eğer bir hasta rûhanî yardım almak isterse buna kimse engel olmaz ama pek çok hastaya böyle bir şey daha da kötü gelir. Pozitif bilimden zerre kadar nasibi olmayan birtakım kişiler psikiyatri kliniklerinde hekimlik rolüne soyunacaklar!

İlâçların isimlerini yazmam etik olarak mümkün değil ama genel olarak antidepresanlar, bunların etkisini arttıracak başka psikiyatrik ilâçlar, gerekirse Elektrokonvülsif Terapi (halk arasında Elektroşok diye bilinen yöntem) ve bilimsel olarak etkililiği ispatlanmış psikoterapiler uygulanmakta…

   Hayırlı Cumaertesiler…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 29 Eylül 2012 Cumartesi

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    Barbaros Yıldırım Pazar, 30 Eylül 2012

    Gerçekler, umutlar...

    Gerçekten durum feci. Fakat 1980'den sonra yaşanan gelişmelerle başka bir son beklemek irrasyonel olmaz mı? Türkiye kendisine siyasî lider bulamıyor, 100 milyonluk memlekette adam gibi adam diyebileceğimiz kaç kişi sayabiliriz? Maâlesef sayıları zâten az olan adamlarımızda bir araya gelemiyor. Ne kadar iç karartıcı bir paragraf oldu bu ama yazınızı okuduktan sonra hak vermemek, sonrasında da iyi yorumlar yazabilmek çok zor. Morali yüksek tutmak lâzım her şeye rağmen.

    Saygılar...

    MKD: Bilmukabele Sayın BY.

  • Misafir
    Mesut Öztürk Pazar, 30 Eylül 2012

    Gittiğimiz yol yol değil

    Sayın Hocam,

    Gittiğimiz yol yol değil. Sâdece bizim de değil anlaşılan. İlk tecrübeyi sonlandırmak için şafak saydığım bu dönemde Amerikan dergilerindeki konuyla ilgili makaleleri okurken geçirdiğim evlilik tecrübesinde yaşadığım sorunların bir kısmının paralellik gösterdiği sonucunu çıkardım. Bunlara bize özgü sorunlar da eklenince içinden çıkılamaz bir problem yumağıyla mücadele etmeye çalışmışım. Yumak büyük ama eşler arasındaki bağ pamuk ipliğinden.

    Sosyal medya Adonisini arayan kızlar ve Afroditini arayan erkekler ile dolu. Eminim gerçekte var olsalardı ne Adonis ne de Afrodit bu insanları tatmin edebilirdi.

    Asparagas haberlerle olayları ti'ye alan Zaytung.com sitesinde geçenlerde herşeyin hakettiğini düşünen bir kızımız ile ilgili eğlendirici bir yazı yayımlamışlardı. İzninizle konuyla ilgili olduğu için bağlantısını paylaşmak isterim. http://www.zaytung.com/haberdetay.asp?newsid=137262 Ne yazık ki yazıda dem vurmaya çalıştığı üzere şişen ego balonumuzun yüksekliği atmosferi çoktan aştı ve artık böylesine bir egonun yanında Tanrı'nın bile lâfı olmaz herhâlde.

    Gittiğimiz bu yollar yol değilken hakkımızda hayırlısını dilerim.

    Sevgi ve saygılarımla.

    MKD: Teşekkürler Sayın MÖ, Zaytung'a ben de bayoılıyorum :D

    Bilmukabele sevgim ve saygımla...

  • Misafir
    A.Şükran Demiralp Cumartesi, 10 Ağustos 2013

    DAVET

    Kerem bey merhaba,
    Bir çok kişi için çözüm olabilecek, en çok 3 saat sürebilecek bir çalışmaya; internet üzerinden sanal beyin fırtınası, zaman ayırabilirseniz çok memnun olurum. Çalışmayla ilgili ön yazımın olduğu link yandadır: http://bit.ly/19iB2mW
    Saygılarımla,

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazar, 20 Ağustos 2017