Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

MÜZİK HAKKINDA

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 3048 kez okundu
  • 2 yorum
  • Yazdır

Bu iki Brezilyalı kardeş, bu albüme kadar nota bilmezlerdi...

Selçuk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi İslâm Hukuku Öğretim Üyesi Prof. Orhan Çeker “Müzik için haram diyemeyiz ama helâl de diyemeyiz.  İçeriği İslâm’a uygun olmalıdır. Ama kadın sesi içeren müzik kesinlikle câiz değildir" diyor.

Uludağ Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hamdi Döndüren “çalgı âletleri, bunları çalmak, satmak veya şarkı söylemekten para kazanmak, nefsi azdıran, örneğin diri bir kadının yâhut şarabın heyecan verici niteliklerini anlatan şarkılar (çalgısız dahi olsa) câiz değildir” diyor.

Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Ekrem Buğra Ekinci ise şarkı denilen şeyin ancak “eğer çalgı ve kadın sesi içermiyor, sözleri de dinen sakıncalı değilse” dinlenebileceğini belirtiyor.

120 bini aşkın tirajı olması nedeniyle küçümsenmemesi gereken Türkiye Gazetesi “ilim yazarı” Mehmet Ali Demirbaş’ın dilinde ise yılardır tüy bitmiş bulunuyor; “müzik ne kelime, ilâhi bile haramdır” demekten. Câmi ve Şehzâdebaşı Câmii vâizliği yapmış Timurtaş Hoca da tüyler ürperten konuşmasında aynı şeyi söylüyor ve okullara müzik dersi koyanları lânetliyor:

Peki, ezan okunması câizse, bütün Sünnî ve Hanefî âlemi de mi günaha girmektedir! Siz ne biçim ulemâsınız?

Bizde Sabah Ezanı Saba Makamı’nda, Öğle Ezanı Rast Makamı’nda, İkindi Ezanı Hicaz Makamı’nda, Akşam Ezanı Segâh Makamı’nda, Yatsı Ezanı Uşşak Makamı’nda, Cuma İç Ezan Hicaz Makamı’nda,  Cuma İç Ezan Rast Makamı’nda, Salâ Hüseynî Makamı’nda okunur ve tamamen Ateist bir kişi dahi bundan çok büyük haz alır. Çok örneğini gördüm...

Beyoğlu Belediye Başkanı’nın babası ve “İslâmî seks uzmanı” olarak da ünlenmiş Ali Rıza Demircan, “iş yerlerinin telefonlarında arayanı bekletme süresi içinde İslâm zâviyesinden sakıncalı olabilecek türden müzik çalınmaması” gereğine bile işâret ediyor.

İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman “ülkemizde mensuplarının çoğunluğu oluşturduğu bilinen Hanefî mezhebine göre müziğin icrâsı da, dinlenmesi de haramdır. Bir değneğin, bir çubuğun bir yere âhenkli bir şekilde vurulması bile bu hükme dâhildir ve haramdır” hükmünü verebiliyor.

Bu iki büyük dâhi bir arada:

Şimdi bu kafaya göre neler günahmış görelim:

Bütün Alevî, Bektaşî ve benzeri Halvetî Cerrahî âyinlerinde herkes cehennemliktir. 

Muzaffer Özak Bey çok aydın bir insandı, çok sevilirdi; (sevgili dostumuz Prof. Ümit Meriç onunla tanışınca Ateizm'den imâna geçmişti) aşırı tükettiği sigada ve şeker hastalığı vefâtına açılan kapıyı araladı… Acaba yaşasaydı Pennsylvania’dan icâzet alır mıydı? Bilemem ama sanmam…

Şimdiki lider (şeyh mi bilemiyorum) Ahmet Özhan farklı bir çizgide.

Eğer bir güzel melodiyle hafif kendinizi keyifli hissedip sallanırsanız ezelî-ebedî azâp içerisinde yanacaksınız!

Hâlbuki Hakikat mûsikîdir, ritimdir ve vecit hâlidir.

   Arap ezanı keyifsizdir.

      Bizler makam katarak güzelleştirmişizdir.

         Ayıp onlara, güzellik bize…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 20 Mayıs 2013 Pazartesi

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    Metin Refik Çarşamba, 22 May 2013

    güzelliği kim haram kılmış?!

    Dindar olmayan biri için bile "dinin ne dediği" önemli olabilir. Biliyoruz ki, dinde yorum farklılıkları çoktur. Çünkü "mesajın" hangi kafayla alındığı, yorumlamayı da değiştirmektedir.

    Aşağıdaki ayet meali, güzelliği, inceliği ve zevki haram farzeden kafadakiler için gelsin:

    De ki: “Allah'ın kulları için yarattığı güzelliği, rızkın iyisini, temizini yasaklayan kim?” De ki: “Bunlar dünya hayatında imana erenler için [meşru]durlar; Kıyamet Günü'nde ise yalnızca onlara özgü olacaklardır.”

    Araf suresi, 32. ayet.
    http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=7&ayet=32

    Sevgiler,
    Metin

    MKD: Bilmukabele Sayın Metin Refik, dinlerin tefsire çok açık birer sosyal kurum olmaları, hermenetüike gereken önemi vermeyen günümüz İslâm ulemâsının bağnazlığı beni çok üzüyor...

  • Misafir
    Baysungurozan Çarşamba, 22 May 2013

    Bu günkü İslâm üzerine

    Hocam,
    Yazınızı okuyunca ister istemez eş zamanlı olarak bu günkü İslâm coğrafyasındaki durum ve Müslüman halkların devletleri ve statüleri aklıma geliyor... Asıl büyük kabahât İslâm âleminin bu kafa yapısında öcüleri önce kafaların içinden çıkarmak lâzım;Ü emperyalizmi de es geçmiyorum, emperyalist devletler de gözümüzün önündedir...
    Ama asıl sorun İslâm âleminin kafa yapısıdır, günah ve haramlar çetelesi tutan ve Muhammed Peygamber'in sözüdür denilen bin bir rivâyet külliyatı içinden kişilik yapılarına göre birbiri ile çelişen bin bir hüküm çıkaran, kendi içlerinde geçmişten bu güne can düşmanı olmuş, afaroz müptelâsı hasta rûhlu ruhban sınıfı bu kafa yapısının taşıyıcısı ve aktarıcısıdır ve Müslüman toplumlar da nesiller boyu bunlarla yetiştirilmiştir...
    Bu sorunu çözmek çok zor iş, İslâm âleminin insan mâlzemesi de mahduddur. Cehâlet, dogmalar ve yoksulluk hâkim maâlesef... Özellikle Arap âlemi ve Hindistan-Pakistan ve çevresindeki toplumlar Batı eğitimi almış elitlerini ayırır isek, kafaca Ortaçağ insanlarıdır ve bu coğrafyada yoksul insanlar çoğunluktadır...
    Aslında en güzel Müslüman ülke hataları da olsa Türkiye Cumhuriyeti idi, bugün bu güzel yapı da emperyalizme yanaşma olan bu ortaçağ kafası ruhbanları ve onların uyuşmuş müritleri ile bitirilmek dönüştürülmek üzeredir, başarılı da oldular...
    İşte bu adamların delirmiş buyruklarını görüyoruz; delilik diz boyu, kaynakları da bin yıllık rivâyetler üzerine kurulu kavga dövüşlerdir, kendi aralarında bile asla anlaşamazlar, anlaştıkları şeyler dogmalar tekfir sevdası ve şiddettir, bu kafanın hâkim olduğu coğrafyalar cehenneme dönmektedir, hepsi gözler önündedir, görüyoruz...
    Suçlu din de değil şeytan insanın kendisi, sorun insanda bunu görebiliyorum, mukallit dincilerle mukallit materyalistler aslında birbirlerine çok benziyorlar, aynı zamanda şu da aklıma geliyor; din dışı bağnazlar diğer kutuptaki bu hasta rûhlar insanlığa din bağnazlarından daha mı az zararlı oldular? Sovyetler'in icraatları, aslan Stalin, Lenin, koç yiğit Mao, cengâver Pol Pot gibi sevgi kelebekleri çok mu güzel günler yaşattılar insanlara, icraatları kan dondurur...
    Ve bunları peygamber yapan îmanla savunan jilet gibi devrimci kardeşler de var hâlâ... Şaşırıyorum ve ama anlıyorum ki aslında asıl sorun insanın kendisi;şu eski söz gözümün önünde büyük harflerle canlanıyor; homo homini lupus est: İnsan İnsanın Kurdudur... Aslında bütün mes'ele budur dışarıda dinlerde öteler de ötekiler de şeytan aramaya gerek yok. Cehâleti yenmek ilim ve fen en iyi ilâçtır ve her şeyden önce de kendimiz ve çocuklarımız da insancıllığı köklendirmeliyiz diye düşünüyorum, bir gün belki hayâl bile olsa insanların aslında aynı olduklarını, renklerinin tiplerinin dinlerinin kanaâtlerinin ötesinde aslında aynı cevheri taşıdıklarının idrakine varmalarını bunun hâkim olabildiği bir dünyâyı hayâl ediyorum, aslında hepimiz kardeşiz ve ama daima düşman kardeşleriz bu da tabiatımızdan geliyor görüyorum... Her zaman yazılarınız ile fikirlerimizin gelişmesine yaptığınız katkı için teşekkür yetersiz kalır, iyi ki buradasınız.
    Saygı ve sevgilerimle hocam, iyilikler ile kalınız...

    MKD: Çok teşekkürler ve bilmukabele BSO.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazartesi, 19 Şubat 2018