Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

İKTİDAR NEREYE KOŞUYOR?

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2437 kez okundu
  • 0 yorum
  • Yazdır

Tarihte, devrimciler hâriç, darbeciler eninde sonunda kaçacak delik aramışlardır. Devrimci darbeye örnek Fransız İhtilâli (zâten onun için adı ihtilâldir); sıradan darbeye örnek Şili Cuntası, iktidar darbesine örnek Hitler'inki. Bu değerlendirme bir sevgili meslekdaşımdan geldi.

Sâlimleşmeye ve sâkinleştirmeye çalıştırdığım kafamı tekrar çalıştırmaya başladım.

Bu iktidar neden bunları yapıyor?

Türkiye'nin her bir yanından herkesi topluyorlar (gözaltına alıyorlar). Bunların ortak vasfı anti-emperyalist ve AKPmuhalifi olmaları; sağcı solcu fark etmiyor! Nazlı Ilıcak gibiler asla yok listede; hâttâ bu kadının değerli(!) anti-Ergenekoncu fikirleri alınıyor.

İnfiâl de, şaşkınlık da, korku da müthiş.

Milliyetçi Hareketsizlik Partisi ileri gelenlerinden biri dahi ürkmüş, alttan alıp "olmaması gerek" diyor.

Ama oluyor. Nereden buluyorlar bu cesareti? Sam Amca izin vermeden yapabilirler mi?

Mütevâzı web mekânımı takip edenler bilir, hâdiselere mikro değil de, makro bakmaya çalışırım hep.

***

Önce Türk Milleti'nin kuruluş destanının adı bir evde bulunan üç beş silâh ve bombadan hareketle geliştirilecek bir büyük harekâta verildi. Trafik Canavarı, Maganda gibi bir olmayan ama olduğuna inanılan varlık, yâni sözüm ona örgüt yaratıldı: ERGENEKON!

Sonra bütün Türkiye medyası iki koldan kuşatıldı: AKP ve Fethullahçılar.

Müthiş bir misenformasyon ve dezenformasyon dalgası başladı. Korsan gazetelerden bilhassa askere ve üst seviyeden bürokratlara alenen hakaret ve iftira edilmeye, hedef gösterilmeye başlandı. Bir Ergenekon paranoyası yaratıldı. O kadar hızlı gittiler ki, iddianâmesi geride kaldı; hani vapur gitti de, istim arkadan geliyor!

Bu arada memleketin her şeyi emperyalizme peşkeş çekildi. Plân çok önceden yapılmıştı. 1999'da Schröder devreye sokulup, memleket fiil-i livataya uğramaya başladı. 2001'de Kemal Derviş kurtarıcı gibi gösterilip aslında Türkiye'nin Batı'ya bağlılık ve devşirilme süreci tamamlandı.

Zâten çok daha önce Turgut Özal tek taraflı olarak bizi Batı'nın kucağına oturtmuştu.

Şimdi aynı Kemal Derviş gene kurtarıcı olarak lânse edilmeye başlandı. Aslında Ali Babacan, Mehmet Şimşek de aynı ekibin farklı oyuncuları: Kemal global, Ali lokal görevli. Ortak muhatapları ABG ve AB; yâni Londra, Tel Aviv ve Brüksel. Savundukları da Türkiye AB'nin hâricinde olsa bile, Avrupa Para Sistemi'ne dâhil olsun.

Yâni Türkiye Cumhuriyeti ortadan kalksın, başka anlamı yok bunun.

Atatürk'e alenen sataştı Avrupalı dostlarımız(!), "fotoğraflarını kaldırın" filân dediler; içeride de 2. Cumhuriyetçiler, enteller, danteller koro hâlinde öttüler. Zâten çoğunluğu câhil olan halkın kafası iyice karıştı.

***

Şimdi bakın neler oluyor: AKP alenen TSK'ya ve Yüksek Yargı'ya saldırıyor. Bütün muhalif sesler ve emekli paşalar, komutanlar gözaltına alınıyor. Ortam bam teli gibi geriliyor. Borsa tepetaklak gidip döviz patlıyor.

Tepkiler fevrice ve öfkeyle dolu.

Sokaklara taşılıyor.

İşte, kaçınılmaz tuzağa düşürülüyoruz: İki ucu pis değnek; tepki vermesen olmaz, versen de olmaz.

***

Tahminlerimce plânları şu:

TSKçok sıkışıyor ve biraz daha bir şeyler yapmazsa itibarı sıfır olacak, millet oğlunu askere yollamak istemeyecek, Bülent Ersoy haklı çıkacak.

Peki, ordu ne yapabilir? Darbe yapar. Çünkü yazının başında da anlattığım gibi, iktidar darbesi zâten yapılıyor. TSK'nınaslî görev tanımı ne, belli: Türkiye Cumhuriyeti'ni haricî ve dahilî bedhahlardan korumak ve kollamak. Bu sebepledir ki, senelerdir bir tarafımı parçalıyorum bir Millî Mutabakat Hükûmeti kurulsun diye.

Bu yapılırsa bütün memlekette sıkıyönetim veya olağanüstü hâl (ki, kurtarmaz) ilân edilir.

Bunlar yapılmaya başlandığı anda Güneydoğu'daki Kürtler isyan eder, memleketin diğer kısımlarındakiler de toplu eylemlere başlar. Sokaklarda kardeşkanı akmaya başlar. Sokağa çıkma yasağı konur ve ekonomi iyice batar.

TSK bunlarla uğraşırken Yunanistan bir bahaneyle saldırır (Yunanistan'ın silâhlanma çılgınlığını anlatmıştım).

Onlarla da uğraşırken, Irak'ta Türk(men) katliamı başlar ve bizden yardım isterler.

Ermenistan, Azerbaycan'a saldırır. Onlar da yardım ister.

Biz kendimizi toplamaya ve ordunun bünyesindeki Kürt menşeli askerlerin isyanlarını bastırmaya çalışırken, Kürtler soykırım yaptığımızı söyleyerek dünyadan yardım isterler. Provasını çoktan yaptılar zâten.

Aziz dostum Celâl Şengör'ün ve yetkin pek çok bilim adamının söyledikleri ve kimsenin tınmadığı gibi, Marmara depremi de olursa, zâten Türkiye Cumhuriyeti'nin bütünlüğü biter. İsteyen istediği yere istediği gibi girer.

Ha, depremdeki bu zamanlama nasıl mı olur?

İnternette HAARP yazıp girin bakın, epey ilginizi çekecek!

***

Çok mu uçtum?
Hiç sanmıyorum.
       Unutmayalım, biz büyük milletiz.
               Ve
                   Zor oyunu bozar!

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 01 Temmuz 2008 Salı

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Salı, 20 Şubat 2018