Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

SEVGİNİN GÜCÜ

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 265 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Sevgi bazen aşk olarak tezahür ve tecelli eder, buna manevî aşk denir.

Herkese nasip olmaz, tasavvufta sadece gönül gözü açık olanlara

nasip olur.

Nefsanî aşk aslında şehvettir, gelir geçer; çoğu zaman da kalıcı iz bırakmaz.

Nefsi emareden fışkıran aşk gözleri kör eder; âşıkla maşuk arasında fark kalmaz.

Bazen tahripkâr ve öbürüne zarar vericidir aşk; de Clarembault Sendromunda olduğu gibi.

De Clérambault tarafından 1921’de tanımlanan bu hezeyanın temel teması başka birinin o kişiye âşık olduğu inancıdır. Genellikle yalnız yaşayan bir kadın olan erotomanik hezeyanlı kişi bilinmeyen sebeplerden dolayını aşkını açıklayamayan ama ilgisini belli eden “bir erkek tarafından sevildiğine ve arzu edildiğine” inanır.

***

Bu sevgili çoğu kez politikada sahne, sinema veya televizyonda halkın ilgisini toplayan popüler bir kişidir.

Erotomanik kişi hiç bir şeyden haberi olmayan bu insanı mektupları, telefon konuşmaları, ziyaretleri ile her şeyin herkese açıklanması istekleri ile rahatsız edebilirler.

Hatta bazen polise veya mahkemeye başvurabilirler.

***

Adli vak’aların çoğu erkektir. Bazen de kişi hezeyanını gizli tutabilir.

Mevzuubahis olan aşk çoğu zaman kişinin kendine yönelik narsisistik aşkının belirlenen bir kişiye yansıtılmasına başka bir şey değildir.

***

Aşk tıpkı gül gibidir; beslenmezse, can suyu verilmezse ve saygıyla taçlandırılmazsa zamanla söner ve âşıkla mâşuk arasındaki mesafe uzar.

Bir dostum bana “sevmek öğrenilebilir dostum” demişti.

Bu kesinlikle doğru…

Beyindeki limbik sistem, amigdala ve hippokampus gibi yapılarda arketipler dediğimiz evrimsel modüller hâlinde korlanmıştır aşk; arketipler arasında anne, baba, düşünen yaşlı kadın, içimizdeki erkek ve kadın, burada sınırlandırılmış olur. Eskiden Papez Halkası dediğimiz yapılar bunlar…

Her türlü terapi aslında hipnozdan evrimleşmiştir.

Bilişsel davranışçı ve dinamik psikoterapiler de bunlara dâhildir

Mesela Bahailik’ten esinlenen pozitif psikoterapi de bunlar arasındadır.

***

Bizi yönlendiren içgüdüsel dürtüler de beynimizin içinde modüller hâlinde yerleşmiştir.

Öğrenilmezler ve doğuştan itibaren mevcutturlar.

Beynimizin evrimi de devam ediyor, girinti ve çıkıntılar (sulkuslar ve giruslar) genişliyor.

Bu makaleyi Vikipedia’ya konan sansürü aşmanın yolunu bilmem rağmen yazdım.

Hiçbir kişi ölümsüz değildir, bu gün hayattayız, yarın ne olacak bilen var mı?

***

Capgras Sendromu: Bu fenomenin klinik olarak ortaya çıkması

oldukça nadirdir.

Bunun tek başına bir sendrom mu yoksa tanımlanan psikozun

bir parçası mı olduğu sorusuna henüz kesin bir cevap

bulunamamıştır.

Fransız ekolüne göre bu fenomenin psikiyatrik nozolojide özel

bir yeri vardır. Alman ekolü ise bir semptom olarak kabul

etmektedir.

***

Capgras hezeyanı genelde paranoid psikozlara eşlik eder.

 

Bipolar Bozukluğun psikotik epizotlarının hem manik hem de

depresif epizodunda ortaya çıkabilir.

 

Capgras sendromunun başlangıcı birlikte olduğu hastalığın

süresine bağlı değildir.

 

Psikozun herhangi bir döneminde görülebilir. Capgras

sendromu ortaya çıktığında diğer psikotik semptomların

varlığında bile klinik yönden dominantlık sağlar.

 

Önemli bir nokta olarak, Capgras sendromu bilinç açık iken

ortaya çıkar.

 

Bu sendrom Caspgras ve Reboul-Lachaux tarafından 1923’te

tanımlanmıştır.

 

Önemli kişilerin veya kendisinin çift olduğuna dair bir

hezeyandır.

***

Mesela hasta eşinin başka birisi imiş gibi davranarak insanları

aldatan birisi ile yer değiştirdiğine inanır.

 

Bu sendrom hallüsinasyonlar, illüzyonlar ile bağlantılı değildir.

Bir hezeyandır. 1983’te Berson literatüre geçmiş 133 hastayı

incelemiş; hem kadınlarda hem de ortaya çıktığını; ileri yaşlarda

görüldüğünü; diğer zihinsel hastalıklar ile beraber olabileceğini

göstermiştir.

 

B-De Clerambault Sendromu: Bu sendrom erotomanik tip bir

hezeyanlı bozukluktur. Genelde bireyden daha yüksek bir

sosyal konumdaki kişiye karşı duyulan gizli bir aşk vardır.

 

Cerrahpaşa’dayken gördüğüm, varoşlardan gelme bir bekâr

kadın şizofreni hastası olan M. bir şizofreni hastasıydı, Charles

Aznavour’un kendisine âşık olduğuna inanıyordu.

Görsel sonucu

***

Her iki cinsiyette de görülmesine rağmen kadınlarda daha sık

olarak rastlanır. Hastaların çoğu âşık oldukları kişiyi mektuplar,

telefon konuşmaları, beklenmedik ziyaretler ile taciz ederler ve

rahatsızlık verirler.

 

Bu hezeyan, cinsel bir gösteriden ziyade romantik bir aşk veya

“ruhsal birleşme” ile ilgilidir.

 

C-OTHELLO SENDROMU: Aşırı kıskançlık tipte bir hezeyandır.

 

Kıskançlık oldukça güçlü ve bir olumsuz bir duygudur. Bu

sendromun çekirdeği cinsel partnerinin sadakatsizliğine

inanmadır.

 

Seksüel arkadaş ile sınırlı olması dikkat çekicidir.

Hezeyan genellikle sür'atle başlar.

 

Hikâye derinleştirildiğinde birkaç ay

öncesinden şüphelenmelerin başladığı görülür.

 

Bir gün hasta aniden arkadaşını sadakatsizlik ile suçlar.

Bu inanış geçmiş olayların yanlış idrak etmesine ve

yorumlanmasına bağlıdır.

 

Çok küçük ipuçları hezeyanı destekler. Hasta partnerinin her

davranışını gözlemlemeye başlar.

 

Genelde erkeklerde daha sık olarak görülür.

 

Katil, intihar ve eşlerin ayrılmaları hiç de ender olmayarak

görülür.

 

D-GANSER SENDROMU:

Ganser sendromunun dört temel klinik özelliği vardır:

 

1-Yaklaşık cevaplar, 2-Bedensel konversiyon belirtileri, 3-

Hallüsinasyonlar, 4-Bilinçte bulanıklık.

 

Temel semptom “yaklaşık cevaplar” vermedir. Hasta sorulan

sorunun kesin cevabına çok yakın cevaplar verir. Mesela

2+2=5; iki elde 11 parmak olması; haftada 8 gün olması gibi.

 

Bedensel semptomlar hem motor hem de duyusal sistemlerde

görülür.

 

Ataksi ve denge bozukluğuna rastlanılmaktadır.

 

Hallüsinasyonlar bulunuyorsa bunlar daha çok görsel ve işitsel

formlardadır. En çok hapishanelerde yatan mahkûmlarda

görülür ve havasızlığın, kötü beslenmenin, havadaki CO2’nin

artmasının bu tabloya açtığı bildirilmiştir

 

E-Couvade Sendromu: Semptomlar hamileliğin 3. ayına

yakın herhangi bir dönemde ortaya çıkar. Daha çok ilkel

toplumlarda görülür.

 

Bebek bekleyen baba eşinin gebeliği boyunca boyunca aynı

onun gibi yatar, aş erer, doğum sancıları çeker.

 

couvade ile ilgili görsel sonucu

Bu tür hastaları çok gördüm; en ilginç vak’a örneği DSM-V kitabından:

Beyaz bir adam olan ve bekâr olan John bulunduğu Afrika ülkesindeki bir cadı doktoruna gider. Hamile olduğunu düşünmektedir.

Cadı doktor(!) muayene ettiğinde linea nigra ve kloazma dediğimiz hamilelik belirtilerini görür.

Kendisine 200 mg thioridazin (Melleril) verir (bu ilaç hâlen piyasadan kalpteki QTC aralığını uzattığı gerekçesiyle piyasadan çekildi; hâlbuki eskiden 800 mg’a kadar verirdik ve göz dibinde pigment birikimi yapmadıkça da rahatlıkla yazardık) ve ishal olan John “çocuk düştü” der ama bunun suçlusu olarak Cadı Doktoru katleder.

Peki, ceza alır mı?

Hayır, çünkü o Afrika ülkesinde bu arızî (geçici) bir delilik olarak görüldüğünden dolayı, tedavisinden sonra salıverilir.

***

Yakında o yörelere gideceğiz ya, eğer hastalanırsak mutlaka iyi bir tıp doktoruna gideceğiz; manevi şifacılara asla uğramayacağız.

Bilimle, sevgi, dayanışma ve dirlikle kalın.

Bu arada, Evrimsel Psikiyatri ve Psikoloji kitaplarını yazmaya devam ediyorum. 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 03 Ağustos 2017

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Cumartesi, 18 Kasım 2017