Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

MANKURTLAŞTIRMA

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 3169 kez okundu
  • 0 yorum
  • Yazdır

19 Ağustos 2007 Pazar TARİHLİ Akşam gazetesinde Erol Mütercimler'le yapılan röportajı paylaşıyorum.

http://www.aksam.com.tr/haber.asp?a=88271,12

YENİ MECLİS'TE FIRTINA KOPABİLİR

HABERTÜRK'TE "Aynanın Arkası ve Komplo Teorileri programında ilginç tezlere yer veren stratejist, öğretim üyesi ve gazeteci Erol Mütercimler'le yeni kitabı "Akıl Oyunlarından yola çıkarak komplo teorilerini konuştuk.

Komplo teorisi denince Türkiye'de ilk onun adı akla geliyor. Üstelik bu teorileri takip etmek, özellikle de siyasi konjonktürle zaman zaman örtüştüğünü görmek hayli heyecan verici oluyor. Son kitabı "Akıl Oyunlarında Kıbrıs Harekâtı'ndan 27 Nisan e-muhtırasına ilginç bir süreci inceleyen Erol Mütercimler'le son kitabı üzerinden konuştuk.

-Nedir strateji?

1996'da Avustralya'dan yeni dönmüştüm, Mim Kemal Öke'nin programında strateji üzerine konuşuyorduk, karşımızdaki politikacıların strateji sözcüğüne dilleri dönmüyordu, 'ıstrateji' diyorlardı, ama baktık bu kavrama dili dönmeyen insanlar, bazı strateji kuruluşlarının başkanı olmuş. Strateji bir san'at. Stratejinin 102 tanımı var ama herkes için en kullanılabilecek tanımı şu; olanaklarla koşulları örtüştürme sanatı. Anlaşılabilir, uygulanabilir ve basit olmalı. Bir kompozisyon değil, birkaç sözcükten oluşmalı.

-Bir de komplo teorileri var.

Ortada bir komplo yoksa komplo teorisi yazamazsınız. Komplo teorisi olay uydurayım, olacakmış gibi anlatayım değildir. Eskiden "Türkçe komplo teorileri yazılmaz deniyordu. Komplo teorisinin bir yazım formatı vardır, ciddi bir bilgi birikimi ister. Bu kitaba adını veren "Akıl Oyunları mes'elesi ise bir düşünme yöntemidir, onun da bir teorisi, formatı var. Bir akıl oyunu yaptığınızda ötekinin de bir akıl oyunu yaptığını bilmek zorundasınız. Son akıl oyunu Cumhurbaşkanlığı meselesidir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan kendisinin Cumhurbaşkanı olamayacağını anlayınca Abdullah Gül'ü o sürece taşıyan bir akıl oyunu yaptı, oysa onun yaptığı akıl oyunu karşısında başkalarının da akıl oyunları vardı. Aralık 2006'da Cumhuriyet Gazetesi'nde Sabih Kanadoğlu'na makale yazdırıldı. Kanadoğlu, 367 konusunu yazmış, tarafları uyarmıştı. O makale AKP kurmayları tarafından ciddiye alınmadı. Sanıldı ki, düşünce yalnızca Kanadoğlu'na âitti. Ardından da e-muhtıra ile sonlandı. Bu kitabın 7. sayfasında çatışma unsurunu yazmıştım, Kasım 2006'da. 29 Mayıs 2002'de de erken seçimi Recep Tayyip Erdoğan kazanacak diye yazmışım.

-AK Parti'nin yüzde 47'lik oyu nasıl bir akıl oyunu?

2002 seçimi için, "bu seçimin meşruiyeti tartışmalıdır demiştik. Oysa 2007 seçim sonucu bu tartışmayı ortadan kaldırdı. Bu, CHP'nin ve ulusalcılar adı verilen kesimin yenilgisidir. Halk ya bir tutarsızlık görmüş ya da güven duymamıştır. Türk halkı iktidarda "sağ ideoloji görmek istiyor. Sol veya sosyal demokratlara iktidar teslim etmiyor. Ancak, AKP'nin içinde soldan gelenlerin yer almasına da itiraz etmiyor. Kasım 2002 ile Temmuz 2007 arasında gerçek anlamda bir "akıl oyunu" savaşına tanık olduk. Zülfü Livaneli'nin açıklamasını kaynak gösterirsek, Deniz Baykal'ın, "Erdoğan'a siyasetin yolunu açalım, nasıl olsa iki aydan çok dayanamaz öngörüsünün dayanaksız olduğu kanıtlandı. Baykal'ın akıl oyununun matematik akıla dayanmadığı ortaya çıktı. O andan itibâren tartışmanın koordinat merkezi rejimin korunması noktasında oldu. Bunun mücadelesi de CHP ile AKP arasında olmaktan daha çok, kurumlara yüklendi. Son iki seçimin stratejisi mağduriyet üzerine kuruldu. İlki Tayyip Erdoğan'ın, ikincisi de Abdullah Gül'ün. İkisi de tuttu. Halkın AKP'ye mesajı ortadadır; ekonomi ve dış-iç politika alanında yaptığın her şeyi onaylıyorum. Yapacaklarına da izin veriyorum.

ABD, ILIMLI İSLÂM MODELİ İSTİYOR

-ABD eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard Holbrooke'un Türkiye için söylediği 'Ilımlı İslâm demokrasisi' tanımına ne diyorsunuz?

Holbrooke son genel seçimde meşruiyetini Atatürk'ten alan partilerin ılımlı Müslüman partisi AKP'ye yenildiğini ve Türkiye'nin dünyada ılımlı İslâm modelinin olduğu iki ülkeden biri olduğunu söyledi. Bu teşhis doğru değil. Anayasası lâik düşünce sistemi üzerine oturtulmuş Türkiye Cumhuriyeti, halen bu felsefi ve ideolojik niteliğini koruyor. Ve henüz yasaların referansı olarak kutsal kitap seçilmedi. Bu değişiklik olacaksa da kararı Türk milleti verecektir, ABD teorisyenleri değil. ABD, ılımlı İslâm modeli istiyor. Çünkü o bölgelerde demokrasi olduğu sürece, oraları işgal ve yeraltı zenginliklerine el koyma plânlarını uygulayamaz. Ancak, ılımlı İslâm modeli altında yaratılacak dikta rejimleriyle en başta düşünce ve ifâde özgürlüklerinin rafa kaldırılacağı sistemlerde, her türlü işbirliğini rahatlıkla ve muhalif grupların sesini kısarak, tüm stratejilerini uygulayabilir. Ilımlı İslâm demek en başta ABD'nin Irak'ta kalmasına, Kürt devletinin siyasî ve meşru zeminde tanınmasına, bölge petrolünün ses çıkarılmadan paylaşılmasına yeşil ışık yakılması demektir.

-Yeni Meclis'in yapısı; Kürt mes'elesi, Kuzey Irak... Aktörlerin akıl oyunu nasıl?

Temsil edilen ideolojiler açısından kısa bir süre sonra ciddi tartışmaların, kavganın ve karışıklığın yaşanacağı bir Meclis'le de karşı karşıyayız. Ahmet Türk ve Devlet Bahçeli'nin el sıkışmaları iyi niyet gösterisinin ötesine geçmez. Bu, yalnızca Erdoğan'ın meydanlarda söylediğine bir tepkidir. Kürt meselesine gelince; bu sorunun tanımlanmasında kargaşa çıkacak. Kürtçenin ikinci resmî dil olması talep edildiğinde ne olacak? 301 tartışması başladığında neler yaşanacak? DTP'liler, eyâlet talebiyle başlayıp işi federasyon kurmaya kadar götürecek konuşmaları yaptıklarında, Meclis'in kuzu kuzu dinleyeceğini mi sanıyoruz? Anayasanın 1, 2 ve 3. maddeleri tartışmaya açıldığında veya açılma talebiyle ilgili teklif verildiğinde? Kuzey Irak'a askeri operasyon gündeme geldiğinde başta DTP'liler olmak üzere AKP'nin bölge milletvekilleri de TSK karşıtı tezleri savunacak. Oysa asker açısından Irak'ın kuzeyine müdahalenin zamanı çoktan geldi. ABD, burada Türk askeri görmek istemiyor. Irak, Türkiye'nin ulusal çıkarları ile ABD'nin çıkarlarının çatışma hâline geldiği bir coğrafya parçasıdır. Barzani ve Talabani şimdilik sırtlarını ABD'ye dayamış durumda. Her ne kadar ABD, "PKK terörist bir örgüttür açıklaması yapmışsa da, Türkiye'yle ilişkisinde bu kartı hep masada tutuyor. "DTP'li milletvekillerinin çoğunluğu Barzani onaylı, PKK'nın isteklerini Meclis'te seslendirecekler tezini öne süren kurumların yeni akıl oyunları, 2 yılın bitiminde yeni bir seçimi gündeme getirecek. Tüm bu gerçekler karşısında "yeni Meclis'te sâkin bir hava hâkim olacaktır diyorsanız, söylenecek söz yok!

-Kitapta ilginç makaleler var; Büyük Ortadoğu Projesi, 12 Eylül, 12 Mart darbelerinin, hâttâ Kıbrıs Harekâtı'nın bile ABD'nin isteği doğrultusunda olduğunu yazmışsınız.

12 Eylül ve 12 Mart doğrudan doğruya ABD'nin isteğiyle yapıldı. Hele 12 Eylül tamamen böyle. Çünkü 12 Eylül'den sonra ülkenin akış haritası değişti, devletin geleceğe dönük olarak yaşam alanlarının hepsi farklı iklimlere taşındı. ABD Başkanı tiyatrodayken "bizim çocuklar başardı" dedi. 12 Eylül'ün asıl yapılma nedeni Yunanistan'ın NATO kanadına döndürülmesidir. Süleyman Demirel de, Bülent Ecevit de buna "hayır demişti; "evet" diyecek biri gerekiyordu. Demokratik akış içinde hiçbir başbakan buna "evet diyemezdi, olağanüstü bir durum gerekiyordu. Bu ülkenin 5 bine yakın çocuğu bu iş için öldürüldü. Abdi İpekçi'nin öldürülmesi bu cinayetleri meşrûlaştırmak için yapılmış olan bir eylem, arkasında Amerikalılar var; CIA başkanına kadar giden.

-ABD'nin 'darbe baş mimarlığı' tezi 60 ihtilâli için de geçerli mi?

60 ihtilâlinin temel nedeni, Adnan Menderes'in temmuz ayı başında o zamanki SSCB'ye anlaşmalar imzalamak üzere yapmayı tasarlamış olduğu seyahatin engellenmesidir ve o seyahatin, o projenin bedelidir, ödettirilmiştir. Ben bunu "Komplo Teorileri" kitabımda açıkça yazdım.

EN AMERİKANCI DARBE 12 EYLÜL

-O zaman 28 Şubat'ı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gerçek anlamda en Amerikancı darbe 12 Eylül'dür. Neden 12 Eylül tüm solcuları, Kemalistleri hâttâ ülkücüleri hapishânelere tıkarken, İslâmcılar'dan bir kişinin bile burnu kanamadı? Nasıl Nakşibendî Tarikatı mensubu olan Turgut Özal başbakanlığa kadar taşındı? Devletin ekonomisini ona emânet edildi? 28 Şubat'ta 18 madde vardı ama sâdece eğitimin 8 yıllık olması maddesi hayata geçirildi. AKP'nin iktidara getirilmesinin en dinamik unsuru 28 Şubat'tır.

-Kitabınızda, Kıbrıs Harekâtı dahi ABD tarafından plânladı demeye getirmişsiniz.

Yunanistan'da albaylar cuntası vardı. Onu işbaşına getiren de ABD'deydi ama 1974'e gelince şöyle bir sonuç ortaya çıktı: Yunanistan'la Kıbrıs'ın birleşmesi. Birleşmede 3. Dünyacılar içinde yer alan Makarios'un bu sistemin başına geçme durumu. Faşist cunta ABD'nin "artık normâl rejime geçilsin talebini dinlemedi. Bu süreçte Kıbrıs Barış Harekâtı iki şey yaptı; hem albaylar cuntasını hem de Kıbrıs'ta Makarios'u devirdi. Türkiye'ye de manevra alanı bırakmadı zâten ondan sonraki süreçte. Sonra ne oldu, ambargo yedik, ardından ASALA süreci çıktı, o bitti ardından PKK başlatıldı, bunların hepsi Kıbrıs'la ilintili meseleler. Barış Harekâtı'na ABD izin verdi mi, evet verdi, yeşil ışık yaktı çünkü iki faşist gücün devrilmesi gerekiyordu.

Bu bir 'Mankurtlaştırma' sürecidir

"Mankurtlaştırma" sözü Cengiz Aytmatov'un bir hikâyesinden alındı. MS 200'lü yıllarda Orta Asya'daki Juan Juanlar, Kırgızlar'ın komşusu ve can düşmanıydı. Juan Juanlar, Kırgız kabile ve oymaklara saldırır, yakıp yıkarlardı. Juan Juanlar esir aldıkları Kırgız savaşçılarını köleleştirmek için mankurtlaştırma" yöntemini kullandılar. Esirin başını kazır, saç tellerini tek tek kökünden çıkarırlarmış. Bir kasap da oracıkta hayvanı öldürüp derisini yüzermiş. Taze hayvan derisini, esirin kazınmış başına sımsıkı sararlarmış. Başı saran hayvan derisi güneşte büzüştükçe mengene gibi olurmuş. Esirlerden sağ kalanlar hâfızalarını, kimliklerini kaybederlermiş. Juan Juanlar, belleğini yitiren tutsağı alır, içecek-yiyecek verirlermiş. Gücünü toparlayan tutsak, artık bir mankurt hâline gelmiştir. Kim olduğunu, hangi soydan, hangi kabileden geldiğini, anasını, babasını, çocukluğunu bilmezmiş. Günümüzde "mankurtlaştırma", eğitim sistemine müdahaleyle oldu.

Millî Eğitimimiz'i 25 yıldan fazla Amerikalılar yönetti. 60'ların ortasında barış gönüllüleri geldi, sonraki süreçte, eğitim sistemimizdeki bütün değişimler bir "mankurtlaştırma" süreci yarattı. Sonuçta eğitim sisteminden yetişen ürünler, Cumhuriyet'in kuruluşundaki felsefeyi, ideolojiyi unuttu.

Hem lâik Cumhuriyet'in hem ulus devletin yıkılabilir hem de yıkılmasının doğal olduğu fikrine kapıldık.

AYCAN SAROĞLU

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Salı, 20 Şubat 2018