Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

İÇKİ NEDEN BİRDEN YASAKLANMADI?

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 3183 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Zafer dergisinin http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&aid=2400 web mekânındaki malûmat çok derli toplu, iktibas edip yorumlayacağım:

Allah'ın bir ismi de Hakîm'dir. Yâni yaptığı her işi, hikmet ve faydalara göre yaratır. Nitekim insanın büyüyüp kemâle ermesi, çekirdeğin yeşerip ağaç olması, bir yumurtanın açılıp kuş olması belli bir süreçle gerçekleşmektedir. Allah'ın kâinatta geçerli olan bu kanununu, dinin bâzı emirlerinde de görmek mümkündür. İşte yüce Rabbimiz, Hakîm isminin gereği olarak, alkollü içki alışkanlığını toplumdan söküp atmak için, tedriç yani yavaş yavaş men etme metodunu irâde etmiştir. Diğer taraftan, içki birdenbire haram edilseydi, içkiye müptelâ olmuş o asrın insanları İslâmiyet'i kabûlde nazlanabilirlerdi. Alışkanlıklarını bırakmak istemeyebilirlerdi. Bu bakımdan Kur'ân-ı Kerîm'de içki ile ilgili âyetler, kademeli olarak şu sıraya göre nazil olmuştur:

1- "Hurma ağaçlarının meyvesinden ve üzümlerden hem bir içki yapıyor, hem de güzel rızk ediniyorsunuz. Bunda aklı eren kavim için elbette ibret vardır". (Nahl Sûresi, 67) Bu âyette içkinin güzel rızk olmadığı açıklanmıştır. Bu âyetin nüzulü ile içkinin dinen tasvip edilmeyen bir madde olduğu anlaşıldığından, bazı sahabeler içkiyi terk etmişlerdi. Aslında bu âyetin inzali ile içkinin ileride haram olacağı da anlaşılmıştı.

2- "Sana içkiyi ve kumarı soruyorlar. De ki: Onlarda hem günah, hem insanlar için faydalar vardır. Günahları ise faydalarından daha büyüktür". (Bakara Sûresi, 219)

3- "Ey îman edenler! Siz sarhoşken, ne söyleyeceğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın" (Nisa Sûresi, 43). Bu âyet-i kerîme, sarhoşken namaz kılmayı men etmiştir. Bu durumda, beş vakit namazını hiç geçirmeksizin kılan bir sahabenin, gündüz iki namaz arasında içki içmemesi gerekiyordu. Aksi takdirde, yâni gündüz iki namaz arasında içki içecek olsa, alkollü içkinin sarhoşluk edici tesiri geçmeyeceği için namazı kılamayacaktı. Belki yatsı namazından sonra içki içebilecekti. Bu durumda büyük bir sahabe kitlesi daha içkiden tamamen vazgeçmişlerdi. Çünkü alkole alışmış olan vücutlar, artık yavaş yavaş ondan uzaklaşıyordu.

4 -"Ey iman edenler! İçki, kumar, tapmaya mahsus dikili taşlar, fal okları ancak şeytanın amelinden birer murdardır. Onun için bunlardan kaçının ki, murada eresiniz". (Maide Sûresi, 90)

5- "Şeytan, içkide ve kumarda aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi Allah'ı anmaktan ve namaz kılmaktan alıkoymak ister. Artık siz hepiniz vazgeçtiniz değil mi"? (Maide Sûresi, 91) Bu son âyet ile alkollü içkiler kesin olarak haram edilmiştir. Sahabelerden Hz. Enes (ra.) anlatıyor: Biz içki âlemindeydik. Ben dağıtıyordum. Bir adam geldi "İçki haram edildi. dedi. Arkadaşlar derhal "Şu içki kaplarını dök, temizle. emrini verdiler. O haberden sonra kimse ağzına içki almadı".

***

Tamamen Ateist, hâttâ din düşmanı biri olsanız dahi, bu stratejik yaklaşımı takdir etmemek mümkün değil. O zamanki bedeviye başka nasıl yasaklarsın bu illetleri. Fakat dikkati çekmek istediğim husus, bu yasağın (yâni günahın) delinmesi durumunda ne yapılacağı. Bildiğim kadarıyla Hz. Muhammed zamanında bu âyetlere rağmen içmeye devam edenler vardı, zâten bilimsel olarak tersi düşünülemez. Acaba o dönemde kimse bu sebeple dayak yedi mi, yaptığı risottonun içine standart olarak konan bir kadeh şarap yüzünden aşağılanmaya ve işinden edilme yaptırımına mâruz kaldı mı? Tabii ki oralarda o zamanlar herhâlde risotto yoktu ama bu hâlden mâziye bir emsâl teşkil eder ve iktidarın bakanının zihniyetinin ne kadar İslâmî, ne kadar yobazca ve muharref olduğunu derin derin düşündürtür. Benim bildiğim kadarı ile Hz. Muhammed "içkiliyken namaza durmayınız" demenin hâricinde hiçbir ceza veya yaptırım buyurmamış. Aynı şey orucu kazaen veya bilerek bozmak hususunda da geçerli; hani yeni Cumhurreisimiz Gül iki kere su içip sonra da "niye söylemediniz" dedi ya!

Yâhu, koskoca Cumhurbaşkanı'na kim "hop, sakın içme, çarpılırsın Gülcüğüm"diyebilir! Adamı esas o zaman çarparlar vallahi; inşallah Özel Kalem Müdürü mü, her kim böyle şeylerle ilgileniyorsa, başına bir iş gelmez. Risotto hikâyesinde ulemâ hemen fetvayı vermiş ve Gül'ümüzü korumuşlar. Bakın http://www.ntvmsnbc.com/news/417822.asp adresinde neler var:

Muğla Valisi'ni koltuğundan ettiği iddia edilen şaraplı risotto olayını ilâhiyatçılar, kimyagerler ve gurmeler tartıştı. İlâhiyatçılar pişirilen alkolün haram olmadığını, kimyagerler ise kaynamış alkolün alkol etkisini yitirdiğini söylediler.

Yasemin Arpa-Afşin Yurdakul NTV-MSNBC

Güncelleme: 23:05 TSİ 22 Ağustos 2007 Çarşamba

İSTANBUL - İçişleri Bakanı Osman Güneş'in, Muğla Valisi Temel Koçaklar'ı şarapla yapılan risotto nedeniyle görevden aldığı iddiası üzerine yeni bir tartışma başladı. Şaraplı risotto haram mıdır, kaynatılan alkol, alkol kabul edilebilir mi?

Risotto olayı iki gün önce Fatih Altaylı'nın yazısında yer almıştı. Altaylı'nın isim vermeden kaleme aldığı yazıya göre, Vali Koçaklar'ın görevden alınmasının nedeni içinde şarap olan bir yemekti. Seçimler nedeniyle bağımsız sıfatıyla atanan İçişleri Bakanı Osman Güneş, Muğla Valisi'ne Muğla'da bir toplantı yapacaklarını belirterek Koçaklar'dan bir otel ayarlamasını istedi. Koçaklar, bakan ve 20'den fazla bürokrat için beş yıldızlı bir otel ayarladı. Toplantıların son gününde, Güneş akşam yemeği için risotto şipariş verdi. Bürokratları da aynı yemeği seçtiler. Yemeği çok beğenen Güneş, târifini isteyince otelin şefi çağrıldı. Şef, "Efendim, et ve sebzeleri birlikte kaynatıyorsunuz. Kaynayan et/sebze suyunun içine yarım kadeh kadar şarap ekliyorsunuz..." diyerek târifi verdi.

Güneş, şarap sözünü duyar duymaz, yemeği ortaya doğru atıp şefe, "Utanmıyor musunuz, bana alkollü yemek verdiniz. Bu ne rezalettir" diye bağırdı. Şef şaşkınlıkla, "Efendim risottoda her zaman şarap olur" dedi ama Güneş yatışmadı. Bu sırada Koçaklar devreye girerek otel ile şefin bu konuda bir suçu olmadığını söyledi. Sinirlenen Bakan, "Durduk yerde bana haram yedirdiniz" diyerek masayı terk etti. Güneş, Ankara'ya dönünce, Koçaklar'ı görevden alan kararnameyi hazırladı ve işleme koydu. Risotto konusundaki tartışma İçişleri Bakanlığı kaynaklarınca doğrulandı. Ancak, Koçaklar'ın görevden alınmasının nedenin farklı olduğu açıklandı.

Bu olay, "İçine şarap katılan yemek haram mıdır" tartışmasını gündeme getirdi. İlâhiyat profesörleri, gurmeler, hâttâ kimyagerler pişirilmiş şarabın alkol etkisinin olmayacağı görüşünde birleştiler. NTVMSNBC'ye konuşan uzmanların görüşleri şöyle:

İLÂHİYATÇILAR: SARHOŞ ETMEZ, HARAM DEĞİL

Prof. Dr. Süleyman Ateş (Eski Diyânet İşleri Başkanı):
Yemekte kullanılan şarap, kimyasal değişikliğe uğramışsa, ona içki denmez. Eğer, yemekte kullanılan şarabın sarhoş edici vasfı kalmamışsa, o zaman haram olmaz.

Prof. Dr. Saim Yeprem (Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Öğretim Üyesi):
Alkol özelliğini kaybeden içki yemeklerde kullanılabilir. Yemeğin içine konan şarap, pişirilme sırasında alkol özelliğini kaybeder. Sarhoşluk verme özelliğini kaybettiği için şarabın sakıncası ortadan kalkar.

Prof. Dr. Yunus Vehbi Yavuz (Uludağ Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Öğretim Üyesi):
Şarap İslâmiyet'e göre haramdır. Yemeğe ya da başka maddelere karıştırılarak kullanılması da haramdır. Ancak, yemekte kullanılan şarap kimyasal bir değişikliğe uğramış, sirke hâline getirilmişse bu o zaman caizdir.

KİMYAGERLER: ALKOL KAYNAYINCA UÇAR
Prof. Dr. Selma Ateş (Gazi Üniversitesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi):

Risottonun yapılışı sırasında yemeğe katılan alkol suyla karışıyorsa, kaynama noktası biraz daha yükselir ama alkol yine de kaynar ve uçar. Bu arada bir miktar alkol de makarna ya da pirincin gözeneklerinden içine emilir ve orada kalabilir. Bunların içinde nişasta olduğundan alkolle bir tepkimeye girmez. Fakat insanın bağırsaklarında yaşayan bakterilerin bile bir miktar alkol ürettiği biliniyor. Bu alkolün miktarı da ancak makarnanın gözeneklerinden giren alkol miktarı kadar olabilir ki bu da ne insanın bünyesini etkiler, ne de sarhoş eder.

Prof. Dr. Abdürezzak Emin Bozdoğan (Yıldız Teknik Üniversitesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi):

Alkol yemeğin pişirildiği tencerede serbest hâlde kalırsa uçar, çünkü kaynama noktası düşüktür. Yemeğin içindeki diğer maddelere karışırsa bir miktar kalabilmesi mümkündür, fakat bu ancak deney yapılarak görülebilir.

GURMELER: ALKOL BAHARAT GİBİDİR

Deniz Gürsoy (Yemek Kültürü Yazarı):
Alkol en uçucu maddelerden biridir. "Alkol kalır diyen varsa, eline biraz kolonya döksün ve birkaç saniye sonra kontrol etsin, uçtuğunu görecektir. Risotto zaten pişerken 100 derecenin üstüne çıkıyor. Ayrıca geniş bir yüzeyde pişiyor, geniş yüzeylerde de sıvının buharlaşması daha kolay oluyor. Alkol pirinç emmiş olsa bile buharlaşır.

Engin Akın (Yemek Kültürü Yazarı):
Şarap, yemekte kendisine has lezzeti olan bir malzemedir. Tıpkı limon, sirke, baharat gibi. Bu nedenle, özellikle Batılılar, yemeğe bir lezzet vermek için şarap kullanır. Yemeğe kullanılan içkinin alkolü sıcaktan buharlaşır, alkol kalmaz.>

***

Şimdi, mâdem böyle,

1. Avrupa Birliği yolunda emin adımlarla yürüyen Ilımlı İslâm modelli Türkiye'mizin İçişleri Bakanı Osman Güneş veya başka birisi, meselâ RTE, Muğla Valisi Temel Koçaklar'ı görevine iâde eder mi?

2. Risotto ve benzeri şekilde pişirilen yemekler Türk İslâm Sentezi kültürüne mâl olur ve devlet ricâlinin sofralarının zenginlikleri içinde yerini alır mı?

3. Bundan böyle e azından Türk İslâm Âlemi bol bol risotto ve benzeri Ilımlı İçkili şeyleri yerler mi?

4. Bu Ilımlı İçkililik ile Ilımlı İslâm birleşince, Fransa'nın ve Yunanistan'ın tavırları da ılınır mı?

5. Bu konuda da dünyaya muhteşem bir örnek olur muyuz? Her ne kadar üslûbu mizahîyse de, son derecede samimi ve ilmî bir yazıdır ve cevabını çok merak ediyorum!

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 17 Eylül 2007 Pazartesi

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Salı, 17 Ekim 2017