Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

ORTA YAŞTAN BEKLENTİLER

İnsanın kendini dinlediği, bütün hayatını sorguladığı ve “neden varım, ne işe yarıyorum, istediklerime kavuşabildim mi” diye sorduğu dönemdir.

Konuyla ilgili en çok araştırma yapanlardan biri, ABD kökenli Erik Erikson’dur.


 

]

Sekiz Evreye Yayar hayatı:

Umut: Güven veya Güvensizlik dönemi (0-1 yaş)

Özerklik veya Utanç Duyma ve Kararsızlık Dönemi (2-3 yaş)

Girişim veya Suçluluk Dönemi (3-5 yaş)

Beceri veya Aşağılık Duygusu (6-11 yaş)

Benlik Kimliğinin Oturması veya Rol Karmaşası Dönemi (11-20 yaş)

Yakın İlişkiler Kurma veya Soyutlanma Dönemi (Genç yetişkinlik dönemi)

Üretkenlik veya Kısırlık Dönemi (Yetişkinlik dönemi)

Benlik Bütünleşmesi veya Umutsuzluk (Yaşlılık dönemi)…

Zor zamanlardır. Ben buna bir de Ölmeden Önce Mutlaka Yapılması İcap Edenler safhası ekledim.

***

Orta Yaş Krizi de denir bu döneme.

Genellikle 40 ila 60 yaş arasını kapsar. Ben de idrak etmekteyim şu aralar ve iç hesaplaşmalarım pek yoğun. Size de tavsiye ederim şunları sormayı:

Bütün hayatı tek bir günmüş gibi düşünün ve ömrünüzü gözden geçirin. Sabah benim doğuşum, güneşin ışıklarının gölgesiz düştüğü öğle vaktim yani benim hayatımın tam ortası, akşamüstü gelip de ışıkların kararmaya başladığı zaman da güneşin batmasının yakını diye tasavvur edin, muhayyilenizde canlandırın.

***

 Özellikle de şunları sorgulayın:

-“Kendim için ne yaptım? Vatanım ve milletim için ne gibi fedakârlıklarda yahut işlerde yer aldım”?

-“Bunları, ne kadar olumsuz şartlar veya namüsait ortam tezahür etse de, muhafaza etmeye devam edebilecek miyim”?

-“Kendimi seviyor muyum 

-“İnsanlarla iyi ilişkiler kurabildim mi”?

-“Ailemle ve çocuklarımla iyi bağlanmalar kurabildim mi”?

-“Onlarla ilgilenebildim mi, yeterince zaman ayırabildim mi, ayırdıysam da, bu vakti verimli kullanabildim mi”?

-“Neleri tahakkuk ettirmek için ne kadar vaktim kaldı”?

-“Kendimi ve ötekileri sevebiliyor muyum”?

-“Diğerkâm ve sevgi dolu olabildim mi”?

-“Almadan vermeyi, insanlığı ve diğer insanları, kendine rağmen sevebilmeyi başarabildim mi"?

-“Kapıları açık bulduğunda, içeride kim var diye sormadan içeri girebildim mi ve girmeye de devam edebilecek miyim”?

-“Ölüp gidenlerin arkasından kahrolmamayı, kalanlara da güler yüzle ve sevgiyle yaklaşmayı başarabiliyor muyum”?

-“Tek başına kaldığım zamanlarda dahi, hiç sıkılmadan ve üzülmeden, derin düşüncelere dalıp, kimseleri suçlamadan, derin tefekküre ve tefelsüfe (felsefe yapma) dalıp da kendimi aştığımı, transandansı (kendini aşma yaşantısını) yakalayıp, tarif edilemez ve bilinemez, sadece bana özgü olan yerlere ulaşabiliyor muyum?

-“Özüme (essence) kavuşmak için çaba harcadım mı”?

-Kimselerle kavga etmeden ve kibirle değil, sevgiyle davranabilmiş miyim?

-Onunla bununla tartışmadan ve falancayı filancaya bunu çekiştirmeden, bir şeylere inanarak –ki bu her şey olabilir, “inanmamak” da bir inançtır–, yıkılmadan ve dımdızlak kalsam da ayakta durabilir miyim diye sorduğumda cevap “evet” olabiliyor mu?

“Dünyada tek bir arayan soranım kalmasa dahi, ben arayabiliyor muyum”?

“Her şeyi barış ve esenlikle yapıp, kimseleri incitmeden ve kırmadan ayakta durabilmiş miyim bunca zaman”?

“Borcum var mı kimselere, kin gütmemeyi ve hâlâ sevmeyi başarabiliyor muyum”?

-Din, dil, ırk veya başka ayrım yapmadan, “rağmen” ve “sorgusuz”, hiçbir karşılık beklemeden sevebiliyor muyum?

-Gönül koymadan, kızmadan ve küsmeden sarılabiliyor muyum herkese?

-Dostlarım var mı arayabileceğim, akrabalarımla muhabbetim hiç kesilmiş mi?

-Gülümseyerek ve sözüne, özüme güvenilir şekilde hayata asılabiliyor muyum?

-Tutulmayan sözlere gülüp geçebiliyor muyum?

-Hayırsız ve arsızlara, sözünü tutmayanlara, kendini dev aynasında görenlere gülümseyebiliyor muyum?

-En zengin olanlarla da, en fakir ve sefil olanlarla da barışık mıyım?

-Sefih ve namert olanlara bile tebessümle kakabiliyor muyum?

-Beni kazıklayanlara, rızkımdan aşıranlara dahi hoşgörüyle bakabiliyor muyum?

-“Hâlâ ayakta ve sağlıklı mıyım”?

-“İşime saygı duyup onu ifa edebiliyor muyum”?

-“Dilenciyle de, en üstten gelenlerle de halis kalarak, suhuletle, sahicilikle oturup iki çift laf edebiliyor muyum”?

-“Kalıcı ve ölümsüz olmayı eser bırakmak için son saliseye kadar çalışarak temin edebilecek miyim”?

-“Çalışmak ve bilime sığınmak en temel düsturum mu”?

-“Kimseler destek olmasa ve kendimi ortada bırakılmış olarak hissetsem de, ısrarla asılabiliyor muyum hayata”?

-“Rüyalarımda atalarımı, anamı babamı veya benim için önemli ve değerli olanları görüp, temas kurabiliyor muyum”?

-Vecibelerimi yerine getirip, “güvenilir adamdır” izlenimini verebiliyor muyum?

-“Adam olmanın en güvenilir yolunun hayatı sevmek olduğunu görebiliyor muyum”?

-“Maziye saplanıp kalmamayı, istikbale yatırım yaparak, statüye perestiş etmeden ayakta durmayı başarabiliyor muyum”?

-“Mesleğimi, hatalarımı ve eksikliklerimi de hep görerek, kendimi sürekli olarak geliştirerek daha da geliştirebilmek için yeterince emek harcıyor muyum”?

***

-“Kendimi ne yüceltip, ne de itibarsızlaştırarak, sevecenlikle bakabiliyor muyum âleme ve kâinata”?

-“Âlimle ilmi, bilim adamıyla bilimi tartışıp, eleştirilere de sağır kalmayı başarabiliyor muyum”?

-“Övgülere tebessümle, yergilere sükûtla bakabiliyor muyum”?

 İşte, bunlardan en az yarısına olumlu cevap verebildinizse, Orta Yaş Krizi fena geçmiyor demektir.

 Sevgi kalbinizden,

 Saygı yüreğinizden,

 Sebat zihninizden hiç silinmesin.

 Bilgeliğin belki de tek yolu bu…

Aksi taktirde depresyon, kaygı, saplantı, eskiden Envolüsyoner Depresyon denen yaşlılığa geçiş dönemi hastalığı yakanıza yapışabilir.

Tedavisi vardır ve işinin ehli olan psikiyartlar, bunu da başarır...

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 26 Aralık 2015 Cumartesi

HAYATI SEVMEYE DAİR
TÜRKLÜĞÜN GURURU PROF. DR. AZİZ SANCAR
 

Yorum 1

Already Registered? Login Here
Guest - Metin DOĞAN on Salı, 29 Aralık 2015 01:16
Milliyetçilik

Merhaba hocam,

Sizin şu anlamları ihtiva eden bir yazınız vardı, aradım ama bulamadım.

“Bugün Avrupa’da milliyetçiyim deseniz, küfür etmişsiniz gibi ters ters bakarlar size. Bu görüşün acılarını çok yaşamışlardır ve bilinçlenmişlerdir. Lakin bir Alman, bir Fransız mütefekkir ile uzun sure teşriki mesai eylerseniz, sapına kadar (kültürel anlamda) milliyetçi olduklarını ve kendi milletlerine mensubiyetinin gururunu taşıdıklarını görürsünüz. Buda’nın dediği gibi köprüyü geçtikten sonra merdiveni taşımaya gerek yoktur. Onların milliyetçilikleri böyledir, hamasetini yapmaya gerek duymazlar. Ama bilirsiniz, anlarsınız.” (zihnimden yazdım paragrafı)

Bu görüşleriniz hangi yazınızda geçiyordu ve bahsi geçen fikirler konusunda ilave edip öğretmek istediğiniz bir husus var mıdır?

Teşekkür ederim,

Metin DOĞAN

MKD: Bulmam lâzım, saygılar Metin Bey.

0
Merhaba hocam, Sizin şu anlamları ihtiva eden bir yazınız vardı, aradım ama bulamadım. “Bugün Avrupa’da milliyetçiyim deseniz, küfür etmişsiniz gibi ters ters bakarlar size. Bu görüşün acılarını çok yaşamışlardır ve bilinçlenmişlerdir. Lakin bir Alman, bir Fransız mütefekkir ile uzun sure teşriki mesai eylerseniz, sapına kadar (kültürel anlamda) milliyetçi olduklarını ve kendi milletlerine mensubiyetinin gururunu taşıdıklarını görürsünüz. Buda’nın dediği gibi köprüyü geçtikten sonra merdiveni taşımaya gerek yoktur. Onların milliyetçilikleri böyledir, hamasetini yapmaya gerek duymazlar. Ama bilirsiniz, anlarsınız.” (zihnimden yazdım paragrafı) Bu görüşleriniz hangi yazınızda geçiyordu ve bahsi geçen fikirler konusunda ilave edip öğretmek istediğiniz bir husus var mıdır? Teşekkür ederim, Metin DOĞAN MKD: Bulmam lâzım, saygılar Metin Bey.