Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

ŞEKER HASTALIĞI

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 562 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Sevgili Mekâncılar,

Şeker hastalığının ismi sifondan gelir.

Çok su içmek, çok acıkmak, sık idrara çıkmak, Açlık Kan Şekerindeki

dengesizlik nedeniyle oluşan diyabetin tipik belirtileri arasında iştahsızlık,

hâlsizlik, çabuk yorulma, bulanık görme, açıklanamayan kilo kaybı, kaşıntı,

inatçı bulaşıcı hastalıklar ve başka birçok bulgu şeker hastalığının belirtisi

olabilir.

 

Diyabetli kişinin hastalığını ve kullandığı ilaçları iyi tanıyıp gerektiğinde acil çözümler üretebilmesi, hastalığın yönetiminde sorumluluk alması gerekir. Yani bir nevi kendi kendinin doktoru olmalıdır. Bunun için de hastalığı ile ilgili yeterli eğitime ve sağlık profesyonelleri ile sıkı iletişime ihtiyacı vardır ifadelerini kullandı.

 

Şeker hastalığının belirtileri nelerdir?

 

Şeker hastalığının tipik belirtileri çok su içmek, çok acıkmak, sık idrara çıkmaktır. Ayrıca iştahsızlık, hâlsizlik, çabuk yorulma, bulanık görme, açıklanamayan kilo kaybı, kaşıntı, inatçı bulaşıcı hastalıklar (mesela diş eti iltihapları, kadınlarda tekrarlayan vajinal mantar enfestasyonları) ve başka birçok bulgu şeker hastalığının belirtileri olabilir.

 

Hasta şeker hastalığının vücuda verdiği zararlarla ilişkili belirtiler de yaşayabilir.

 

Örneğin sinir yapısının zarar görmesi nedeni ile ayaklarda geceleri artan yanma, ağrı, his kaybı görülebilir. Bu tür ağrılı sinir lifi tutulmalarına sinir lifi tutulması denir (polinöropati).

 

Kimler şeker hastalığı riski altında?

 

Şişman veya kilo fazlalığı olan, bel çevresi kalın kişilerde 40 yaşından sonra daha belirgin olmak üzere diyabet riski artar.

 

Aşağıdakilerden bir veya daha fazlası eşlik ediyorsa bu risk artışı daha da fazladır. Birinci derece yakın akrabasında (anne, baba, kardeş) diyabet bulunanlar, iri bebek doğuran veya daha önce gebelik şekeri teşhisi almış kadınlar, yüksek tansiyonu olan kişiler, kan yağları yüksek olan kişiler, daha önce açlık şekeri sınırda yüksek (100-125 mg/dl) bulunanlar, gizli şeker tespit edilenler, polikistik over sendromu (PKOS) olan kadınlar, atardamar hastalığı bulunanlar, düşük doğum tartılı doğan kişiler, fizik aktivitesi düşük olan kişiler, doymuş yağlardan zengin ve posa miktarı düşük beslenme alışkanlığı olanlar, şizofreni hastaları ve atipik antipsikotik ilaç kullanan kişiler, organ (özellikle böbrek) nakli yapılmış hastalar.

 

Bunlardan klozapin (leponeks) en çok yan etkisi olan ama en de faydalı olanıdır.

 

Şeker hastalığı tedavisi nasıl yapılıyor?

 

Diyabet tedavisinin temelini doğru beslenme ve düzenli egzersiz oluşturur. Bu tedavilerle yeterli kan şekeri kontrolü sağlanamıyorsa ilaç tedavisi eklenir. Diyabet tedavisinde kullanılan ilaçlar haplar (oral anti diyabetikler) ve ensülin olmak üzere iki gruptur.

 

Erişkin yaşta diyabet olanların çoğunluğu uzun yıllar, sadece oral anti diyabetiklerle başarılı bir şekilde tedavi edilebilir.

 

Ancak, vücudunda tam veya tama yakın ensülin eksikliği olan, oral antidiyabetik tedaviye cevap alınamayan veya bu ilaçları kullanması sakıncalı olan kişilerde tedavi ensülinle yapılır.

 

Bu tedavilerin doğru uygulanması için hastanın eğitimi şarttır ve bu nedenle eğitim tedavinin bir parçası olarak görülmelidir.

 

Şeker hastası nasıl bir hayat düzeni içinde olmalı?

 

Diyabetli hastanın günlük hayatta yapması gerekenler sağlıklı yaşamak isteyen herhangi bir kişiden çok farklı değildir. Diyabetli kişi sağlıklı beslenmeli, sigara içmemeli, alkol tüketimi kısıtlı olmalı, düzenli egzersiz yapmalı, ilaçlarını düzenli kullanmalı, sağlık kontrollerini aksatmamalıdır.

 

Diyabetlinin hastalığını ve kullandığı ilaçları iyi tanıyıp gerektiğinde acil çözümler üretebilmesi, hastalığın yönetiminde sorumluluk alması gerekir. Bunun için de hastalığı ile ilgili yeterli eğitime ve sağlık profesyonelleri ile sıkı iletişime ihtiyacı vardır

 

Çok şeker yemek hastalığı belirtisi değildir. Göz dibinde küçük damar hastalığına ve Gun belirtisi dediğimiz pamuk gibi küçük kanamalara sebep olur.

 

Şeker hastalığının (Diyabet) ilaçla tedavisi

 

Şeker hastalığında ilaçla tedavi sadece tip 2 diyabet hastalarına uygulanır. Tip1 diyabetliler doğuştan şeker hastasıdır bu nedenle ensülin iğnesi kullanırlar.

 

Ayrıca pankreası alınmış olanlar ve dirençli şekilde Tip 2 diyabeti olanlara da ensülin verilir.

 

Şeker hastalığının ilaçla tedavisi

 

Tip2 diyabet hastalarında, tedaviye öncelikle egzersiz ve diyet verilir. Bu sayede hastanın kan şekerinin düşmesi sağlanmaya çalışılır. Fakat buna rağmen kan şekeri bazı hastalarda düşmez, işte bu durumda hastaya ilaç tedavisi uygulanır. 

 

Kullanılan haplar aslında iki türdür. Bazı haplar, pankreastan ensülin salgısı yapmayı sağlarken bazıları da, vücudun yeterince kullanamadığı ensülini kullanmasını sağlar.

 

Bu ilaçların hangisini kullanmak konusunda doktor karar vermelidir. Bazen şeker ilacını doktor, karışık bile kullandırabilir.

 

İlaçlara nasıl başlanır?

 

Genelde haplara düşük dozda başlanır. Kan şekerinin durumuna göre doz ayarlaması yapılır. Bazı hastalarda ilaç alındığı hâlde kan şekeri düşmez. Bu durumda, ilacı zamanda almamak, stres, bulaşıcı hastalık oluşmuş olabilir.

 

Pankreasta ensülin salgısı yapan beta hücreleri komple bitmiş olabilir bu durumlarda doktor ilacı değiştirebilir.

 

Kim şeker ilacı kullanamaz?

 

Karaciğer, böbrek hastası olanlar, pankreası alınmış hastalar, pankreas iltihabı geçirenler şeker haplarını kullanamaz. Bu hastalar ensülin kullanmalıdır.

 

Kanda var olan ensülin hormonunun etkisini arttıran ilaçlar:

 

Metformin,  acarboz, roziglitazon ilaçlar, ensülin etkisini arttıranlardır.  Piyasadaki ilaçlar:

 

DİAFORMİN XR (Yavaş Salınımlı Tablet)

 

GLANGE (Tablet)

 

GLİFOR (Film Tablet)

 

GLİFOR (Uzatılmış Salınımlı Tablet)

 

GLUCOPHAGE (Tablet)

 

GLUFORCE (Film Tablet)

 

GLUFORMİN Retard (Tablet)

 

GLUKOFEN (Film Tablet)

 

GLUKOFEN Retard (Film Tablet)

 

MATOFİN (Film Tablet)

 

METFULL (Efervesan Tablet)

 

Glibenklamid ve Metformin HCl

 

DUPLAX (Film Tablet)

 

GLİBOMET (Film Tablet)

 

GLUCOVANCE (Film Tablet)

 

Vildagliptin ve Metformin HCl

 

GALİPTİN MET (Tablet)

 

GALVUS MET (Tablet)

 

Bu ilaçlar, kan şekerinin normalin altına inmesine engel olurlar.

 

Ensülin salgısını arttıran ilaçlar:

 

Sülfonilüre grubu ilaçlar, pankreastan ensülin salgısını arttırır.

 

Karbohidratların bağırsaklardan emilimini geciktiren ilaçlar:

 

Acarboz ve glinid ilaçlardır bunlar karbohidratların bağırsaklardan emilimini azaltır.

 

Metformin:

 

Genelde kilolu olan tip 2 diyabet hastalarında kullanılır. Günde 2 veya 3 kere alınır. Bağırsaklara ve karaciğere etki eder, karaciğerde şeker yapımını azaltır, kaslarda ensülin etkisi sağlar.

 

Metformin kullananlarda biraz kilo verilir.

 

Karaciğer ve kalp yetmezliği olanlara önerilmez. Bazılarında, ishal, bulantı, gaz yapabilir. Bir süre sonra bunlar geçer. Tok karna yemekten hemen sonra alınır.

 

İlaç seçimi nasıl yapılır?

 

Açlık kan şekeri 130 mg/dl’den yüksek olan hastalara doktorlar metformin yazarlar. Doktor ilk etapta sabah akşam 1 defa yenmeklerden sonra ilacı kullandırır. Yapılan kan tahlillerine göre doz ayarı yapar. Kan şekeri 1 ay içinde düzene girmelidir.

 

Açlık kan şekeri 200 mg/dl üzerinde seyrediyorsa, metformin ve sülfonilüre tipi ilaçlar alınır.

 

Açlık kan şekeri, 300 mg/dl’nin üzerindeyse hasta ensülin tedavisine alınır ve kan şekeri düşürüldükten sonra ilaç tedavisine başlanır.

 

İlaç tedavisinde başarısızlık:

 

İlaç tedavisine rağmen kan şekeri düşmüyorsa, ya pankreasta ensülin yapımı yoktur ya da ilaç etki etmiyordur. Bu nedenle ilaç değişimi yapılır veya daha etkili ensülin türevleri kullanılmaya başlanılır. Yaklaşık 5 yıl boyunca aynı ilaçlar kullanılınca ilaçların etkisi azalır bu durumda hastanın ilaçları değiştirilir.

 

Fazla yemek yemek, kilo almak, hareketsizlik, stres, bulaşıcıcı hastalıklar, şeker hastalığının ilerlemesi, ilaç dozunun etkisizliği, ilaç emilim bozukluğu, şekeri arttıran kortizol türevleri (steroidler), büyüme hormonu ilaçlarının kullanılması şeker haplarının etkisini düşürür.

 

Psikosomatik bir hastalık olan diyabette strese bağlı mide delinmeleri ve iyi tedavi edilmezse iktidarsızlığa yol açabilir.

 

Bu durumda papaverin ve benzeri ilaçlarla ereksiyon kaybı düzeltilmeye çalışılır.

 

Mutluluk çubuğu denen protezleri taktırmak cerrahi bir işlemdir.

 

Büyüme hormonu ve boy uzatma arasında doğrudan bir ilişki vardır.

Özellikle gelişme çağında büyüme hormonu miktarını arttırmak direkt

olarak boy gelişimini etkiler

 

Büyüme Hormonu (HGH) beyindeki hipofiz bezi tarafından üretilir.

Vücudun büyümesi, yenilenmesi ve gelişmesinden sorumludur. Eksikliği

durumunda birçok önemli sıkıntı baş gösterebilir. En belirgin olanı ise

gelişim bozukluğudur.

 

Aynı zamanda yağ yakımı ve adale gelişimi için de faydalıdır. Büyüme

hormonu en çok uyku esnasında salgılanır. Uykunun ilk seviyesi

yükselir.

 

30’lu yaşlardan itibaren vücuttaki HGH faaliyetleri azalmaya

başlamaktadır. Belirli bir seviyenin üzerinde tutmak için bazı şeyler

yapılabilirler.

 

Büyüme Hormonunu Arttırmak İçin

 

a) Uzun süreli ve kesintisiz uyku uyunmalıdır.

b) B ve C vitaminlerinden eksik diyet yapılmamalıdır.

c) Kan şekeri seviyesi yüksek seviyelerde tutulmamalıdır.

e) Antrenmanlar kısa ve şiddet prensipleri uygulanarak yapılmalıdır.

 

Derin Uyku ve Büyüme Hormonu İlişkisi

 

HGH salgılanmasının uykuda yoğun olduğundan bahsetmiştik. Uzun ve

derin bir uykunun gerçekleşebilmesi için bazı gereklilikler vardır. Bu

şartların oluşturulması melatonin denen hormonun tam manasıyla

salgılanması içindir.

 

Uyku saatleri en az 8 saatlik dilimler halinde olmalıdır.

Melatonin salgısı için tamamen karanlık bir ortam oluşturulmalıdır.

Uykuya 1 saat kala telefon gibi dijital cihazların kullanımı bırakılmalıdır.

Dolu mideyle uyumamalısınız.

Sessiz bir ortamda uyumalısınız.

Gece uykusunu tercih etmelisiniz.

B ve C vitaminleri ve Büyüme Hormonu İlişkisi

 

Bu iki vitaminin düzenli olarak vücuda alınması, hem büyüme

hormonunun vücutta aktif hale getirilmesi hem de düzenli bir uyku

sağlamak için gereklidir. Ayrıca güçlü bir antioksidan olan C vitamini

spor esnasında oluşan atık maddelerin vücuttan kolaylıkla

uzaklaştırılmasında rol oynar. B vitamini ise amino asitlerin işlenmesi ve

kullanılmasında etkilidir.

 

Büyüme Hormonunun Kan Şekeri İle İlişkisi

 

Kan şekerinin gün içerisinde düşük tutulması büyüme hormonu

faaliyetlerini arttırmakta ve daha hızlı yağ yakılmasına yardımcı

olmaktadır. Sık sık ve az az karbohidrat ve protein tüketmek kan

şekerinin düzen dışına çıkmasına engel olur.

 

Tüketilen karbohidratlar yağsız ve tuzsuz olarak seçilmelidir. Tercihen,

pirinç, makarna ve patates kullanılmalıdır. Basit karbohidratlar ve

şekerden uzak durulmalıdır. Kan şekerinin düşük tutulduğu gün ve gece

yağ yakımı devam edecektir.

 

Antrenman ve Büyüme Hormonu İlişkisi

 

HGH seviyesini arttırmadaki en önemli etkenlerden birisi egzersiz

yapmaktır. Antrenman süresince uyarılan adaleleri yapılanma sürecinde,

yeteri kadar sentez yapabilmesi için vücudun geliştirdiği otomatik

mekanizmadır.

 

Bu durumda beyin, büyüme hormonu üretimini arttırır. Bunun için boy

uzatma egzersizleri hakkında bilgi sahibi olunmalıdır.

 

Büyüme hormonu sentetik olarak da piyasada bulunabilmekteyse de

kullanımı son derece risklidir. Zaten artık doktor onayı olmadan almak

mümkün olmadığı ancak kaçak yollardan temin edilebilir. Ayrıca vücutta

bulunan kanserli hücrelerin hızla büyümesine de sebep olabilmektedir.

Zararlı sebeplerinden dolayı kullanılmasını kesinlikle tavsiye etmiyorum,

eğer kullanılacaksa doktor kontrolünde kullanılmalıdır.

 

Sağlık, sevgi ve esenlik dolu günlere efendim.

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 23 Mart 2017 Perşembe

 

 

 

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazar, 24 Eylül 2017