Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

MELEKLERİN CİNSİYETİ VE KABA KEREM

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2462 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Beni Allah var mı, reenkarnasyon gerçek midir, kader ve Karma nedir gibi konularda değil de, memleketin ve dünyânın hâl-i pür melâli hakkında yazılar klavyeye aldığım için eleştirenlere küçücük, kısacık bir cevap vermek istiyorum.

Malûm, 21 yaşındaki gencecik Sultan Mehmed (ki, sonradan Fâtih diye anılmaya başlanacaktır), Konstantinopolis'i kuşattığında Haghia Sophia'daki (şimdiki Ayasofya) din ulemâsı meleklerin cinsiyeti üzerine kavgaya tutuşmuşlardı.

İstanbul'u yıkıcı bir deprem, bütün memleketi ve dünyayı kaos bekliyor; başladı hâttâ. Bugün Ege'de yeni bir zelzele vuku buldu.

Kızım, kızlarımız, oğullarımız, çocuklarımız "Türklük mahvedilirken, Türkiye peşkeş çekilirken, dünya Armagedon deliliğine sürüklenirken sen ne yaptın diye soracaklar".

Bakın, http://www.tusam.net/makaleler.asp?id=1119 web mekânından kopyalayacağım makale Prof. Dr. Nadim Macit imzalı makale aşağıda:

***

TEK DÜNYÂ DEVLETİ, TANRI KRALLIĞI ve TÜRKİYE 2007/12/7 Prof. Dr. Nadim MACİT - TUSAM Danışmanı

Dünyâ Devleti - Tanrı Krallığı anlatım açısından farklı, içerik açısından aynıdır. İkisinin arasındaki fark, birisi bunu dünyevî (olarak), diğeri din diliyle temellendirir.

Dünyânın geleceğine ilişkin her iki tasavvur biçimi, bâzı önemli farklılıklarla birlikte aynı kapıya çıkar. Dünyâ devleti fikri, dinî-politik bir mesele olup, bu tasavvurun arkasında Yahudi ve Hristiyan inançları ve bunların emperyalist amaçları yatmaktadır. Çünkü Tanrı Krallığı inancı ve bunu gerçekleştirme yöntemi "Dünyâ Devleti" düşüncesiyle birebir örtüşür. Tanrı Krallığı mes'elesi, Mesih'in yeryüzüne yeniden dönüşü inancıyla bağlantılıdır. Yahudilik açısından beklenen Mesih, Davut soyundan gelecek ve Yahudiler'i kurtaracaktır (Mezmurlar, Bab:17, 18). Bu olayın gerçekleşeceği yer Ortadoğu'dur. Özellikle Kudüs ve çevresidir. Bu bağlamda Kutsal Mâbed'in yeniden inşâ edilmesi, Kudüs merkezli teolojik bir hedeftir. "Davut'un tahtında oturan, yarış atlarına ve diğer atlara binen krallar ve prensler Kudüs'ün kapılarından girecekler" (Yeremya 17-25). Keza Yahudil'lerle diğerleri arasında olacağı beklenen Armagedon Savaşı da yine Ortadoğu'da gerçekleşecektir.

Buna göre Yahudi Mesihçiliği vaat edilmiş topraklarda İsrail Krallığı'nın yeniden kurulmasıdır. Bu inanca göre Mesih ortaya çıkmadan önce dinsizlik ve ahlâksızlık hâkim olacak, Tanrı düşmanı olan kuvvetler Kudüs'e hücum edecek, insanlarda utanma duygusu azalacak, büyüklere saygı kalmayacaktır. Kudüs harap olacaktır. Mesih gelerek Yahudi Krallığı'nı yeniden kuracak ve bütün insanlığa hükmedecektir. Hz. Davut'un tahtına oturarak dünyâyı yönetecektir. Bu taht Sion tepesinde bulunacaktır.

Hristiyanlık açısından Mesih'in yeniden dünyâya dönüşü biraz farklıdır. Vatikan'a göre "Misyoner faâliyetin süresi Mesih'in ilk gelişi ile ikinci gelişi arasındaki zamana yayılır. Sonra kiliseler Tanrı'nın krallığına dönüşür. Bu zaman aralığında savaşlar, depremler ve kıtlıklar nedeniyle dünya toptan çöküşe gidecektir. Son nokta ise dinsizliği temsil eden Deccal'ın egemenliğiyle gerçekleşecektir".

Mesih, dünyâya gelerek hâkimiyeti ele alacak ve dünyâ düzenini kuracaktır. Ünlü teolog Augustin anılan inancı şöyle yorumlar: "Mesih 'benim hükümdarlığım dünyâda değil' dememiş, 'benim hükümdarlığım bu dünyâda değil' demişti. Ne demek istediği "Senin hükümdarlığın gelsin" duasında en iyi şekilde belirtilmiştir. İsa'nın vaadini inkâr etmek Hristiyan umudunun temelini yıkmaktır.

Bu teolojik çıkarım kutsal kitapların şifreli diline yaslanır. Ve bu öykü köktenci Protestan akımlar tarafından daha dramatik şekilde yeniden inşâ edilir. Protestan mezhebinden türeyen köktenci akımlara göre Tanrı'nın ve İsa Mesih'in bildiği kilise sayısı vardır. Bu sayı tamamlanınca kilise göğe yükselir. Bunun akabinde türbülasyon denilen yedi yıllık kaos dönemi başlar.

Roma'nın yeniden canlanışı, şeytanın gökten atılışı, Deccal'ın yönetimi, İsrail'in işgâl edilmesi, Babil'in yıkılışı, sahte peygamberlerin çıkması, 144 bin Yahudi'nin ve büyük bir kalabalığın mühürlenişi bu dönemde gerçekleşir. İsa Mesih üçüncü kez dünyâya gelir ve Armagedon Savaşı gerçekleşir. Bin yıllık altın çağ başlar. Bu tarih tasavvuru ABD toplumu ve yönetimi tarafından paylaşılan en yaygın inançtır.

Hristiyan geleneğinde Mesih'in yeryüzüne dönüşü teolojik tartışmalara ve buna bağlı olarak tarih düşürmelere konu olmuştur. Yedinci Gün Adventist Kilise'si İsa'nın 1843 yahut 1844'de dünyâya döneceğine inanan William Miller'a (1782-1849) dayanır. Öngörülen tarihte İsa'nın dönüşü gerçekleşmeyince bu hareket büyük bir hayâl kırıklığı yaşar. Ne var ki yine de bu hareketin içinde önemli bir kesim Mesih'in yakında döneceğine inanmaya devam eder.

Kitab-ı Mukaddes'in geçmişle ve gelecekle ilgili dilini şifre mantığına bağlı olarak çözme girişimleri hiç eksik olmadı. Şifre okuma ve gelecekten haber verme şeklinde tezahür eden bu inanç, kendini yeni iddialarla açığa vurmuş ve bu konuda ilginç ayrışmalar yaşanmıştır. Nitekim Victor Houteff (1885-1955) peygamberliğini ilân etmiş ve bu nedenle Yedinci Gün Adventist Kilise'sinden kovulmuştur. Milenyumcu hareketler tarihsel olarak çok sayıda olsa da Hristiyanlık sürümündeki ana teolojik görüş Mesih'in dünyâya dönerek bir krallık kuracağı ve Kudüs'te bin yıl hüküm süreceği şeklindedir.

Kaos döneminin ilk yarısında kargaşa ve şiddet egemen olacaktır. İlk üç buçuk yıllık sürenin ardından, aslında, Şeytan olan karizmatik bir kişi ortaya çıkacaktır. O da Armagedon'a, yâni İsrail'de gerçekleşecek iyi ile kötü arasındaki son savaşa dek üç buçuk yıl hüküm sürecektir. (Daniel -/ 26-27) Armagedon sırasında birçok Yahudi ölecektir. Mesih'in dünyâya inmesinden sonra sağ kalan Yahudiler, inançlarını değiştirerek İsa'yı Mesihleri olarak kabûl edeceklerdir.

Şeytan'ın her şeyden uzak tutulacağı bin yıl yaşanacaktır. Bu bin yıl süresince savaş, açlık ve acı olmayacaktır. Altın Çağ olarak hedeflenen dünyâ krallığı Hristiyan mezheplerinin ortak görüşüdür. Aralarındaki fark, olayın gerçekleşme yöntemi, dönemleri, araçları ve aktörleri etrafında düğümlenir. Üçüncü Binyıl stratejisi II. Jean Paul tarafından ilân edilmiş ve ilk ânda yapılması gerekenler diyalogcu kanadın katılımıyla ülkemizde gerçekleştirilmiştir.

Kaosun İşâretleri ve Dünyânın Geleceği

Binyılcılar, kaosun başladığına ilişkin işâretler sunmaktadırlar. İsrail'in 1948'de kuruluşuyla birlikte Tanrı'nın saati kuruldu. Çernobil fâciası, iletişim alanında yaşanan teknolojik gelişmeler yoluyla herkesin şifrelenmesi, biyolojik teknoloji, Irak'ın işgâli, Fırat'ın kuruması Mesih'in dünyâya yeniden gelişinin işâretleridir. Dünya ölçeğinde olan ve olacak şiddetli depremleri ve benzeri olayları kozmik dönüşümün habercisi sayarlar (Daniel 12- 14, Matta:24-17).

Ayrıca dünyâdaki ekonomik ve politik güç sistemlerinin giderek merkezîleşmesini, dünyanın büyük bir bölümünü kandıracak Şeytan'ın cisimleşmiş bir simgesi olarak görürler (Daniel 7-12; Matta 24-115). Anılan olaylara ilişkin belirlenen coğrafya Ortadoğu olduğuna göre, bu coğrafyada her türlü şiddeti ve kargaşayı beslemek dinî bir görevdir.

Kaosun yaygınlaşması, İsa Mesih'e bir ân önce kavuşma anlamını taşımaktadır. Nitekim "kurtarıcının Sion'a dönmesi" (İşaya 52-20) şeklinde dile getirilen beklenti Aziz Paul'un dilinde "kurtarıcı Sion'dan döner" (Romalılara 11-26) anlamında yorumlanır. Öyleyse bu sürece yardımcı olmak gerekir. İyilik ve kötülük güçleri arasında cereyan edecek olan bu savaş bir ân evvel olup bitmelidir.

Çünkü bunun ardından Mesih'in başında bulunduğu ermiş şehitlerin bin yıllık dönemi ve şeytanının bozguna uğratıldığı ve bir yeryüzü cennetinin kurulduğu dönem başlayacaktır. Her türlü şiddeti meşrû gören bu anlayışın mensupları, yeni dönemin başlaması için kendilerini feda ediyorlar. Hâttâ bâzı gruplar toptan intihar ediyorlar. Bu veriler üzerine kurulan binyılcılık aynen tarihin sonu modeli gibi ucu kapalı bir tarih bilinciyle örtüşmektedir.

Evanjelik akımın günümüz politik olaylarını Eski Ahit'e göre yorumlamaları ve İsrail'i desteklemeleri doğrudan İsa Mesih'in dönüşü inancıyla bağlantılıdır. Filistin topraklarında Müslümanlar'ın kutsal yerlerini yıkarak üçüncü tapınağı inşâ etme eğilimi böyle bir kehânetin ürünüdür. Evanjelist yoruma göre bu savaşın aktörleri ABD ve İsrail'dir. Bu çıkarım salt politik bir mes'ele değil, aynı zaman da teolojiktir.

Judeo-Hristiyanlık, İsrail devletinin varlığını teolojik olarak yorumlar ve bu görüşü: "Tanrı, Yahudileri rehberliğinden hâriç tutmamıştır" önermesine bağlar ve şu yorumu ekler: Judeo-Hristiyanlık düşüncesine göre, ABD İsrail halkı gibi, İsrail'e âittir. Ayrıca Hristiyan geleneği şu esasa dayanır: Bir bütün olarak Kilise, Kutsal Rûh'a göre İsrail'dir. Hıristiyan kilisesi Kutsal Rûh'a göre kendini İsrail olarak tanımlar. Bu gerçek uzun süre unutulmuş olsa bile, Hristiyanlığın kökleri Yahudi kökünden gelir teolojik gerekçelere giydirilen bu ifâdeler karşılığını İsrail'in yaptığı işler Tanrı'nın onayladığı işlerdir sözünde bulur.

Kudüs'ü kim işgâl edecek? Deccal kimleri temsil ediyor?

İsa Mesih ve ordusu adalet için savaşacaktır. Karşısında Kudüs'ü işgal edecek olan Deccal'ın ordusu bulunur. Öyleyse bu sorunun cevabı Hristiyan ve Yahudiler açısından bellidir: "Deccal bâzen Rusya, bâzen Çin'dir. Fakat 11 Eylül'den sonra bunun cevabı: Müslüman ülkelerdir. Vaat edilmiş topraklar açısından bakılırsa cevap oldukça nettir. Çünkü İslâm, Hristiyanlığın çarpıtılmış biçimi, Hz. Muhammed ise bunu gerçekleştiren Şeytan'dır. Türkler ise bu dinin dünya ölçeğinde yayılmasını sağlamış millettir. Burada sormak lâzım, eğer kastedilen bunlar değilse, kimdir bu kötüler? Anladık Hıristiyanlar değil, Ateistler mi, lâikler mi?

Evanjelist anlayışa göre Mesih'in ordusunu ABD temsil ediyor. Öyleyse Hristiyan ve Yahudiler'le birlikte olmayan herkes Deccal'ın ordusudur. 1970'lerde giderek ivme kazanan bu hareket ABD'yi yeni Kudüs yapmak peşindedir. 1976'da Amerikalılar'ı Watergate günahından kurtarmak için dinî inançlarını öne çıkaran inançlı bir Babtist, J. CarterABD Başkanı oldu. 1980'de rakibi R. Reagan başkanlığa seçilmesi Moral Majority: Ahlâkî Çoğunluk diye bilinen dinî-siyasî kuruluşların desteğini alarak seçildi.

Bunalımlı bir ABD'den yeni bir Kudüs yaratmak isteyen Evanjelik seçmenlerin katkısı büyük oldu. 1970'li yıllarda ABD'de giderek yaygınlaşan bu anlayış, toplumun tüm kesimlerine yansıdı. Sadece kırsal eyaletlerde değil, şehirlerin merkezlerine doğru uzanan ve dönüştüren bu hareket, iletişim ağlarını ele geçirdi. İçlerinden bâzıları J. Carter ve R. Reagan aracılığıyla Beyaz Saray'a ve yüksek kurumlara yerleştiler. İktidarın imkânlarından yararlanarak Hristiyan değerlerine saygı üzerine kurulu bir toplum kavramını geliştirdiler.

Tam bu noktada cevaplanması gereken soru şudur: Mesih geldiğinde neyi uygulayacak? Şeriatı. Peki, hangi Şeriat'ı uygulayacaktır ve Mesih'in gelişiyle son bulacak olan nedir? Öyle anlaşılıyor ki son bulacak olan demokratik ve lâik devlet anlayışlarıdır. Teokratik dünya krallığının bunun dışında bir anlamı yoktur. Bu inanca çağrı aslında teokratik dünyâ krallığına çağrı olduğuna göre hem ABD'nin demokrasi ve özgürlük adına mücadele verdiği hem de bu çağrı etrafında birleşen dinî grupların özgürlük ve diyalog adına sergiledikleri tavır sahtedir.

Çünkü ABD'nin demokratik ve insan haklarına saygılı bir devlet olduğunu söylemek oldukça zordur. Müslüman olduklarını söyleyen bâzı grupların böyle bir proje etrafında niçin saf tuttuğu bellidir. Bu gruplar, ördükleri dinî strateji içerisinde var olma imkânlarını Batı ile ittifak etmekte görmüşlerdir. Müttefik-ruhânî birlik, mücadelesini Deccal'a karşı verecektir. Bugün ülkemizde İslâm adına hareket ettiklerini ileri süren bâzı grupların Türkiye'nin bağımsızlığını savunacakları yerde AB ve ABD'nin kilise merkezli stratejilerinin içinde yer almaları hem İslâm'ın içini boşaltmaya hem de Cumhuriyet'in kuruluş felsefesini tahrip etmeye yöneliktir.

İşin garip tarafı, İsevî krallığın kuruluşu, günümüzde ABD'li liderler ve iş adamları tarafından dile getirilmekte ve bu inanç, küresel siyasetin parçası yapılmaktadır. Köktenci akımların dünyâ tasavvuru ile küresel politik stratejinin savaş üzerine yoğunlaşmış mantığı arasında tam bir benzerlik var. Dinî kehanetlere dayalı olarak beklenen Armagedon ile GOP üzerinden yapılmak istenenler aynı sonuca çıkmaktadır. İnsanlığın böyle bir döneme girdiğini söyleyenler sâdece köktenci papazlar değil, ABD devletini yöneten Reagan ve Bush gibi liderlerdir. Günümüz dünyasında bunların etrafında yer alan şirketler ve politikacılar dünya krallığını gerçekleştirmek için küresel ölçekte nükleer savaş çıkarmak peşindedirler.

Niçin ülkemizde bâzı dinî gruplar Mesih'in etrafında birleşelim çağrısı yapıyorlar? Bunun bir yerli bir de Batılı nedeni bulunmaktadır. Yerli nedeni, bu çevrelerin Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni İslâm'dan kopmuş bir yapı olarak görmeleridir. Batılı nedeni ise Mesih'in şahsında gerçekleşecek olan teokratik krallığın yegâne düşmanının Türkler olmasıdır. Dinî-etnik bölücülüğün içinde yer alan aydınlar tayfası her türlü cemaat despotizmini hoşgörü kelimesiyle örterken, devletin kurumlarını egemen gücün diliyle yerden yere vurmaları Batı merkezli damarın uzantısıdır.

Ortak bir amacın uzantısı olan bu durum bile küresel tehdidin kime yönelik olduğunu açıkça göstermektedir: "Çünkü bu krallığın kurulması için zorunlu görülen Armagedon Savaşı bizim yanı başımızda olacaktır. İsrail Krallığı'nın toprakları ise bizim Güneydoğu Anadolu bölgemizi kaplayacak kadar geniş olacaktır. Eski Ahit'te yer alan şu metin bu ideolojinin esasını oluşturur: "O gün Rab Abram'la ahdedip dedi: Mısır ırmağından büyük ırmağa, Fırat ırmağına kadar bu diyarı... senin zürriyetine verdim (Tekvin, 16-18-19). Bu Tanrı'nın emridir. Evanjelist inanca göre Türkiye'nin bölünmesi Tanrı'nın emridir!

***

REENKARNASYON GERÇEK Mİ?

Bu husus çok tartışmalı. Teizm, Deizm, Panteizm, Panenteizm, Agnostisizm, Hümanizm, Gnostizm bu hususta çok şeyler söylüyor. Şiâ ve Alevîler inanırken, Sünnîler reddediyor.

Ben ise şimdilik (kibirli olan veya olmayan) sosyopolitizmi tercih ediyorum. Diğer mes'eleleri hâllede(meye)cekler nasıl olsa çok çıkacak.

Haaa, ben mi vatanı ve dünyâyı kurtaracağım?

Kaos Teorisi diyor ki,

   Dünyânın bir tarafındaki kelebeğin bir kanat çırpınışı, öbür tarafta bir kasırgaya yol açabilir.

      Kelebekten selâm ola.

Mehmet Kerem Doksat - İstinye - 06 Ocak 2008 Pazarevanjelizm

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazar, 24 Eylül 2017