Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

KISACA BİR YAZI

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2624 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Günlerdir bekliyorum. Bir PKK'lı öldüğünde, bir bölücü veya TC düşmanının başına en ufak bir şey geldiğinde kimi romantikçe, kimi öfkeyle ama mutlaka bu devletin aleyhine yazılar döşenen, demeçler veren entel, AB'den veya ABG'den maaş alan, eski Komünist ama şimdi Liberal geçinen, bütün mütareke medyasında her gün seyrüsefer eyleyen kalemşorlardan bâri tek bir tânesi Ergenekon Soruşturması namlı garâbet sebebiyle 13 ay içerde kalıp sonunda rahmete kavuşan, cenazesi gazetecilerin verdiği parayla kaldırılabilen "örgüt kasasının" arkasından eleştirel iki lâf etsin veya bir şeyler yazsın.

Yok!

Tık yok!

İnsan hakları bunlardan sorulur.

İkinci, üçüncü cumhuriyetler peşindedirler.

Çok Bilgi'lidirler.

Ama konu alenî bir insanlık trajedisi olduğunda dahi, arkasında ABG, AB ve benzerlerinin desteği olmayınca, nutukları tutuluyor.

İkinci bir trajedi de hep birlikte bastırınca kısmen önlendi. Asuman şimdilik serbest ama iki ay zarfında karaciğer nakli yapılmazsa kaybedilecek. Çünkü vücudunda 30 litreden fazla sıvı (buna asit [ascites] denir tıpta; asidden farklı ve periton boşluğunda sıvı birikmesi demektir) biriktikten sonra nihâyet tedavi imkânı tanındı. Bu arada, gizli tanık koruma kanunu yaklaşık 6 ay önce yasalaştı ancak yürürlüğe girmesi 6 ay sonra olacaktı ve bu süre 5 Temmuz 2008 günü bitiyordu. Yâni yasa 5 Temmuz 2008 günü yürürlüğe girmiş oldu. CHP tarafından, antidemokratik olduğu belirtilerek anayasa mahkemesine gidildi. Konu hâlen yüksek mahkemede, takdir yüce yargının da...

İddianâme için 15 ay beklenip yeni yasanın yürürlüğe girdiği 5 Temmuz 2008 tarihinden sonra mahkemeye sunulması tesâdüf mü? Eğer tesâdüf değilse, savcı gizli tanıkları devreye sokabilmek niçin 15 ay bekledi. Tutuklananlar ölmüş, siroz olmuş, kimin umurunda?

***

Bu arada, batmış Mu ve Atlantis kıt'alarından çıkıp tevhit etmiş seçkinlerden oluşan 7000 senelik bir örgütün Himalâyalar'dan bilmem nerelere 2000 kilometrelik dehlizler kazarak oluşturdukları grup hezeyanlarına istinaden bir iddianâme çıktı ki, pîr çıktı. Bunu kaleme alanlar (tek kişinin başarabileceği iş değil) yazdıklarına gerçekten inanıyorlarsa vaziyet pek vahim, yok bilhassa yazıyorlarsa, çok daha vahim.

Bu efsanevî ve gayrı mantıkî "örgütlere" bir dönem merak saranlar arasında Hitler ve Atatürk de vardır çünkü! Ayrıca, masonlar da bu efsânelerle çok ilgilenir; tıpkı bütün dinler ve okültizm tarihiyle ilgilendikleri gibi ve hâlen yasal olarak çalışan benim bildiğim yegâne ezoterik cemiyettir. Bakın iş nerelere çekiliyor ve çekilecek.

Ânında Süleyman Yahya (bunların soyadları hep Yahya oluyor [Hârun da var ya], zımnen kastedilen Vaftizci Yahya tabii, yâni yeni peygamber muştucusu) -sıkı durun-Şamanist ve Marksist bir örgüt olan Ergenekon hakkında iki senede yazılmış 1300 sayfalık muazzam bir eseri müjdeledi: ERGENEKON: MASONLUĞUN KILICI!

Akabinde de Adnan Hoca (Adnan Oktar, yâni Hârun Yahya) lâkaplı kişi Savcı Öz'ün masonlarla ilgili araştırmalarını sürdürdüğünü söyledi bir basın toplantısında. Yâhu, nereden biliyor? Atıyorsa sorun değil ama ya gerçekten bunlar işbirliği içinde iseler? Düşünmesi dahi kötü!

Üstelik iki senede hazırlanan bu eserin(!) yazarları, 13 aylık Ergenekon'dan, önceden haberdar mıymış?

Bu arada bütün bilgilerin Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan olan Taraf filân gibi gazetelere doğrudan savcılıkça sızdırıldığını Hürriyet'ten Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi dahi yazdı! Bu gazetenin içyüzünü Fatih Altaylı anlattı zâten:

Önce ben sordum, "Taraf'ın finansman kaynağı kim?" diye. Sonra Genelkurmay Başkanı aynı soruyu tekrarladı. Yanıt yerine hassas kalblerin yazarı Ahmet Altan'dan küfür geldi. Soruyu tekrarladım, basit bir yanıt istiyorum diye. Musluk sesi geldi, "Tısss diye. Mâdem o yanıt vermiyor, yanıtın en azından bir bölümünü ben vereyim. Taraf isimli mevkutenin masraflarının büyük bölümü Çalık Grubu, daha doğrusu Vakıfbank ve Halkbank tarafından finanse edilen Turkuvaz Medya tarafından karşılanıyor. Yâni sizin, benim, devletin parasından. Taraf gazetesi, Çalık'a âit Sabah gazetesinin matbaalarında basılıyor. Kâğıdı, mürekkebi bu grup tarafından karşılanıyor. Dağıtımı yine aynı grup tarafından yapılıyor. Taraf Gazetesi, bütün bu işler için Çalık Grubu'na daha beş kuruş ödemedi. Masrafları Çalık Grubu yapıyor, karşılığında Taraf'tan 1 yıl vâdeli çek alıyor. Taraf'ın günde 150 bin gazete bastırdığı raporlarda görünüyor. Bu gazetelerin tânesi 30 kuruşa mâl olsa, günde 45 bin lira kağıt ve baskı parası var. Buna yazı işleri harcamaları dâhil değil. Sâdece bu mâliyet ayda 1,5 milyon YTL. Dağıtım mâliyetini de ekleyince bu rakam hemen hemen 2 milyon YTL. Yılda 24 milyon YTL. Taraf bu harcamalar için "Çek veriyor. Teneşir vâde. Bu durum TMSF yönetiminden beri sürüyor. Çalık Grubu Sabah'ı devraldığı zaman Medya Grup Başkanı Serhat Albayrak bu durum bir rapor hâlinde sunuluyor. Zâten mâlî sıkıntıda olan gruba bunun da büyük bir yük getirdiği söyleniyor. Taraf'ın finans kaynaklarından biri bu. Yaptığı hizmete oranla bence düşük bir mâliyet".

***

Artık sisler dağıldı, gölgeler yok oldu ve resim netleşti:

Bu memlekette bilhassa ABG emriyle işlenen veya işletilen bütün cinayetler, fâili meçhûl katiller, kimliği belirsiz kaatiller, Cumhuriyet gazetesinin saldırıya uğramasından tutun da, Sivas katliamına kadar her şeyin suçlusu, en azından sorumlusu olarak birileri ilân edilmeye hazırlanılıyor.

Yakında Hür Masonlar veya Özgür Masonlar Dernekleri "basılıp", meselâ 7690 sayfalık yeni bir iddianâme hazırlanıncaya kadar zâten çoğu ileri yaştaki üç beş üstad da mahpusta Hakk'a kavuşursa.

Ne mi olur?

Sistem, yâni vahşi kapitalizm ve onun dayattırıcısı emperyalizm bütün bu insanlık suçlarının azmettiricisini ve fâillerini topluca ilân etmiş olur, dosyalar kapatılır.

Bizim millet de bunlara inanır, inandırılır.

***

Bu arada, nasıl meşgûl edildiğimizi, alttan alta dinci (dindar değil) yapılanmanın ne boyutlara geldiğini gösteren bir haber:

Diyanet İşleri Başkanlığı, Selefî inancına yakın bir cemaâtin işgâl ettiği İstanbul Fatih İlçesi'nde bulunan Efdalzâde Câmii'ni kurtarmak için harekete geçince kıyamet kopmuş; ataması yapılan imamın çalışmaları engellenmiş. Belli ki Efdalzâde Câmii, Cemaâtzede Câmii'ne dönüşmüş.

19 Temmuz 2008'de memleketin hâline bakın: Fethullahçılar cemaâti, Selefîler cemaâti, şunlar cemaâti, bunlar cemaâti. Ortalık bunlara bırakılmış.

The Economist de şöyle yazmış: "Üst düzey bir AKP'li" demiş ki Devletlû hiçbir tavsiye ve tenkidi kabûl etmiyor. Bir tirana dönüştü!

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 19 Temmuz 2008 Cumartesi

Güncelleme: Selefî inancına yakın bir cemaâtin işgâl ettiği Efdalzâde Câmii'ni kurtarmak için harekete geçince kıyamet kopmuştu ya, sonunda cemaât kazandı ve güvenlik gerekçesiyle imam geri çekildi; orada artık, devlet yok! MKD - 15.08.2008

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazar, 24 Eylül 2017