Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

HOCAEFENDİ'NİN HOROZU KAÇ SANTİMDİR?

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2813 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Vallahi bu garip espriyi ben akıl etmedim ve yazmadım.

Hocaefendi herhâlde geflete düştü, yoksa hiç böyle şey der mi?


Yeliz, ta eskilerden bunu tekzip etti!

Dün gece yarısını sollamıştı zaman, endişeyle ve tecessüsle vardım eve; acaba Neslim ve talebeleri ne âlemdedirler diye meraktan patlamıştım. Bunun için de çok geçerli mâzeretlerim vardı:

-Evden çıkarken hava kurşun gibi ağır ve ve soba dumanı + asfalt + eksoz gazlarına ambulance ve polis otosu sirenleri karışmaktaydı. Memleket sür'atle bir iş savaşa sürükleniyordu ve Devletlû da safları gerdikçe geriyor, ipleri kastıkça kasıyordu.

-Bütün bu ahvâl şeraîtten daha da elîm ve vahim olmak üzere, Aziz Vatanın bütün kaleleri zapt-edilmiş, bütün tersânelerine girilmiş ve orduları da lağvedilmiş hâldeydi.

Her yerde "beraber yürüdük biz bu yollarda" diye sallanan kara çarşaflı, kara kafalı kuklalar salınarak dolaşmaktaydı.


Hepsi böyle san'akârane değildi yâni!

Bütün bunlara aldırış etmeyerek, aynen sahra şartları altında hocalık yapan bir öğretmen gibi, Taksim'deki görevinin başındaydı Sevgili Karım.

Bu arada, zâten müthiş bir Peygamber(!) stagflasyonu hep vardı ve olacak...

-Atâ Nirun Bey, hoş geldiniz. Siz çok deneyimli bir astrologsunuz, değil mi?

-Aynen öyle Sevgili Bakan Bayülken. Tam elli senedir bu işle hayatımı kazanıyorum ve işlerini düzeltemediğim danışanım kalmadı. Artık büyük holdingler ve ulusaşırı tröstler müşterim hâline geldi... Ayrıca, artık levitasyonla da ilgilenmiyorum...

-Bu levitasyon mevzuu ya da alçaktan uçuş hakikaten çok mühim bir konu. Neden vazgeçtiniz?

-Artık ayağa düştü de...

-Kimin ayağına? Siz mi? Çok canı yanmıştır; hani kilolusunuz da (keh keh keh)!

-Yok, öyle değil Sakan Bayalken, konu bayağılaştı ve artık herkes bunun palavra olduğunu anladı. Bir sürü salak, işleri güçleri yok, iki metre zıplamak için yirmi sene meditasyon yapıyor yâhu!

-Bakın, işte bam teline bastınız Âta Bey.


-Vallahi öyle...

-Lûtfen şu ismimi doğru söyleseniz diyorum...

-Tabii Furkan Bey.

-O da kim be?

-Hay Allah, kadîm bir medyum dostumdur. Memiş yokken, o vardı inanın!



-Biliyorum da... Neden bu kadar kızmıştı, onu da hatırlıyorum. Çok ayıp etti; insan dengine çatar!

-Eh, ne de olsa -beeeeeeeep-!

-Aman Atâ Sakar Bey, vallahi RTÜK çarpar!

-Heh heh heh. Lapsus Freudiyene bakınız... Hele Celâl Hoca burada olup da Katolik Kilisesinin oğlancılığından girip, Osmanlı'nın iç oğlanlarına bir girse -BİİİİİİİİİİİİP-. Hem Atâ Sakmar Bey çok ciddi bir emekli hukuk profesörü olup, böyle sululuklardan hiç hazzetmez. Vallahi azıcık da sakardır. Hem de Cimbom'ludur sizin gibi. Şimdi maâile Paris'teler de, yırttınız! Ben Kerem Doksat'ı çok iyi tarım, âilecek görüşüyorlar, Youtube'da videoları bile var...


-YAPMAYIN! HEMEN BİR REKLÂM ARASI!

-Aman pardon, şu aşağıdaki kurbağalar gibi işaretleşen kızın bir bacağından alabilir miyim? Çok severim de, canım çekti... Bu arada, Günce Yorgancılar da uyuşturucu batağından çıkıp, sahnelere dönmüş.

-Püffffff. N'olur, Allah aşkına bir r e k l â m   a r a s ı...

***

-Evet efendim, kazasız belâsız bu bölümü atlattık... Sayın Nihâvent Şallı Hanım, tipik bir İzmirlisiniz. Siz bize Astrogotluk nedir anlatabilir misiniz?

-Tabii ki Sokan Bey. Ben bu konudaki çalışmalarıma henüz ana karnındaki bir encikken başladım.

-O da ne yâhu? Ayrıca ben kimseyi sokmam, lûtfen ismimi bâriz siz doğru telâffuz ediniz!

-Manda yavrusu veya öyle bi şiy. Kızmanız abesle iştigal. Şimdi bir bakarım chartınıza, ağzınızı cart diye yırtarım. Zâten yükseleniniz de suya girdi ve ve siz de Horoz oldunuz. Şimdi, bakın, Tarihin Arka Orasından aradılar, bu konuyu masaya yatırıp iyice teşrih edeceklermiş. Gâliba sizde Kartagener Sendromu var, kısaca situs inversus totalis de denebilir.

-Yâni ben neymişim!

-Çartınızda ne varsa o Sokan Bey... Kâlbiniz sağda, karaciğeriniz de solda, dalağınız ise solda ama merak etmeyiniz... Anüsünüz hep tam ortada! Biz buna büzük de deriz. Kurt Vanegut JR'ı tanır mısınız?

-Yapmayııııııııııııııııın! Bu iş şirâzesinden çıktı.

-Ha, ona kitabın dağılmaması için tepesine konan denge âletine denen şey şettirilir.

-Bana ne, bana ne?

-Çartınızda ne yazıyorsa, odur Sokan Bey. Bakın Karma çizginizle Kader oyuğunuz nasıl da birleşip miyav diyor.

-Siz en iyisi susunuz... Siz Sayın Saçtopan Bey, buyrunuz...

-Öhm... Benim diğer ismim Büyüfiks'tir. Kadim Galya'da yaşayan muhayyel kürdî bir Paganım ve toprağa attığım tohumlardan bir anda ağaçlar fışkırır. İnanmazsanız Ayşe Cânan'a sorunuz; Belçika'dan yepyeni bir albüm getirdi, hepsi orada. Hâttâ bir de büyülü iksiri vardır ki, içen ölümsüz ve yenilmez olur.

-Atâ Bey, şimdi kim haklı? Siz mi, İzmirli Hanımefendi mi, Saçtopan Bey mi? Ya da ben mi balatayı sıyırdım?

-Üzülmeyin, size rapor temin etmemiz hiç zor diil. Kılıçdaroğlu Mecidiyeköy'e ulaştı ve Bahçeli de İzmir'de "pesküvit" diye ortalığı inim inim inletiyor. "Gerekirse candan, gerekirse yandan veririz" diyor. Acaba onun yükselen horozu kaç metredir? Hep ispenç horozu gibi bağırıp çığırır eskiden beri zâti...

-Üffff. N'olur, siyasîleri burada anmayınız; RTÜK'ü içeri salmayınız!

-Ama ben ne duyuyorsam onu söylüyorum Sakan Bey. Me Ha Pe, İzmir'de, ayakkabı kutusunda şûbeler açacakmış. Her birinin de içerisine Unufak Yumurtaları koyacakmış. Egemen Bağış konuşurken bir baktık cereyan kesilivermiş!

-Eşşedüen... Yâhu, yapmayın, etmeyin. Kim -BEEEEEEEP- Yalova Kaymakamını. Zâten ne derler? İsmetin Önü Kaymakamı Görünce Ayağa Kalkmış.

-Kokan Bey, siz kaşınıyorsunuz ama... Bu edepsizliklerden vazgeçiniz ve döner bıçaklı kahramanlara bakınız. Kıyma mı yoksa yaprak mı dönerler? Aslında kalite kontrolü yapıyor adamlar ama kimse anlamıyor. İzmir'de, Eskişehir'de, Adana'da hep eli sopalı adamlar var. Gaziantep'te ise âsayiş berkemâl, herkes baklava börek yiyor, dalgasına bakıyor...

-Hep işi dönüp dolaştırıp Kemâl'e getiriyorsunuz. Tabii ki Atamızın izindeyiz; andımız ölümsüzdür ve hep arkasındayız!

-Yapmayın Sokan Bey. Arkasına geçmeyin! Şimdi akrep pozisyonu aldınız ve sizin de kalkanınız en az yirmi beş santim oldu. Gerçi epey de ufak tefeksiniz ama bize inanınız. Siz askerliğinizi nerede yaptınız? Biz zâti biliriz de, bakalım doğruyu söyleyecek misiniz? Şimdi elinizi İncil'e basınız ve yemin ediniz: "Doğruyu, sâdece doğruyu söyleyeceğime, bundan böyle kimselerin horozuyla dalga geçmeyeceğime, gerekirse Uçuran'ı tekrar çağırıp doğrusunu soracağıma, Ebru Gündeş, Medyum Memiş ve Gülben Ergen adına söz veririm"!

-Bu olmadı ama. Gavûr usûlü. "Swear" kelimesi (pardon, "sözcüğü") esasen yemin anlam mânâsına gelir. Geçiniz ve doğru dürüst Kur'ân'a el basınız. Yaksa, Neslim Hanım "light elbasan tavası" yapar. Yanında da Zeynep Hâtun işi "İzmir favası" (genellikle hazır alırlar ama olsun) emrinizdedir. Zâten Beykent Üniversitesi'ndeki Rektör Bey de açıp bir "nasılsınız" diye sormamış; altı üstü 15 kişiye 15'er dakika süreyle, Vicdan Hanım'la beraber ders verip, canlarını zor kurtarmışlar!

-Şimdi, bir de, Merhum Necmettin Erbakan Hoca'nın kitabından bahsedelim. Belki haberiniz yoktur ama Taliban onun fikriyatını Kavgam isminde bir kitapta derleyip toparlamış ve neşretmiş bile. İsterseniz çağırın rûhunu, kendisine sorun. Hem, merak ederseniz, onun sol ta_BİİİİP_nın horozunun kalkarkenki özgül ağırlığını da hesapladık.


Ama önce, bunu ne kadar kakkettiğine bir dikiz atalım:


-Yapmayın, etmeyin. Bu iş imambayıldıya dönüyor.

-E ama Tarkan da hapse girecekmiş; Deniz Seki değil ki zavallı. Bir düşünün mahpushânenin hâlini. Dengeler altüst olur yâni...

-Bakın, merhumun Horozunun kaç santim olduğunu ben hesapladım, şimdi söylüyorum.

-BİİİİİİİİİİİP. Durun beeeeeeee!

-Ama yoldalarmış, geliyorlar. Liste de kabarık: Recep Tayyip Erdoğan, Bilal Erdoğan, Ahmet Çakar, Medaim Yanık, Oğuz Karamustafalıoğlu ve Ender ve Işın Karaca.


Burada Şeytan Âyetleri kitabına bir atıf var sanki...

Hepsi de psikiyatrist sayılır in a way. Bilal veya Bilâl (Bilal mı yoksa Bilâl mi) Erdoğan'ın pederi aynı zamanda eski bir MHP'lidir (Ha veya He fark etmez) ve sizin gibi TV programları tertipler, canlı yayında misafirlerini.


Her Şeyin Bir Anlamı Var!

Artık bu işte para olmadığını görünce, Büyükşehir Belediye Başkan Aday Adayı veya Yardımcısı yâhut Fikir Babası olarak fiilî livataya (BİİİİİP) pardon siyasete atılıyor.


Aynı değil mi cemâlleri?

  

Aynı bâdem bıyıklar, aynı nazarlar...

-Dudak bükmeyin Sokan Bey, bunlar tarihî hakikatler.

   

Bu çocuk da başka şey bilmez mi!

 -Yâni bunların hepsi Agartha Gizli Örgütü üyesi...


-Yâni Işın Karaca da mı işin içinde?

-Tabii... O da kalkıp Zerrin Özer'i taklit ediyor. Hâlbuki o kimselere öykünmez, otantiktir.


-Yapmayın, etmeyin, dedikodu ayıptır; gıybet haramdır! Bakın, Adnan Bey de bir Roman havasına gitti!


-Allah rahmet eylesin...

-Âmin... Bakın Kamal, Narsisizm mes'elesini ne de güzel anlatır Sakar Bey:


-Bana Sakar demeyin dedim! Ama merhumun ricasını bakın kim kırmadı SâfiKulak Bey:


-Dedik hepimiz, kusura kalmayın... Ayrıca, siz de amma nekessiniziz (pinti, cebinizde akrep var):


Yalan mı?


Recep İvedik'in yeni fragmanı da bu ayrıca...

-Peki peki anladık. Ama bu program, tüm bunların konuşulacağı bir mecra mıdır ya da siz niçin, neden, nasıl, hangi erek veya amaçla hep lâfı buraya çekip duruyorsunuz? Hani, demem o ki, bu memlekette üzerinde tartışılıp konuşulacak daha ciddi, daha az polemiğe açık, daha gırgır şeyler yok mu canım?

-Ne gibi efendim?

-Aman ne biliiim... Örneğin Fransa'daki ev kiraları, Japonya'daki yeni doğan ada, Napoli'deki volkan fâciası... Acaba gene oradaki insanlar taş kesilecek mi?

-Şöyle, Berlusconi'nin horozu sürekli olarak ağaçkakan pozisyonunda ve kalkanları da inmiş hâlde. Ama tam bir Utanmaz Adam ve hâlâ popo elliyor, Putin'e de çapkınca göz kırpıyor. Medleyev de onu kıskanıyor; malûm, bu ikisinin arasından su dahi sızmaz çünkü ikisinin de alçalanı tavuk, yükseleni yamuk. Hani Peyroni Sendromu gibiler. Derhâl bir bevliyeci müdahalesi icap ediyor, yoksa altlarını ıslatmaları mukadderdir. İşte o takdirde de tam olarak Su burcuna girerler, inenleri de çıkanları da gömülür gider!

-Yeteeeer, bu absürt tartışmaya çanıma tek bir darbeyle vurarak son veriyorum.

-Ama Okan Bey, sizinkinin kankarkenki horozunuz...

GOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOONG

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Çarşamba, 20 Eylül 2017