Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

Hipokrat Andı Değişebilir mi?

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2621 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Önce şu metni bir seyredelim:


Türkçesi güzel mi?

Hayır...

Çünkü, güzel bir lisanla ifade edilecekse, "ya" dedikten sonra "ya da" gelmeli.

Bir de şunu seyredelim:


Buradaki ana tema belli. 

Lâiklik.

O duruş kalbin, yüreğin ve gönlün üzerine yemin etmek demek. Başka bir anlamı yok! 


Bu da yeni hâli.

Peki, bu tıbbın tanrısı ne zaman yaşamış ve Müslüman mı imiş?

Absürt!

Ayrıca, Atesit, Deist, Pananteist... pek çok dünya görüşü var.

Kullanılan "söz veririm" de hatalı çünkü "swear" aslında "yemin ederim" demek.

Aradaki nüansı anlatmaya hâcet var mı?

Tabii ki yok.

İllâki değiştirilecekse, hükumetimiz bunu İbn-i Sina (Avicenna) Andı yapabilirdi.

O Müslümandı ama biliyoruz ki çok çalışır, çok yazar ve arada da şarap içerdi.

O takdirde, kafasına göre, birileri buna "mesleğe başlarken kafayı çekeceğime, şaraplı rizotto yiyeceğime" diye bir ekleme de yapabilir mi?

Veya "rakı balık ve geyik yaptıktan sonra" olur mu?

Teorik olarak evet...

Peki ne olur?

Bir antinomi ve saçma ötesi bir retorik. Alethia (inandırıcılık) nâkıs kalır.


Bu da ahına mıhına bir sorgu-suâl...

Kimdi bu zât-ı muhterem, Vikipedi'den:

Hipokrat (Yunanca: Ἱπποκράτης, Hippokrates) (d. MÖ 460, İstanköy - ö. MÖ 370, Larissa), tıbbın babası olarak anılan İyon hekim. Hekim olan babası tarafından yetiştirilip birçok yerde hekimlik yapmıştır.

Anadolu’nun Kuzey illerini gezdikten sonra İstanköy adasına dönerek hekimliğini sürdürdü. Antik İyonya’da bilimsel gelişme ve felsefe ile sımsıkı bağı olan hekimlik gözdeydi. Bu gelişme Hippokrates ile doruğa ulaştı. Kendisine göre tıbbın ilk kuralı “Primum non nocere” (Önce zarar verme!) ilkesidir (bu sonradan eklenmiştir, hatırlatırım).

Çağdaşı Eflatun, Protagoras adlı yapıtında Hipokrat’tan “Koslu Asklepiades” olarak bahseder. Hipokrat'ın öğrencilerini para karşılığında eğittiğini ve hekimlik alanında Polykleitos ile Phidias'ın heykelcilikte kazandığı üne yakın bir ün kazandığından bahseder. Eflatun, “Phaidros” adlı yapıtında ise Hipokrat'a değinerek onun tıbba felsefi bir yaklaşım getirmiş ünlü bir Asklepiades olduğunu ve insan vücudunu bir bütün olarak ele aldığını anlatır.

Aristoteles'in öğrencilerinden Menon ise yazdığı tıp tarihinde Hipokrat'ın hastalıkların nedeni konusundaki görüşlerine özel bir yer verir. Menon’un aktardığına göre, Hipokrat'ın temel hastalık kuramı; yanlış beslenme sonucunda sindirilemeyen bazı artıkların buhar çıkardığı, bu buharların vücuttan atılamayarak hastalıklara yol açtığı şeklindedir.

Hippokrates tarafından yazıldığı kabul edilen “Corpus Hippocraticum” (Hipokrat’ın Toplu Eserleri) adlı yapıtı Milâttan Sonra Onuncu yüzyıldan kalmadır. Arap ve Avrupa tıbbına katkısı büyüktür. Bu eserde bâtıl inançlar, büyülü şifa yöntemleri reddedilerek, bir bilim dalı olan tıbbın temel ilkeleri öğretilmiştir.

Hipokrat'ın çağında hekimler “Asklepiadlar” denen (hekimlik tanrısı olarak kabul edilen Asklepios adından türemiştir) loncalarda toplanırdı. Hekimlik babadan oğula geçerdi. Genç hekimler loncaya alınırken günümüzde de geçerli olan fakat bâzı değişikliklerin yer aldığı ünlü “Hipokrat Yemini” ederlerdi. Eski Hipokrat Yemini’nde tıp tanrısı olarak kabul edilen Asklepios adına yemin edilirken, yeni yeminde kutsal inançlar üzerine yemin edilmektedir. Eski metinde kesinlikle çocuk düşürme eylemi içinde olmamaya yemin edilirken yeni metinde "yasal gerekler dışında çocuk düşürtmeyeceğim" denilmektedir. Eski metinde "hayatımı ve sanatımı kutsal ve saf olarak saklayacağım" ifadesi varken şimdiki yeminde böyle bir ifade yoktur.

Hipokrat'ın ölümünden sonra Kos Adası Hekimlik Okulu'nun bütün buluşları Hipokrat'a mâl edilmiştir. Bunların tümünün değilse de büyük bir bölümünün onun buluşu olduğuna kuşku yoktur.

Örneğin bâzı hastalıkları Hipokrat ilk kez tanımlamıştır, “Sopalanmış parmaklar” adlı hastalığa “Hipokratik parmaklar” denilmektedir. Çünkü ilk kez Hipokrat bu hastalığın tanımını yapmıştır. Diğer tanımladığı hastalıklar ise; "akciğer kanseri", “akciğer hastalığı”, “siyanotik kâlb hastalığı”dır.

*** 

Sene 2014, üzerinden kaç sene geçtiğini varın hesaplayıverin...

Şimdilerde Pan-Helenizasyon ile ismini Selaniko yaptıkları şehirde, bir zamanlar Wyeth firmasının konuğu olarak, depresyonun etiyolojisinin hâlâ bilinemediğini anlatmıştım; Aksel de kutlamıştı.

Oradaki pek az sayıdaki psikiyatri profesörlerinden birinin, çok ırkçı bir tavırla nasıl da atasını övdüğünü seyrederken rahatsız da olmuştum.

Bugün sırf Atina'da, Allah bilir, günde en az elli kürtaj yapılıyordur.

Demem o ki, tarihe mâl olmuş ve tabiplikten hekimliğe tırmanan yolu özetleyen bu metne lâikliğe aykırı bir şey ekleyip, onu Selefi veya Hristiyanî bir vücuda sarmayı denemek, akıllara pek fayda getirmez.

Papua Yeni Gineliler de "dedemizi ham yapıp, sonra dişimizi karıştırırken" diye bir icatta bulunabilirler.

Hâttâ "illâki homo olmak gerekir" diye bir ekleme de yapabilirler...


Ne olur, kimseler bu tarihî varakayla (dokümanla)oynamasın.

İçtihat olur, herkes kafasına göre takılır sonra... 

O zaman da, Kaos artar, Kozmos biter.

Tababet bir zanaattir, hekimlik san'at.

Bırakalım öyle kalsın.

Sevgim ve saygımla herkese...

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 08.07.2014 – Şimdiki Zamanlar

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Çarşamba, 20 Eylül 2017