Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

İZMİR İNTIBALARI

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2002 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Hani insanın basiretinin bağlandığı, şaşırıp kaldığı ve kendisine arkadan hançer saplandığını hissettiği zamanlar olur ya…

Hani apışıp kalma derecesinde şaşırdığınız şeyler cereyan eder ya…

35 senelik bir mecmuanın (Türkiye’nin en eskisidir) aynının, sizden bağımsız olarak ve gıyabınızda elinizden alındığını istihbar ederseniz şaşırırsınız ya.

Ahde vefa denen şeyin ne olup olmadığını sorgularsınız tam o dönemlerde!

2001’den beri başarıyla yürüttüğünüz editörlüğe “paralel” bir yapılanmanın ortak olduğunu, ortada fol da yumurta da yokken aynı isimde bir dergiye tahvil yoluyla neşriyata başlayacağını neredeyse kargalardan işitip şaşırırsınız ya…

Acaba bunca senedir neden birkaç kişi hâricinde kimse makale yollamadı” diye düşünmez misiniz o takdirde?

Muhterem” lâkaplı Fevzi Samuk hocamızın ricasını emir telâkki ederek, Yeni Symposium dergisinin editörlüğünü üstlenmemi müteakip, “davranış bilimleri” ibaresini de ekleyerek, her konuya açık bir bilişsel ve bilimsel kaynak olması için, ismini Literatür Symposium şeklinde değiştirmiştim ve kendimden pek emin bir şekilde uluslararası en nitelikli mecralara taşınması için gayret sarf ettim…

Uzun seneler boyunca beraber çalıştığımız, bir kısmının asistanlığından profesörlüğe yükselmesinde bizzat yardımcı olduğum mesai arkadaşlarımın, hiç haber vermeden bir akademik kurul toplantısı yapıp, kendi özlerinden ve tarihlerinden neşet etmiş bir dergiye rakip neşriyata başladığını telefonlardan öğrenirsiniz…

Biraz empati yapın.

Yâni kendinizi benim yerime koyun.

Ne düşünür dünüz ve neler hissedersiniz?

Ben öfke yaşamaktan ziyâde, derin bir sukut-u hayâl ve “neden, niçin, nasıl, hangi gerekçeyle, kimler” diye hissedip düşünmeye başladım.

Açtığım telefonlarda herkes bir şeyler kıvırdı ve topu birbirlerine attılar.

Kırıldım ama kızmadım.

Darıldım ama gücenmedim.

Sâdece biraz şaşırdım.

Sanırım doku uyuşmazlığının tabii bir neticesiydi bu.

Gene de bit yeniği nedir, bu kumpasa nasıl olup da âlet olmuştur diye en samimi olduğum ihtisas arkadaşımı aradım…

O da kem küm etti.

Arkasında hiçbir kaynak bile olmayan makalelerin hem çevrimiçi hem de adrese bilâ ücret teslim edildiği bir dergiyi yaşatıp, daha da verimli ve faydalı hâle getirmek için çabalamamın sonucu demek ki bu olacakmış.

İnsanlık hâli diyorum, alıştık.

Menfaatler ve makam hırsı gâlip gelince, hep böyle olur.

Aksine bir yorum yapamıyorum.

Eh, kaçınılmaz olarak bütün yayın kurulu listesinde de şahsî inisiyatifimi kullanarak, radikal değişiklikler yapacağım.

Bilimsellikten asla tâviz vermeden çıkacak bu dergi.

İnsan 58 yaşından gün almaya başlayınca, tabiplikle hekimlik farkını daha fazla müdrik oluyor.

Diyalektik bir aksülâmel…

Hamama giren terler” diye bir atasözümüz vardır, bu cehennemî sıcaklarda alınan haber beni daha da terlemek için motive etti.

Yaz sonunda da uğrayıp, eski günlerdeki gibi bir “grand vizit” yapacağım.

Herhâlde bir çay ve tost ikramını da paylaşırız..

Yolunuz açık olsun arkadaşlar.

Ama unutmayın, etik ve moral açıdan hiç de şık olmadı.

Herkese yer de, imkân da var nasıl olsa…

Kolay gelsin, ne diyeyim…

Sonuç: Literatür Symposium yoluna devam edecek, Index Medicus da dâhil olmak üzere, Ayhan Hoca’nın bıraktığı mirasla yolunda yürüyecek.

Sizler gene katkılarınızı sürdürün lütfen!

Her konudaki (Amerikan İngilizcesi başta olmak üzere) makalelerinizi Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. , Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. ve Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. adreslerine bekliyoruz…

***

Gelelim Çeşme’ye

Bence dünyanın en yakışıklı, en güzel insanlarının yaşadığı bir yer.

Çünkü insanlar tam Türkiye aşuresinin numuneleri.

Ne zaman yolum buraya düşse şunu görürüm:

Seks, içki, bol duman, sokaklarda öpüşüp sevişecek kadar güçlü dürtüleri olan gençler.

Biliyorum ki o dumanın içerisinde çok şeyler var ve tipik bir avcı toplayıcı ile ziraatçı buluşmasının merkezi...  

Tarih boyunca, kültürel zıplamalar hep buralarda inkişaf etmiş, gelişip kemâle ermiştir.

Barcelona, Paris, Londra, Çukurova vs.

Hep böyledir.

Buralardaki insanları bekleyen tuzakların en başında da uyuşturucu, uyarıcı, kafa buldurtucu her türlü zehrin kolayca temini ve pazarlanması gelir.

Esrar ve türevleri (kannaboidler) de yetmiyor artık.

Bonzai, eroin ve diğer her türlü musibet böyle yerlerde hızla istimâl, akabinde sûistimal edilip, akabinde de iptilâ (addiction) gelişir. Artık çakmak gazı dahi bu amaçla kullanılmakta...

Sigara, bütün bu maddelerin "geçiş maddesi" olarak bilinir. 

Ben bu meredi senelerce içip vaktinde bıraktığım için, ne kadar muzır ve tehlikeli olduğunu çok iyi bilirim.

Aman Güzel İzmirliler ve Çeşme'deki herkes, bunların peşinde dolaşmayın ve tuzaklara düşmeyin.

Çünkü hem her türlü ruhsal ve bedensel hastalık bunlarla patlar, gelişir ve insanı intihara kadar sürükleyebilir.

 Ne güzel, değil mi?

***

Zamanında Borusan Holding'in kurucusu Asım Kocabıyık'la tanışmıştık; Rotaryendir. Her seferinde ayağa kalkan, elinizi samimiyetle sıkan ve tam anlamıyla mütevâzı bir beyefendiydi ve bu hercümerçten kurtulabilmek için, kendisine "steril" bir plaj satın almıştı.

Eğer hayatta ise ellerinden öpüyorum, vefat ettiyse de Allah rahmet eylesin.

Herkesin o kadar parası yok ki...

Arada bir nostaljik popüler müzik.

Chopin'den veya Mozart'tan popülarize edilmiş (vulgarize yâni bayağılaşmış değil) şeyleri de hoparlörlerinizden dinletin gelenlere.


Bu klâsik olanı, dans edilmez mi?

İnanın onlara çok hizmet etmiş olacaksınız.

Bu arada, hemcinssel (gay ve lezbiyen) çiftlerin de çok arttığını görüyorum.

Gâyet doğal; %7 oranındaki popülasyon hep öyledir ve tedavisi olan bir hastalık filân da değildir.

Onlara da saygı duyalım ama...

Ne onlar ne de heretoreseksüel olanlar, ortalıkta bu işi yapmasalar daha iyi olacak diye düşünüyorum.

Özendirici olmaması açısından.

Yoksa, bence hiçbir mahzuru yok.

***

Bu arada, dün masaj yaptırdığım kuafördeki delikanlının bana mason olabilir diye saydığı isimleri bir paylaşayım: Tarkan, Bülent Ersoy, Ekmeleddin Bey ve tabii ki Devletlû

Türkiye klerikal bir despotizme mi yuvarlanacak, yoksa sosyal demokrasiyi mi muhafaza edecek?

Hepsi bu halk oylamasında belli olacak

Tek bir rey bile önemli.

Aman dikkat, uyanık ve dikkatli olma zamanıdır!

Herkese iyi tatiller...


Mehmet Kerem Doksat – Çeşme – Modern Zamanlar – 17.07.2014 

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Cumartesi, 19 Ağustos 2017