Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

KOLLUK ŞİDDETİ ve GAYR-I NİZAMİ PSİKOLOJİK SAVAŞ

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2570 kez okundu
  • 1 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Dostlar,


Çok değerli meslektaşımız Sayın Prof. Dr. M. Kerem Doksat’ın bu sitede 5 Nisan 2013′te yayımladığımız “MİLLET OLMAK NE DEMEKTİR?” başlıklı görkemli yazısını (http://ahmetsaltik.net/prof-dr-m-kerem-doksat-millet-olmak-ne-demektir/)
bu sabah bir kez daha okuma gereksinimi duyduk.

Ülkemizde sergilenen mide bulandırıcı gayrı-nizami psikolojik savaş ve bağlamında kullanılagelen kara propaganda yöntemleri ve araç-gereçleri özellikle son dönemlerde yoğunluk kazanmıştı. Kerem Doksat hocanın bu iz bırakan yazısını bir kez daha okuyarak ilminden yararlanalım, güç kazanalım istedik. Umduğumuzu da bulduk...

Sevgili Kerem hocaya bir kez daha teşekkür etmek borcumuzdur bu nefis bilimsel yazısı için. Değindiğimiz makalesinde Sayın Prof. Doksat şöylesine çok dokunaklı birkaç tümce kuruyor:

“Atatürk’ün öldüğü yaştayım. Mahcubum ona karşı, yeterince bu vatana
hizmet edemedim diye. Bu ülkeden başka bir şey beklediğim yok…”

İçtenlikle söyleyelim ki, bu emsalsiz makalesiyle Kerem hoca kendisini, ülkemize borcunu ödemiş sayabilir... Hal böyle olmakla birlikte, son derece eminiz ki, son nefesine dek hizmeti sürecektir.

***

Bir devlet, kendisini var eden asal ögesine (aslî unsur), insanına, yine kendi insanlarından oluşan kolluk gücüyle adeta vahşet uygulamaktadır!

Ortada ilan edilmiş bir açık savaş da söz konusu değildir!

Artık “40′ı çıkan” bu toplumsal çığlık (intifada ya da infial da denebilir), sokaktaki kitlelerin Seligman deneylerinde olduğuna tıpa tıp benzer biçimde öğrenilmiş çaresizliğe itilmesini hedeflemektedir. Genellikle 20′li yaşlardaki sivil – silahsız, hatta polise karanfil sunan  gençlere, yine benzer yaş dilimindeki akranları, kışkırtılarak, orantısız fisiksel – kimyasal güç ve araçlarla saldırtılmaktadır.

Psikolojik üstünlük kaptırılmamaya çalışılmaktadır her 2 kesimde de..
Bir yanda “Her yer Taksim, her yer direniştir”; karşıda ise Başbakan RT Erdoğan’a göre kendi halkına vahşet uygulayarak 
polis destan yazmakta ve “ulufe” ile (başa beladır!) ödüllendirilerek koşullandırılmaktadır.

Bırakalım somut ulusal – uluslararası hukuk normlarını, her türlü etik değer de gözü kara ve neredeyse ne pahasına olursa olsun “öğrenilmiş çaresizlik – koşullandırılmışlık” ekseninde ayaklar altındadır.

Güvenlik güçlerinin geçelim orantısız güç kullanmayı, insan yaralamayı hatta öldürmeyi hedefleyen biçimde
- biber gazı bombalarını,
- darbe etkili plastik mermilerini,
- kimyasal içeren “aşırı” basınçlı suyunu,
- panik yaratan gaz bombalarını,
- panzer ve akreplerini, TOMA’larını,
- coplarını ve de her nasılsa arasına “sızmasını”(?!) engelleyemediği çivili sopalı
“sivil” (!?) canileri… ile…
- arada “yırtık dondan fırlamış” (affola, salt tam denk düşen bir teşbihle…)
satırlı – palalı “meczupları” ile…

Savaş alanına dönüştürülen merkezi kentsel alanlarda milyonlarca yurttaş gururları kırılarak, kişilikleri aşağılanarak adeta terbiye edilerek; “Devletle polis üzerinden bile baş edilemeyeceği” koşullu refleksi oluşturulmaya çabalanmaktadır.

Pervasızca diyet ödetilmektedir…

- Bu sabah, 17 yaşındaki Ali İsmail Korkmaz’ın Eskişehir’de ölümü ile kurban sayısı
6 olmuştur.
- Sayısı net bilinmeyen 15 dolayında göz yitiği vardır.
- Sayısı net bilinmeyen çehrede kalıcı iz (Adli tıp terimiyle “sabit eser”) söz konusudur.
- Çok sayıda kafa travması, kırığı ve beyin kanaması saptanmıştır.
- Çok sayıda kaburga, kol, bacak vb. kırık kayda girmiştir.
- 60 dolayında insan yaşamsal tehlikeye düşmüş, yoğun bakım almıştır..
- 8 bini aşkın insan değişik düzeylerde yaralanmıştır.

Bunların dışında, fişlenmemek adına resmi sağlık kuruluşlarına başvur(a)mayanları da dikkate almak gerekir.

Polis, yer yer uyarı bile yapmadan “güçlendirilmiş biber gazı” ile boyalı kimyasal içeren “basıncı artırılmış” suyu veryansın etmektedir. Copla, kalkanla, panzerle, akreple kitlelerin üzerine yürümekte ve adeta, -argonun anlatım gücünden yararlanalım-;

“Sizi bana Allah mı verdi, sayarak mı aldım, tohumunuza para mı verdim” dedirtircesine psikolojik savaş uygulamaktadır. Ne de olsa “Dayak cennetten çıkmadır” atasözünü benimsemiş bir kültürden geliyoruz... Avukatlar bile adliyede cüppeleriyle yerlerde sürüklenmekte, yaka paça akreplere tıkılarak gözaltına alınmaktadır. Gözaltı formaliteleri de Emniyet’ten ilgili savcıya çekilen faksla bir tür niyabeten yapılmakta, Savcılık makamı dışlanmaktadır.

Kezlerce uyarıldığı halde gaz bombası kanisterleri adeta hedef alınarak, yakın mesafeden insanların yüzüne atılmakta ve ölümcül yaralanmalara neden olunmaktadır.

Hızını alamayıp çevredeki evlere, lokantalara, otellere, binalara… biber gazı atılmakta,
Boyalı yakıcı kimyasal içeren aşırı basınçlı suyla ıslatılarak “damgalananların” da
ışıkları söndürülmüş ara sokaklarda elde fener ile adeta sürek avına çıkılmaktadır.

Silahsız insanlar hınçla tekme – tokat ve de copla dövülmekte ve gözaltına alınmaktadır.

***

Seligman’ın deneylerinde köpeklere elektrik akımı verilmekteydi ve “öğrenilmiş çaresizlik” tablosu oluşturulmaktaydı. Fakat akımın dozu hiçbir hayvanı öldürmemiş veya engelli bırakmamıştı!

Halkımıza reva görülen bu “köpekten beter” işleme ne demeli?
Üstelik Başbakan RT Erdoğan, 24 saat içinde Gezi Parkı’nın boşaltılması buyruğunu kendisinin verdiğini kamuoyu önünde apaçık söyleyebilmektedir.

Kuramsal olarak, Seligman’a -ya da kuramına- saygı ile, yaralama – hata öldürme kaygısı duyulmaksızın ölçüsüz şiddet (orantısız güç de ne demek?) uygulanan halkımızın 2 ana kümeye ayrılması beklenebilirdi:

1. Öğrenilmiş çaresizler
2. Öğrenilmiş iyimserler…

Diktatörler için ne keyif verici olurdu değil mi?

Ne çare ki, an gelir; ÖZGÜRLÜK – ADALET – EŞİTLİK ülkü ve özlemleri öylesine yüceltilir ki (sublimasyon), bu değerlere susamış hatta aşık kitleler yepyeni sosyal, sosyal- psikolojik, sosyal-psikiyatrik yasalar yazarlar..

De facto yaparlar bunu…

Asıl destan budur ve tarih, zalimlere karşı yazılmış halk destanlarıyla mağrurdur, sanal bir polis destanı ile gururlanan istisna kişi ise Türkiye’nin talihsiz Başbakanı RT Erdoğan’dır.

Türkiye’nin he cm2 vatan toprağında, Atatürk’ün Demokratik Cumhuriyeti olmaya mahkum Devletin asli şehit- gazi torunları sahipleri olarak; yarı tanrılaşarak gerekirse..

§  Devrimin yasası bütün yasaların üstünde değil miydi sahi?

Kadim Pavlov ve de ardılı Seligman’a da, kuramlarına da Türkiye’den bir ayrıksı (istisna) olalım: Pardon...

Bir de unutmadan: Rüzgâr eken ne biçerdi?

Büyük ATATÜRK gene yol gösteriyor : Yurtta barış, Dünyada barış!

Prof. Dr. Ahmet Saltık - 11 Temmuz 2013

Not: Sevgili Ahmet Saltık Hoca'yı misafir etmekten onur duydum ve tekrar bekliyorum.

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    Elif Cumartesi, 07 Eylül 2013

    Psikolojik Savaş Çalışmaları

    Psikolojik savaş konusunda biz de Politik Akademi’de çalışmalar yaptık. Literatürdeki çalışmalarınızdan da yararlandığımız makalelere ulaşmak için http://www.politikakademi.org/tag/propaganda/ adresini ziyaret edebilirsiniz. Burada Psikolojik Savaş ve propaganda konusunda onlarca makaleye ulaşacaksınız.
    Çalışmalarınızda başarılar dileriz.

    MKD: Bilmukabele efendim...

Yorumunuzu bırakın

Misafir Çarşamba, 20 Eylül 2017