Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

PSİKANALİZ YANILGISI-1!

Posted by on in Bilimsel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 12655 kez okundu
  • 18 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Sevgili Mekâncılar,

Hiçbir şekilde hastaları tedavi etmediği gibi, onların iyice canına okuyan ve eleştiriye tamamen kapalı bir Yeniçağ Dini olarak yayılan Psikanaliz’le ilgili üstü kapatılan gerçekleri sizlere duyurmaya başlıyorum.

Bu konudaki hassasiyetimin temelinde, bu sözüm ona tedavi yönteminin tam bir rant kapısı olarak pazarlanırken pek çok gerçek hastaya büyük zararlar vermesi yatıyor; bu birincisi…

İkincisi, ABD’de ve hemen her yerde sürekli olarak prestij kaybederken, Türkiye’de bir Psikanaliz Patlaması yaşanmasının temelinde büyüsel düşüncenin psikiyatri şemsiyesi altında da ülkemiz insanlarına empoze edilmesi yatmaktadır.



Diğer iki silâhı ise http://www.keremdoksat.com/index.php/entry/din-muessesesinin-suiistimali makalemde özetledim. Benim din düşmanı olduğumu zanneden bâzı okuyuculara da şu mesajı vermek isterim: Din, rasyonalitenin önün geçmedikçe, varlığının ortadan kaldırılması mümkün olmayan, hâttâ çoğu insan için sığınılacak güvenilir bir liman sunan toplumsal bir oluşumdur.

Ama akluhikmet, kuvvet ve güzellik sütunlarının yanına mutlaka müsbet ilim (pozitif bilim) eklenmeli ve her şey aklın rehberliğinde değerlendirilmelidir.

Yanlışlanabilir olmayan hiçbir şey “bilim” değildir, cilâsı ne kadar parlak olursa olsun!

***

Hangi çocuk ebeveyniyle çatışmalar yaşamaz?

Hangi kız babasına, oğul da anasına âşık olmaz?

Hele baba kız aşkı dünyanın en eşsiz sevgisi değil midir?

Hangi bebeğe iyi bakılıp şefkatle büyütülmezse ileride sorun çıkmaz?

Hangi çocuk kardeşini kıskanmaz?

Hangi bebek dayak yiyerek yetiştirilirse ve ilgilenilmezse, ileride sorunlu bir kişi olmaz?

Hayatın ilk altı senesinde bebeğin yaşadığı muhteşem gelişme, öğrenme ve büyümenin ihmâl edilmesi söz konusu olursa, onarılması mümkün olmayan hasarlar ve eksiklikler bırakacağını insanlık tarihi boyunca hemen herkes fark etmemiş midir?

Fiziksel, cinsel ve duygusal tâciz, tecavüz, istismarın yâhut ihmâlin bir çocukta hayat boyu silinmeyecek kadar derin ve acı izler bıraktığını pek çok kişi fark etmemiş midir?

Tabii ki evet…

Bunlar aklıselîmin de işaret edeceği gibi, doğrulukları su götürmeyecek şeylerdir.

Bütün dünyâdaki bebekler doğduklarında mânen ve maddeten muhtaç ve biçâre durumda olup, süratle büyüyüp gelişmezler mi? Bu açıdan hayatın bilhassa ilk 6 senesi, hâttâ 9 senesi çok önemli değil midir ve bunu inkâr eden olmuş mudur?

Peki, illâki bir erkek çocuk, annesine âşık oldu diye, 4 ilâ 6 yaş arasında babasının pipisini keserek kendisini cezalandıracağından korkar mı? Veya acaba kaç kız çocuğu, gene aynı yaşlarda, babasına âşık olduğu için pipisinin zâten kesilmiş olduğunu ve bızırının güdük bir pipi olduğunu düşünerek az gelişmiş ve yetersiz bir kişilik organizasyonu geliştirir?

Hele hele, bu gibi “şeylerin” bütün insanlar için geçerli olduğunu iddia etmek akla uygun bir iş midir?

Minnacık bebeğin anasının memesini iyi ve kötü olarak algılayıp, sonra şizoid, paranoid ve depresif dönemler yaşadığını iddia eden bir insanın bu fikirlerinin hangi akla göre doğruluğu savunulabilir? Onun teorisini de aynı zihniyetle eleştirenlerin ve daha da ileri gidenlerin fikirleri ne kadar akılcıdır?

Beş (5) yaşında altına işediği için haftada üç (3) ilâ beş (5) kere Psikanaliz seanslarına başlanan bir çocuğun on (10) sene sonra hâlâ altını ıslattığını görüp de, bunu yapan Psikanalist’e “peki, neden iyileşmedi” diye sorduğunuzda “biz semptomlarla uğraşmıyoruz” cevabını alınca acaba kafanıza neler üşüşür?

Bu arada, bilmeyenler için, 5 yaşındaki bir çocuğa altını ıslattığı için psikiyatrik tedavi uygulanmaz çünkü fizyolojik sınırlarda gecikme olarak kabûl edilir.

Aynı şekilde, tekrarlayan intihar girişimleri olan bir vak’aya 8 sene Psikanaliz yapılmasına rağmen 4 (dört) kere daha aynı denemeyi yapmasının sebebini sorduğunuzda aynı cevabı alırsanız ve bu hastanın âdeta taparcasına Psikanalisti’ne devam ettiğini fark ederseniz acaba ne yaparsınız?

Malûm, kelime psiko ve terapi kelimelerinin izdivacından oluşur; psiko Yunanca psukhē “ruh, zihin, kelebek”ile terapi Yunanca therapeia “iyileştirme, şifa verme”.

Büyük Patlama (Big Bang), karamadde, karadelikler gibi en son buluşlar zâten hepimizin gündeminde de… Bunların hepsinin, insanın hayat enerjisinin ve Tanrı’nın aslında mavi renkli Orgone isimli bir gaz olduğunu, bunun da orgazm yoluyla ortaya çıkıp terapide kullanılması gerektiğini söyleyen birisi için acaba ne düşünürdünüz?

Bir ruh hekimi kendi içerisindeki kadınla, erkekle, gölgeyle konuşup tanıştığını, psikoterapinizde de horoskopunuza bakıp rûyalarınızdaki kadim sembolleri değerlendireceğini söylese kendinizi nasıl hissederdiniz?

Hele, meselâ üstelik de bir psikiyatrın, şiddetli tekrarlayıcı ve Melânkolili Majör Depresyon Epizodlarından mustarip olan karısına “teoriye uymuyor” diye ilâç bile verdirmediğini, kadıncağızın sonunda şehirdeki havagazı şebekesinin hortumunu burnuna takarak intihar ettiğini okursanız ne tepki verirsiniz?

İşte, bu konuya tamamen yabancı kişileri güldürecek kadar garip fikirlerle dolmuş vaziyette etrafımız!

İşin Aslını Özetleyeyim

1800’lerin sonuyla 1900’lerin başında, Batı Âlemi’nde bütün bilim, san’at ve felsefe alanlarında âdeta bir inovasyon (yeni veya önemli ölçüde değiştirilmiş ürünün [mal veya hizmetin] veya sürecin, yeni bir pazarlama yönteminin veya iş uygulamalarında, işyeri organizasyonunda veya dış ilişkilerde yeni bir organizasyonel yöntemin uygulanması) ve paradigma patlaması oldu.

Tabii ki bunun öncesindeki Rönesans ve Reformasyon süreçlerinin de bu patlamada büyük hazırlayıcı tesiri oldu.

Homo sapiens sapiens, yâni biz insanlar, binlerce senelik dinî baskının zulmünden kurtulup, teoriler yaratma müsabakasına girdik.

Herkes, her şeyin hikâyesini yeniden yazma derdine düştü ve dünyâyı sarsacak bollukta yeni senaryolar kaleme alındı.

Dinî baskıdan yâni dogmadan kurtulan ve bilimsel düşüncenin ana ilkelerini de henüz tam anlamıyla oturtamayan bu azgın boğalar, her yöne hücum ettiler.

Dogmatizmin hapishânesi sözüm ona kapatılmıştı ama Pandora’nın Kutusu da açılmıştı.


Nitekim sekterlikten ve yobazlıktan kurtulmak adına, önemli bir kısmı birer Yeniçağ Dini hâlinde kat’î ve inkâr edilmesi “günah” olan yeni dogmaları sokaktaki insana dayattılar! Eh, özünde bi’at etme ve körü körüne inanma eğilimi çok güçlü olan insanlar da, bunlara iman boyutunda sarıldılar.

Kendilerinden olmayanı “ötekileştirmek” bu sefer din adına değil, sözüm ona bilim adına yapılır oldu.

Eskiden İblisler, Şeytan, cin veya Poltergeist şehveti ve saldırganlığı doğururdu; şimdi bölgesel anatomik yeri “Limbik Sistem ve amigdala” oldu ve İd dendi.

İrade ve nefse hâkimiyet kişiyi bunlardan korurdu; şimdi bölgesel anatomik yeri Prefrontal korteks oldu ve Süperego dendi.

Güçlü bir şahsiyet ve karakter dengeleri sağlardı; şimdi bölgesel anatomik yeri bütün beyin (ensefalon) olduve Ego dendi.

Tabiat bilimlerinde bu gibi “ben dedim oldular” pek zordu ama beşerî ilimlerde (psikoloji, sosyoloji, antropoloji vs.) çok kolaydı! Tek yapmanız gereken tabuları sarsmak ve yepyeni bir “her şeyi izah eden” ideoloji yumağı yâni dogma (nass) “yaratmaktı”.

Hâlbuki meselâ “iyi bir klinik uygulama nasıl olur” diye konuya girersek, daha hasta adayı kapıdan girerken olanlara biraz örnek vereyim…

Her psikiyatrik muayene önce dikkatli bir gözlemle başlar (yazacaklarım sâdece öylesine bir başlangıçtır):

1) Hasta adayı kapıdan nasıl girdi (ürkek, paldır küldür, tereddütlü)? Bakışları ve yüzünün ifâdesi nasıldı (sâkin, gergin, öfkeli, umursamaz, telâşlı, şüpheci)? Elinizi sıktı mı, sıkmak istemedi mi, istedi mi, tereddütte mi kaldı, sıktıysa avuçları terli ve titrek miydi, elinizin ucundan öylesine bir tutup hemen kaçırdı mı (meselâ Şizofreni’nin ilk kokusunu buradan alabilirsiniz)? Koltuğuna veya iskemlesine nasıl oturdu? İzninizi bekleyerek mi, kendini atarcasına mı? Oturunca arkaya yaslanıp bacaklarını uzattı mı (aşırı yahut abartılmış özgüven) yoksa iskemlenin ucuna âdeta her ân kaçacakmış gibi ilişti mi (düşük özgüven veya şüphecilik) vs. Kıyafeti, kendine bakım ve ilgisi nasıldı? Kış günü rengârenk ve süslü püslü giysileriyle, şen şakrak ve yüksek sesle konuşarak odaya dalıp elinizi kırarcasına sıkan birisinde ilk akla gelecek şey Mani’dir, tiroid işlevlerine de bakmakta fayda vardır. Ses tonu ve konuşma hızı nasıldı? Kekelemesi veya başka bir konuşma güçlüğü var mıydı? Lisanı doğru kullanıyor muydu? Sâkince oturuyor muydu yoksa durmadan bacaklarını sallayıp, arada da kalkıp dolaşıyor muydu? Ve daha neler neler…

2) Sonra önce hastanın esas şikâyeti kaydedilir ve hastalığının hikâyesini alınır, buna anamnesis denir; yâni üstü kapatılmış sırrın ortaya çıkarılması, bir nev’î Platoniyen keşif. Hayat boyu yaşadığı önemli şeyler kaydedilir.

3) Sonra iyi bir hekim hasta münasebetinin tesisi ve terapötik ittifak (alliance) oluşturulması gerekir.

4) Hastalığın sevk ve idâresi (management) plânlanırken, mutlaka hatırladığı veya hatırlamadığı, hatırlayamadığı hayat hikâyesi de dikkate alınır; sorar ve sorgularken gerekirse yakınlarından da malûmat toplanır. Travmaları, bilhassa çocukluk çağı olmak üzere hayat boyu onu etkileyen her şey kaydedilir. Bunlar iyi psikiyatrik uygulamanın olmazsa olmaz (sine qua non) şartlarıdır. Her hasta eşsizdir, yegânedir ve herkesin ayrı bir hikâyesi vardır. Birisi için geçerli olan değerlendirme tarzı ve tedavi diğeri için hiçbir anlam taşımayabilir. İcap eden her türlü tetkik (laboratuvar, psikolojik değerlendirmeler vs.).

5) Bu şekilde elde edilen materyalin organize edilip, tedavi edici güvenilir, geçerli ve etkili bir salâh veya şifa verme yöntemi plânı yapılmaya çalışılır. Buna tedavi formülasyonu denir; bir hasta veya kişi için doğru olan, başkası veya başkaları için hiç de geçerli olmayabilir.

Yâni herkes için geçerli olan, her şeyi izah eden omnipotan (tümgüçlü, kâdir-i mutlak) Hakikat yoktu ama bâzılarına göre yakalanmıştı; başka bir ifâdeyle, Theoria (θεωρία), Hakikat’in ta kendisi olup çıkmıştı… Hâlbuki kelimenin gizli bir mânâsı daha vardı: Theós’un (Tanrı buyruğunun yâni dogmanın: nass’ın) dediğinden uzaklaşıp arayışa girmek

İşte, burada, Yeniçağ’ın insanı, onun davranışlarını ve normâlden sapmalarını izah etmek iddiasındaki psikolojik ve dolayısıyla da psikiyatrik teoriler, bilhassa da bunların “yaratıcılarının” özellikleri mercek altına alındı. Çünkü klâsik dinlerden daha fazla vaat dolu ve hepsi de son derecede iddialıydılar.

Tanrı ölmüştü, çünkü Psikanaliz vardı!

Peşin hükümle değil, eleştirel mantık ve akılcılık içerisinde konuya yaklaşıldı ve teorisyenlerin samimiyet dereceleri, tarafsızlıkları ve bilimsellik yeterlilikleri mercek altına aldım.

Çok ilginç ve bâzen de inanılmayacak kadar basit hatalar, uydurmalar, saptırmalar tesbit ettim.

Sigmund Freud’la başlayan bu serüvenin, günümüzdeki ümitsiz ve mutsuz insanını büyük bir rant ve inanç karmaşasına nasıl ittiği dikkatimi çekti.

Mânevî değerlerini kaybeden Batılı insana “tedavi” diye yeni yeni dinler nasıl dayatılmış, bunu gördüm.

Sanıyorum ki okuduklarınız çoğunuzu şaşırtacak, hâttâ sarsacaktır.

Ama işte bilim budur: Kuşkuculuk (scepticism), çok yönlü düşünme ve diyalektik tartışma ile Hakikat’e biraz daha yaklaşmak

Bu asla gerçekleşemeyecek olsa da, yâni Hakikat asla yakalanamayacak olsa da, ebediyete kadar sabırla, sebatla hâttâ inatla aramak ve araştırmak…

Sekter Psikanalist’lerin ve Diyalektik Materyalist’lerin çoğu bunları daha okumadan reddedecek, bir de yazının ve benim aleyhimde bulunacaktır. Bunu çok iyi biliyorum çünkü defalarca rica ettiğim “konuyu bilimsel platformlarda efendice tartışma” tekliflerime gelen cevap hep “Psikanaliz’in savunulmaya ihtiyacı yoktur” şeklinde oldu. Hâttâ telefonuma çıkmayan Psikanaliz pîri(!) 30 senelik arkadaşlarım zuhur etti…

Bu sözlerin bizatihi dogmatizm olduğunu, söyleyenler göremiyordu.

Birtakım gruplar zâten “evrim devam ediyor” düsturuyla Diyalektik Materyalizm’le Psikanaliz’i birleştirmek için uğraşıyorlar.

Böyle başka bir toplantıya da Bilim ve Ütopya Grubu’nun dâveti üzerine konuşmacı olarak katılmış, evrimsel psikiyatriyi anlatmıştım. Arada Marx’ı ve Freud’u eleştirdiğim için neredeyse kelimenin tam anlamıyla linç ediliyorduk karımla beraber; üstelik başka bir büyük kabahatim de, “hep bir Tanrı’ya inandım” demem olmuştu. Beyoğlu’ndaki Attilâ İlhan Salonu’ndaki arka kapıdan zor kaçtık!

İzmir’de de “Evrim Devam Ediyor” diye faâliyete geçmiş bir gençler grubunun dâvetine memnuniyetle iştirak ettim ama daha ilk gün işin altında başka şeyler olduğunu gördüm. Bunlar bal gibi keskin inançlı Komünistlerdi ve Atatürk’ü de kendilerine mâl etmeye çalışıyorlardı (tıpkı Bilim ve Ütopya Grubu gibi). Şimdilerde Libido ve Düşünbil diye birer dergi de çıkararak Psikanaliz’le Diyalektik Materyalizm’i pazarlıyorlar.


 


Bu merkezî bir talimat mıdır ki, bütün kitabevlerinde fırından yeni çıkmış Analiz ve Dinamik Psikoterapi kitapları dopdolu vaziyette?

Birkaç aydır aldığım onlarca kitabın hemen hepsi en son baskılarını yapmış durumda.

Halk dinle afyonlanırken, entellijensiya da bunlarla uyutuluyor; çünkü ikisi de temelde büyüsel düşünceyi kullanıyor!

Hâlen Türkiye’deki Psikanaliz Sekti’nin en faâl önderlerinden birisinin doçentlik imtihanına girmiştim. Sorduğumuz ihtisas bitirme sınavı seviyesindeki en basit şeyleri (meselâ “psikotik belirtileri olan Majör Depresyon’u nasıl tedavi edersiniz”) dahi cevaplayamamıştı. Gene de iyi niyetle neşriyattan (yayınlarından, onlar da kendi yazdığı monografilerden, birkaç makaleden ibâretti ve ben buna rağmen epey destek çıkmıştım ve diğer üyeleri de ikna etmiştim) geçirdik; giderken homur homur homurdanıyordu, kendisine haksızlık yapıldığını söylüyordu. Son girişinde ite kaka doçent yapmışlar! Beni gördüğünde ise selâm vermiyor; herhâlde “suçlu” olarak beni ilân etmiş

Ülkemizde her mânâda yaşanan kargaşa ve keşmekeş maâlesef bilime de bulaşmış vaziyette; her tarafta kayıkçı kavgaları yapılıyor.

Şimdi sıkı durun:

PSİKANALİZ ÖĞRENMEK İÇİN GEREKEN MÂLİYET ve SÜRE

Psikanalitik tedavinin ABD’de bir Psikanaliz enstitüsünde bir Psikanalist adayı ile seansı 10 Dolar’dan kıdemli bir eğitim analisti ile seansı 250 Dolar’a kadar değişebilen bir mâliyeti vardır.

Tedavinin süresi değişkendir. Kimi psikodinamik yaklaşımlar, örneğin Kısa İlişkisel Terapi ve Kısa Süreli Psikodinamik Terapi tedaviyi 20-30 seans ile bitirir. Geleneksel Psikanaliz tedavisi daha uzun bir zaman alır, yaklaşık 3-5 yıl. Tedavi süresinin uzunluğu hastanın ihtiyaçlarına göre değişkenlik gösterir... İlâç endüstrisinin kârlarıyla karşılaştırıldığında, hiç de aşağıda kalmayacak bir rant pazarıdır bu!

Eğitim

Psikanaliz’in tarihi boyunca az sayıda istisnalar dışında, birçok Psikanaliz topluluğu üniversite zemininin dışında var olmuştur.

Psikanalitik eğitim çoğunlukla bir Psikanaliz enstitüsünde gerçekleşir ve bu eğitim 4-10 yıl sürebilir. Bir psikanalistin eğitimi dersleri, hasta tedavilerinde aldığı süpervizyonu ve 4 yıl veya daha fazla sürebilen kişisel analizini kapsar.

Profesyonel Psikanaliz dünyâsında devam eden bir tartışma Psikanalitik eğitime girecek olan adayların niteliklerinin neler olması gerektiğini yönündeki kaygılardır. Freud, sosyal bilimlerden gelen ve tıp eğitiminden gelmeyen adayların da hekimler kadar eğitime hazır olduklarına inanmıştır.

Amerikan Psikanaliz Derneği, yakın bir zamana kadar Psikanaliz eğitimini tıp doktorlarıyla sınırlamıştı. Geniş tartışmalar ve yasal mücadelelerden sonra Psikanalitik eğitim diğer ruh sağlığı uzmanları, meselâ psikologlar ve klinik sosyal çalışmacılar için açık hâle geldi. Hâlen ABD’de, edebî çalışmalar veya felsefe gibi disiplinlerden gelen adaylar için eğitim veren kısıtlı sayıda enstitü vardır. Öbür taraftan, Avrupa’daki ve Lâtin Amerika’daki birçok enstitü formel (şeklî, biçimsel) klinik eğitim almayan adayları programlarına kabûl etmektedir.

Yâni kim olursa olsun, hiçbir tahsili olmasa dahi, Psikanalist olabilmektedir!

Evet, gördüğünüz gibi, Pandora’nın Kutusu açılmıştı ama geride hep “umut” kaldı

Dilerim bu makale her kesimden okuyucuda ve entellektüel dünyamızda iz bırakan pencereler açar.

Ve dilerim ki yeni dogmatizmlerden korunmamızda bir nebze tesiri olur.

Sâdece Sigmund Freud’un, Melanie Klein’ın ve Wilhelm Reich’in hayatlarını ve teorilerini uzun uzun ele alacağım (bu makalede değil) çünkü konunun en dikkat çekici ve ilginç isimleri onlar. Jung’dan daha kısa bahsedeceğim.

Lacan’dan sâdece şimdi bahsedeceğim, gerisini merak edenler Tura’nın (1989, 2010) kitaplarından okuyabilirler:

AYNA MERHALESİ (EVRESİ):

İlk olarak 1936’daki 14. Uluslararası Psikanaliz Kongresi’nde Fransız Psikanalist Jacques-Marie Emile Lacan tarafından ortaya atılan bir Psikanaliz teorisidir. Bahsedilen teori hayatın ilk 6-18 aylık dönemindeki psikolojik gelişim süreçlerini ele almaktadır. Bu dönemin öncesinde, çocuk çevresindeki nesne ve bireylerden ayrı bir varlık olduğunu idrak etme düzeyine henüz erişememiş bir ihtiyaçlar ve istekler bütünüdür ve şempanzelerle insanlar arasında fark yoktur. Bu süreçte bebek, varlığının birbirinden ayrık algı ve duyguların yardımıyla farkındadır; ancak bunların hiçbiri henüz bir “Ben” bütününe oturmamıştır. Bebek kendisini bir bütüne hâline getirilmemiş, henüz tamamlanmamış bir bulmaca gibi algılamaktadır. Ayna karşısında tutulduğunda ilk olarak kendisini çevresinden ve en yakın hissettiği varlık olan annesinden (veya yerini tutan birincil kişiden) ayrı bir bütün olarak görür. Ben kavramının ilk ortaya çıktığı bu Birincil Süreç’te bebek kendisini aynadaki görüntüsüyle özdeşleştirir ve kendisini ideâl, organik ve mükemmel olarak hisseder.

Lacan, bebeğin içerisinde bulunduğu aynayla yüzleşmeden önceki zihinsel süreci 0 olarak ifâde eder ve aynadaki görüntüyle özdeşleşen Ben kavramının ardından bu değer 1’e ulaşır.

Lacan için bebeğin kendisini aynadaki Ben’le bir tutması bir illüzyondur (yanılsama); çünkü aynadaki Ben sanal bir görüntüden fazlası değildir. “Aynaya bakan Ben” ile “aynadaki Ben” aynı değildir; biri gerçek bir varlık diğeri ise sanal bir görüntüdür. Kendiliği veya Ego’su bölünmüş, parçalara ayrılmıştır ve bebek hiçbir zaman yaşadığı psikolojik süreçleri aynada algıladığı tek bir fiziksel bütüne indirgemeyi başaramaz. İdeâl Ben idrakı aslında ulaşılamayacak bir illüzyondur. Ego’nun veya Ben idrakinin bir yanılsamaya dayandığı gerçeği Ego’yu bir kurgu ve illüzyon olma durumuna itmektedir. Bu epikritik dönemde insan yavrusu şempanzeye büyük bir fark atarak, kendini tanır ve Kendilik duygusu gelişir.

Lacan’ın bu görüşleri sonradan çok ciddi eleştirilere mâruz kalmıştır. Bütün primatlar arasında, dünyâya gelirken gelişimi en az tamamlanmış olan insandır. Şempanzelerdeki motor koordinasyon (hareketlerin düzenli ve düzgün olarak yapılabilmesi) insanlara göre oldukça erken olgunlaşır.

Yâni insan yavrusunun aynaya bakıp, makûl ve mantıklı hareketlerde bulunabilmesi için bir şempanzeden daha uzun zamana ihtiyacı vardır. Dolayısıyla da bu Ayna Merhalesi keşfi aslında Psikanalitik değil, evrimsel kodla alâkalı bir durumdur.

Nitekim aynı şey lisan gelişiminde de görülür. Lacan için önemli olduğu için kısaca değineceğim.

Sağlıklı olarak gelişen bir çocukta,  ilk anlaşılır kelimelerin ifâde edilme yaşı 8’inci ilâ 18’inci aylar arasındadır. 18’inci aydan itibâren sesli hârfler telâffuz edilmeye başlanır. 12 ilâ 24 aylık bir çocuk bir veya iki kelimelik cümleler kurabilir. 24 aylık (2 yaşındaki) bir çocuğun kelime dağarcığı yaklaşık üç yüze ulaşır. Bilişsel ve sosyal açıdan sağlıklı olduğu hâlde, 24 ayını doldurmuş bir çocuğun kelime dağarcığı elli kelimenin altındaysa, sözel ifâdeye dayalı lisan yeteneği geri olarak değerlendirilir. Bu şekilde olup, kelimeleri cümlede birleştiremeyen çocuklar ilk aşamada “geç konuşan çocukolarak değerlendirilir. 3 yaşına gelen bir çocuk ise artık ortalama olarak 900 kelimeyi telâffuz edebilir. Belli başlı sıfatları, zarfları ve şahıs zamirlerini kullanmaya başlar. Lisan, sosyal etkileşim amacıyla kullanılmaya başlanır. Üç ilâ beş yaşlarında geçmişte yaşanan olayların ifâde edilmesi ve bunların güncel olaylarla ilişkilendirilmesi yapılabilir.

Okul öncesi dönemde ise lisan artık, mantık yürütme, sorun çözme, düşünce ve eylemleri ifâde etmek amacıyla kullanılır hâle gelir. 4 yaşına kadar, seslerin tamamı doğru telâffuz edilebilir hâle gelmelidir. Dilbilgisi kurallarının temeli atılır. 6-7 yaşından itibaren semantik ve linguistik tam olarak oturur. 7 yaşından itibâren lisanın hâkim olduğu bütün sesleri çıkartabilme yeteneği yerleşir.

Bundan sonra eşlik eden telâffuz sorunlarında, Fonolojik Bozukluk teşhisi koyulur. 2.5 ilâ 3 yaşları arasında düşünme hızı kelime hazinesinin üzerinde olduğu için geçici bir dönem fizyolojik kekemelik ortaya çıkabilir. Bu durumun birkaç ay içinde düzelmesi beklenir.

Dört yaşından sonra ısrar eden kekemelik belirtileri patolojiktir. Sağlıklı çocuk gelişimine ait özellikleri vurgulamamın sebebi, ailelerin bâzen bilişsel ve sosyal açıdan sağlıklı olan çocuklarıyla ilgili olarak ilk üç yaşta gereksiz yere paniklemeleri, bununla beraber bâzılarının da gerektiği hâlde vurdumduymaz olmalarıdır.

Diğerleriyle ilgili bilgilere ulaşmak için ise yerli ve yabancı pek çok eser var ama bahsettiğim Psikanalizm’in kurucusu olan kişilerin ısrarla gizlenen ve teorilerini de etkileyen bâzı özelliklerini açıkladım.

Bunları ne kimseleri yermek, ne de övmek amacıyla yazdım.

Sâdece iyice mistifiye edilmeye başlanan bir konuyu iyice incelemek, irdelemek ve anlamak, anlatmaktır amacım. Müsaadelerini alarak, Psikolog Yavuz Ertenve Psikiyatr Saffet Murat Tura’ya yönelik bâzı eleştirilere yer verdim (Yavuz’a aynı eleştiriyi daha önce neşredilen kitabımda da [2011] yapmıştım; hiç de düşmanlık etmedi ve Ulusal Aile Terapileri Kongresi’nde de birbirimizin konuşmalarını dinledik, kucaklaşıp hasret giderdik; bu kitapta da aynı bölüme yer verdim). Bunlar bir bilimsel tartışmada en normâl şeydir…

Buradaki bütün bilimsel varsayımlar, teoriler ve iddialar, tabii ki benimkiler de dâhil, yanlışlanabilir hüsn-i zanlardan (goodwill suppositions) ibârettir. Buna mukabil, kişilerin hayatları ve özellikleri hakkındaki bilgiler literatürdeki bilgilerden derlenmiştir.

Freud’la başlayıp devam eden Psikanaliz akımının ne kadar bilimsellikten uzak olduğu ama ne kadar da câzip bir Yeni Çağ dini olarak kitleleri arkasından sürüklediği bir vâkıadır. Psikanalitik yöntemlerle iyileşen, salâh veya şifa bulan hemen hiçbir gerçek hasta yoktur! Bilimselliğin hiçbir tanımına uymayan ama büyüsel düşünce ve sübjektiviteyi sonuna kadar beslediği için, her geçen gün yeni guruları da ortaya çıkan bir inanç sistemidir. Tıpkı diğer dinler gibi, farklı mezheplerin mensupları da zamanla diğerlerini dışlar ve düşman ilân eder hâle gelmiştir ve gelecektir…

Ayrıca, ciddi bir ekonomik pazar da oluşturmaktadır yukarıda anlattığım gibi. Herkes birilerini analiz etmekte, bununla ilgili kurslara ve sertifikasyon programlarına gidenler gittikçe artmaktadır.

Peki, yasaklasak mı şu Psikanaliz’i?

Bu ancak bir şaka olabilir. Çünkü her dinin kendi mürşitleri, müritleri ve tâlipleri vardır.

Belki de en önemli nokta, bu işi yapanların denetim altına alınmaları zaruretidir. Çünkü gerçekten hasta olup da psikiyatrik yardıma muhtaç olan nice acı içerisindeki insanın tedavisiz kalması, zaman ve para kaybı, en önemlisi de ümitlerinin tükenmesi, hâttâ intihar etmeleri mutlaka önlenmelidir.

Bu da, bir psikiyatr tarafından muayene edilmeyen hiçbir hastaya Psikanaliz yapılmaması sınırlamasıyla kontrol altına alınabilir de…

Peki, zâten psikiyatr olup da gerçek hastalara bu yöntemi tatbik edenlere ne olacaktır?

İşte, etik ve öz-denetim burada işin içine giriyor…

Herkesin başına bir vicdan polisi dikemezsiniz ki!

***

SIGISMUND FREUD’UN ÜNLÜ VAK’ALARININ İÇYÜZÜ

KÜÇÜK HANS

Freud’un konsültanlığında babası tarafından analiz edilmiş (1909) beş yaşında bir çocuktur. Hans’ın atlar tarafından ısırılma veya yolda giderken yere düşeceğine dâir korkuları mevcuttur. Bu durum, babası tarafından, annesine yönelik cinsel arzuları sebebiyle babası tarafından kastre edilme korkusu olarak yorumlanmıştır.

Freud bu vak’ayı kendi Oedipus Kompleksi teorisine bir delil olarak sıklıkla ileri sürmüş, ancak Hans’ın kendisi dahi sonradan bu yoruma katılmamıştır.



Hans’ın anksiyetesine katkıda bulunan pek çok başka sebebin mevcut olduğu son derece nettir: Semptomları ortaya çıkmadan önce tonsillektomi operasyonu (bademcik ameliyatı) geçirmiştir ve o dönemde cerrahlar böylesine bir operasyon geçirecek olan bir çocuğun duygusal ihtiyaçlarına karşı hassasiyet göstermemektedir.

Gerçekte de Hans, pipisini ellediği takdirde onu kesmekle kendisini tehdit etmekte olan annesinden daha fazla korkmaktadır. Annesi onu aynı zamanda dayakla ve terk etme senaryolarıyla tehdit etmektedir.

Gerçekten de, bu analizden kısa süre sonra anne ve babası boşanır ve annesini sâhiden de kaybeder. Freud ise bu durumu kendi vak’a sunumunda ifâde etmemiştir. Bu vak’a, Oedipus Kompleksi’ni desteklemekten ziyâde, Hans’ın korkuları daha çok tonsillektomi şeklinde bir fiziksel zarar ve dövülme, terk edilme ve kastrasyon tehditleri ile ilgilidir.

Zâten bütün çocuk psikiyatrlarının bildiği gibi, bu yaşlarda sebepli sebepsiz korkuların, fobilerin görülmesi mutattır.

DORA

Genç bir hanımdır. Freud onun semptomlarını, kendi babası ve karısı babasıyla ilişki içinde olan yaşlı bir adama yönelik bilinçdışı Oedipal-cinsel arzularının bir örneği olarak yorumlamıştır (1905). Freud’un izahına göre bütün bu kişiler, kendi ihtiyaçlarını tatmin etmek üzere Dora’yı tuzağa düşürmüştür. Yaşlı adam 13 yaşında iken onu iki kere sedükte etmiştir. Bu esnâda annesi kendi temizlik kompulsiyonlarıyla meşgul olduğu için Dora’yı koruyamamıştır. Gerçekte Dora’nın istediği şey kendi Oedipal arzularının tatmin edilmesi değil, bütün bu yetişkinlerin kendisini kullanmayı ve bu konuda yalan söylemesini engellemektir!


İSMİ MEÇHÛL BİR GENÇ KIZ

18 yaşında bir genç kız, babası tarafından, “sosyete hanımefendisi” veya “koket” olarak tanımlanan yaşlı bir hanıma yönelik bağlılığı sebebiyle, homoseksüalitesinin tedavisi için Freud’a getirilir. Babasının onları yolda yürürken yakalaması ve kızgın şekilde bakması, kızda intihar teşebbüsüne yol açmıştır.

Freud’un bu genç kızla çalışması tamamen kendisinin işine gelecek yorumlar yapmak ve kişisel ihtirası ile ilgilidir ama bu arada, kızın yaşlı kadına olan bağlılığını anne sevgisi arayışına bağlamakta da haklıdır. Zira annesi kendi üç tâne oğluna aşırı şekilde düşkünken, kendi kızına ters davranmaktadır. Babası, Freud’un nezdinde “değerli” ve “yumuşak kâlbli” bir insan olmakla beraber homoseksüaliteye öfkelenmiş ve bu duruma şiddetle karşı çıkmıştır.

Freud bu ailevî dinamikleri açığa çıkardıkça, genç kadın terapiye olumu cevap verir, bu analizin ona mutlu bir hayat sağlayacağına dâir umutlanır; Freud’u parental bir figür olarak kabûllenir.

Ancak, Freud, olayı bu noktada bırakamaz. Kardeşleriyle olan rekabetini “penise imrenme” olarak yorumlar ve kendisinin “gerçekte bir feminist olduğunu” ileri sürer. Hasta, bu noktada geri çekilir. Pozitif rûyaları kaybolur. Freud, bu çok kritik noktada onu “yalancı ve dirençli biri” olarak karakterize edip, tedaviye âniden son verir!

KURT ADAM

Wolfman” zengin bir Rus âileden gelen ciddi ruhsal sorunları olan genç bir adamdır. Gerçekle bağlantısı zayıf, hipokondriyak ve depresif belirtileri olan, hayatının hemen hemen her alanında işlevsellikte sorun yaşayan bir insandır (1918). Çocukluğunda, ağaçta oturmakta olan kurtların kendisini yiyeceğine dâir korkuları barındıran rûyaları sebebiyle “Kurtadam” rumuzuyla anılmaktadır. Bu vak’ayla ilgili olarak, Freud, çocukların bir buçuk yaşındayken kendi ebeveynini anal birleşme esnasında yakaladıktan sonra gece korkuları yaşayacağına dâir bir makale yazmıştır.

Bundan hareketle, Freud, “ilk sahneye tanık olmanın” olumsuz etkilerine dâir teorisini geliştirir, hastasının semptomlarının çoğunu “infantil seksüalite” ile açıklama çabasına girer.

Hâlbuki hastanın kendi bakış açısı da dâhil, sonraki birçok hikâye, bu spekülasyonların geçerliliğinin mümkün olmadığına işaret etmiştir. Hastanın yoğun psikiyatrik bozukluğunu doğrudan izah edebilecek başka delil mevcuttur. Rûyaları gördüğü dönemde sıtma hastalığından mustariptir. Korkuları bu hastalıkla ilgili olan ateşli hâli nedeniyle ortaya çıkmış olabilir.

Babası da gerçek anlamda hayatında olmayan bir kişidir. Annesi ise çocuğuna yakın olamayan depresif bir insandır. Değişken nitelikteki bakıcılar tarafından yetiştirilmiştir. Büyük ablası onunla ilgilenmiş olmakla beraber eziyet de etmiş olup, yetişkin olmasından kısa süre önce intihar etmiştir.

Freud, Kurtadam’ı inatçı bir bebek olarak görmüş, “infantil nöroz” hakkındaki yorumlarını kabûl ettirmek için onu zorlamış ve kandırmış, ilişkilerini sonlandırma tehdidiyle son bir tarih belirledikten sonra onu bu yorumlarının doğru olduğuna dâir itaat ettirmiştir.

Bu, Freud’un, hastalarının kendisini, yâni onlar için çok önemli hâle gelmiş olan bir insanı kaybetme tehdidinden ne kadar etkilendiklerinin farkında olmamasının bir örneğidir.


SIÇAN ADAM

Sıçan Adam’a (Ratman), âşık olduğu kadına ve ölmüş babasına yönelik sıçanlarla ilgili sadistik bir işkence uygulanacağına dair obsesif bir düşüncesi olduğu için bu isim verilmiştir (1909). Bu fikri bir seri kompulsif ritüeli, kelime oyunları ve dualarla engellemeye çalışmıştır. Bu sebeple psikanaliz yapması için Freud’a müracaat eder.

Freud, kendisinin bütün kitaplarını okumuş olup, tedaviye riayet eden bu adamı pek sevmiştir. Beraberce, söz konusu olan karmaşık obsesyonların ve kompusiyonların anlamını çözmeye çalışırlar; Freud’un özellikle iyi olduğu ve keyif aldığı fikir ve kelimeler üzerinde dururlar. Freud, oğlunun hayatını ciddi şekilde kontrol etmekte olan hastanın annesini âcilen devre dışı bırakır.


Aynı zamanda etkileyici yeteneğiyle, oğlunu 3 yaş gibi küçük bir yaştayken dövmüş olan “askerî tavırlı” babanın hasta üzerindeki tesirinin de üzerinde hiç durmaz. Hastanın kendisinden altı yaş büyük olan ablasına çok yakın olduğunu, beraberce cinsel oyun oynadıklarını, ablasının bundan sonra hastalanıp öldüğünü bildirmiş, cinsel itkilerine kapıldığı takdirde ne olacağı korkusuna dehşetengiz bir gerçeklik payı vermiştir.

BÂZI KAYNAKLAR

Breger L (2012) Freud: Darkness and Vision. Psychodynamic Psychiatry;40(2):211-242.

Doksat MK (2011) Neden Psikanaliz? Bireyi ve Evreni Anlamaya Yönelik Mütevâzı Teşebbüsler. İstanbul: Sokak Kedisi, Omnia.

Doksat MK (2007) Evrimsel Psikiyatri. Psikiyatri Temel Kitabı. Köroğlu E, Güleç C, editörler. Ankara: HBY Basım Yayın, 733-752.

Doksat MK (2008) Evrimsel Psikiyatri. Prof. Dr. Ayhan Songar II. Davranış Fizyolojisi Sempozyum Kitabı. Uğur M, Balcıoğlu İ, editörler. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Sürekli Tıp Eğitimi Etkinlikleri. Sempozyum Dizisi No: 66, 111-153.

Feist J, Feist JF (2002) Theories of Personality, 5th Edition. New York: McGraw-Hill Higher Education.

Fisher S, Greenberg RP (1996) Freud Scientifically Reappraised: Testing the Theories and Therapy. New York: John Wiley.

Fisher S, Greenberg RP (1977) The Scientific Credibility of Freud’s Theories and Therapy. New York: Basic Books.

Fisher S (1985) The Scientific Credibility of Freud’s Theories and Therapy. Columbia University Press.

Forrester J (2000) Freud Savaşları, Psikanaliz ve Tutkuları. Atalay H, tercüme eden. İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Freud A (1986) Ego Savunma Mekanizmaları. Erim Y, tercüme eden. İstanbul: Bağlam Yayınları.

Freud S (1996) Düşlerin Yorumu, II. Cilt. Kapkın E, tercüme eden. İstanbul: Payel.

Freud S (1996) Olgu Öyküleri, II. Cilt. Eğrilmez A, tercüme eden. İstanbul: Payel.

Freud S (1998) Olgu Öyküleri, I. Cilt. Kapkın E, tercüme eden. İstanbul: Payel.

Freud S (2001) Düşlerin Yorumu, I. Cilt. Kapkın E, tercüme eden. İstanbul: Payel.

Freud S (2002) Totem ve Tabu. Sel KS, tercüme eden. İstanbul: Sosyal.

Gellner E (1985) The Psychoanalytic Movement: The Cunning of Unreason. A critical view of Freudian theory. London: Paladin.

Gençtan E (1989) Çağdaş Yaşam ve Normaldışı Davranışlar. İstanbul: Remzi Kitabevi.

Gençtan E (1990) Psikanaliz ve Sonrası, 4. Basım. Büyük Fikir Ki¬tapları Dizisi: 84, İstanbul: Remzi Kitabevi Yayınları.

Gerald DC, John NM (Dağ İ, editör) (2004) Anormal Psikolojisi. Türk Psikologlar Derneği Yayınları: Ankara.

Gerevich J. Binarisms, regressive outcomes and biases in the drug policy interventions: a theoretical approach. Subst Use Misuse; 2005;40(4):451-72.

Gilman SL (1994) The Case of Sigmund Freud – Medicine and Identity at the Fin de Siècle. Baltimore: The Johns Hopkins University Paperbacks Edition.

Grünbaum A. Is Freudian Psychoanalytic Theory Pseudo-Scientific by Karl Popper’s Criterion of Demarcation? American Philosophical Quarterly 1979;16,Ap 79:131-141.

Grünbaum A (1985) The Foundations of Psychoanalysis: A Philosophical Critique.California: University of California Press.

Grosskurth P (1985) Melanie Klein: Her World and Her Work. Hodder and Staughton.

Guntrip H (2003) Şizoid Görüngü, Nesne İlişkileri ve Kendilik. Babacan İ, tercüme eden. İstanbul: Metis Yayınları.

Harris M (1994) Yamyamlar ve Krallar, Kültürlerin Kökenleri (Cannibals and Kings, The Origin of Cultures). Gümüş MF, tercüme eden. İstanbul: İmge Kitabevi.

Gülenç K, Kulak Ö (2012) Marx’ın Hayalleri. Marksist Düşüncede Diyalektik Bir Yolculuk. İstanbul: Kalkedon Yayınları.

Jones E (2003) Freud Hayatı ve Eserleri. Kapkın E, Kapkın AT, tercüme edenler. İstanbul: Kabalcı Yayınevi.

Kaslow FW (editor) (2002) Comprehensive Handbook of Psychotherapy. New York: John Wiley & Sons, Inc.

McGuire W (ed) (1979) The Freud/Jung Letters – The Correspondence between Sigmund Freud and CG Jung. Manheim R, Hull RFC, translators. England: Penguin Books.

Osborn R (tarih belirsiz) Marksizm ve Psikanaliz. Maden S, tercüme eden. İstanbul: Günebakan Yayınları.

Sadock BJ, Sadock VA, Ruiz P (editors) (2009) Kaplan & Haddok’s Comprehensive Textbook of Psychiatry, Ninth Edition. Philadelphia, PA: Lippincot Williams & Wilkins.

Storr A (2001) Öteki Peygamberler. Day A, tercüme eden. İstanbul: Okuyanus Yayın.

Tura SM (1989) Freud’dan Lacan’a Psikanaliz. İstanbul: Ayrıntı Yayınevi.

Tura SM (2005) Günümüzde Psikoterapi. İstanbul: Metis Yayınları.

Tura SM (2010) Freud’dan Lacan’a Psikanaliz, Dördüncü Baskı. İstanbul: Kanat Kitap.

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    Yasta, kaybedilen nesnenin gölgesi benliğin üzerine düşer Pazartesi, 08 Ekim 2012

    Kötü yazınız hakkında

    Böyle komplo teorileriyle yaklaşacağınıza, bir divana uzanıp fikirlerinizi ilk elden neden sınamıyorsunuz?
    Bu aşırı saldırmalarınız bir "negatif idealizasyona" işaret ediyor, farkında mısınız? Yani kötüleseniz bile psikanalizi merak ettiğinizi, hatta bir açıdan ona hayranlık duyduğunuzu ve onunla zihinsel bağınızı sürdürdüğünüzü ima ediyorum. Çünkü umursamadığımız, önemsemediğimiz şeyler hakkında yazılar yazmayız. Daha önceki başka yazılarınızda da psikanalize yönelik bu ambivalansınız çok net görülüyordu.
    İyi de bu utanılacak bir şey değil ki zaten. Yalnızca bu ambivalans nerden geliyor diye bir sormak lazım kendimize o kadar. Zaten Freud da, "en iyi hasta psikanalize iyimser bir şüphe taşıyandır" der. Psikanalizi göklere çıkaran veya yerin dibine sokanlar ise analizde çözülmesi daha güç aktarım durumları yaşarlar.

    Ben psikanalizden geçmekte olan ve Freud'un 6000 sayfalık tüm külliyatını okumuş biri olarak; size yönelik baskın duygum alaycı bir öfkeydi. Fakat giderek görüyorum ki sizin ciddi bir duyulma ve dinlenilme ihtiyacınız var ve sizin için üzülmeye başladığımı itiraf etmeliyim. Çünkü kendinizi duyurmak istediğiniz asıl camia (psikanaliz camiası) sizi dikkate almıyor; ve -bu sözlerim için kusura bakmayın- ama yazdıklarınız gerçekten çok gülünç.
    Lütfen bence bunlarla uğraşacağınıza bir divana uzanın; rahatlarsınız, dahası sözünüzü kesmeden 45 sizi dinleyen, size değer veren ve tüm saldırılarınıza rağmen -benim aksine- size karşı saldırı yapmayan birine sahip olursunuz; ki zaten böyle birine insan ancak hayatta iki defa sahip olabilir. Birinicisi Klein'ın dediği gibi bebeklikte: Yeterince iyi anne, bebeği onun memesini ısırdığı için ona karşı saldırıda (misilleme) bulunmaz. İkincisi de psikanaliz divanında zaten.
    Yani ben diyorum ki Kerem Bey; yaşam kısa. Ivır zıvırla uğraşmaktansa iç dünyanıza bir yönelin yahu. Sandığınız gibi bir zararı da yok.

    MKD: :)

  • Misafir
    Endi Pazartesi, 03 Mart 2014

    Farklı isimleri okuyun

    Tamamen üçüncü bir gözle diyorum ki, her iki taraf da biraz Guattari okumalı. Deleuze ile Guattari'nin psikanalizle ilişkisi, alışılmışın dışında. (Freud'a, Lacan'a dair şeyler de bulabileceksiniz onları okurken tabii.) "Psikanaliz = Freud" algınızı da değiştirir böylelikle.

  • Misafir
    altuğ koraltan Salı, 10 Aralık 2013

    Psikanaliz bu yazıda yazılandan farklı bir şey.

    Benden önce davranmışsınız. Yazarın psikanaliz ile tanışıklığını bilmiyorum ancak 2 farklı terapi yöntemi deneyip, aşamadığı oldukça fazla sorunu psikanaliz sayesinde aşmış biri olarak analizi, sadece bir tedavi yöntemi değil aynı zamanda insanın kendini tanıma serüveni olarak görüyorum. Ben biim insanlarının bir başka yönteme ya da kurama bağnaz bakışını onaylamıyorum.

    Saygılarımla,

  • Misafir
    Pınar Hanım Perşembe, 11 Ekim 2012

    teşekkür

    Zaman ayırıp detaylı tarihçeyi, 'olması gerekenleri' bizimle paylaştığınız için teşekkür ederim. Zevkle okudum.

  • Misafir
    Tülin Cuma, 12 Ekim 2012

    ?

    Psikanalizi uygun görmediğiniz halde ona ne kadar çok zaman ayırdığınızın farkında mısınız? Bunun nedenini hiç düşündünüz mü?

    MKD: :).

  • Misafir
    Gökhan Cuma, 09 Kasım 2012

    Niyet

    Belki de en önemli nokta, bu işi yapanların denetim altına alınmaları zaruretidir. Çünkü gerçekten hasta olup da psikiyatrik yardıma muhtaç olan nice acı içerisindeki insanın tedavisiz kalması, zaman ve para kaybı, en önemlisi de ümitlerinin tükenmesi, hâttâ intihar etmeleri mutlaka önlenmelidir.

    Bu da, bir psikiyatr tarafından muayene edilmeyen hiçbir hastaya Psikanaliz yapılmaması sınırlamasıyla kontrol altına alınabilir de…

    En baştan bunu söyleseydiniz keşke. Tüm yazıyı okuyup zaman kaybetmezdim.

  • Misafir
    Dogruluk Pazar, 25 Kasım 2012

    Psikiyatristin yaptığı psikanaliz

    Merhaba, ben bir hastayım.
    Psikoterapi gördüm; psikoterapi bugünle ilgileniyor.
    Psikanalizi filmlerde görmüştüm; çocukluğu inceliyor, ordaki problemi buluyor ve bulunca da sorun çözülüyor (gerçi sorunu bulunca çözülmüyormuş, bir şeyler daha gerekiyormuş).
    Benim problemim 17 aylıktan geliyor.
    Psikanaliz derneği var, sadece psikiyatristler ve psikologların adı var (psike istanbul)
    Neyse...
    Acaba doğru mu anladım:
    Birinci grup psikanalistler var; doktor olmayanlar
    İkinci grup psikanalistler var; doktor olanlar, yani psikiyatristler
    Bence, açtığınız tartışma son derece doğrudur, eleştiri tabii ki olacak, doğru zâten tartışılarak bulunur. Özellikle bu konu çok önemli, çünkü bu tedaviler ilâçlı veya ilâçsız binlerce lira tutuyor ve ben dâhil birçok insan parası olmadığı için tedavi şansı bile yakalayamıyor.

    Sorum şu: Psikiyatristlerin uyguladığı psikanalize de mi karşısınız? Eğer öyleyse neden?

    Ben dâhil, insanları çocuklukta yaşadığı bir travma nedeniyle oluşan bozukluk şu an devam ediyorsa, travmanın başladığı yeri bulup orada yok etmek bana mantıklı geliyor.

    MKD: Eğer bu yazdıklarınızın yüzde birini Psikanaliz başarabilseydi, hiç bir lâfım olmazdı. Psikanalizle tedavi olmuş tek bir kişi bulamazsınız.

  • Misafir
    altuğ koraltan Salı, 10 Aralık 2013

    Eksik bilgi ile yargıya varmayın

    Psikanaliz ile tedavi olmuş tek bir kişi bulamazsınız diyebilmeniz için analiz görmüş herkes ile tek tek görüşmüş olmanız gerekir. Düşünceniz yanlış maalesef. Saygılar.

  • Misafir
    Kaan Özsayıner Pazartesi, 03 Aralık 2012

    Şaşırdım, yazınızın devamını okuyacağım

    Bu yazdıklarınıza son derece şaşırdım. Kendimi ters köşeye planjön yapmış kaleci gibi hissettim. Ben biliyorum ki daha doğrusu sezgilerim bana diyor ki; siz bir çok ateşli psikanaliz savunucusu psikoterapistten çok daha iyi Freud’u onun psikanalizini teknik mânâda biliyorsunuz. Biliyorsunuz ve belki gençliğinizde bu yöntemleri sizde tecrübe ettiniz. Ve yine belki sonuçların olumlu olmadığını test ettiniz.

    Daha önceki yazılarınızda yoga ve benzeri Uzakdoğu meditasyonları için "batının yeni çağ dini" tanımını kullanmıştınız. Bu konuda size katılıyorum. Ancak düşünüldüğünde tüm uğraşlarımız bir yeni çağ dini olarak nitelendirilebilir. İnsan kadim dinlerden uzaklaştığı için zamanının çoğunu seküler yada en azından akıl yürütme yöntemi ile kuralları çizilmiş yapılar ile daha fazla vakit geçirebiliyor. Hobilerine vakit harcayabiliyor. İnteraktif sanal dünya ile uğraşıyor. Sizin önermenizden yola çıkarak Yeniçağ dininin ibadeti olarak internette sörf yapmayı sayabiliriz. Televizyon seyretmekte başka bir ibadet sayılabilir. Yeni çağ dini paradigmanız doğru bir önerme olsa dahi argüman olarak çok güçlü gelmedi bana psikanaliz özelinde.

    Şahsi kanaatim psikanaliz psikoterapi sırasında danışanı veya hastayı çözmeye yarayan bir yöntem. Sonrasında psikoterapist istediği doneleri eline geçirdikten sonra geldiği ekolün yöntemleri ile psikoterapide devam edebilir. Yazınızda belirttiğiniz örnekte olduğu gibi size gelen hastanın kapıdan girmesi ile başlayan süreçte sizde psikanaliz yöntemlerinden faydalanmıyor musunuz?

    Bir bilim adamı bir kuramın kurucu ise bu aynı zamanda onun yolun başında olduğunu gösterir. Frued'tan sonra psikanaliz yöntemi geliştirilemedi ise bunda Freud’un sorumluluğu ne kadardır? Freud insan davranışlarının kökeninde yatan nedenleri araştırmış ve bu araştırması sırasında pek de etik olmayacak düzeyde hasta kabulü yapmıştır. Bu hastalar bir çeşit kobaydır. Ve maalesef bunu farkında bile değillerdir. Aynı sebeple onayları da istenmemiştir. Bu gayri etik durum bile bu gün Freud’un bilime katkıda bulunduğu gerçeğini değiştiremez değil mi?

    Saygı ve sevgilerimle...

    MKD: Cevap şimdi mekâna geliyor...

  • Misafir
    o.t. Pazartesi, 25 Mart 2013

    !

    tıp fakültesi mezunları dışında yalnız klinik psikoloji mezunlarının psikanalist olabildiğini bilmemeniz çok şaşırtıcı.

    MKD: Hiç dokunmadım...

  • Misafir
    cengiz Pazar, 26 May 2013

    tedavi

    erkek kardeşim 43 yaşında orta derecede zeka özürlü (IQ=50) 2 yıldır evli yalnız evlilikte erkeklik görevlerini tam olarak yerine getiremiyor bunun için gittigimiz dokdorlardanda pek bir sonuç alamadık son 1 yıldır aile içinde penisini gösterip küçücük kalmış bitmiş beni öldürecekler ben deli degilim herkes benle alay ediyor vb. şeyler söylüyor nasıl bir yol izlememizi önerirsiniz.bu hastaya yardımcı olurmusunuz bu hastaya psikanaliz yada psikoterapi yapmayı uygun bulurmusunuz.Cevabınızı bekliyorum hocam saygılar...

    MKD: Zekâyı arttıracak hiçbir ilâç vs. yok ama kendisinden beklenen rolü onun kaldırabileceği düzeye çekmeniz şart. Muhtemeen çok fazla zorlanıyor ve buna da kızıyor. Ayrıca depresyonu da olabilir. Mutlaka iyi bir psikiyatrik yardım almalı. Saygılar...

  • Misafir
    pasaklıblues Pazar, 01 Eylül 2013

    Popper ve Neo-pozitivizmi

    Hocam selamlar, yazınızı ilgiyle okudum gerçi yaklaşık 3-4 yıl önce bu tartışmaya dolaylı yoldan tanık olmuştum (popper'in bilimsellik kriteri ile marksizmin ve psikanalizin eleştirilmesi) ben işim marksizm kısmına ilgi duyduğum için hatırı sayılır bir araştırma yaptım ve popper'in neo-pozitivizminin de çok sağlıklı olmadığı fikrine ikna oldum..bir şeyin yanlışlanabilir olması evvela deneye tabi olaabilmesini gerektirir sosyal teoriler ise hemen anında deneylenemezler mesela ekim devriminden önce acaba sosyal bilimcilerin yaptıkları türde anketler yapılsa idi işçilerin sınıfsal tutum ölçeği mesela ne çıkardı? marksizmin iddialarının aksine bir sonuç çıkması beni şaşırtmazdı çünkü bu tip kitle hareketleri tam da Marks'ın ciltlerce anlattığı tarihsel materyalist birikimle ortaya çıkan süreçlerdir öyle analitik istatistiksel şeylerle açıklaması zordur eee o zaman demek ki burada yanlışlanabilirlik dediğimiz şey laboratuvar deneylerinden daha üst düzeyde olmalıdır zira popper'de Evrim Teorisi konusunda bildiğiniz gibi çuvallamıştır..efendim önce bilimsel bulmamış sonra vazgeçmiş düzeltmil filan -komik açıkçası- ..

    Freud ve psikanaliz ile ilgili eleştirileriniz ilgi çekici yalnız bu konuda bildiğim kadarıyla Freud'un bazı kuramları teste tabi tutulmuş -yer değiştirme, bastırma vs-... Sanki, Freud'un özellikle bilinçaltı, rüyaların analizi gibi kuramlarının günümüz beyin ve sinir bilimi ışığından tekrar ele alınması gerekmez mi?

    MKD: Tabii ki bilemiyorum ama Freud bilinçaltı terimini hiç kullanmamıştır efendim

  • Misafir
    Augiemarch Cumartesi, 24 Ocak 2015

    Freud ve Bilinçaltı

    Değerli Hocam,
    Freud bilinçaltı kelimesini hiç kullanmamıştır demişsiniz ancak bildiğim kadarıyla (İngilizce'sini okudum) Freud'un tüm eserlerinde birçok yerde subconscious kelimesi kullanılıyor. Özellikle Histeri Çalışmaları'nda 10 kez, Rüyaların Yorumlanması'nda 1 kez, Gündelik Yaşamın Psikopatalojisi'nde 1 kez, Bilinçdışı'nda 1 kez, Pskanalize Giriş Dersleri'nde 1 kez ve The Question of Lay Analysis'de de 1 kez olmak üzere toplamda 15 kez subconscious kelimesini tam da bilinçaltını tarif ederek kullanmıştır.
    Saygılar
    Erdal Bodur

    MKD: Çevrilerde bu oluyor, Rahmetli Peder de zaman zaman kullanmış (şuuraltı olarak). Doğrudur ama galatı meşhur. Haklısınız....

  • Misafir
    pasaklıblues Pazar, 01 Eylül 2013

    popper ve neopozitivizmi

    Ne demek istediğimi sanırım anladınız işin külliyatını sizin kadar bilmem mümkün değil gerçi Freud diyince akla hemen id-ego-süperego geliyor hatta dürtü kuramını anlatan bir kitapta bilinçaltı aşağı bilinçaltı yukarı gidiyordu.. Bu arada önceki iletimde yazmayı unuttum Freud ve tezleri marksistler açısından sorunludur yapısalcı marksistler (avrupalı akademik masabaşı marksistleri) daha çok itibar etmekte olup bilhassa bizim ülkemizde de (özellikle 70 kuşağı) itibar görmemekte olup hele hele Sovyetler tarafından tamamen müfredat dışı bırakılmıştır..Marksistler Freud'u çok sever ideolojik bir bağları da vardır şeklinde genelleme yapmak oldukça yanlış olacaktır..(kim yapıyorsa artık)

    Yine unutmadan, Popper ve onun dandik Açık Toplum ve Düşmanları kitabını okuduysanız bilirsiniz... onun yavan analojilerle marksizmi karikatürize etmesini pek beğenen yerli liberallerimiz kemalizme de benzer analojilerle saldırmaktadırlar.. Atatürk = Peygamber, Nutuk = kutsal Kitap, Anıtkabir = kabe, kemalistler = mümin ...diye gider...ha bir de altı ok ve güneş-dil teorisini yanlışlanamaz diyip Atatürk'e de totaliter damgası vurdunuz mu iş bitmiştir..bu yüzden bu tip sorunlu ve her şeyi karikatürize eden popperci neo-pozitivizm anlayışını tekrar gözden geçirmenizi naçizane öneririm..

  • Misafir
    altuğ koraltan Salı, 10 Aralık 2013

    İntihar vakaları vs psikanaliz ile kurduğunuz bağlantı

    Aynı şekilde, tekrarlayan intihar girişimleri olan bir vak’aya 8 sene Psikanaliz yapılmasına rağmen 4 (dört) kere daha aynı denemeyi yapmasının sebebini sorduğunuzda aynı cevabı alırsanız ve bu hastanın âdeta taparcasına Psikanalisti’ne devam ettiğini fark ederseniz acaba ne yaparsınız?

    Bende borderline kişilik bozukluğu olan hastalarda hangi yöntemin intihar tehlikesini tamamen ortadan kaldırabiliyor merak ediyorum Bildiğim kadarı ile % 6 civarında hasta intihar ediyor. Yani ilaç dahil diğer terapi yöntemlerini kastediyorum.

  • Misafir
    gizem Perşembe, 19 Aralık 2013

    psikanaliz

    Dünyaca kabul edilen böyle bir kuramı bu şekilde eleştirmeniz garip.insanların duygu durumu ve yaşantılarının şu ana etkilerini soyut yorumlarla çok güzel izleyebiliyoruz.Çocuklarla çalışırken resimlerinden oyunlarından,yetişkinlerde rüyalarından dil sürçmelerinden bilinç dışındaki malzemeye bizim anlayabildiğimiz kadar ulaşabiliyoruz.Hiç bir kuram bize bu derece insanı yorumlama süreci vermez tabi kişisel görüşler değişir ancak birçok psikanalist tanıyorum hatta hocalarımdır ve vakalarına ne kadar saygıyla yaklaştıklarına şahidim.yaşı kaç olursa olsun çok büyük ilerlemeler kaydeden vakalar gördüm psikanalitik yönemle.Bu sebeple bu kurama gerçekten eğitimini adamış senelerini Sigmund Freud un kitaplarını okuyarak geçirmiş insanlara bu kadar sabit yorumlar yaparak haksızlık ettiğinizi düşünüyorum.

    Saygılarımla

  • Misafir
    ibrahim Çarşamba, 31 Aralık 2014

    tek soru

    Ben nevrotik bir obsesif komplusif kaygi bozuklugu ceken birisiydim. 5 yila yakindir vardi bu bende. Kullanmadigim ilac gitmedigim "psikolog" kalmamisti, ama sans eseri bir psikanaliste rastladim. Kendisi 6 sene tıp, 4 sene psikoloji ve 8 sene de psikanalizm tahsisi yapiyor.

    Soyle soyleyeyim,

    Konusamamaktan konusmamayi secmis birisiydim. Komplusyonlar yuzunden normal hayattan kopuyordum. Intihar tesebbusunde bulunacaktim, ucundan dondum. Kisaca cok agirdim.

    simdi kendimi gecmise nazaran tuy gibi hissediyorum.
    MKD: ?

  • Misafir
    Müge Gürsan Cumartesi, 24 Ocak 2015

    Yardım

    merhaba. eğer sakıncası yoksa tedavi gördüğünüz psikanalistin ismini paylaşabilir misiniz. aynı rahatsızlığı yaşıyorum. yardımcı olursanız sevinirim.

    MKD: Görmüyorum ki...

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazar, 22 Ekim 2017