Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

HAYSİYETİMİZ NE SEVİYEDE!

Posted by on in Politik
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2244 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Gazetelerde, televizyonlarda bir haber patladı: Avrupalı Parlamenterler, Türk Dışişleri Bakanı ile Türkiye'nin kırmızı bültenle aradığı PKK yöneticisini, Avrupa Parlamentosu'nda aynı salonda bir araya getirmeye kalkmışlar.Türkiye'nin kırmızı bültenle aradığı PKK'lı Gülabi Dere'nin Avrupalı Parlamenterler'le birlikte tezgâhladığı tuzak, Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın Türk diplomatlar tarafından ikaz edilmesiyle ile aşılmış. Olay, Babacan'ın AB toplantıları için gittiği Brüksel'de yaşanmış.

Türkiye ile AB arasında iki toplantı varmış. Bunlardan ilki, Türk Dışişleri Bakanı'nın AB Dışişleri Bakanları ile AB Komisyon binâsında bir araya geldiği, "Türkiye-AB Ortaklık Konseyi toplantısı imiş. Komisyon binasının biraz ilerisinde, Avrupa Parlamentosu binâsında ise, Türk ve Avrupalı milletvekillerinin katılımıyla, "Türkiye-Avrupa Parlamentosu karma komisyon toplantısı gerçekleştiriliyormuş. Babacan, Dışişleri Bakanlarıyla toplantısının tamamlanmasının ardından, milletvekillerinin toplantısına da katılıp, bir konuşma yapmak üzere Avrupa Parlamentosu binasına geçmiş. İşte skandal da burada patlamış!

Avrupalı vekiller, Babacan'ın da katılıp bir konuşma yapacağı toplantıya, Türkiye'nin kırmızı bültenle aradığıPKK'nın yurtdışındaki elebaşlarından Gülabi Dere'yi de dâvet etmişler. Brüksel polisi de, kırmızı bültenle aranan Dere'yi değil tutuklamak, normâl insanların bile izinsiz alınmadığı, pek çok arama ve güvenlik soruşturmasından sonra girebildiği Avrupa Parlamentosu'na kabûl etmiş. Amaç, Türkiye Dışişleri Bakanı ile PKK'lı teröristi aynı salonda bir araya getirip, terör örgütüne bir şekilde "tanınma sağlamaya çalışmakmış.

Babacan daha Avrupa Parlamentosu salonuna girer girmez, Türk diplomatlar tarafından ikaz edilmiş. O da, AP'deki muhataplarına, bu adamla ile aynı salonda bulunmasının mümkün olamayacağını söylemiş. Avrupa Parlamentosu yetkilileri, Babacan'a "Gülabi Dere, salonda sâdece 15 dakika kalıp çıkacak, n'olcak Jesus aşkına, birazcık anlayışlı olun, ayıp ama filân demişler. Allah'tan bebek yüzlü ama yüreği vatan ve millet sevgisiyle dopdolu olanBabacan'ın buna karşı tavrı değişmemiş ve "Allah Peygamber aşkına, o şahıs orada olduğu sürece, o salona girmem" diye ısrarını sürdürmüş. Durun, daha bitmedi, bunun üzerine, Avrupa Parlamentosu yetkilileri, salondaki Dere'yi "ikna etmeye çalışmışlar. Terörist, önce çıkmak istememiş, ancak daha sonra, "bir şekilde salondan ayrılmaya "ikna" edilmiş.

Gülabi Dere'nin çıkmasının ardında, Avrupa Parlamentosu toplantı salonuna giren Babacan, babalar gibi kükreyerek konuşmasını yapmış ve sert bir ton kullanarak, "senin teröristin, benim teröristim olmaz mesajını vermiş. Bunları işiten Avrupalı parlamenterler rezil kepaze olmuşlar, nerelere sığacaklarını bilememişler, hâttâ henüz AA tarafından resmen onaylanmayan haberlere göre, toplu hâlde intihar etmişler!

***

İmdi ve dahi şimdi, benim gariban yurdum insanı bu civanmertliği gururla ve sevinçle karşılar eminim ki; sadaka kömüre de dua eder onlar.

Ben ise delirmiş durumdayım.

Sen bu memleketin Dışişleri Bakanı'sın, eski tâbiriyle Hâriciye Vekili! Temsil ettiğin devletin kırmızı bültenle arattığı câniyi seninle ve temsil ettiğin devletle aynı kerteye oturtacak, aynı seviyeye çekecek böyle bir komploya vereceğin, verebileceğin tepki bundan mı ibâret olacak!

Ayıp, utandım, hicap içindeyim.

Derhâl bütün ekibini toplayıp orayı terk eder ve memleketine dönersin. Başbakan'ın da sokaktaki adamlara, çiftçilere, Kadınlar Toplantısı'ndaki şûlebaşlı hâtunlara eril tavırlarla babalanmayı bırakır, Brüksel'de yaşatılmak istenen bu hâince rezilliği en üst seviyeden babalargibi tel'in edersiniz, kınarsınız.

Devletlû sürekli bağırıp çağırıyor.

Öfkesi bir beyin tümörü gibi katlanarak tırmanıyor; bâzen kendinden dahi geçiyor.

Ama iş Batı'ya, Sam Amca'ya geldi mi, yumuşacık ve mes'ûd, bahtiyar, hâttâ hayran hayran bakar hâl alıyor.

Yâhu, bu AKP'niniçinde gururlu, bu aşağılamalara karşı çıkan, onuru ve millî hassasiyeti olan hiç kimse yok mu? Eminim ki vardır, neden sükût eylemektesiniz?

Zâten bir işe yaramayan ana muhalefet partisinin (ismi CHP idi gâliba) telefonlarını dinleyecek kadar paranoyaklaşırken, Türkiye'nin rezil edilmesinekarşı hiç mi merakınız yok?

Batı, sâdece ve sâdece güçten anlar. Onlara anlayacakları dilden hitap etmezseniz, bu istiskaller ve kepâzelikler artarak sürecektir.

Bir gün gelir sokağa çıkamazsınız beyler. Bu böyle gitmez, o şehitlerin anaları, babaları, kardeşleri, ahmak zannettiğiniz bu halk uyanır, uyandırılır.

Ayrılıkçı Kürt Partisi'nden rey kapmak için Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu'ndanKürtçe neşriyat yaparak da zâten kendinizi âit hissetmediğiniz necip Türk Milleti'neçok büyük kötülük etmektesiniz. Siz içeride anadilde eğitim ve yayın temellerini târumar ederseniz, onlar da Gülabi Dere'leri burnunuza sokarak dalgalarını geçerler.

Heyhat!
   Bakalım daha neler göreceğiz.

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 28 Mayıs 2008 Çarşamba

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Cuma, 20 Ekim 2017