Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

POLİTİKADAN UZAK DURMAMAK LÂZIM

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 1508 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Sevgili Mekâncılar,

İki gündür İzmir’deyiz ve esnafından kuaförüne, şoföründen işçisine kadar pek çok kişide AKP’nin yaptıklarıyla ilgili ciddi infial var.

Bu güzel özgürlükler beldesi şehrin hemen bütün nüfusu AKP’ye muhalif.

Buradaki dostlarla pek hoş şeyler yaşıyor, Epiküyren bir şekilde takılıyoruz ama bir oldu var. Bugün Ateizmi yasaklayan kafa, yarın dinlerin öbürlerini de yasaklamış olmayacak mı?


Ateizm, hangi kaynağa bakarsanız bakınız, bütün diğerleri gibi bir dünya görüşüdür ve kimsenin başkasının hayat tarzını yasaklamak gibi bir lüksü de olamaz.

Dünyamızda tarih boyunca bilime, sanata ve felsefeye ve siyasete girip çıkan kişilerin en fazla %3 ilâ 5 civarındadır.

Stephen Hawking bile ikircikli…

Düşünün, Marx (her ne kadar bir dönem Katolik ve Mason dahi olmuşsa bile, Atesitti. Higgs Ateist, pek çok benzeri kişi Ateist.

Celâl Ateist, pek çok Komünist Teorisyen Atesit. 

Şaşırdım, haberin tamamı şurada: http://sahinfm.com.tr/aramalar/ateizm-derneginin-internet-sitesi-yasaklandi-sol-haber-portali-gune-soldan-bakin/ .

Tamam, burası bütün Türkiye için tek başına bir veritabanı oluşturmayabilir ama her şey bundan mı ibaret?

Tam da Tıp Bayramını idrak etiğimiz bu günlere bizleri taşıyan ve her fırsatta, her ortamda ortaya çıkarak, insanlarımızı bezdiren ben değilim ki!

Bir düşünün, bugün bunu yapan zihniyet, bir nevi içtihat oluşturarak, yarın öbür gün kalkıp diğer dünya görüşlerini de yasaklamaz mı?

Sözcü Gazetesi zaten ayan beyan varsa yazmakta ve hiçbir şeyden de korkmamaktalar: Epilepsi, beyin tümörü, kanser…

Demek ki hücre tedavisi yapılmış, ne güzel…

Allah daha uzun ömür versin tabii de, herkes ölümlü ve bir gün gidici değil m?

Ayakkabı kutuları, tapeler (kayıtlar) filan hep yalan mı, bunlar hep aldatmaca mı?

Düşüşünün, Doğu kökenliler bile muhalif ve en son rektörlük seçimlerinde, Sevgili Raşit Tükel’in by-pass edilip, yerine kendi cemaatlerinden birisini atayacak olması söz konusuymuş.

Oyların neredeyse tamamını almış Çapalı değerli meslektaşım ve arkadaşım ama Devletlû ve ekibi kararlıymış.

Tek bir adamın, yanındakilere hiç danışmaksızın ve tamamen başına buyruk bir tarzda davranması, istediğini istediği şekilde, tamamen fevrice ve tek adam tarzındaki çıkışları da Makmut Ak diye birisini atayacak olması kulislerde konuşulmaktaymış. Hayırlı olsun demek lâzım galiba!

Seçimler yaklaşmakta ve Türkiye’nin belki de en önemli kader anı pek yakında gelecek.

Bu seçim sathı mealinde işler iyici karışacak ve belki Abdullah Öcalan denen “Bay Bölücübaşı” serbest bırakılacak.

Zamanında SHOW TV’de, Reha Muhtar’ın pek anlı şanlı bir Anchorman olduğu zamanlardı.

Alenen ve çekinmeden şunları söylemiştim: “Türkiye’de yeni bir Yaser Arafat yaratılmakta ve bu zat da bıyık altından gülümsemiyor, ABD kendisini tayyarede bize teslim ederken de buraya bir hesapla gönderiliyor” demiştim.

Gün geldi geçti, devran döndü ve o günlere geliyoruz. Yıkıcı - Bölücü hareket çok azdı ve bugünlere kadar da geldi.

Hâlbuki bu zat, yâni -Öcalan- aslında Ermeni ve Kürt karışımı ve Ermenilerle de akraba. Başlarda Marksist olarak başlayan hareket, şimdilerde ise din eksenli bir politika güden bu kişinin yaptıklarını hesabı sorulmayacaksa, acaba kiminki sorulacaktı?

PKK artık dağda değil, aramızda, her yerden fışkırmakta. Kürt Halkı artık egemenlik dahi kazanmış hâlde, Hakan Fidan dan da aradaki MİT ajanı olarak öne sürülmekte.

Bir yandan biliyoruz ki muhteşem Osmanlı Sarayı da meğer küçük bir kameradan gözlenmekteymiş ve her şey kaydediliyormuş. Yâni “Big Brother is Watching You” vaziyetleri.

Peki, bu 30 ilâ 40 bin kişinin kaatili, azılı câni acaba serbest bırakılırsa ne olur?

Bu seçimler çok kritiktir. Uzun vâdeli gözlemleri gereklidir.

Irzına geçirilen ve dağa çıkarılan onca kızlı erkekli eşkıyanın hesabını kim soracak?

Diyelim ki bir de özeklik verildi?

Dahası, Bölücübaşı da serbest bırakıldı ve bir de “Batı Kulübü” kendisindeki cevheri görüp, acaba bir adet de Nobel patlatır mı?

Peki, bu durumda Doğu ve Batı tamamen bölünmez mi?

Memleket 17 eyalete bölünmez mi veya daha da beteri, Özgür Kürdistan kurulmaz mı?

Kurulursa, bundan sorumlu olan kimdir?

MHP mi başa çıkabilir yoksa CHP mi, ikisi de çok tartışılır, çok karmaşık.

Ben Ecevit’i de, Demirel’i de, Kenan Evren’i de, 12 Eylül'ü de, 12 Mart'ı da gördüm.

Ecevit fakir kalacaktı neredeyse örtülü ödenek kullanmamaktan.

Tansu Çiller ve Kocası sanırım daha bahtlıydılar. Örtülü Ödenek onları fazla etkilemedi.

Demirel hâlâ hayatta ve ölümsüz Ombdusman olarak hizmetimizde ve o da nedense kendine bir Anıtkabir yaptırmak peşinde Isparta’da. Güniz Sokak’ta ikamet etmekte ama kendisinin de Hacı sülâlesi çok şey yapmış derler.

Fahri Korutürk’ü analım: Korkudan masanın altına saklanırmış. Paranoyaya kapılmıştı sanırım.

Sonra Özal kalktı ve “ tek yönlü olarak AB imzasını attı”, onun da Papatyaları kaldı yadigâr. Fazla yedi içti ve vefat etti. Semra Hanım hâlâ resepsiyonlarda ve davetlerin baş tacı.

Evren ve Şahinkaya'nın durumları ortada: GATA'da yapayalnız ölümü beklemekteler.

Şimdi tek adam da, acaba herkes gibi o da bir fâni, bu Osmanlı’ya perestiş eden 1500 küsur odalı sarayda ebediyen mi yaşayacak?

Bu memlekette kim devrim yaptıysa, önce kendisi bunun töhmeti altında kalır.

Her inkılâp (devrim) de önce kendi yavrularını yer. İran'da da, Küba'da da aynı şey olmamış mıydı?

Bakın ABD’ye, Saddam’a ne olmuştu? Kürt Muhafız Alayı bir anda ortadan kalkmadı mı? “Eşşedü” derken astılar adamı!


Peki, daha geri gitmeyelim, Yaser Arafat’ın akıbeti ne oldu?

Onu da bertaraf ettiler.

Hani demem o ki, kimselere bu dünya kalmamış, çevrilen propaganda filmi de müşteri bulamıyormuş.

KOZ propaganda filmi de ne Türkiye'de, ne de Almanya'da başarılı olmuş.

26 Şubat tarihinde Almanya sinemalarında vizyona giren “Kod Adı: K.O.Z. Maskeler Düşüyor” filmi en az izlenen filmlerden biri olarak listelerde en alt sıralara düştü. Yönetmen Celal Çimen'in 24 TV'de, “Film, kendi alanında bir rekora imza atacak” iddiasının aksine yaklaşık üç milyon Türk’ün yaşadığı Almanya’da da ilgi görmedi.

Almanya’ada ilk haftada sadece 2 bin 994 kişiyi sinemalara çekebilen “Kod Adı: KOZ' adlı filmi galadan bu yana toplam 4 bin 517 izleyici kaydetti. 

ALMAN YETKİLİ ŞAŞKIN: BU KADARINI BEKLEMİYORDUK 

Cineplex basın sözcüsü ve Almanya’daki sinemalara Türk filmleri kiralayan “To do movies” şirketinin pazarlama yöneticisi Robert Schünemann, “Bu filmin daha başarılı olmasını bekliyorduk ama tam aksi bir durum yaşadık” diyerek şaşkınlığını dile getirdi.


Schünemann“Film Almanya'da ve Berlin sinemalarında fazla tutmadı. İzleyici sayısı hiç iyi değil. Anlaşılan bu film Berlin'deki Türklerin fazla ilgisini çekemedi" ifadelerini kullandı. 

EN KÖTÜLER ARASINDA HÂLÂ İLK SIRADAKİ YERİNİ KORUYOR 

Film eleştirmenleri tarafından propaganda filmi olduğu gerekçesiyle büyük tenkitlere maruz kalan Kod Adı: KOZ filmi, 500 bin civarında yapımın bilgilerini içeren `IMDb – internet film veri tabanı’ listesinde de en kötüler arasında ilk sıradan kurtulamadı. IMDb kullanıcılarının verdikleri oylarla 10 puan üzerinden sadece 1.6 puan alarak “en kötü birinci” olan KOZ’u 1.7 puanla Saving Christmas adlı film izliyor.

Bunlar hep medyadan topladıklarımdan ibaret.

Birileri "yeter aldık" demekte ama bunu hükûmet göremiyor.

Seçimlerden 300 mü yoksa 400 küsur mu çıkar bilinmenin imkânı şimdilik pek yok.

İzmir ise, istisnalar dışında, bu iktidarı istemiyor.

O derecede ki, buranın yerli işadamları ve en ünlü insanları da buna dâhil.

Bundan sonrasını sanırım İstanbul'dan yazmak lâzım ama unutmayalım ki, takım tutmak gibi değil bu işler.

Bizler epey yaş aldık ve hâlâ da ısrarla işbaşındayız.

Merhum Kayınpederimin (Ertem Bey) malikânesinden zaten istediğimiz yeri seyredebilmekteyiz.

Televizyonlara çok çıkmakta değil marifet, Atatürk'ü unutmamakta zerafet.

O bir tabii ki ilâhtı ama çoktan vefat etti. İbrahim Tatlıses de ameliyat için Amerika'ya koşmuş.

Önemli Atatürk'e bağlı kalmak ve Kemalizm ile gibi şeylerle ayırt etmemektir.

Birazdan İstanbul'a uçacağız, nafile mi yoksa emek mi şart.

Gene sınanacağız apronda ve uçacağa binerken de düşüneceğiz?
Kayınpederdik hakkında...

Gene Görüşürüz inşallah...

Sanırım Cânan evlenmeye hazırlanmakta da...

Mehmet Kerem Doksat - İzmir - Alsancak Konak

 

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazartesi, 20 Kasım 2017