Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

İZMİR'DE İKİ SAKINCALI MEKÂN: HİLTON OTELİ ve ALTINKAPI RESTORAN

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 7934 kez okundu
  • 2 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Geçen hafta sonu İzmir'e gittik Neslim'le; epeydir hasret giderememiştik âilesiyle. Hilton Oteli'nde kaldık. Niyetimiz hem huzur dolu iki gece geçirmek, kayınvâlideyle kayınpederin ellerini öpüp, 4 senedir hep gittiğimiz Altınkapı Restoran'da da yemeğimizi yemek, hem de bir iki dostu görmekti. Burnumuzdan geldi! Nasıl mı? Hemen anlatayım.

***

Güzelim İzmir'in Alsancak'taki Dönerciler Sokağı'na adını veren, Sayın Cüneyt Altınkapı'nın ortağı olduğu ve restorancılıkta 30 seneyi geride bırakarak bir marka yaratan Altınkapı Restoran'ın dört şûbesi olmuş; bir de Çeşme'de var. Balığı da, kebabı da, eti de muhteşemdir ve Neslim kendini bildi bileli orada yemek yemiş. Yâni İzmir'in önde gelen âilelerinden biri olan Nazlılar'ın da dâhil olduğu bu mekânın müdâvimi çok. Dönerciler Sokağı'ndaki lokantanın bir balık bir de kebap bölümü var. Geçen güne kadar her gittiğimizde bize balık bölümündeki sol köşedeki masada yer ayrılırdı. Sebep de çok basit: Biz aynı masada, hâttâ aynı kişiler aynı yemekte hem balık hem et mamûlü yeriz. Yanlış anlaşılmasın, burada Paela (ünlü karışık İspanyol pilâvı) yapmıyorlar; biz hepsinden yiyoruz.

İnsanların itiyatları (alışkanlıkları) vardır ve devamlı gittikleri yerde de izzet itibar beklerler. Eh, biz de öyleyiz. 11 Şubat Pazartesi gecesi 20:00 sularında masamıza oturduk; kayınpeder hem balık, kalamar filân söylemekte, ben de güzelim dönerden ısmarlıyorum. Bir gariplik oldu âniden ve benden de iri, daha önce orada hiç görmediğim bir garson yanıma gelerek beni et kısmına alacağını söyledi. Önce şaka sandım çünkü garsonlarla, şefle filân hep şakalaşırım. Yok yâhu, adam ciddi! Yan masadakiler biraz önce kebap istemiş ama vermemiş, şimdi bana verirse olmazmış! Yâni ben ve Neslim kebaplarımızı et kısmında (yan binâ oluyor; arada geniş bir koridoru geçmeniz gerekiyor) yiyeceğiz, arada kalamar atıştırmak ve kadehlerimizi tokuşturmak için bir koşu balık kısmına gideceğiz, sonra geri döneceğiz. Kayınpeder 70 küsur yaşında ve iki taraflı kalça protezi ameliyatlısı olduğu için bunu yapması pek mümkün değil, ayıp da olur zâten.

Mizah yapıyorsam nâmerdim; bunu talep ediyorlar bizden!

Önce güldüm ama durum ciddi ve adamlar servis yapmıyorlar. Tepem gittikçe atıyor, "çağırın buranın sâhibini diye çıngar çıkaracağım ama kayınpeder varken terbiyeye sığmaz; o da "cool mu "cool, gık yok; İzmirli asâleti herhâlde ama bende ondan yok. Dayanamayıp yüksek sesle söyleniyorum, bana mısın demedikleri gibi, masanın etrâfını dört garsonla riyakâr sırıtışlı şef sarıyor, karıkoca ikimizi et kısmına dâvet ediyor. Hani, bir pavyonda filân olsak, dayağı yiyeceğiz. Herkes bize bakıyor.

Sonunda bağırıyorum: "Buradan kalkarsak bir daha gelmeyiz ve bu rezâleti de yedi düvele duyururum" diye. Kader değişmiyor ve bu absürditeyi kabûllenmediğimiz için resmen kovuluyoruz. 50 senelik hayatımda kovulduğumu hiç hatırlamıyorum ve çok ağrıma gidiyor.

Sayın Cüneyt Altınkapı, eğer bunlardan haberiniz yoksa kocaman bir özür borçlusunuz. Yok, eğer varsa ve hele hele direktifinizle yapılıyorsa, demek ki çok kötü! Yazık!

Gene, İzmir'de Altınkapı Restoran'a gidip de hem balık hem kebap yemeğe kalkacaklara duyurulur; mizah gücünüz yetiyorsa iki ayrı salon arasında fır dönüp bir güzel eğlenirsiniz. Çok bunalırsanız da, Sevgili Profesör Dr. Ahmet Çelikkol ağabeyimin muayenehânesi yakında (tabii ki psikiyatr)!

***

Hilton'daki çok daha basit ama bir o kadar daha vahim.

Paris Hilton'la hiç yatmadım; zâten herhâlde hastalıklıdır ama Türkiye'de ve Sen Diego'daki değişik Hilton otellerinde kaldım.

Hâttâ bir de kartım var beni "ayrıcalıklı" kılan, kapitalizmin Ego şişiricisi sistemlerinden birisi; meselâ epey önce & Clup kartım sınıf atladığı için CIP salonlarından (Commercially Important Person: Ticarî Açıdan Mühim Kişi) istifâde edebiliyorum ama şimdilik sâdece yurt içinde; yurt dışı için sınıfım henüz kifâyetsizmiş. Daha çok harca, daha çok uç, daha çok sökül ki "upgrade" edesin. 5 sene önce sırf profesör olduğum için, beni VIP salonuna (Very Important Person: Çok Mühim Adam) alıyorlardı; usûlden miydi bilmem ama alıyorlardı; Fatih Ürek kadar değerim vardı yâni. Artık paran yoksa nanik, kim takar profesörlüğünü!

Neyse, dönelim Hilton'a. Odadayım, Neslim'i beklerken uykum geliyor ve uzanıp kestirmeye karar veriyorum. Senelerdir muzdarip olduğum Uyku Apne Sendromu için kullandığım özel kompresörü de (CPAP cihazı) kafama geçirerek tabii ki. Bu âlette bir mini-bilgisayar var, nefesimin durumuna göre üflediği havanın basıncını arttırıyor ve uykuda nefesimin durup ölüvermemi önlüyor. Onsuz yaşayamam, yâni uyuyamam (çünkü yaşayabilmek için uyumak şarttır). O sebeple de yatmak üzere gideceğim her mekânın kalitesini ve memleketimizde çok sık yaşanan elektrik kesintisi durumunda jeneratörün ne sürede devreye gireceğini bilmem elzem ve hayatî! Evde de milyarlarca TL vererek yaptırdığım 2 adet 15 saatlik pilim var.

Boğularak ve panikle uyanıyorum; elektrik gitmiş ve CPAP da susmuş. Normâl şartlar altında 30 ilâ 90 saniyelik kesilmeler beni uyandırmaz ve cereyan tekrar geldiğinde de âlet bıraktığı yerden çalışmaya devam eder. Belli ki en az 2 dakikalık, hâttâ daha uzun bir kesinti söz konusu. "İnsanlık hâlidir, âlet bu" diye bekliyorum. 8 dakika daha geçiyor ve İzmir Hilton Oteli'nin 2507 numaralı odasında elektrik yok arkadaş, tarih de 12 Şubat 2008; süre en az 10 dakika! Ortalık zifirî karanlık, körfezden yansıyan nurla idâre ediyorum ama hafiften niktofobi boyutunda olmasa da, karanlık daralı basıyor.

Odadan çıkıp koridora kendimi atıyorum ki ışıklar var, asansörler de çalışmakta. Üstüm başım da müsâit olduğu için hemen aşağıya inip resepsiyona gidiyorum. Müşteri mebzûl, elemanlar meşgûl ama bu âcil bir durum (değil mi). Benimle ilgilenmelerini rica edip vaziyeti izah ediyorum. Resepsiyondaki herif (affedersiniz ama kullanıyorum) yüzüme bile bakmadan işine devam ediyor. Tekrar ve daha yüksek sesle söylüyorum, herif gene yüzüme bakmadan "tamam, ilgileniriz" diye geveliyor. Tepemin tası atıyor ve "yâhu, bu bir hayat memat mes'elesi, tavrınız ayıp ötesi; otelinize itimadımı kaybettim, bana derhâl yeni bir otel bulun" diye bağırıyorum. Herif gene suratıma bakmadan "peki, buluruz" diyor. Kaatil olmak an mes'elesi!

Ne de olsa küfretmek bana yakışmayacağı için ayıp lâf çıkmıyor ağzımdan ama bağırmaya başlıyorum. Neden sonra müşteri temsilcisi midir, nedir, iki hâtun kişi geliyorlar. Onlara da o sinirle iki kere "anamnez vermek" zorunda kalınca tansiyonum zirveye çıkıyor (gerçekten de, sinirlenince yükselen habis hipertansiyonum var). Alttan alıyorlar nihâyet filân ama dönülmez akşamın ufkundayız. Oteli terk ediyoruz.

Bunlar çok şımarmışlar; gece başına yarım milyar para alıyorlar ama jeneratörleri ve davranışları bozuk. Eğer ben yaşlı, düşkün yâhut çok derin uykuda olsaydım ölebilirdim. Âsâbını bozmak istemeyenlere ve parasıyla rezil olmak istemeyenlere "sakın ha İzmir Hilton'a gitmeyin" diyorum. Crowne Plaza'yı tavsiye ederim; merkeze uzak ama böyle kepâzelikler yaşamadık hiç orada.

Allah'tan iki büyük ve merkezî otel de sür'atle inşâ edilmekte.

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 13 Şubat 2008 Çarşamba

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    Kaan Özsayıner Salı, 12 Şubat 2013

    Bu makalenizi daha önce okumuştum

    Hocam yanılmıyorsam bu makalenizi daha önce okumuştum ve sonra ki günler de Hilton otelinin sizi arayarak özer dilediğini ve konunun ivediyelik ile çözüldüğünü söylemiştiniz, yanılıyor muyum?

    MKD: Evet, o da var. Mekân 2 kere çöktü, şimdi eski makaleler tekrar yükleniyor da ondan böyle karmaşa var gibi...

  • Misafir
    Ahmet Güner Çarşamba, 07 Ekim 2015

    Hilton milton hikaye. Otel işletmeciliğini dünya çapında yapacak Türk markası yaratmalıyız

    Nasıl, Prof Oktay Sinanoğlu, Prof Aziz Sincar, Op.Dr Beyin Cerahı Gazi Yaşargil, Prof Celal ŞENGÖR, Prof Cahit Arf, Prof MEHMET HABERAL, Prof Kerem Doksat gibi Bilim insanlarını (sayılacak çok Bilim insanımız var) çıkardıysak, Kenan Sofuoğlu, Arda Turan gibi sporcular ve NBA'de oynayabilen ketbolcular ve de THY gibi dünya çapında şirket çıkartıp Türk insanları ile işletebiliyorsak; Otelcilikte de uluslararası zincir olabilmek için öncelikle ANKARA ISTANBUL IZMIR ANTALYA'da Turk sermayesi ile yapılan otelleri işleten Türk işçisi yöneticisi mutfak çalışanını TÜRK IŞLETME şirketi ile yapmalıyız.Sonrasında da dünyanın belli başlı şehirlertinde yenileyerek işletecek oteller kollamalıyız. Ulusal politikamız olmalı.

    MKD: Dilerim öyle olur Sayın AG.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Çarşamba, 20 Eylül 2017