Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

Mehmet Aziz Göksel’den: Atatürkçüler, Biz Neciyiz?

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 4020 kez okundu
  • 4 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır


Yukarıdaki linkteki röportajında, Prof. Dr. Türkkaya Ataöv, Batılıların ve Ermeni diasporasının, Ermeni Sorunu ile ilgili bakış açısını eleştiriyor. Türkkaya Ataöv’ün, Anglosakson dünyâsının, Türkiye’yi ve Türk’leri değerlendirme biçimine bakışı çok hoş ve gerçekçi.

Batı’nın Türkiye ve Türk algısını bir kenara koyalım; biz daha kendi kendimizi tanıyor veya tanımaya çalışıyor muyuz ki? Bugün Türkler olarak, dahası Atatürkçüler olarak, Batı’ya veya Doğu’ya karşı neyimizi savunuyoruz? Neyimizi koruyoruz? Hangi argümanı yükseltiyoruz?

Kendine milliyetçi yâhut ulusalcı -ayrıntısına girmeyelim- o da kendisine milliyetçi diyemeyen “layt” sosyalistlerin, ulusal (millî) refleksler göstermeye başlayınca -nihâyet- uydurup, piyasaya sürdüğü câhilâne bir lâftır (millîci?)- diyen kesim; gardırop Atatürkçülüğü veya klavye silâhşorluğu dışında ne yapıyor?

Atatürkçü, vatanının bölünmez bütünlüğünü mü savunuyor? Atatürkçü, Kıbrıs’ın peşkeş çekilmesine karşı; bir itiraz mı serdediyor? Mesela EOKA kelimesi, bugünün Atatürkçü genci için ne ifâde ediyor? Okumuşu veya okumamışı için...

Atatürkçü, konuştuğu lisanın etki alanının ve kapasitesinin mi farkında? Türk dünyâsının sınırları hakkında ne biliyor? Atatürkçü’nün, bir Batılı’yla tartışırken, kendi dili ve kültürel kimliği hakkında üç beş kelâm edebilecek kadar donanımı mı var?

Bence yok! Çok zayıfız ve giderek daha da zayıflıyoruz.

Maşallah pek bir dini bütünüz! İnsanların ağzından hac ve umre serüvenleri düşmez oldu. Tamam; Allah kabûl etsin de… Millet, birbirine, tuttuğu orucun, verdiği zekâtın reklâmını yaparak saygınlık topluyor. Kim nerede iftar etmiş; sahurda ne yemiş, bunları gazetelerin magazin sayfalarından öğrenmek mümkün hale geldi.

Şaka mı yalan mı?

Bayramlarda telefonlarımıza gelen iletiler öte dünyâyı sanki gidip de geri gelmiş gibi resmediyor. Kutsal inanç, toplumsal bir gerçek ve elbette kültürel bir gereklilik... Ama bu dünyânın önemli işleriyle hiç ilgilenmez olduk. Geçmişte olanlarla da güncel olanlarla da...


Eskiden bir lise mezunu, Galileo kimmiş, La Fontaine kimmiş, Newton ne zaman yaşamış, Preveze’de ne olmuş, Macellan ne yapmış, Tanzimat Fermanı nedir… bunları hep bilirdi.

Bugün, bırakın lise mezunlarını, üniversiteliler ve üniversite mezunları içinde bile -söylemeye dilim varmıyor ama- Kenan Evren’in Çanakkale Savaşı’nda komutan olduğunu sananlar var. Kırk yaş altı insanlar içinde, süslenip püslenip Cumhuriyet Bayramı’nda, elinde bayrakla Anıtkabir’e giden Atatürkçüler arasında, 1923 tarihini, hatırlayıp söyleyemeyenler var. Atatürk ilkelerini sayamayanlar, hâttâ hiç duymamış olanlar var.

Dahasını söyleyelim: Kendi dilinde doğru dürüst konuşamayan, en basit kelimelerin dahi Türkçesini diline getiremediği zaman, bildiği yarım yamalak yabancı dilde bu kelimeyi söylediğinde, diğer câhiller tarafından gıpta edilen katmerli câhiller (cehl’i morekkeb) var.


Herkes için değil ama elinde Türk bayrağıyla, sersem sepelek ortalıkta dolaşan bâzı kimselere göre, Cumhuriyeti ve onun değerlerini (kendilerine göre neyse; o da belirsiz) savunmak iyi, ama enikonu da yüzeysel bir şey.

Şimdi, bu ifâdeyi biraz açmak gerek. Örneğin bâzı Atatürkçülere göre “Türkˮ olmak, Türk’lükle övünmek çok ayıp ve çağdışı şeyler. Zinhar “Türk Milletiˮ filân demek de çok ayıp; hâttâ faşistlikle eşdeğer. Onun için, bu tip Atatürkçüler ile temâs hâlindeyken, mümkün mertebe, o kelimeyi kullanmayacaksınız. “Türk Milletiˮ yerine, “Anadolu insanı (sanki bu coğrafyanın dışında Türk yaşamıyormuş gibi)ˮ, “Türk insanıˮ veya en fazla “Türk Halkıˮ gibi ifâdeleri tercih edeceksiniz.

Diğer bir Atatürkçü grubun anlayışına göre, bir şekilde Tanrı’ya inanmak ise alay konusu. Hâttâ kazara “Ben Müslüman’ımˮ derseniz; size Bin Ladin gibi bakabilirler.

Bu bizim Atatürkçülerin bir bölümü de Türk müziği (Türk popüler müziği değil) dinlemez. Onlara göre, halk (folk) müziği dinleyenlerin hepsi istisnasız “kıroˮ ve düşük zevkli insanlardır. Şaka değil; Atatürkçüler arasında, Türk halk müziği dinlememeyi, dinlememiş ve bilmemiş olmayı; bir Batılılık veya çağdaşlık göstergesi olarak algılayan, bununla zavallıca bir şekilde övünen insanlar var. Hâttâ Nişantaşı, Bağdat Caddesi lâikleri arasında, bâzı ortamlarda konu açıldığında “ben bilmem öyle pis şeyleri; ilgilenmem diye övünenlere rastlamışsınızdır. Örneğin Karacaoğlan veya Yûnus Emre, bir Soner Arıca yâhut Deniz Seki’nin yanında çok değersiz, eskimiş, tarih(!) olmuş ve kıro(!) şahsiyetlerdir.

Uç bir Atatürkçü kesimin anlayışına göre ise, şu veya bu derecede alkol tüketmek, en azından akşamcı olmak, bir Atatürkçülük ve çağdaşlık göstergesidir. Meyhâneye veya balık lokantasına gidip, on yıl önce moda olan -ve hâlâ bir türlü sonlanmayan- tek kelimesini dahi anlamadıkları, Rumca (Türkçe’deki doğru adı “Yunancaˮ değil, budur) müzikler dinlemek, onlara kendilerini Batılı hissettirir. Burada can alıcı nokta, mekânın bilinçli olarak “gayrı-Türkˮ bir kültürel ögeyle temalanması, hâttâ dekorasyonunda Yunan bayrağını hatırlatan renkler kullanılması, bu temanın bir tüketim unsuruna dönüşmesi ve bu biçimde kabûl görmesidir. Örneğin, Türk’lerce çok iyi bilindiği hâlde, Harmandalı çalan bir balıkçı göremezsiniz. Fakat, Rembetiko mu yoksa Sirtaki mi, daha onu bile ayırt edemeden o müziği çalmak, bir prestij göstergesi hâline gelmiştir. Bu karikatürize durumun, özellikle Ege’deki sâhil beldelerinde, ticarî bir araç olarak kullanılması, işgâl görmüş bir coğrafyanın Atatürkçü çocukları için yüz kızartıcıdır. Acaba, sosyetik Türk lokantacı ve müşteri bu zavallı durumları gören Yunan turistlerin, ülkelerine döndüklerinde, bizimle nasıl alay ettiklerini bilse o müzikleri bir daha çalar mı? Bence, Atatürkçü, zâten böyle incelikleri akıl eden insandır.

 

Bir diğer taraftan, özgürlükçü geçinip, sazıyla Pir Sultan Abdal döktüren, Marks, Engels okuyan bir üniversiteli genç Atatürkçü için, Keynes, Adam Smith okuyup, Abba dinleyen, BMW’ye binen birisi Atatürkçü olamaz. O, pis bir burjuva ve emperyalizmin uşağıdır. Nietzsche okuyup, Wagner dinleyen kişi ise faşisttir. Abba dinleyen Atatürkçü için ise Bob Dylan dinleyip, Sartre, Brecht okuyan kişi enteldir. Ona göre, enteller, Atatürkçülüğün düşmanıdır.  Hawkings okuyup caz dinleyen ise uzaylıdır.

Biz de affedersiniz “kaz gibiˮ bekliyoruz ki, Atatürkçüler bir araya gelsin de cumhuriyeti kurtarsın diye...

Ne Atatürkçüsü? Atatürkçü kim ki?

“Milliyetçiyimˮ diyememek; Türk Milleti diyememek, “Türkˮ diyememek; doğru düzgün Türkçe konuşamamak; doğru düzgün yabancı dil de konuşamamak; kendi tarihinin câhili olmak; kendi müziğinin, edebiyatının, folklorunun câhili olmak ve ondan nefret edip, utanmak; bu sebeple onu görmezden gelmek, benimsememek mi Atatürkçülük?

Yabancıların müzik, edebiyat, tarih, folkloru vs. hakkında da tın tın câhil olmak mı Atatürkçülük? Bundan ötürü; kâh içgüdüsel bir korunma isteğiyle kendini dış dünyâya kapatmak; kâh, dışarıda çer çöp, ne varsa süpürmek için, o tarafa doğru kollarını açıp koşmak mı Atatürkçülük?

Yoksa her gün çatır çatır evlâtları şehit olurken, onların kaatillerini ekranlara çıkarıp röportaj yapmak, “birbirimize açılalım, mutabakat kuralım demek mi Atatürkçülük?


Atatürkçüler birbirini beğenmeyedursun, toplumumuz açısından önemli nokta şudur. Dikkat edilsin! Bugün “ben hiçbir ideolojiye mensup değilim demek “ben Atatürk düşmanıyım; onun yarattığı değerlerin ve sistemin karşısındayım demek anlamına kavuşmuştur. Bu nüans çok ama çok önemlidir.

Atatürk ilkelerinden en başta geleni “milliyetçiliktir”. Milliyetçi olunmadan Atatürkçü olunamaz. Kendine “ulusalcıˮ diyen milliyetçiler, bunu geç de olsa fark ettiler. Milliyetsiz millet olmaz; Türk milliyeti savunulmadan da Atatürkçü olunmaz.

Ekranlara, sütunlara çıkıp da açık açık “ben Atatürkçü değilim, milliyetçi hiç değilim diyenler, Atatürk ilke ve devrimlerine karşı bir alternatifi olanlardır.

Nedir milliyetçiliğin alternatifi? Etnik milliyetçilik veya evrenselcilik!

Nedir lâikliğin alternatifi? Teokrasi.

Nedir devrimciliğin alternatifi? Statüko.

Gerisini saymaya gerek var mı? Atatürkçü olmadığını açıklayan cenahın, kafasında, bir görüş veya alternatif bir plân olarak, bunlardan bâzıları veya hepsi bir arada bulunmaktadır.

Hiç kimse şucu, bucu veya Atatürkçü olmak zorunda değildir ama bence Türk olsun olmasın; herkes biraz Atatürkçü’dür. Bugün, Atatürkçülüğün eline bayrak alıp bayramda Anıtkabir’e gitmekten daha geniş bir vizyona ihtiyacı vardır.

Atatürkçüler daha örgütlü, daha anlayışlı ve kültürlü olmalıdır. Milliyetçilik ve lâiklik ilkelerinin anlamını iyi anlamalıyız; zira bizi birbirimize kaynaştıracak, bizi birbirimizden uzak tutan farklarımızı ortadan kaldıracak olan bu ilkelerdir. Atatürkçülerin kendi tarihini okuyup öğrenerek, dilini iyi konuşup yazarak, kendi folklorunu ve kültürel değerlerini keşfederek, pozitif bilime sarılarak, daha monolitik bir kitle hâline gelmesi mümkündür.

Aksi hâlde, bu kozmopolit yapıyla, Atatürkçülerin, tek bir ses vermesi, birlikte toplumsal bir amel başarması mümkün değildir.

Mehmet Aziz Göksel – İstanbul – 04.11.2012

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    Barbaros Yıldırım Salı, 06 Kasım 2012

    TÜRKÇE

    Balkanlardan Çin'e kadar yayılan coğrafyada tek bir kelime yabancı dil bilmeden sâdece ana dilimizle konuşup anlaşarak gezip dolaşmamız ve her türlü ticaret, turizm vb. eylemleri gerçekleştirmek gücüne sâhip olduğumuzu hafife almak ve veya unutmamız ne kadar can sıkıcı, üzücü. Gücümüzün farkında bile değiliz veya öyle bir psikolojik ruh hâline büründürülmüşüz. Emeği geçenlerin Allah cezasını versin demek isterdim ama kabahatin en büyüğü bizde. Bu durumdan hemen kurtulmalıyız. Sayın Mehmet Aziz Göksel'in yazdıklarına tüm kâlbimle katılıyor ve tespitleri için teşekkürlerimi sunuyorum. Bu güzel yazıyı bizlere sunduğunuz için size de teşekkür ederim.
    Saygılarımla...

  • Misafir
    Kaan Özsayıner Çarşamba, 07 Kasım 2012

    Lisede İnklap Tarihi derslerinde okutulmalı yazınız.

    Ben eğitim sistemimizi beğenmeyenlerdenim. Bunun için onlarca haklı sebebim var. İçinde olduğum için deneyimlerimle de sabitledim bu düşünce mi. Daha dün akşam 1. sınıfa giden kızıma şiir ezberlettim daha okumayı yeni öğreniyorlar ki kızım Türkiye'nin en önde gelen okullarından birinde akademik eğitime başladı. Bu bile milli eğitimimizin hangi çağda kaldığının çok açık bir örneği. Üzülüyorum Finlandiya'da ki gençler analitik düşünme becerisi kazanacakken benim kızım üniversite sınavında polinomların tam kare özelliğine göre açılması gerektiği için gerekli formülü ezberliyecek. (a kare+b kare+ c kare) Bu sırada bahsettiğiniz gibi Kenan Evren'i birinci dünya savaşı komutanlarından biri sanması çok olası. Tabi ki buna izin vermeyeceğim. Tabi ki kızımı popüler kültür ve vahşi kapitalizmin her türlü oyuncağına karşı mesafeli yetiştireceğim.

    Daha 4 yaşındaydı eve ağlayarak geldi yarın 10 kasım Atatürk öldü, ben çok üzülüyorum diye. Bunu milli değerlere sahip çıkmak sanan aptal lümpen eğitimci camiası (gazete okuma oranları % 2 dir) kızıma daha 4 yaşında Atatürk sevgisi aşılamış!

    Kızımı onların eğitimine bıraksam (sizinde yazınızda belirttiğinize paralel olarak) üniversiteden mezun olduğunda dahi 4 yaşında öğrendiği seviyede kalacak. "Atatürk kimdir" sorusuna "bizi düşmanlardan kuratardı" diyecek.

    Benimde var tabiki duygusal yanım, bende Atatürk'ün fotoğrafına baktığımda içim titriyor, hatta çekiniyorum bir baba gibi ondan. Ancak bu benim Atatürk ile ilgili sentez yapmamı engellemiyor. Atatürk modern çağın en önemli pragmatik filozoflarından biridir benim için. Zekası ortadoğu coğrafyasında pek nadir görünen bir parlaklığa sahiptir, dahası o tam bir profesyoneldir.

    Tatlı su solcularının kafa karışıklığından dolayı kendini kemalist sanması ve elinde kaniş köpeği ile o gösteri senin bu gösteri benim dolaşması benimde sinirimi bozuyor. Yok biliyorum demokrasi bu düşük zeka seviyesine hayiz kişişere de katlanma rejimidir de, benim sorunum onların yaptığı saçmalıklarla değil. Bu düşük zekalı insanlar sebebi ile rejim karşıtlarına madara oluyoruz. Rejim karşıtlarının eline ummadıkları şanslar geçiyor. Alda golü at der gibi pas veriyoruz.

    Bu günler geçecek, tabi ki dünya döndükçe değişim sürecek. Benim umudum yada temennim bizi bu duruma getiren orta zeka kemalist yapılanmanın devran döndüğünde tekrar iktidara gelmemesidir. Kemal Kılıçdaroğlu, Gürsel Tekin seviyesinde işler değildir. Beklentim dünya sistemini oturduğu masadan anlamaya çalışan değil, eğitimi ile çalışmaları ile o sisteme entegre olmuş bir vatanseverin ve ekibinin iktidar olmasıdır.

  • Misafir
    ismet aydemir Çarşamba, 07 Kasım 2012

    laf kalabalığı

    Birimiz, hepimiz için,
    hepimiz, birimiz için,
    yani toplumcu bir düzen,
    yani devletvilik,
    gerisi lafı güzaf.

  • Misafir
    Prof Dr Siber Göksel ( emekli hekim) Cuma, 09 Kasım 2012

    Atatürk'ün yolundayız.

    Böyle babanın kızı vatansever iyi bir evlat olacaktır.

    Yalnız, bir not:"hayiz" değil, "HAİZ". Gençsiniz, normaldir. Teşekkürler.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Cumartesi, 18 Kasım 2017